Bazen bilim, elindeki fenerle karanlık bir mağaraya giren kaşif gibidir. Yolunu aydınlatır, taşları tanımlar, harita çıkarır… fakat bazı köşelerde fenerin ışığı sanki bilinçli biçimde yutulur. İşte insanlığın yıllardır çözemediği bazı anomaliler tam olarak böyle yerlerde saklanıyor.
Evren mantıklı olmak zorunda değil. Bizim anlamlandırma çabamız ise çoğu zaman bir dedektif hikâyesi gibi ilerliyor: ipuçları var, tanıklar var, hatta kayıtlar var… fakat son sayfa eksik.
1977’de Ohio State Üniversitesi’ndeki bir radyo teleskopu, sadece 72 saniye süren ve sonrasında bir daha asla tekrarlanmayan güçlü bir sinyal yakaladı. “Wow! Sinyali” olarak anılan bu olay, bugüne kadar ne doğal bir kaynakla ne de insan yapımı bir sistemle net biçimde açıklanabildi. SETI araştırmacıları için hâlâ kozmik bir soru işareti.
Benzer şekilde New Mexico’daki Taos kasabasında bazı insanların duyduğu düşük frekanslı uğultu, bilimsel ekiplerin ölçümlerine rağmen evrensel bir kaynağa bağlanamadı. İlginç olan, herkesin bu sesi duymaması. Bu da olayı hem fizyolojik hem psikolojik hem de çevresel bir bulmacaya dönüştürüyor.
Atmosferde gözlemlenen küre şeklindeki “Ball Lightning” vakaları ise fizikçilerin başını yıllardır ağrıtıyor. Tanıklar, duvarlardan geçen veya birkaç saniye havada süzülen parlak enerji topları gördüklerini söylüyor. Laboratuvar ortamında benzer plazma yapıları üretilebilmiş olsa da doğadaki olayın tam karşılığı hâlâ tartışmalı.
Okyanusların en karanlık noktası olan Mariana Çukuru’ndan kaydedilen metalik yankılar, ilk başta bilinmeyen bir canlıya atfedilmişti. Daha sonra bazı araştırmalar bu seslerin balina çağrılarına benzediğini gösterdi fakat kayıtların sıra dışı karakteri merakı tamamen bitirmedi.
Norveç’in Hessdalen Vadisi’nde onlarca yıldır görülen ışık küreleri, bilim insanlarını bölgeye kalıcı gözlem istasyonları kurmaya zorladı. Plazma, piezoelektrik etkiler ve iyonize gaz teorileri öne sürülse de olayın tek bir açıklamayla kapanmadığı ortada.
Kozmik ölçekte ise “Great Attractor” adı verilen devasa kütle çekim anomalisi, Samanyolu dahil yüzlerce galaksiyi görünmeyen bir merkeze doğru çekiyor. Toz bulutları nedeniyle doğrudan gözlenemeyen bu bölge, astronominin en büyük gizemlerinden biri.
Meksika’daki “Zone of Silence” ise elektronik sinyallerin zaman zaman kesildiği, pusulaların şaştığı ve meteorit düşüşlerinin yoğun olduğu bir çöl alanı olarak ün kazandı. Popüler kültür burayı paranormal hikâyelerle süslese de jeolojik ve manyetik açıklamalar da masada.
Tüm bu olayların ortak noktası şu: Hiçbiri tamamen çözümsüz değil, fakat hiçbiri de tatmin edici biçimde kapanmış dosya değil. Bilim çoğu zaman sabır ister; bugün “gizem” dediğimiz şey, yarının ders kitabı olabilir. Yine de bazı soruların cazibesi, cevaplardan daha uzun ömürlü.
Belki de mesele bilinmeyeni çözmek değil, onunla yaşamayı öğrenmek. Çünkü evren, insan merakını diri tutmayı fazlasıyla iyi biliyor.
Sizce bu anomalilerden hangisi gerçekten açıklanamayacak kadar tuhaf? Yoksa hepsi sadece henüz çözülememiş bilimsel problemler mi?
Evren mantıklı olmak zorunda değil. Bizim anlamlandırma çabamız ise çoğu zaman bir dedektif hikâyesi gibi ilerliyor: ipuçları var, tanıklar var, hatta kayıtlar var… fakat son sayfa eksik.
1977’de Ohio State Üniversitesi’ndeki bir radyo teleskopu, sadece 72 saniye süren ve sonrasında bir daha asla tekrarlanmayan güçlü bir sinyal yakaladı. “Wow! Sinyali” olarak anılan bu olay, bugüne kadar ne doğal bir kaynakla ne de insan yapımı bir sistemle net biçimde açıklanabildi. SETI araştırmacıları için hâlâ kozmik bir soru işareti.
Benzer şekilde New Mexico’daki Taos kasabasında bazı insanların duyduğu düşük frekanslı uğultu, bilimsel ekiplerin ölçümlerine rağmen evrensel bir kaynağa bağlanamadı. İlginç olan, herkesin bu sesi duymaması. Bu da olayı hem fizyolojik hem psikolojik hem de çevresel bir bulmacaya dönüştürüyor.
Atmosferde gözlemlenen küre şeklindeki “Ball Lightning” vakaları ise fizikçilerin başını yıllardır ağrıtıyor. Tanıklar, duvarlardan geçen veya birkaç saniye havada süzülen parlak enerji topları gördüklerini söylüyor. Laboratuvar ortamında benzer plazma yapıları üretilebilmiş olsa da doğadaki olayın tam karşılığı hâlâ tartışmalı.
Okyanusların en karanlık noktası olan Mariana Çukuru’ndan kaydedilen metalik yankılar, ilk başta bilinmeyen bir canlıya atfedilmişti. Daha sonra bazı araştırmalar bu seslerin balina çağrılarına benzediğini gösterdi fakat kayıtların sıra dışı karakteri merakı tamamen bitirmedi.
Norveç’in Hessdalen Vadisi’nde onlarca yıldır görülen ışık küreleri, bilim insanlarını bölgeye kalıcı gözlem istasyonları kurmaya zorladı. Plazma, piezoelektrik etkiler ve iyonize gaz teorileri öne sürülse de olayın tek bir açıklamayla kapanmadığı ortada.
Kozmik ölçekte ise “Great Attractor” adı verilen devasa kütle çekim anomalisi, Samanyolu dahil yüzlerce galaksiyi görünmeyen bir merkeze doğru çekiyor. Toz bulutları nedeniyle doğrudan gözlenemeyen bu bölge, astronominin en büyük gizemlerinden biri.
Meksika’daki “Zone of Silence” ise elektronik sinyallerin zaman zaman kesildiği, pusulaların şaştığı ve meteorit düşüşlerinin yoğun olduğu bir çöl alanı olarak ün kazandı. Popüler kültür burayı paranormal hikâyelerle süslese de jeolojik ve manyetik açıklamalar da masada.
Tüm bu olayların ortak noktası şu: Hiçbiri tamamen çözümsüz değil, fakat hiçbiri de tatmin edici biçimde kapanmış dosya değil. Bilim çoğu zaman sabır ister; bugün “gizem” dediğimiz şey, yarının ders kitabı olabilir. Yine de bazı soruların cazibesi, cevaplardan daha uzun ömürlü.
Belki de mesele bilinmeyeni çözmek değil, onunla yaşamayı öğrenmek. Çünkü evren, insan merakını diri tutmayı fazlasıyla iyi biliyor.
Sizce bu anomalilerden hangisi gerçekten açıklanamayacak kadar tuhaf? Yoksa hepsi sadece henüz çözülememiş bilimsel problemler mi?