Ekranın Öte Yanı 1

  • Görüntüleme: 22

PİKSELLERİN ARASINDAKİ BOŞLUKTA KENDİMİZİ ARAMAK​

1772194174699.webp


Sabah saat 07:00. Güneşin doğuşundan önce, odadaki karanlığı yırtan o tanıdık, soğuk mavi ışıkla başlıyor günümüz. Henüz yüzümüze su bile vurmadan, parmaklarımız refleks bir hareketle o pürüzsüz cam yüzeye dokunuyor. Bildirimler, cevapsız mesajlar, günün ilk teknoloji haberleri veya bir gecede değişen borsa grafikleri… Daha tam uyanmadan dünyanın dijital gürültüsüne dahil oluyoruz. Çoğu platformlarda her gün işlemci mimarilerini, yazılım dillerini, donanım performanslarını konuşuyoruz. Peki, tüm bu karmaşanın ortasında, o ekranın öte yanındaki asıl özneyi, yani kendimizi nereye koyuyoruz?
Teknoloji dünyasının içinde olan bizler, verimlilik ve hız konusunda birer uzman haline geldik. Bilgisayarlarımızın ısınmaması için en iyi soğutma sistemlerini kuruyor, sunucularımızın çalışma süresini (uptime) %99.9’da tutmak için ter döküyoruz. Ancak garip bir tezat var: Donanımlarımız buz gibi çalışırken, bizim zihinlerimiz aşırı yüklenmeden dolayı cayır cayır yanıyor.

Sürekli bir şeyleri "kaçırma" korkusu yerini yavaş yavaş "yetişememe" yorgunluğuna bırakıyor. Bir yazılım dilini tam öğrendiğimizi sandığımızda yenisi çıkıyor; bir donanım satın aldığımızda ertesi gün "eskimiş" damgası yiyor. Bu hız döngüsü içinde, sadece teknik bilgilerimizi değil, sabrımızı ve odaklanma yeteneğimizi de birer birer kaybediyoruz. Eskiden bir programın yüklenmesini beklerken pencereden dışarı bakar, hayal kurardık. Şimdi o iki saniyelik gecikme bile içimizde tarif edilemez bir huzursuzluk yaratıyor. Pikseller arasındaki o boşluklar, eskiden düşüncelerimize aitti; şimdi ise reklamlarla ve bitmek bilmeyen içerik akışıyla dolu. Bu yüzden kendimizin farkına varmak için bir seri başlatıyorum.

"Ekranın Öte Yanı" Neyi Anlatıyor?
Bu yeni seride, sadece kod satırlarından veya teknik özelliklerden bahsetmeyeceğiz. Burada, o klavyeye vuran parmakların yorgunluğunu, bir projeyi bitirdiğimizde gelen o boşluk hissini, bazen de bir "syntax error" karşısında hissettiğimiz o sessiz çığlığı konuşacağız. Teknolojinin bizi birbirimize bağladığını iddia ettiği bir çağda, aslında ne kadar "bağlı" ama ne kadar "yalnız" olduğumuzu masaya yatıracağız.

"Ekranın Öte Yanı", aslında bizim unuttuğumuz analog tarafımız. Binlerce satır kodun arkasında gizlenen o çocuksu merak, bir devre kartını çalıştırdığımızda hissettiğimiz o saf sevinç ve bazen de dijitalleşen dünyada kendimizi birer "veriden" ibaret görmeye başlamamızın getirdiği melankoli… Bunların hepsi bu köşenin konusu olacak. “Neden bunu konuşuyoruz?” diyecek olursanız çünkü bizler birer robot değiliz. Platformlarda paylaştığımız her bilgi, aslında bir insanın deneyiminden süzülüp geliyor. Eğer sadece teknik verileri konuşursak, o verinin içindeki ruhu kaybederiz. Bir kulaklığı incelerken sadece frekans aralığını değil, o kulaklıkla dinlediğimiz şarkının bizi hangi anılara götürdüğünü de konuşabilmeliyiz. Bir oyunun grafik kalitesinden bahsederken, o oyunun dünyasında neden bu kadar çok vakit geçirdiğimizi, gerçek dünyadan neyi kaçırdığımızı da sorgulayabilmeliyiz.

İnsan kalmak, bu dijital fırtınanın içinde bazen durup derin bir nefes almayı gerektiriyor. Ekranı kapatıp karanlıkta yansıyan kendi yüzümüze bakmak, hangi güncellemelerin bize iyi geldiğini, hangi "update"lerin ise ruhumuzu ağırlaştırdığını anlamak zorundayız.

Bu bir başlangıç. Bundan sonra her yazıda, dijital hayatın içindeki farklı bir insani duyguya, bir düşünceye dokunacağız. Bazen nostaljinin o tozlu sayfalarında gezecek, bazen de geleceğin getirdiği kaygıları birlikte göğüsleyeceğiz.

Sizden tek bir isteğim var: Bu yazıyı okuduktan sonra sadece birkaç dakikalığına ekranı kapatın. Gözlerinizi dinlendirin ve o an ne hissettiğinize odaklanın. Piksellerin bittiği yerde, sizin hikayeniz başlıyor. Ve emin olun, o hikaye dünyadaki hiçbir yazılımdan veya donanımdan daha değersiz değil.
Peki, siz ekranı kapattığınızda yansımanıza bakarken en çok neyi özlediğinizi hissediyorsunuz?

Son yorumlar

Özge Karail yeni bir blog yazısı hazırladım:

Ekranın Öte Yanı 1

PİKSELLERİN ARASINDAKİ BOŞLUKTA KENDİMİZİ ARAMAK​

Ekli dosyayı görüntüle 7546

Sabah saat 07:00. Güneşin doğuşundan önce, odadaki karanlığı yırtan o tanıdık, soğuk mavi ışıkla başlıyor günümüz. Henüz yüzümüze su bile vurmadan, parmaklarımız refleks bir hareketle o pürüzsüz cam yüzeye dokunuyor. Bildirimler, cevapsız mesajlar, günün ilk teknoloji haberleri veya bir gecede değişen borsa grafikleri… Daha tam uyanmadan dünyanın dijital gürültüsüne dahil oluyoruz. Çoğu...

Blog yazısının tamamını buradan okuyun...
Geri
Üst