Ekranın Öte Yanı 4

  • Görüntüleme: 15
1772281228601.webp

YÜKLEME ÇUBUĞUNUN ÖTESİNDE: SABRETMEYİ Mİ UNUTTUK?
Ekranın öte yanındaki dostum, bugün en son ne zaman sadece “beklediğini” sormak istiyorum sana. Bir sayfanın yüklenmesini, bir dosyanın inmesini ya da bir cevabın gelmesini... Teknoloji dünyası bize her şeyi “anında” sunma vaadiyle her geçen gün daha da hızlanırken, biz bu hızın içinde beklemeye dair o kadim yeteneğimizi mi yitirdik? Artık bir videonun ilk üç saniyesi bizi yakalamazsa kaydırıp geçiyoruz, bir sayfa iki saniye geç açılırsa öfkeleniyoruz. Hız, bir verimlilik ölçütü olmaktan çıktı ve hayatın her alanına yayılan sinsi bir huzursuzluğa dönüştü. Oysa hayatın en kıymetli anları, genellikle o “yükleme çubuklarının” bittiği yerde değil, bizzat beklemenin kendi içindeki o sessiz boşluklarda gizlidir.
Eskiden bir mektubun cevabını haftalarca beklerken, o bekleme süresi boyunca karşı tarafa dair hayaller kurar, özlemimizi büyütürdük. Şimdi ise bir mesajın altındaki “görüldü” ibaresi, saniyeler içinde cevaplanmazsa bir terk edilmişlik hissine dönüşüyor. Her şeyin bu kadar ulaşılabilir ve hızlı olması, ulaştığımız şeylerin değerini mi azaltıyor? Bir bilgiye saniyeler içinde ulaşmak bizi daha bilgili mi yapıyor, yoksa sadece daha sabırsız birer veri tüketicisi mi? Beklemek, modern dünyada artık bir “zaman kaybı” veya bir “sistem hatası” gibi algılanıyor. Ancak unutmamalıyız ki; en iyi fikirler demlenmek için zamana ihtiyaç duyar, en derin dostluklar yılların bekleyişiyle pişer ve ruhumuzun büyümesi dijital bir işlemci hızında gerçekleşmez.
Piksellerin ötesinde kendimize bir ayna tuttuğumuzda, bu hızın bizi nasıl birer “şimdi” bağımlısı yaptığını görebiliriz. Bir fotoğrafın beğenilmesini, bir siparişin kapıya gelmesini, başarının bir gecede kapımızı çalmasını istiyoruz. Beklemeyi bir yenilgi sanıyoruz. Oysa doğada her şeyin bir mevsimi, her oluşun bir süresi vardır. Bir tohumun filizlenmesi için toprakta sessizce beklemesi gerekir; onu daha hızlı büyümesi için yukarı çekmek sadece köklerini koparır. Bizler de zihinsel sistemlerimizi sürekli “hızlı şarj” modunda tutmaya çalışırken, aslında kendi derinliğimizden ve içsel dinginliğimizden feragat ediyoruz. Bir şeyi beklemek, aslında ona değer vermekle eş anlamlıdır.
Bugün, internet bağlantın koptuğunda ya da hayat planların biraz aksadığında o hissettiğin ani öfkeyi izle. O öfke, hızın bizi köleleştirdiği yerin tam koordinatıdır. Belki de o donan ekran veya geciken cevap, bize biraz durmamız, nefes almamız ve çevremizdeki gerçek dünyaya bakmamız için verilmiş bir fırsattır. Gerçek hayat, 1x hızında akar ve bu hızın kendine has bir ritmi vardır. Pikseller bizi ne kadar hızlandırırsa hızlandırsın, kalbimiz hala o eski, yavaş ve derin tempoda çarpmaya devam ediyor. Bu yazıyı bitirdikten sonra, bir sonraki işine geçmeden önce sadece dur ve derin bir nefes al. Hiçbir yere yetişmek zorunda olmadığın o bir dakikalık “bekleme” anında, aslında ne kadar çok şeye sahip olduğunu fark edeceksin. Sahi, hızın bizi ele geçirdiği bu çağda, sen en son neyi sabırla ve keyifle bekledin?

Son yorumlar

Özge Karail yeni bir blog yazısı hazırladım:

Ekranın Öte Yanı 4

Ekli dosyayı görüntüle 7631
YÜKLEME ÇUBUĞUNUN ÖTESİNDE: SABRETMEYİ Mİ UNUTTUK?
Ekranın öte yanındaki dostum, bugün en son ne zaman sadece “beklediğini” sormak istiyorum sana. Bir sayfanın yüklenmesini, bir dosyanın inmesini ya da bir cevabın gelmesini... Teknoloji dünyası bize her şeyi “anında” sunma vaadiyle her geçen gün daha da hızlanırken, biz bu hızın içinde beklemeye dair o kadim yeteneğimizi mi yitirdik? Artık bir videonun ilk üç saniyesi bizi yakalamazsa kaydırıp geçiyoruz, bir sayfa...

Blog yazısının tamamını buradan okuyun...
Geri
Üst