Kalabalık Yalnızlıklar 1

  • Görüntüleme: 14
İYİYMİŞ GİBİ YAPMAK
file_0000000010b072469d6dc3ab6c5112f2.webp

“İyiyim.” Günün en otomatik kelimesi. En hızlı verilen cevap. Üzerine en az düşünülen ama en çok tekrarlanan cümle. Gerçekten iyi olduğumuz için değil; konuşmayı uzatmamak için. Açılmamak için. Zayıf görünmemek için. Bir toplantıdan çıkıyoruz, başımız ağrıyor ama “yoğun ama güzel” diyoruz. Bir mesaj geliyor: “Nasıl gidiyor?” Cevap hazır: “Süper.” Sosyal medyada üretkenlik, başarı, tempo, yeni hedefler…
Kimse “yoruldum” demiyor. Daha doğrusu, dememeyi öğreniyoruz. İyiymiş gibi yapmak bir refleks hâline geldi. Çünkü güçlü görünmek değerli. Ayakta kalmak değerli. Şikâyet etmeyen insan makbul. Özellikle üretim ve performans odaklı çevrelerde kırılganlık, verimsizlik gibi algılanıyor. Düşmek değil, düşmüş gibi görünmek korkutuyor.
Oysa çoğumuzun içinden geçen cümle başka: “Biraz durmak istiyorum.”
“Biraz hafiflemek.”
“Biraz gerçekten iyi olmak.”
Ama durmak riskli. Yavaşlamak geri kalmak gibi. Yorulmak normal ama yorulduğunu söylemek tuhaf. Bu yüzden rol yapıyoruz. Hem kendimize hem birbirimize. İşin ilginç tarafı şu: Herkes iyiymiş gibi yaparken, herkes yalnızlaşıyor. Çünkü kimse gerçek hâlini ortaya koymuyor. Bir odada on kişi varsa, on farklı maske var. Ve herkes diğerinin gerçekten iyi olduğunu zannediyor. Böylece kendi yorgunluğunu daha da saklıyor.
Bu bir zayıflık meselesi değil. Bu, çağın ritmiyle ilgili. Hızlıyız. Görünürüz. Sürekli bağlantı hâlindeyiz. Ama iç bağlantımız zayıf. Ne hissettiğimizi fark edecek kadar yavaşlamıyoruz. Fark etsek bile dile getirecek alan bulamıyoruz. Belki de en çok yorulduğumuz şey çalışmak değil; iyi görünme çabası. Sürekli toparlanmış, motive, hazır ve güçlü olma hâli. İnsan olmak yerine “sorunsuz bir profil” olmaya çalışıyoruz. Peki gerçekten ne olurdu bazen “iyi değilim” desek? Ne kaybederdik? İmaj mı? Güç mü? Saygınlık mı? Yoksa tam tersine, biraz insanlık mı kazanırdık? İyiymiş gibi yapmak kısa vadede işleri kolaylaştırıyor. Sohbet uzamıyor. Kimse detay sormuyor. Düzen bozulmuyor. Ama uzun vadede birikiyor. Söylenmeyen cümleler, ertelenen duygular, bastırılan yorgunluklar… İçeride bir yer doluyor. Belki bu seri boyunca en temel sorumuz şu olacak: Gerçekten ne hissediyoruz?
Çünkü kalabalıkların içinde yalnızlaşmamızın nedeni insan eksikliği değil; samimiyet eksikliği olabilir. Hepimiz aynı oyunu oynarken kimse oyunun farkında değilmiş gibi davranıyoruz. Belki de ilk adım çok büyük bir değişim değil. Sadece otomatik “iyiyim” yerine bir saniye durmak. Gerçek cevabı duymaya cesaret etmek. İyi olmamak da insana dair. Ve belki de iyileşmenin başlangıcı, iyiymiş gibi yapmayı bırakmak...
Geri
Üst