SESSİZLİKTEN NEDEN BU KADAR KAÇIYORUZ?
Eskiden sessizlik daha sıradan bir şeydi.
Bir yürüyüşte kimse konuşmadan yan yana yürümek tuhaf sayılmazdı. Bir odada herkes kendi işiyle meşgulken ortamın sessiz olması rahatsız edici gelmezdi. Zihnin boş kalabildiği anlar daha doğaldı.
Şimdi ise sessizlik çoğu zaman doldurulması gereken bir boşluk gibi hissediliyor.
Bir yerde tek başımıza otururken elimiz hemen telefona gidiyor. Asansörde birkaç saniyelik sessizlik bile rahatsız edebiliyor. Bir sohbetin ortasında kısa bir duraklama olduğunda hemen yeni bir konu açma ihtiyacı hissediyoruz. Sanki sessizlik yanlış bir şeymiş gibi.
Oysa sessizlik çoğu zaman zihnin nefes aldığı alandır.
Ama biz o alanı sürekli gürültüyle kapatıyoruz. Müzik, videolar, bildirimler, mesajlar, içerikler… Gün içinde zihnimiz neredeyse hiç boş kalmıyor. Bir ses bitmeden diğeri başlıyor. Bir görüntü kaybolmadan diğeri geliyor.
Bu sürekli uyarılma hali bir süre sonra normalleşiyor.
Ve ilginç bir şey oluyor: Sessizlik yabancı gelmeye başlıyor.
Oysa insanın iç dünyası ancak sessizlikte kendini duyurur. Gün içinde bastırdığımız düşünceler, fark etmediğimiz duygular, yarım kalmış sorular… Hepsi sessizlikte yüzeye çıkar.
Belki de tam bu yüzden ondan kaçıyoruz.
Çünkü sessizlik bazen aynadır. Kendinle baş başa kalmak demektir. O gün gerçekten nasıl hissettiğini fark etmek demektir. İçinde birikenleri duymak demektir.
Bu her zaman kolay değildir.
Birçok insan için sessizlik, farkındalığın başladığı yerdir. Ama aynı zamanda rahatsızlığın da başladığı yer olabilir. Çünkü dikkat dağıtan hiçbir şey kalmaz.
Kendine şu soruyu sormayı dene:
En son ne zaman gerçekten sessiz bir an yaşadım?
Telefon olmadan. Arka planda bir ses olmadan. Sadece düşüncelerinin olduğu bir an.
Birçok insan bu soruya net bir cevap veremez.
Modern hayat bize sürekli meşgul olmayı öğretti. Ama içsel sessizliği nasıl koruyacağımızı öğretmedi. Oysa zihnin de kaslar gibi dinlenmeye ihtiyacı var. Sürekli çalıştığında sertleşir, gerginleşir ve yorulur.
Sessizlik bu yüzden sadece bir boşluk değil; bir denge alanıdır.
İnsan bazen düşüncelerini toparlamak için değil, sadece var olmak için sessizliğe ihtiyaç duyar. Bir pencerenin önünde oturmak, bir parkta yürümek, hiçbir şey yapmadan birkaç dakika geçirmek…
Bu anlar üretken görünmeyebilir. Ama iç dünyayı yeniden düzenler.
Belki de sessizlikten kaçmak yerine ona biraz yer açmayı öğrenmemiz gerekiyor.
Çünkü insanın kendini en net duyduğu yer çoğu zaman kalabalıklar değil; sessiz anlardır.
Ve bazen birkaç dakikalık gerçek sessizlik, saatlerce süren gürültüden daha çok şey anlatır.