KENDİMİZİ SÜREKLİ KARŞILAŞTIRIRKEN
İnsan eskiden daha çok kendisiyle yarışırdı.
Daha iyi olmak isterdi. Dününden biraz daha ileri gitmek, bir şeyi biraz daha iyi yapmak… Bu doğal bir çabaydı. Ama bugün yarışın yönü değişti. Artık çoğu zaman kendimizle değil, başkalarının hayatlarıyla yarışıyoruz.
Ve bu yarışın bitiş çizgisi yok.
Bir ekran açıyoruz. Birinin başarısını görüyoruz. Başka birinin tatilini. Bir başkasının ilişkisini. Birinin kariyerini, diğerinin hayat düzenini… Herkes bir şey başarmış gibi görünüyor. Herkes bir yere ulaşmış gibi.
Biz ise o görüntülerin ortasında kendimizi ölçmeye başlıyoruz.
“Ben neredeyim?”
“Ben neden böyle değilim?”
“Ben geri mi kaldım?”
Karşılaştırma insan zihninin doğal bir refleksi olabilir. Ama sürekli hale geldiğinde iç dünyayı sessizce kemirir. Çünkü her karşılaştırma küçük bir eksiklik hissi üretir.
Birinin başarısı, kendi ilerlemeni değersiz hissettirebilir. Birinin mutluluğu, kendi hayatını soluk gösterebilir. Oysa çoğu zaman karşılaştırdığımız şeyler gerçek değil; seçilmiş anlar.
Hiç kimse hayatının tamamını paylaşmaz. Ama biz çoğu zaman kendi iç dünyamızın tamamını, başkalarının vitrinine karşı koyarız.
Bu adil bir yarış değil.
Çünkü birinin görünen kısmı ile kendi görünmeyen taraflarımızı kıyaslıyoruz. Onların en parlak anlarıyla, kendi en kararsız anlarımızı.
Ve böylece yavaş yavaş kendi yolumuzdan uzaklaşıyoruz.
Bir noktadan sonra insan ne istediğini değil, neyin eksik olduğunu düşünmeye başlar. Çünkü odak değişmiştir. İçeriden dışarıya kaymıştır.
Oysa hayatın temposu herkes için farklıdır. Biri erken başlar, biri geç. Biri hızlı gider, biri daha yavaş. Ama hız, yön anlamına gelmez.
Birçok insan hızlı koşar ama nereye gittiğini bilmez.
Karşılaştırma, memnuniyeti sessizce yok eden bir alışkanlıktır. Çünkü her zaman senden daha ileride görünen biri olacaktır. Daha başarılı, daha mutlu, daha görünür.
Ama şu soru nadiren sorulur:
Ben gerçekten ne istiyorum?
Bu soru basit görünür ama cevaplamak zordur. Çünkü başkalarının sesleri çok gürültülüdür. Beklentiler, örnek hayatlar, başarı hikâyeleri… Hepsi aynı anda konuşur.
Kendi sesini duymak için bazen o gürültüden biraz uzaklaşmak gerekir.
Belki de mesele daha hızlı gitmek değildir. Daha doğru yönde yürümektir.
Kendine ait bir tempo bulmak. Başkalarının hızına bakmadan ilerlemek. Küçük ilerlemeleri küçümsememek.
Çünkü hayat bir yarış değil; bir yol.
Ve her yol, onu yürüyen insanın ritmine göre anlam kazanır.
Belki de en özgürleştirici karar şudur:
Başkalarının hayatını ölçü birimi yapmayı bırakmak.
O zaman insan ilk kez gerçekten kendi hayatını yaşamaya başlar.