• Deus Ex: Mankind Divided Prag 2029 Rehberi

    Deus Ex: Mankind Divided Prag 2029 Rehberi: Oyundaki 6 Gizli Tur Noktası

    Merhaba.

    Bu yazıda Deus Ex: Mankind Divided içerisinde kendime koyduğum küçük ama oldukça ilginç bir hedefi ve bu hedefe ulaşırken yaşadığım süreci anlatacağım.

    Oyunun Prag haritasında fark edilmesi oldukça kolay olmayan bazı noktalar bulunuyor. Bunların izini sürdükçe, başlangıçta sıradan bir hikâye eşyası gibi görünen bir nesnenin aslında oyuncuyu Prag'ın farklı köşelerinde küçük bir keşif turuna çıkardığını fark ettim.

    Bu benim buradaki ilk uzun yazılarımdan biri olduğu için anlatım yer yer biraz kişisel olabilir. Ancak Deus Ex'in çevre tasarımını ve gizli detaylarını sevenlerin hoşuna gideceğini düşünüyorum.

    Juggernaut Collective bu kez bir seyahat acentesi gibi

    Juggernaut Collective'i oyunda küresel ölçekte faaliyet gösteren bir siber örgüt olarak tanıyoruz.

    Fakat görünen o ki Adam Jensen için küçük bir Prag turu da hazırlamışlar.

    Jensen'in dairesinde, yatağın ve pencerenin arasındaki zeminin altında gizli bir bölme bulunuyor. Burada "Juggernaut'tan Hoş Geldin Hediyesi" olarak tanımlanan bir eşya var.

    Bu nesne envanterde yalnızca bir hikâye öğesi olarak görünüyor ve herhangi bir görevde doğrudan kullanılmıyor.

    Fakat dikkatli incelendiğinde iş değişiyor.

    Zarfın içerisinde Prag'daki bazı yerlerin fotoğrafları ile işaretlenmiş konumlar bulunuyor.

    Yani aslında oyun, size açıkça söylemeden küçük bir şehir turu veriyor.

    Prag 2029 rehberli turu başlıyor

    İlk fotoğraftaki noktayı bulmak oldukça kolay.

    Konum, oyundaki araba bayisinin çevresinde bulunuyor ve fotoğraftaki açı neredeyse birebir yeniden oluşturulabiliyor.

    Burası aynı zamanda SM05: Samizdat yan görevi nedeniyle de tanıdık bir bölge.

    Görevin ilerleyen aşamalarından biri bu binanın çatısında gerçekleşiyor.

    Samizdat göreviyle bağlantılı bölge

    Görev sırasında amaçlardan biri şehir veri merkezinin kontrolünü ele geçirmek.

    Veri merkezine giderken Peter Chang, Jensen ile iletişime geçiyor. Jensen Samizdat meselesinin çözüldüğünü bildiriyor ve Chang kullanılan yönteme şaşırarak görüşmeyi sonlandırıyor.

    Bu yüzden rehberdeki ilk nokta yalnızca görsel olarak değil, görev bağlantısı açısından da dikkat çekici.

    Anıt İstasyonu

    Bir sonraki nokta Anıt İstasyonu çevresinde.

    Ana hikâyeyi takip eden oyuncular burayı zaten ziyaret ediyor.

    Bölgedeki çöplerin arasında Marchenko hakkında bilgiler içeren küçük bir cep defteri de bulunabiliyor.

    Fotoğraftaki açıyı yakalamak için çevrede biraz dolaşmak gerekiyor.

    En uğraştırıcı noktalardan biri

    Bir sonraki konum beni epey uğraştırdı.

    Fotoğrafın çekildiği yere çıkabilmek için çevredeki nesneleri kullanmaya çalışırken bölgedeki çöp kutularını çatıya taşımaya başladım.

    Amacım soldaki balkona ulaşabileceğim geçici bir yükselti oluşturmaktı.

    Çöp kutularından biri metal yapının arasına sıkışınca ortaya çıkabilecek küçük boşluğu kullanarak yukarı çıkmayı başardım.

    Bazen Deus Ex'in en eğlenceli tarafı tam olarak bu oluyor.
    Oyun size belirli bir yolu takip etmenizi söylemiyor. Çevreyi ve fizik sistemini kullanarak kendi çözümünüzü üretmenize izin veriyor.
    Böylece rehberdeki altı noktadan üçünü bulmuş oldum.

    Geriye kalan üç konum

    Haritadaki işaretlere göre geriye üç nokta daha kalıyordu.
    1. Palisade Emlak Bankası'nın batı tarafındaki bölge
    2. Palisade çevresindeki ikinci işaretli nokta
    3. Čistá Čtvrť, yani Temiz Bölge tarafındaki konum
    Bunlardan birinde ilk dikkat çeken şey devasa bir 5 rakamı.

    Zarfın içerisindeki fotoğrafta da bu detay görülebiliyor ancak görüntü oldukça karanlık ve düşük kaliteli olduğu için ilk bakışta anlamak kolay değil.

    Duvar ve reklam panosu

    Başka bir fotoğrafta ise duvardaki girintiler ilk bakışta pencere gibi görünüyor.

    Bu da gerçek konumu bulmayı gereksiz yere zorlaştırıyor.

    Fotoğraftaki en önemli ipuçları aslında:
    1. Duvarın yapısı
    2. Girintilerin konumu
    3. Yakındaki reklam panosu
    oluyor.

    Bu detayları bir araya getirince doğru bölgeyi belirlemek çok daha kolaylaşıyor.

    Altıncı fotoğrafın gizemi

    Rehberdeki altıncı fotoğraf konusunda ise aynı başarıyı gösteremedim.

    Fotoğrafın oyundaki birebir karşılığını bulamadım.

    Bunun birkaç nedeni olabilir.

    Fotoğraf, geliştirme sürecindeki daha eski bir Prag tasarımından alınmış olabilir veya Deus Ex: Mankind Divided'ın son sürümünde ilgili bölge değiştirilmiş olabilir.

    Yine de fotoğrafa oldukça benzeyen bazı noktalar mevcut.

    Bir süre sonra önemli bir ayrıntı daha fark ettim.

    Fotoğraflarda KD tabelasının bulunduğu bölgelerde, oyunun kendisinde de buna karşılık gelen tebeşirle çizilmiş küçük işaretler bulunuyor.

    Bu detay, fotoğrafların rastgele seçilmediğini ve geliştiricilerin oyuncuyu gerçekten belirli noktalara yönlendirmek istediğini gösteriyor.

    Peki bütün bunların sonunda ne kazanıyoruz?

    Aslında hiçbir şey.

    Ne özel bir silah geliyor, ne başarım açılıyor, ne de gizli bir görev başlıyor ve bence bu, bütün olayın en güzel kısmı.
    Bu gerçekten bir şehir rehberi. Sizi Prag'ın farklı noktalarında dolaştırıyor, çevre tasarımını incelemenizi sağlıyor ve karşılığında hiçbir ödül vermiyor.
    Tek ödülünüz, normalde koşarak geçtiğiniz sokaklara biraz daha dikkatli bakmak.

    Deus Ex: Mankind Divided'ın Prag tasarımını özel yapan şeylerden biri de bu zaten.

    Şehir yalnızca görevleri birbirine bağlayan bir harita değil. Küçük tabelalar, gizli odalar, alternatif yollar ve fark edilmesi zor çevresel hikâyelerle dolu.

    Bu küçük Juggernaut rehberi de oyunun dünyasına yerleştirilmiş en hoş detaylardan biri.

    Siz bu altı noktayı daha önce fark etmiş miydiniz? Özellikle altıncı fotoğrafın kesin konumunu bulan varsa paylaşırsa oldukça güzel olur.

    #deusex #deusexmankinddivided #prag #prague2029 #adamjensen #oyun #oyunrehberi
    [h2]Deus Ex: Mankind Divided Prag 2029 Rehberi: Oyundaki 6 Gizli Tur Noktası[/h2] Merhaba. Bu yazıda [b]Deus Ex: Mankind Divided[/b] içerisinde kendime koyduğum küçük ama oldukça ilginç bir hedefi ve bu hedefe ulaşırken yaşadığım süreci anlatacağım. Oyunun Prag haritasında fark edilmesi oldukça kolay olmayan bazı noktalar bulunuyor. Bunların izini sürdükçe, başlangıçta sıradan bir hikâye eşyası gibi görünen bir nesnenin aslında oyuncuyu Prag'ın farklı köşelerinde küçük bir keşif turuna çıkardığını fark ettim. Bu benim buradaki ilk uzun yazılarımdan biri olduğu için anlatım yer yer biraz kişisel olabilir. Ancak Deus Ex'in çevre tasarımını ve gizli detaylarını sevenlerin hoşuna gideceğini düşünüyorum. [h2]Juggernaut Collective bu kez bir seyahat acentesi gibi[/h2] Juggernaut Collective'i oyunda küresel ölçekte faaliyet gösteren bir siber örgüt olarak tanıyoruz. Fakat görünen o ki Adam Jensen için küçük bir [i]Prag turu[/i] da hazırlamışlar. Jensen'in dairesinde, yatağın ve pencerenin arasındaki zeminin altında gizli bir bölme bulunuyor. Burada [b]"Juggernaut'tan Hoş Geldin Hediyesi"[/b] olarak tanımlanan bir eşya var. Bu nesne envanterde yalnızca bir hikâye öğesi olarak görünüyor ve herhangi bir görevde doğrudan kullanılmıyor. Fakat dikkatli incelendiğinde iş değişiyor. Zarfın içerisinde Prag'daki bazı yerlerin fotoğrafları ile işaretlenmiş konumlar bulunuyor. Yani aslında oyun, size açıkça söylemeden küçük bir şehir turu veriyor. [h2]Prag 2029 rehberli turu başlıyor[/h2] İlk fotoğraftaki noktayı bulmak oldukça kolay. Konum, oyundaki araba bayisinin çevresinde bulunuyor ve fotoğraftaki açı neredeyse birebir yeniden oluşturulabiliyor. Burası aynı zamanda [b]SM05: Samizdat[/b] yan görevi nedeniyle de tanıdık bir bölge. Görevin ilerleyen aşamalarından biri bu binanın çatısında gerçekleşiyor. [h3]Samizdat göreviyle bağlantılı bölge[/h3] Görev sırasında amaçlardan biri şehir veri merkezinin kontrolünü ele geçirmek. Veri merkezine giderken Peter Chang, Jensen ile iletişime geçiyor. Jensen Samizdat meselesinin çözüldüğünü bildiriyor ve Chang kullanılan yönteme şaşırarak görüşmeyi sonlandırıyor. Bu yüzden rehberdeki ilk nokta yalnızca görsel olarak değil, görev bağlantısı açısından da dikkat çekici. [h2]Anıt İstasyonu[/h2] Bir sonraki nokta [b]Anıt İstasyonu[/b] çevresinde. Ana hikâyeyi takip eden oyuncular burayı zaten ziyaret ediyor. Bölgedeki çöplerin arasında Marchenko hakkında bilgiler içeren küçük bir cep defteri de bulunabiliyor. Fotoğraftaki açıyı yakalamak için çevrede biraz dolaşmak gerekiyor. [h2]En uğraştırıcı noktalardan biri[/h2] Bir sonraki konum beni epey uğraştırdı. Fotoğrafın çekildiği yere çıkabilmek için çevredeki nesneleri kullanmaya çalışırken bölgedeki çöp kutularını çatıya taşımaya başladım. Amacım soldaki balkona ulaşabileceğim geçici bir yükselti oluşturmaktı. Çöp kutularından biri metal yapının arasına sıkışınca ortaya çıkabilecek küçük boşluğu kullanarak yukarı çıkmayı başardım. Bazen Deus Ex'in en eğlenceli tarafı tam olarak bu oluyor. [quote]Oyun size belirli bir yolu takip etmenizi söylemiyor. Çevreyi ve fizik sistemini kullanarak kendi çözümünüzü üretmenize izin veriyor.[/quote] Böylece rehberdeki altı noktadan üçünü bulmuş oldum. [h2]Geriye kalan üç konum[/h2] Haritadaki işaretlere göre geriye üç nokta daha kalıyordu. [ol] [li]Palisade Emlak Bankası'nın batı tarafındaki bölge[/li] [li]Palisade çevresindeki ikinci işaretli nokta[/li] [li]Čistá Čtvrť, yani Temiz Bölge tarafındaki konum[/li] [/ol] Bunlardan birinde ilk dikkat çeken şey devasa bir [b]5[/b] rakamı. Zarfın içerisindeki fotoğrafta da bu detay görülebiliyor ancak görüntü oldukça karanlık ve düşük kaliteli olduğu için ilk bakışta anlamak kolay değil. [h3]Duvar ve reklam panosu[/h3] Başka bir fotoğrafta ise duvardaki girintiler ilk bakışta pencere gibi görünüyor. Bu da gerçek konumu bulmayı gereksiz yere zorlaştırıyor. Fotoğraftaki en önemli ipuçları aslında: [ol] [li]Duvarın yapısı[/li] [li]Girintilerin konumu[/li] [li]Yakındaki reklam panosu[/li] [/ol] oluyor. Bu detayları bir araya getirince doğru bölgeyi belirlemek çok daha kolaylaşıyor. [h2]Altıncı fotoğrafın gizemi[/h2] Rehberdeki altıncı fotoğraf konusunda ise aynı başarıyı gösteremedim. Fotoğrafın oyundaki birebir karşılığını bulamadım. Bunun birkaç nedeni olabilir. Fotoğraf, geliştirme sürecindeki daha eski bir Prag tasarımından alınmış olabilir veya Deus Ex: Mankind Divided'ın son sürümünde ilgili bölge değiştirilmiş olabilir. Yine de fotoğrafa oldukça benzeyen bazı noktalar mevcut. Bir süre sonra önemli bir ayrıntı daha fark ettim. Fotoğraflarda [b]KD[/b] tabelasının bulunduğu bölgelerde, oyunun kendisinde de buna karşılık gelen tebeşirle çizilmiş küçük işaretler bulunuyor. Bu detay, fotoğrafların rastgele seçilmediğini ve geliştiricilerin oyuncuyu gerçekten belirli noktalara yönlendirmek istediğini gösteriyor. [h2]Peki bütün bunların sonunda ne kazanıyoruz?[/h2] Aslında hiçbir şey. Ne özel bir silah geliyor, ne başarım açılıyor, ne de gizli bir görev başlıyor ve bence bu, bütün olayın en güzel kısmı. [quote]Bu gerçekten bir şehir rehberi. Sizi Prag'ın farklı noktalarında dolaştırıyor, çevre tasarımını incelemenizi sağlıyor ve karşılığında hiçbir ödül vermiyor.[/quote] Tek ödülünüz, normalde koşarak geçtiğiniz sokaklara biraz daha dikkatli bakmak. Deus Ex: Mankind Divided'ın Prag tasarımını özel yapan şeylerden biri de bu zaten. Şehir yalnızca görevleri birbirine bağlayan bir harita değil. Küçük tabelalar, gizli odalar, alternatif yollar ve fark edilmesi zor çevresel hikâyelerle dolu. Bu küçük Juggernaut rehberi de oyunun dünyasına yerleştirilmiş en hoş detaylardan biri. [b]Siz bu altı noktayı daha önce fark etmiş miydiniz? Özellikle altıncı fotoğrafın kesin konumunu bulan varsa paylaşırsa oldukça güzel olur.[/b] #deusex #deusexmankinddivided #prag #prague2029 #adamjensen #oyun #oyunrehberi
    Beğen
    6
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Far Cry 3 ilk kez bir Nintendo konsoluna geliyor
    Orijinal çıkışından 14 yıldan fazla bir süre sonra, Far Cry 3 nihayet bir Nintendo konsoluna geliyor. Ubisoft, açık dünya nişancı oyunu Far Cry 3'ü ve Far Cry 3: Blood Dragon'ı 2027 baharında Switch 2'ye getiriyor. Nintendo oyuncuları için bu, uzun bir aradan sonra serinin geri dönüşünü de işaret ediyor.

    Switch 2 için iki klasik oyun

    Ubisoft, geçtiğimiz günlerdeki Nintendo Direct sunumunda Far Cry 3 Classic Edition ve Far Cry 3: Blood Dragon Classic Edition'ı duyurdu. Henüz kesin bir çıkış tarihi açıklanmadı, ancak her iki oyunun da 2027 baharında Switch 2 için piyasaya sürülmesi planlanıyor.


    Far Cry 3, ilk olarak 2012'nin sonlarında piyasaya sürüldü ve serinin en etkili oyunlarından biri olarak kabul ediliyor. Oyuncular, tropikal bir adada felaketle sonuçlanan bir tatilin ardından hayatta kalma mücadelesi veren Jason Brody rolünü üstleniyor. Özellikle deliliğin tanımı üzerine yaptığı monologla serinin en unutulmaz karakterlerinden biri olan antagonist Vaas Montenegro ikonik bir figür.

    Far Cry 3'ün oynanışı, karakollar, avcılık, üretim, gizlilik ve serbestçe düzenlenmiş dövüş içeren açık bir ada dünyasına odaklanmıştı. Bu unsurların çoğu daha sonra serinin sonraki oyunları için temel oluşturdu.

    Blood Dragon, neon ışıklarını ve 80'leri geri getiriyor.

    Far Cry 3: Blood Dragon, ilk olarak 2013 yılında bağımsız bir yan oyun olarak piyasaya sürüldü. Tropikal bir ada ve korsanlar yerine, 1980'lerin bilim kurgu ve aksiyon filmlerinin tarzında abartılı, neon ışıklarıyla dolu bir geleceği konu alıyor. Oyuncular, siber komando Rex "Power" Colt olarak, siber askerlere, mutasyona uğramış düşmanlara ve adını taşıyan Kan Ejderhalarına karşı savaşıyor.

    Daha önce duyurulan Klasik Sürümler de Switch 2'de yayınlanacak. Ubisoft'un Nintendo'nun mevcut konsolu için planladığı teknik düzenlemeler henüz net değil. Yayıncı, duyuruda çözünürlük, kare hızı veya diğer olası iyileştirmelerle ilgili herhangi bir bilgi vermedi.

    Bu durum ayrıca ilginç çünkü Ubisoft, Far Cry 3 ve Blood Dragon oyunlarını PlayStation 5 ve Xbox Series X|S'te 60 FPS'ye ancak Ocak ayında ücretsiz bir güncelleme ile getirmişti. Ancak bu, Switch 2 sürümlerinin de 60 FPS'de çalışıp çalışmayacağını doğrulamıyor.

    Far Cry Nintendo'ya geri dönüyor

    Serinin kendisi için bu sürüm, Nintendo donanımına dönüşü işaret ediyor. Ancak Far Cry, Nintendo konsolları için tamamen yeni değil: Far Cry Vengeance, 2006 yılında Wii için piyasaya sürülmüştü. Öte yandan Far Cry 3 ve Blood Dragon, hiçbir zaman Nintendo konsolu için piyasaya sürülmedi.

    Bu iki yeniden yapımla Ubisoft, yeni içerikten ziyade serinin tarihindeki en ikonik iki oyuna odaklanıyor. Far Cry 3 için Switch 2 portu, Vaas ve Rook Adası'nı bir Nintendo platformunda deneyimleme fırsatı sunan ilk oyun olma özelliğini de taşıyor.
    Orijinal çıkışından 14 yıldan fazla bir süre sonra, Far Cry 3 nihayet bir Nintendo konsoluna geliyor. Ubisoft, açık dünya nişancı oyunu Far Cry 3'ü ve Far Cry 3: Blood Dragon'ı 2027 baharında Switch 2'ye getiriyor. Nintendo oyuncuları için bu, uzun bir aradan sonra serinin geri dönüşünü de işaret ediyor. [h3]Switch 2 için iki klasik oyun [/h3]Ubisoft, geçtiğimiz günlerdeki Nintendo Direct sunumunda Far Cry 3 Classic Edition ve Far Cry 3: Blood Dragon Classic Edition'ı duyurdu. Henüz kesin bir çıkış tarihi açıklanmadı, ancak her iki oyunun da 2027 baharında Switch 2 için piyasaya sürülmesi planlanıyor. Far Cry 3, ilk olarak 2012'nin sonlarında piyasaya sürüldü ve serinin en etkili oyunlarından biri olarak kabul ediliyor. Oyuncular, tropikal bir adada felaketle sonuçlanan bir tatilin ardından hayatta kalma mücadelesi veren Jason Brody rolünü üstleniyor. Özellikle deliliğin tanımı üzerine yaptığı monologla serinin en unutulmaz karakterlerinden biri olan antagonist Vaas Montenegro ikonik bir figür. Far Cry 3'ün oynanışı, karakollar, avcılık, üretim, gizlilik ve serbestçe düzenlenmiş dövüş içeren açık bir ada dünyasına odaklanmıştı. Bu unsurların çoğu daha sonra serinin sonraki oyunları için temel oluşturdu. [h3]Blood Dragon, neon ışıklarını ve 80'leri geri getiriyor.[/h3] Far Cry 3: Blood Dragon, ilk olarak 2013 yılında bağımsız bir yan oyun olarak piyasaya sürüldü. Tropikal bir ada ve korsanlar yerine, 1980'lerin bilim kurgu ve aksiyon filmlerinin tarzında abartılı, neon ışıklarıyla dolu bir geleceği konu alıyor. Oyuncular, siber komando Rex "Power" Colt olarak, siber askerlere, mutasyona uğramış düşmanlara ve adını taşıyan Kan Ejderhalarına karşı savaşıyor. Daha önce duyurulan Klasik Sürümler de Switch 2'de yayınlanacak. Ubisoft'un Nintendo'nun mevcut konsolu için planladığı teknik düzenlemeler henüz net değil. Yayıncı, duyuruda çözünürlük, kare hızı veya diğer olası iyileştirmelerle ilgili herhangi bir bilgi vermedi. Bu durum ayrıca ilginç çünkü Ubisoft, Far Cry 3 ve Blood Dragon oyunlarını PlayStation 5 ve Xbox Series X|S'te 60 FPS'ye ancak Ocak ayında ücretsiz bir güncelleme ile getirmişti. Ancak bu, Switch 2 sürümlerinin de 60 FPS'de çalışıp çalışmayacağını doğrulamıyor. [h3]Far Cry Nintendo'ya geri dönüyor [/h3]Serinin kendisi için bu sürüm, Nintendo donanımına dönüşü işaret ediyor. Ancak Far Cry, Nintendo konsolları için tamamen yeni değil: Far Cry Vengeance, 2006 yılında Wii için piyasaya sürülmüştü. Öte yandan Far Cry 3 ve Blood Dragon, hiçbir zaman Nintendo konsolu için piyasaya sürülmedi. Bu iki yeniden yapımla Ubisoft, yeni içerikten ziyade serinin tarihindeki en ikonik iki oyuna odaklanıyor. Far Cry 3 için Switch 2 portu, Vaas ve Rook Adası'nı bir Nintendo platformunda deneyimleme fırsatı sunan ilk oyun olma özelliğini de taşıyor.
    Beğen
    11
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • JayzTwoCents, bilgisayar toplama ve kullanımıyla ilgili 9 yaygın efsaneyi çürütüyor.
    https://youtu.be/gAOHkw0M9TE?si=PDJDtwcsxHj0-TEy
    Bilgisayarla ilgili En Yaygın Yanlış Bilgiler Çürütüldü...
    (Altyazı Türkçe dil desteği Youtube sayfasında mevcuttur)
    Bilgisayar dünyasına yeni girenler genellikle bilgisayarlarını kurmaktan veya üzerinde çalışmaktan korkarlar... Bunun çoğu, ortalıkta dolaşan efsaneler ve güncelliğini yitirmiş bilgilerden kaynaklanmaktadır... Bugün bu yalanlardan ve 2026 yılında bilgisayar efsaneleri söz konusu olduğunda gerçeklerden bahsedeceğiz.

    YouTube kanalı JayzTwoCents, yeni başlayanları engelleyen, bilgisayar toplama ve kullanımıyla ilgili en yaygın ve kalıcı efsaneleri çürüttü. Dokuz efsane tespit etti.
    İlk yanılgı, bir bilgisayarı halı üzerinde veya antistatik bileklik kullanmadan kurmanın bileşenleri anında bozacağıdır. Bu doğru değil. Modern anakartlar ve ekran kartlarında dahili ESD koruması bulunur. Videonun yazarı yıllardır halı üzerinde bilgisayar kuruyor ve hiç bileklik kullanmadı.
    İkinci yanılgı ise montaj sırasında güç uygulanmaması gerektiğidir, çünkü herhangi bir basınç yuvalara zarar verir. Gerçekte, RAM ve ekran kartlarının takılması için önemli miktarda güç gereklidir.
    Üçüncü yanılgı ise termal macunun kusursuz bir şekilde uygulanması gerektiğidir. Yanlış uygulama soğutmayı bozabilir veya kontaklarda kısa devreye neden olabilir. Aslında, modern macunlar elektriksel olarak iletken değildir. Çok fazla uygulasanız bile, fazlası kenarlardan dışarı taşacaktır. Uygulama yönteminin sıcaklık üzerinde çok az etkisi vardır; sadece tam kaplama önemlidir.
    Dördüncü yanılgı ise, ne kadar çok fan olursa soğutmanın o kadar iyi olacağıdır. Gerçekte, verimliliğin azaldığı bir nokta vardır. Sıcaklık oda sıcaklığının altına düşmemelidir.
    Beşinci efsane: Sıvı soğutma her zaman hava soğutmadan daha iyidir. Bu doğru değil. İşlemciler ve ekran kartları yüksek sıcaklıklarda çalışmak üzere tasarlanmıştır. Sıcaklığı 90°C'den 50°C'ye düşürmek, bileşenin ömrünü uzatmaz; sadece maksimum turbo frekanslarında çalışması için daha fazla zaman tanır. Sıvı soğutmanın maliyeti çoğu zaman haklı gösterilemez.
    Altıncı efsane ise güç kaynağı ne kadar güçlü olursa o kadar tehlikeli olduğudur. Bu da yanlıştır. Bileşenler yalnızca ihtiyaç duydukları kadar güç çekerler. Güç kaynağı gücü "itmez", yalnızca istenen miktarı sağlar.
    Bu da yedinci efsaneye yol açıyor: güçlü bir güç kaynağı çok fazla enerji israf eder: 1500 watt'lık bir ünite her zaman prizden 1500 watt çeker. Gerçekte, tüketim yüke bağlıdır. Çok güçlü bir güç kaynağı seçmek hatadır, çünkü verimlilik yaklaşık %60 yükte en yüksek seviyededir. 500 watt'lık bir sistem için, verimlilik aralığında kalmak için 750 watt'lık bir ünite seçmek daha iyidir.
    8. Efsane: Daha hızlı RAM her zaman sistemi hızlandırır. Aslında, profesyonel işler (düzenleme, CAD) için bellek kapasitesi frekansından daha önemlidir. X3D işlemcilerde oyunlarda, büyük önbellek nedeniyle frekansın FPS üzerinde neredeyse hiçbir etkisi yoktur. Normal işlemcilerde frekans önemlidir, ancak 6400 MT/s'den sonra performans artışı minimum düzeydedir.
    Ve son olarak, dokuzuncu efsane: Hızlı bir SSD (5. Nesil) bir bilgisayarın hızını anında artırır. Gerçekte, kullanıcılar günlük işlerde, oyunlarda veya bir tarayıcıyı başlatırken 3. Nesil ile 5. Nesil arasındaki farkı fark etmeyeceklerdir. Yüksek hızlar büyük dosyaları kopyalarken önemlidir, ancak işletim sistemi çoğunlukla binlerce küçük dosyayla çalışır.
    Genel sonuç şu ki, modern donanım göründüğünden daha basittir. Önemli olan eski korku hikayelerine kapılmak değil, sağduyudur.

    Alintıdır...

    https://youtu.be/gAOHkw0M9TE?si=PDJDtwcsxHj0-TEy Bilgisayarla ilgili En Yaygın Yanlış Bilgiler Çürütüldü... (Altyazı Türkçe dil desteği Youtube sayfasında mevcuttur) [i]Bilgisayar dünyasına yeni girenler genellikle bilgisayarlarını kurmaktan veya üzerinde çalışmaktan korkarlar... Bunun çoğu, ortalıkta dolaşan efsaneler ve güncelliğini yitirmiş bilgilerden kaynaklanmaktadır... Bugün bu yalanlardan ve 2026 yılında bilgisayar efsaneleri söz konusu olduğunda gerçeklerden bahsedeceğiz.[/i] [b]YouTube kanalı JayzTwoCents, yeni başlayanları engelleyen, bilgisayar toplama ve kullanımıyla ilgili en yaygın ve kalıcı efsaneleri çürüttü. Dokuz efsane tespit etti.[/b] [quote]İlk yanılgı, bir bilgisayarı halı üzerinde veya antistatik bileklik kullanmadan kurmanın bileşenleri anında bozacağıdır. Bu doğru değil. Modern anakartlar ve ekran kartlarında dahili ESD koruması bulunur. Videonun yazarı yıllardır halı üzerinde bilgisayar kuruyor ve hiç bileklik kullanmadı.[/quote] [quote]İkinci yanılgı ise montaj sırasında güç uygulanmaması gerektiğidir, çünkü herhangi bir basınç yuvalara zarar verir. Gerçekte, RAM ve ekran kartlarının takılması için önemli miktarda güç gereklidir.[/quote] [quote]Üçüncü yanılgı ise termal macunun kusursuz bir şekilde uygulanması gerektiğidir. Yanlış uygulama soğutmayı bozabilir veya kontaklarda kısa devreye neden olabilir. Aslında, modern macunlar elektriksel olarak iletken değildir. Çok fazla uygulasanız bile, fazlası kenarlardan dışarı taşacaktır. Uygulama yönteminin sıcaklık üzerinde çok az etkisi vardır; sadece tam kaplama önemlidir. [/quote] [quote]Dördüncü yanılgı ise, ne kadar çok fan olursa soğutmanın o kadar iyi olacağıdır. Gerçekte, verimliliğin azaldığı bir nokta vardır. Sıcaklık oda sıcaklığının altına düşmemelidir.[/quote] [quote]Beşinci efsane: Sıvı soğutma her zaman hava soğutmadan daha iyidir. Bu doğru değil. İşlemciler ve ekran kartları yüksek sıcaklıklarda çalışmak üzere tasarlanmıştır. Sıcaklığı 90°C'den 50°C'ye düşürmek, bileşenin ömrünü uzatmaz; sadece maksimum turbo frekanslarında çalışması için daha fazla zaman tanır. Sıvı soğutmanın maliyeti çoğu zaman haklı gösterilemez.[/quote] [quote]Altıncı efsane ise güç kaynağı ne kadar güçlü olursa o kadar tehlikeli olduğudur. Bu da yanlıştır. Bileşenler yalnızca ihtiyaç duydukları kadar güç çekerler. Güç kaynağı gücü "itmez", yalnızca istenen miktarı sağlar.[/quote] [quote]Bu da yedinci efsaneye yol açıyor: güçlü bir güç kaynağı çok fazla enerji israf eder: 1500 watt'lık bir ünite her zaman prizden 1500 watt çeker. Gerçekte, tüketim yüke bağlıdır. Çok güçlü bir güç kaynağı seçmek hatadır, çünkü verimlilik yaklaşık %60 yükte en yüksek seviyededir. 500 watt'lık bir sistem için, verimlilik aralığında kalmak için 750 watt'lık bir ünite seçmek daha iyidir.[/quote] [quote]8. Efsane: Daha hızlı RAM her zaman sistemi hızlandırır. Aslında, profesyonel işler (düzenleme, CAD) için bellek kapasitesi frekansından daha önemlidir. X3D işlemcilerde oyunlarda, büyük önbellek nedeniyle frekansın FPS üzerinde neredeyse hiçbir etkisi yoktur. Normal işlemcilerde frekans önemlidir, ancak 6400 MT/s'den sonra performans artışı minimum düzeydedir.[/quote] [quote]Ve son olarak, dokuzuncu efsane: Hızlı bir SSD (5. Nesil) bir bilgisayarın hızını anında artırır. Gerçekte, kullanıcılar günlük işlerde, oyunlarda veya bir tarayıcıyı başlatırken 3. Nesil ile 5. Nesil arasındaki farkı fark etmeyeceklerdir. Yüksek hızlar büyük dosyaları kopyalarken önemlidir, ancak işletim sistemi çoğunlukla binlerce küçük dosyayla çalışır.[/quote] [i]Genel sonuç şu ki, modern donanım göründüğünden daha basittir. Önemli olan eski korku hikayelerine kapılmak değil, sağduyudur.[/i] Alintıdır...
    JayzTwoCents, bilgisayar toplama ve kullanımıyla ilgili 9 yaygın efsaneyi çürütüyor.
    Beğen
    2
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Nörokedi koleksiyonu teknoloji ve yaratıcılık
    Nörokedi Koleksiyonu, teknoloji, yaratıcılık ve dijital sanatın bir araya geldiği özgün içeriklerden oluşan özel bir seridir. Her bir Nörokedi tasarımı kendine has karakteri ve tarzıyla dikkat çeker. Koleksiyonu keşfederek birbirinden farklı ve yaratıcı Nörokedi dünyasına adım atabilirsiniz.

    #nörokediler
    Nörokedi Koleksiyonu, teknoloji, yaratıcılık ve dijital sanatın bir araya geldiği özgün içeriklerden oluşan özel bir seridir. Her bir Nörokedi tasarımı kendine has karakteri ve tarzıyla dikkat çeker. Koleksiyonu keşfederek birbirinden farklı ve yaratıcı Nörokedi dünyasına adım atabilirsiniz. #nörokediler
    Beğen
    5
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 783 Görüntülemeler 7 0 Değerlendirmeler
  • Muhteşem Oyun Bilgisayarı Kurulumu
    Eğer yeni bir oyuncu bilgisayarı toplamayı planlıyor veya donanım dünyasına ilgi duyuyorsanız, bu video size hem fikir verecek hem de ilham olacaktır.


    Videoyu beğenmeyi, yorum yapmayı ve daha fazla teknoloji içeriği için techforum.tr ye üye olmayı unutmayın!

    #OyunBilgisayarı #PCToplama #GamingPC #BilgisayarKurulumu #PCBuild #GamingSetup #Teknoloji #Donanım #MasaüstüBilgisayar #Tech
    Eğer yeni bir oyuncu bilgisayarı toplamayı planlıyor veya donanım dünyasına ilgi duyuyorsanız, bu video size hem fikir verecek hem de ilham olacaktır. Videoyu beğenmeyi, yorum yapmayı ve daha fazla teknoloji içeriği için techforum.tr ye üye olmayı unutmayın! #OyunBilgisayarı #PCToplama #GamingPC #BilgisayarKurulumu #PCBuild #GamingSetup #Teknoloji #Donanım #MasaüstüBilgisayar #Tech
    Beğen
    4
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • OpenAI akıllı telefon mu yapıyor?
    Yapay zeka dünyasının lider ismi OpenAI, sadece yazılımla yetinmeyip rotayı doğrudan cebimize, yani donanım dünyasına kırıyor. Sektörün mutfağından sızan son bilgilere göre şirket, mobil işlemci pazarının devleri MediaTek ve Qualcomm ile birlikte çalışarak kendi çiplerini tasarlamaya başladı bile. Bu hamle, sadece yeni bir telefon markasının doğuşu değil, on yedi yıldır hayatımızda olan iPhone ile şekillenen uygulama odaklı akıllı telefon döneminin kapanışı anlamına gelebilir.

    Projenin üretim ayağında ise Apple‘ın en önemli tedarikçilerinden biri olan Luxshare yer alıyor. Özel sistem tasarımı ve üretiminde tek yetkili ortak olarak seçilen Luxshare, bu iş birliği sayesinde Foxconn gibi devlerin gölgesinden kurtulmayı hedefliyor. 2028 yılında seri üretimine başlanması beklenen bu cihazlar, cebimizdeki telefonun artık bir araçtan ziyade, bizi anlayan ve bizim yerimize görevleri yerine getiren bir AI Agent yani yapay zeka ajanı olmasını sağlayacak.
    Yapay zeka dünyasının lider ismi OpenAI, sadece yazılımla yetinmeyip rotayı doğrudan cebimize, yani donanım dünyasına kırıyor. Sektörün mutfağından sızan son bilgilere göre şirket, mobil işlemci pazarının devleri MediaTek ve Qualcomm ile birlikte çalışarak kendi çiplerini tasarlamaya başladı bile. Bu hamle, sadece yeni bir telefon markasının doğuşu değil, on yedi yıldır hayatımızda olan iPhone ile şekillenen uygulama odaklı akıllı telefon döneminin kapanışı anlamına gelebilir. Projenin üretim ayağında ise Apple‘ın en önemli tedarikçilerinden biri olan Luxshare yer alıyor. Özel sistem tasarımı ve üretiminde tek yetkili ortak olarak seçilen Luxshare, bu iş birliği sayesinde Foxconn gibi devlerin gölgesinden kurtulmayı hedefliyor. 2028 yılında seri üretimine başlanması beklenen bu cihazlar, cebimizdeki telefonun artık bir araçtan ziyade, bizi anlayan ve bizim yerimize görevleri yerine getiren bir AI Agent yani yapay zeka ajanı olmasını sağlayacak.
    Beğen
    3
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 990 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Xbox Game Pass Mayıs 2026 Yeni Oyunlar Listesi
    Xbox Game Pass Mayıs 2026: Forza Horizon 6, Subnautica 2 ve Yeni Oyunlar Listesi?

    Game Pass, Forza Horizon 6 ve Subnautica 2 ile genişletilecek 2026 Mayıs ayında çıkacak yeni oyunların listesi.

    Microsoft, Xbox Game Pass için Mayıs ayı yayınlarının ilk dalgasını açıkladı. Listede, yeni bir Forza oyunu ve Subnautica'nın devam oyunu da dahil olmak üzere birçok önemli oyun yer alıyor; her iki oyun da hizmetin lansman gününde eklenecek.

    En önemli etkinlik, yılın en çok beklenen yarış oyunlarından biri olan Forza Horizon 6'nın piyasaya sürülmesi olacak. Playground Games'in projesi zaten "altın statüsüne" ulaştı, yani piyasaya sürülmesi gecikme olmayacak.

    Aynı derecede dikkat çekici bir diğer oyun ise Unknown Worlds'ün Subnautica 2'si. Popüler hayatta kalma oyununun devamı, oyuncuları bir kez daha su altı dünyasına götürecek ve çıkış gününde Game Pass'te yer alacak.

    İlk gün piyasaya sürülen diğer oyunlar arasında Mixtape, Outbound ve Call of the Elder Gods yer alıyor. Microsoft, büyük yeni oyunların abonelere ek bir satın alma gerektirmeden sunulduğu bir modele odaklanmaya devam ediyor.

    Büyük oyunların yanı sıra, kataloğa daha fazla klasik oyun da eklenecek. Aboneler ayın başında Final Fantasy V'i zaten almıştı ve ayın ilerleyen günlerinde DOOM: The Dark Ages ve Elite Dangerous gibi yeni oyunlar da gelecek.

    Tüm ay, birkaç güncelleme dalgasına bölünecek, bu nedenle liste daha da genişleyebilir.

    Yeni oyunların eklenmesiyle birlikte, kataloğun bir kısmı da geleneksel olarak güncellenecektir. 15 Mayıs'tan itibaren, Planet of Lana ve diğer küçük oyunlar da dahil olmak üzere birçok oyun hizmetten kaldırılacaktır.
    Xbox Game Pass Mayıs 2026: Forza Horizon 6, Subnautica 2 ve Yeni Oyunlar Listesi? Game Pass, Forza Horizon 6 ve Subnautica 2 ile genişletilecek 2026 Mayıs ayında çıkacak yeni oyunların listesi. Microsoft, Xbox Game Pass için Mayıs ayı yayınlarının ilk dalgasını açıkladı. Listede, yeni bir Forza oyunu ve Subnautica'nın devam oyunu da dahil olmak üzere birçok önemli oyun yer alıyor; her iki oyun da hizmetin lansman gününde eklenecek. En önemli etkinlik, yılın en çok beklenen yarış oyunlarından biri olan Forza Horizon 6'nın piyasaya sürülmesi olacak. Playground Games'in projesi zaten "altın statüsüne" ulaştı, yani piyasaya sürülmesi gecikme olmayacak. Aynı derecede dikkat çekici bir diğer oyun ise Unknown Worlds'ün Subnautica 2'si. Popüler hayatta kalma oyununun devamı, oyuncuları bir kez daha su altı dünyasına götürecek ve çıkış gününde Game Pass'te yer alacak. İlk gün piyasaya sürülen diğer oyunlar arasında Mixtape, Outbound ve Call of the Elder Gods yer alıyor. Microsoft, büyük yeni oyunların abonelere ek bir satın alma gerektirmeden sunulduğu bir modele odaklanmaya devam ediyor. Büyük oyunların yanı sıra, kataloğa daha fazla klasik oyun da eklenecek. Aboneler ayın başında Final Fantasy V'i zaten almıştı ve ayın ilerleyen günlerinde DOOM: The Dark Ages ve Elite Dangerous gibi yeni oyunlar da gelecek. Tüm ay, birkaç güncelleme dalgasına bölünecek, bu nedenle liste daha da genişleyebilir. Yeni oyunların eklenmesiyle birlikte, kataloğun bir kısmı da geleneksel olarak güncellenecektir. 15 Mayıs'tan itibaren, Planet of Lana ve diğer küçük oyunlar da dahil olmak üzere birçok oyun hizmetten kaldırılacaktır.
    Beğen
    12
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 5B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Nintendo Switch'te ne oynayacağıma dair tavsiye?
    Yeni oyun çılgınlığına kapıldım ve bir Nintendo Switch sipariş ettim. 15 yıldan fazla bir süre önce aldığım PSP'den beri ilk taşınabilir konsolum.

    Zelda dışında oynayacağım oyunların bir listesini yaptım.

    Nintendo konusunda bilgili oyuncular, Switch'te başka hangi oyunlar oynanmaya değer?

    Not: JRPG dünyasına girmek istediğim ve Nintendo'nun bunun için mükemmel bir platform olduğu için, listem şu şekilde:

    Chrono Trigger,
    FINAL FANTASY VI,
    FRONT MISSION 3,
    Fuga Melodies of Steel,
    Monster Hunter Rise,
    Pokemon Legends: Arceus,
    Shin Megami Tensei III,
    The Legend of Zelda: Breath of the Wild,
    The Legend of Zelda: Link's Awakening,
    The Legend of Zelda: Ocarina of Time,
    Xenoblade Chronicles

    Sizlerin tavsiyelerinide öğrenmek isterim.

    #oyun #konsol #nintendo
    Yeni oyun çılgınlığına kapıldım ve bir Nintendo Switch sipariş ettim. 15 yıldan fazla bir süre önce aldığım PSP'den beri ilk taşınabilir konsolum. Zelda dışında oynayacağım oyunların bir listesini yaptım. Nintendo konusunda bilgili oyuncular, Switch'te başka hangi oyunlar oynanmaya değer? Not: JRPG dünyasına girmek istediğim ve Nintendo'nun bunun için mükemmel bir platform olduğu için, listem şu şekilde: Chrono Trigger, FINAL FANTASY VI, FRONT MISSION 3, Fuga Melodies of Steel, Monster Hunter Rise, Pokemon Legends: Arceus, Shin Megami Tensei III, The Legend of Zelda: Breath of the Wild, The Legend of Zelda: Link's Awakening, The Legend of Zelda: Ocarina of Time, Xenoblade Chronicles Sizlerin tavsiyelerinide öğrenmek isterim. #oyun #konsol #nintendo
    Beğen
    8
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Sosyal ağlar 2026?
    Sadece 15 yıl önce, herkes kendisiyle ilgili olabildiğince çok bilgiyi çevrimiçi olarak paylaşmaya çalışıyordu, o zamanlar bile gizliliğin ifşa edilmesi tehdidi gerçek olsa da, genel olarak kabul görmüş gibiydi.

    Artık işler farklı anonimliğe önem veriyoruz, yine de saatlerce çevrimiçi zaman geçiriyoruz. Sosyal medya formatları da değişti.

    Ama açıkçası, bazı forumlarda ki klan başvurularını takip etmek, şu an gezinmekten daha ilgi çekiciydi.

    2026 yılında sosyal medyada neleri takip ediyorsunuz?

    Sosyal medya olarak sınıflandırılabilecek başka hangi siteleri ziyaret ediyorsunuz?

    İşe gitmeden önce sabahları forum veya sosyal medya sitelerini açma alışkanlığınız var mı?

    Eğer öyle değilse, o duyguları özlüyor musunuz?

    Mümkün olduğunca çok sayıda harika sosyal ağı hatırlayalım belki kullanmadığınız ama kullanmak isteyeceğiniz ya da tam tersine hiç anlamadığınız ağları da olabilir).

    Kendi adıma cevap veriyorum:

    Tam bir YouTuber'ım, günde 4-5 saatimi video izleyerek, yaratıcı şeyler yaparak ve yorum yazarak geçiriyorum, temelde benim en büyük sosyal ağım.

    TF, can sıkıntısından ve akla geldiğinde gerçekleşme olasılığı daha yüksek olan bir durumdur.

    VK yok , Discord yok , Twitter/Facebook yok , Instagram yok , LinkedIn yok .

    FOrum dünyasına geç katıldığımı hep hissettim. Kendim hiç kullanmamış olsam da bu sosyal ağa karşı çok sıcak duygular besliyorum. Ama beş yıl önce, tüm seyahat planlarımı forum gönderilerine göre yapardım inanılmaz, insana benzeyen, detaylı ve fotoğraflarla dolu gönderileri var. Hem metni hem de fotoğrafları seviyorum.

    Yakın zamanda internet arkeolojisi yaparken Space'i de buldum şaşırtıcı olan şu ki, sadece botlar ve bir tür kolektif çiftlik tarafından kullanılıyor.

    Sosyal medya hayatımızı bitiriyro mu?

    #sosyalmedya
    Sadece 15 yıl önce, herkes kendisiyle ilgili olabildiğince çok bilgiyi çevrimiçi olarak paylaşmaya çalışıyordu, o zamanlar bile gizliliğin ifşa edilmesi tehdidi gerçek olsa da, genel olarak kabul görmüş gibiydi. Artık işler farklı anonimliğe önem veriyoruz, yine de saatlerce çevrimiçi zaman geçiriyoruz. Sosyal medya formatları da değişti. Ama açıkçası, bazı forumlarda ki klan başvurularını takip etmek, şu an gezinmekten daha ilgi çekiciydi. 2026 yılında sosyal medyada neleri takip ediyorsunuz? Sosyal medya olarak sınıflandırılabilecek başka hangi siteleri ziyaret ediyorsunuz? İşe gitmeden önce sabahları forum veya sosyal medya sitelerini açma alışkanlığınız var mı? Eğer öyle değilse, o duyguları özlüyor musunuz? Mümkün olduğunca çok sayıda harika sosyal ağı hatırlayalım belki kullanmadığınız ama kullanmak isteyeceğiniz ya da tam tersine hiç anlamadığınız ağları da olabilir). Kendi adıma cevap veriyorum: Tam bir YouTuber'ım, günde 4-5 saatimi video izleyerek, yaratıcı şeyler yaparak ve yorum yazarak geçiriyorum, temelde benim en büyük sosyal ağım. TF, can sıkıntısından ve akla geldiğinde gerçekleşme olasılığı daha yüksek olan bir durumdur. VK yok , Discord yok , Twitter/Facebook yok , Instagram yok , LinkedIn yok . FOrum dünyasına geç katıldığımı hep hissettim. Kendim hiç kullanmamış olsam da bu sosyal ağa karşı çok sıcak duygular besliyorum. Ama beş yıl önce, tüm seyahat planlarımı forum gönderilerine göre yapardım inanılmaz, insana benzeyen, detaylı ve fotoğraflarla dolu gönderileri var. Hem metni hem de fotoğrafları seviyorum. Yakın zamanda internet arkeolojisi yaparken Space'i de buldum şaşırtıcı olan şu ki, sadece botlar ve bir tür kolektif çiftlik tarafından kullanılıyor. Sosyal medya hayatımızı bitiriyro mu? #sosyalmedya
    Beğen
    13
    2 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Forza Horizon 6 çıkmadan önce ne oynamalı?
    Ana yarış festivalini heyecanla beklerken parmaklarımızı gerip lastiklerimizi yakıyoruz.

    Arcade yarış oyunları türü şu anda zor zamanlardan geçiyor. Kralın tahtta çok uzun süredir oturduğu açıkça ortada ve açıkçası, Forza Horizon serisinin hakimiyetine meydan okuyabilecek ciddi rakipler ufukta görünmüyor.

    Ancak, beşinci oyundaki aynı eski Meksika kaktüslerinden ve bitmek bilmeyen pinatalardan zaten bıkmışsanız ve ruhunuz yeni bir şeyler özlüyorsa, beslenme düzeninizi değiştirme zamanı gelmiştir. Bazen, Playground Games'in duvarları içinde ana ziyafet hazırlanırken, gerçekten yenilebilir bir şey bulmak için beklentilerinizi düşürmeniz ve yan raflara bakmanız gerekir.

    The Witcher'ın yarış dünyasına çıkışına sadece birkaç hafta kaldı. Bekleyişi daha az acı verici hale getirmek için, Xbox Game Studios'tan onay beklerken hız özlemini gidermeye yardımcı olacak yedi projeden oluşan bir seçki hazırladım tek bir oyun.


    The Crew Motorfest

    İnanılmaz derecede güzel bir ambalaj içinde sunulan, Hawaii'ye özgü hız kutlaması; ancak ambalajın altında hiç de lezzetli olmayan bir içerik gizli.

    Ubisoft, Horizon serisine layık bir oyun yaratmak için uzun zamandır çaba sarf ediyor ve sürekli olarak formülle denemeler yapıyor. Geliştiriciler daha önce tüm Amerika Birleşik Devletleri büyüklüğünde bir haritaya sahip olmakla övünürken, Motorfest için kapsamı Hawaii'nin Oahu adasıyla sınırlandırdılar. Yerel manzaralar, yarış rotalarının ormanlardan, donmuş volkanlardan ve güneşle yıkanmış kıyı şeritlerinden geçtiği otomobil festivali için mükemmel bir zemin oluşturdu.

    Geliştiriciler, hikaye kampanyasını tematik setlere ayırmışlar. Her yarış zinciri farklı bir kültüre adanmış; Japon gece yarışlarından klasik Amerikan kaslı arabalarına kadar. Sadece yarış kuralları değil, pist tasarımı da tamamen değişiyor.

    Festival sahneleri arasında zaman uçup gidiyor; garajda en sevdiğiniz spor arabalarınızı modifiye edebilir veya gizli hazineler arayışında Hawaii'de keyifli sürüşler yapabilirsiniz. Ada, kelimenin tam anlamıyla koleksiyonluk eşyalar ve yol kenarına park edip manzaranın tadını çıkarmak isteyeceğiniz pitoresk yerlerle dolu.

    Ama dürüst olmak gerekirse, geliştiriciler fizik motorunu henüz tam olarak oturtamadıkları için proje Horizon'ın tam anlamıyla yerini alacak bir oyun olmayacak gibi görünüyor. Lüks araç filosu ve çarpıcı tasarım çalışmalarına rağmen, araçların yoldaki davranışları iyi ve kötünün ötesinde. Tek kurtarıcı yanı, oyunun hiç de ciddiymiş gibi davranmaması; bir spor araba, uçurumdan atlarken havada uçağa veya tekneye dönüşebiliyor.


    Oyunun temel özellikleri:

    Yoğun ormanlar ve volkanlarla dolu, açık dünya tropikal ada.

    Parçaların benzersiz görsel tasarımına sahip tematik kampanyalar.

    Otomobiller, uçaklar ve tekneler arasında sorunsuz geçiş.

    Düzenli olarak düzenlenen ve benzersiz ödüller sunan Zirve yarışmaları.

    Kimler için: Önceki Horizon oyunlarından sıkılanlar, çeşitli araç türlerini sevenler ve oyunun açıkçası zayıf fizik motorunu hoş görmeye hazır olanlar.
    Ana yarış festivalini heyecanla beklerken parmaklarımızı gerip lastiklerimizi yakıyoruz. Arcade yarış oyunları türü şu anda zor zamanlardan geçiyor. Kralın tahtta çok uzun süredir oturduğu açıkça ortada ve açıkçası, Forza Horizon serisinin hakimiyetine meydan okuyabilecek ciddi rakipler ufukta görünmüyor. Ancak, beşinci oyundaki aynı eski Meksika kaktüslerinden ve bitmek bilmeyen pinatalardan zaten bıkmışsanız ve ruhunuz yeni bir şeyler özlüyorsa, beslenme düzeninizi değiştirme zamanı gelmiştir. Bazen, Playground Games'in duvarları içinde ana ziyafet hazırlanırken, gerçekten yenilebilir bir şey bulmak için beklentilerinizi düşürmeniz ve yan raflara bakmanız gerekir. The Witcher'ın yarış dünyasına çıkışına sadece birkaç hafta kaldı. Bekleyişi daha az acı verici hale getirmek için, Xbox Game Studios'tan onay beklerken hız özlemini gidermeye yardımcı olacak yedi projeden oluşan bir seçki hazırladım tek bir oyun. The Crew Motorfest İnanılmaz derecede güzel bir ambalaj içinde sunulan, Hawaii'ye özgü hız kutlaması; ancak ambalajın altında hiç de lezzetli olmayan bir içerik gizli. Ubisoft, Horizon serisine layık bir oyun yaratmak için uzun zamandır çaba sarf ediyor ve sürekli olarak formülle denemeler yapıyor. Geliştiriciler daha önce tüm Amerika Birleşik Devletleri büyüklüğünde bir haritaya sahip olmakla övünürken, Motorfest için kapsamı Hawaii'nin Oahu adasıyla sınırlandırdılar. Yerel manzaralar, yarış rotalarının ormanlardan, donmuş volkanlardan ve güneşle yıkanmış kıyı şeritlerinden geçtiği otomobil festivali için mükemmel bir zemin oluşturdu. Geliştiriciler, hikaye kampanyasını tematik setlere ayırmışlar. Her yarış zinciri farklı bir kültüre adanmış; Japon gece yarışlarından klasik Amerikan kaslı arabalarına kadar. Sadece yarış kuralları değil, pist tasarımı da tamamen değişiyor. Festival sahneleri arasında zaman uçup gidiyor; garajda en sevdiğiniz spor arabalarınızı modifiye edebilir veya gizli hazineler arayışında Hawaii'de keyifli sürüşler yapabilirsiniz. Ada, kelimenin tam anlamıyla koleksiyonluk eşyalar ve yol kenarına park edip manzaranın tadını çıkarmak isteyeceğiniz pitoresk yerlerle dolu. Ama dürüst olmak gerekirse, geliştiriciler fizik motorunu henüz tam olarak oturtamadıkları için proje Horizon'ın tam anlamıyla yerini alacak bir oyun olmayacak gibi görünüyor. Lüks araç filosu ve çarpıcı tasarım çalışmalarına rağmen, araçların yoldaki davranışları iyi ve kötünün ötesinde. Tek kurtarıcı yanı, oyunun hiç de ciddiymiş gibi davranmaması; bir spor araba, uçurumdan atlarken havada uçağa veya tekneye dönüşebiliyor. Oyunun temel özellikleri: Yoğun ormanlar ve volkanlarla dolu, açık dünya tropikal ada. Parçaların benzersiz görsel tasarımına sahip tematik kampanyalar. Otomobiller, uçaklar ve tekneler arasında sorunsuz geçiş. Düzenli olarak düzenlenen ve benzersiz ödüller sunan Zirve yarışmaları. Kimler için: Önceki Horizon oyunlarından sıkılanlar, çeşitli araç türlerini sevenler ve oyunun açıkçası zayıf fizik motorunu hoş görmeye hazır olanlar.
    Beğen
    8
    1 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Apple'ın Müzik İmparatorluğu Nasıl Yaratıldı?
    O yıllarda (1990'ların sonları ve 2000'lerin başları), Apple'ın hiç tescilli profesyonel müzik prodüksiyon yazılımı yoktu. Mükemmel donanımlar (bahsedilen PowerPC işlemciler) ve istikrarlı bir Mac OS üretiyorlardı, ancak DAW pazarı tamamen üçüncü taraf geliştiricilere bırakılmıştı.

    O zamanlar Mac dünyasına dört büyük marka hükmediyordu.


    Digidesign (Pro Tools), canlı müzik gruplarının kayıt ve miksajı için standart yazılımdır.
    Mark of the Unicorn / MOTU (Digital Performer) - bu arada, bu tamamen Mac'e özel bir uygulamaydı, film müzikleri bestecileri gerçekten çok sevdi.


    Logic ile ilgili hikaye tamamen ayrı bir drama.

    2002 yılına kadar Logic, bağımsız Alman şirketi Emagic tarafından geliştiriliyordu ve program hem Mac hem de Windows (Logic Audio) için piyasaya sürülmüştü. Dahası, Windows'ta çok büyük bir sadık hayran kitlesine sahipti.

    2002 yılına kadar Emagic, Logic yazılımını hem Windows hem de Mac OS platformları için paralel olarak geliştiriyordu. Her iki sürüm de eş zamanlı olarak güncelleniyor ve işlevsellik açısından tamamen aynıydı. Stüdyolar ve ev müzisyenleri tercih ettikleri işletim sistemini seçebiliyorlardı.

    Böylece, efsanevi Logic 5'in zirvede olduğu 2002 yılında Apple, Emagic'i satın aldı. İlk kararları, Logic'in Windows sürümünü acımasızca ortadan kaldırmak oldu. PC geliştirme çalışmaları bir gecede durduruldu. Logic 5.5.1, Windows için son sürüm oldu ve geliştirme çalışmaları kalıcı olarak donduruldu. 6.0 sürümü ve sonraki tüm sürümler yalnızca Apple bilgisayarları için piyasaya sürüldü.

    Apple ekibi dağıtmadı. Aksine, önde gelen Alman programcıların neredeyse tamamı Cupertino'ya taşındı veya Alman ofisinde Apple çalışanı olarak kaldı. Esasen, Apple'ın tüm müzik bölümü Emagic'in personeli kullanılarak oluşturuldu.

    Binlerce Windows müzisyeni için bu gerçek bir şoktu. Zor bir seçim yapmak zorunda kaldılar: ya dişlerini sıkıp Cubase'i veya o zamanlar geliştirilmekte olan Sonar'ı yeniden öğrenmek ya da en sevdikleri sequencer'ı kullanmaya devam etmek için bir servet harcayarak Mac almak (ki aslında Apple'ın amacı da buydu).

    Ardından, Emagic'ten edinilen teknolojiler ve programcılarının yardımıyla Apple, 2004 yılında (yeni kullanıcıları çekmek için) basit GarageBand'i piyasaya sürdü ve Logic de kademeli olarak güçlü Logic Pro'ya dönüştü; bu da ana Mac'e özel yazılım haline geldi ve günümüze kadar da öyle kalmaya devam ediyor.
    Reaper'ın (veya daha doğrusu onu geliştiren şirket Cockos'un) satın alınıp hurdaya çıkarılma olasılığı neredeyse sıfır. Ve bunun çok güçlü bir tarihi nedeni var.

    Reaper'ın asıl yaratıcısı, dahi programcı Justin Frankel'dir. Adı size tanıdık gelmese bile, önceki başyapıtını kesinlikle biliyorsunuzdur: Efsanevi Winamp oynatıcısının yaratıcısı.

    İşte Reaper'ın güvende olmasının ve Logic ile aynı kaderi paylaşma olasılığının düşük olmasının nedenleri:

    Şirketlere karşı "aşı" 1999'da Frankel, Winamp'ı AOL'ye dudak uçuklatan bir meblağ karşılığında sattı (anlaşmanın değeri yaklaşık 400 milyon dolardı). Ancak AOL'nin devasa bürokratik makinesinde çalışmak onun için bir cehenneme dönüştü. Etkili yöneticilerin sevdiği oynatıcıyı nasıl mahvettiklerini, onu hantal bir canavara dönüştürdüklerini kendi gözleriyle gördü. Ayrıldıktan sonra, şirket kültürüne karşı güçlü bir alerji geliştirdi.

    Reaper bir çıkış noktası olarak: Frankel, Cockos and Reaper şirketini, yatırımcıları, pazarlamacıları veya yönetim kurullarını dikkate almadan, kendi uygun gördüğü şekilde mükemmel yazılımlar yazmak için bizzat kendisi kurdu.

    Satış yapmalarına gerek yok: Frankel, AOL ile yaptığı anlaşma sayesinde zaten birkaç ömür boyu yetecek gelire sahip. Apple, Microsoft veya Gibson'ın milyonlarına ihtiyacı yok. Onun için Reaper, hayatının eseri ve mutlak yaratıcı özgürlüğü. Cockos'un ise kâr büyüme grafikleri gösterebileceği dış yatırımcıları yok.

    Küçük Ekip. Diğer şirketlerin kalabalık kadrolarının aksine, Cockos'un çekirdek ekibi sadece birkaç tutkulu teknoloji meraklısından oluşuyor.

    İşte bu yüzden Reaper, günümüz piyasa standartlarına göre son derece cüretkar bir iş modeline sahip küçük bir kurulum dosyası, ağır hizmet tipi korsanlıkla mücadele korumasının tamamen yokluğu (iLok veya anahtar yok), makul bir lisans fiyatı ve yıldırım hızında güncellemeler.

    Windows, Mac ve hatta Linux için yazılım geliştiriyorlar, çünkü bunu yapabiliyorlar ve istiyorlar. Dolayısıyla, Justin Frankel'in yönetiminde Reaper'ın geleceği konusunda endişelenmeye gerek yok. Sektördeki en kurumsal savaşlara dayanıklı yazılım!
    O yıllarda (1990'ların sonları ve 2000'lerin başları), Apple'ın hiç tescilli profesyonel müzik prodüksiyon yazılımı yoktu. Mükemmel donanımlar (bahsedilen PowerPC işlemciler) ve istikrarlı bir Mac OS üretiyorlardı, ancak DAW pazarı tamamen üçüncü taraf geliştiricilere bırakılmıştı. O zamanlar Mac dünyasına dört büyük marka hükmediyordu. Digidesign (Pro Tools), canlı müzik gruplarının kayıt ve miksajı için standart yazılımdır. Mark of the Unicorn / MOTU (Digital Performer) - bu arada, bu tamamen Mac'e özel bir uygulamaydı, film müzikleri bestecileri gerçekten çok sevdi. Logic ile ilgili hikaye tamamen ayrı bir drama. 2002 yılına kadar Logic, bağımsız Alman şirketi Emagic tarafından geliştiriliyordu ve program hem Mac hem de Windows (Logic Audio) için piyasaya sürülmüştü. Dahası, Windows'ta çok büyük bir sadık hayran kitlesine sahipti. 2002 yılına kadar Emagic, Logic yazılımını hem Windows hem de Mac OS platformları için paralel olarak geliştiriyordu. Her iki sürüm de eş zamanlı olarak güncelleniyor ve işlevsellik açısından tamamen aynıydı. Stüdyolar ve ev müzisyenleri tercih ettikleri işletim sistemini seçebiliyorlardı. Böylece, efsanevi Logic 5'in zirvede olduğu 2002 yılında Apple, Emagic'i satın aldı. İlk kararları, Logic'in Windows sürümünü acımasızca ortadan kaldırmak oldu. PC geliştirme çalışmaları bir gecede durduruldu. Logic 5.5.1, Windows için son sürüm oldu ve geliştirme çalışmaları kalıcı olarak donduruldu. 6.0 sürümü ve sonraki tüm sürümler yalnızca Apple bilgisayarları için piyasaya sürüldü. Apple ekibi dağıtmadı. Aksine, önde gelen Alman programcıların neredeyse tamamı Cupertino'ya taşındı veya Alman ofisinde Apple çalışanı olarak kaldı. Esasen, Apple'ın tüm müzik bölümü Emagic'in personeli kullanılarak oluşturuldu. Binlerce Windows müzisyeni için bu gerçek bir şoktu. Zor bir seçim yapmak zorunda kaldılar: ya dişlerini sıkıp Cubase'i veya o zamanlar geliştirilmekte olan Sonar'ı yeniden öğrenmek ya da en sevdikleri sequencer'ı kullanmaya devam etmek için bir servet harcayarak Mac almak (ki aslında Apple'ın amacı da buydu). Ardından, Emagic'ten edinilen teknolojiler ve programcılarının yardımıyla Apple, 2004 yılında (yeni kullanıcıları çekmek için) basit GarageBand'i piyasaya sürdü ve Logic de kademeli olarak güçlü Logic Pro'ya dönüştü; bu da ana Mac'e özel yazılım haline geldi ve günümüze kadar da öyle kalmaya devam ediyor. Reaper'ın (veya daha doğrusu onu geliştiren şirket Cockos'un) satın alınıp hurdaya çıkarılma olasılığı neredeyse sıfır. Ve bunun çok güçlü bir tarihi nedeni var. Reaper'ın asıl yaratıcısı, dahi programcı Justin Frankel'dir. Adı size tanıdık gelmese bile, önceki başyapıtını kesinlikle biliyorsunuzdur: Efsanevi Winamp oynatıcısının yaratıcısı. İşte Reaper'ın güvende olmasının ve Logic ile aynı kaderi paylaşma olasılığının düşük olmasının nedenleri: Şirketlere karşı "aşı" 1999'da Frankel, Winamp'ı AOL'ye dudak uçuklatan bir meblağ karşılığında sattı (anlaşmanın değeri yaklaşık 400 milyon dolardı). Ancak AOL'nin devasa bürokratik makinesinde çalışmak onun için bir cehenneme dönüştü. Etkili yöneticilerin sevdiği oynatıcıyı nasıl mahvettiklerini, onu hantal bir canavara dönüştürdüklerini kendi gözleriyle gördü. Ayrıldıktan sonra, şirket kültürüne karşı güçlü bir alerji geliştirdi. Reaper bir çıkış noktası olarak: Frankel, Cockos and Reaper şirketini, yatırımcıları, pazarlamacıları veya yönetim kurullarını dikkate almadan, kendi uygun gördüğü şekilde mükemmel yazılımlar yazmak için bizzat kendisi kurdu. Satış yapmalarına gerek yok: Frankel, AOL ile yaptığı anlaşma sayesinde zaten birkaç ömür boyu yetecek gelire sahip. Apple, Microsoft veya Gibson'ın milyonlarına ihtiyacı yok. Onun için Reaper, hayatının eseri ve mutlak yaratıcı özgürlüğü. Cockos'un ise kâr büyüme grafikleri gösterebileceği dış yatırımcıları yok. Küçük Ekip. Diğer şirketlerin kalabalık kadrolarının aksine, Cockos'un çekirdek ekibi sadece birkaç tutkulu teknoloji meraklısından oluşuyor. İşte bu yüzden Reaper, günümüz piyasa standartlarına göre son derece cüretkar bir iş modeline sahip küçük bir kurulum dosyası, ağır hizmet tipi korsanlıkla mücadele korumasının tamamen yokluğu (iLok veya anahtar yok), makul bir lisans fiyatı ve yıldırım hızında güncellemeler. Windows, Mac ve hatta Linux için yazılım geliştiriyorlar, çünkü bunu yapabiliyorlar ve istiyorlar. Dolayısıyla, Justin Frankel'in yönetiminde Reaper'ın geleceği konusunda endişelenmeye gerek yok. Sektördeki en kurumsal savaşlara dayanıklı yazılım!
    Beğen
    6
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Herkesin Oynaması Gereken ve 10/10 Puanı Hak Eden En İyi 5 RPG Oyunu!
    Kendinizi gerçek bir RPG hayranı olarak görüyorsanız, muhtemelen sayısız dünyayı keşfetmiş, düzinelerce destansı macera yaşamış ve daha fazlasını deneyimlemişsinizdir. Peki, türün her hayranının oynaması gereken oyunlar var mı? Bugün, koleksiyonunuzda mutlaka bulunması gereken en iyi beş RPG oyununu sizlerle paylaşacağım!

    Disco Elysium harika bir RPG oyunu, ancak metnin yoğunluğu bazen sizi tamamen içine çekebiliyor. Bu oyunda okuduğumdan daha az kelimeyi kitaplarda okuduğumu hissediyorum. Oyunun dünyası karanlık, ancak inanılmaz derecede büyüleyici ve olayların metinsel açıklamaları tek kelimeyle çarpıcı. Özellikle oyun boyunca bize eşlik eden Kim'den bahsetmek istiyorum. Genellikle az konuşan bir adamdır, ancak diyalogları her zaman ilgi çekicidir.

    İçsel diyaloglar başlı başına bir sanattır. Duygular ve arzular sizi ayartma yoluna sürükleyebilir veya direnmeye zorlayabilir. Ancak karar her zaman oyuncuya aittir.

    Az sayıda karakter var, ancak detaylı bir şekilde geliştirilmişler ve isimlerinin çoğunu hatırlamasam da, onlarla olan etkileşimlerim bende iz bıraktı.

    Evet, oyun bolca metin içeriyor, ancak bu bir sorun değil; yazım tarzı açık ve anlaşılır. Dil yerelleştirme mükemmel ve İngilizce bilenler için seslendirme de mevcut. Seslendirmeler mükemmel, özellikle Harry'nin yaşlı, boğuk sesi kusursuz.

    Grafikler sade ama şık. İzometrik bakış açılarının hayranı olmasam da, oyun beni içine çekti. Baş karakterin hikayesi ilginç: evsiz birine benziyor, ancak düşüşü hem dışarıdan hem de içeriden gelen baskılarla açıklanıyor. Hayatta böyle bir arkadaş istemezdim ama harika bir karakter.

    Sonu beklenmedikti ama yine de keyif aldım. Oyunu bitirdikten sonra kalıcı bir izlenim bıraktı. Sanırım Disco Elysium oynamanın ne kadar eğlenceli ve heyecan verici olduğunu önümüzdeki 15-20 yıl boyunca hatırlayacağım.

    Verdiğiniz kararlar dünyayı etkiler ve ekipmanınız karakterinizin özelliklerini etkiler.

    Genel olarak harika bir oyun, ancak bazı küçük kusurları var. Duygularla dolu etkileşimli bir kitap gibi. Tavsiye ederim!

    Disco Elysium minimum sistem gereksinimleri:

    64 bit işlemci ve işletim sistemi
    İşletim Sistemi: Windows 7/8/10
    İşlemci: Intel Core 2 Duo
    RAM: 2 GB
    Ekran kartı: DirectX 11 uyumlu ekran kartı (entegre veya harici, en az 512 MB belleğe sahip)
    DirectX: sürüm 11
    Disk alanı: 20 GB
    Oyun herhangi bir ocakta çalışır, bu yüzden özellikle Epic Games'te ücretsiz olarak dağıtıldığı göz önüne alındığında, mutlaka oynayın.

    Clair Obscur: 33. Sefer
    Clair Obscur: Expedition 33, karanlık atmosferi ve gizemli olay örgüsüyle dikkat çeken sıra dışı bir oyun. Oyunda, sırlar ve tehlikelerle dolu terk edilmiş bir laboratuvara giren bir araştırma ekibini canlandırıyorsunuz.

    Oyun, keşif, bulmaca çözme ve takım çalışması üzerine kuruludur. Savaş basit olsa da kaynakların ve silahların ustaca kullanılmasını gerektirir. Grafikler karanlık olup korku atmosferi yaratırken, sesler de gerilimi artırır.

    Oyunun üretim sistemi iyi, bulduğunuz malzemelerden aletler yaratmanıza olanak tanıyor. İş birliği modu iyi çalışıyor, ancak bazı senkronizasyon sorunları var. Hikaye kademeli olarak gelişiyor ve karakterlerin kendi geçmişleri ve motivasyonları var.

    Genel olarak, Clair Obscur: Expedition 33, atmosferik maceraları sevenler için ilgi çekici bir RPG oyunudur. Bazı teknik aksaklıkları tolere etmeye hazırsanız, oyuna bir göz atmaya değer. Oyun tarzınıza bağlı olarak, oyunu tamamlamak 15-20 saat sürecektir.

    Bu oyunu, özellikle karanlık hikayelerden ve zorlu bulmacalardan hoşlanan tür hayranlarına tavsiye ederim.

    Clair Obscur: Expedition 33 için minimum sistem gereksinimleri:

    64 bit işlemci ve işletim sistemi
    İşletim Sistemi: Windows 10/11
    İşlemci: Intel Core i7-8700K / AMD Ryzen 5 1600X
    RAM: 8 GB
    Ekran kartı: NVIDIA GeForce GTX 1060 6 GB / AMD Radeon RX 5600 XT 6 GB / Intel Arc A380 6 GB
    DirectX: sürüm 12
    Disk alanı: 55 GB
    Ek Notlar: SSD gereklidir. Minimum sistem gereksinimleri, düşük ayarlarda 1080p 30FPS oyun oynamaya olanak tanır.
    The Elder Scrolls IV: Oblivion Yeniden Düzenlenmiş Versiyonu
    The Elder Scrolls IV: Oblivion Remastered, herkesin bildiği efsanevi bir oyun, ancak herkes bu yeniden düzenlenmiş versiyonu oynamadı. Eski oyunun büyüsü ilk çıktığı zamandan beri hissediliyor, ancak şimdi her şey çok daha güzel görünüyor. Grafikler çarpıcı, dokular daha keskin, ışık ve su büyüleyici ve kasabalar ve köyler adeta canlanıyor. Tanıdık sokaklarda yürürken ve orijinal oyundan hatırladığınız manzaraları görürken nostalji duygusu sizi sarıyor. Müzik ve sesler atmosferi mükemmel bir şekilde yeniden yaratıyor ve sizi Tamriel dünyasına tamamen kaptırıyor.

    Orijinal ruhu zedelemeyen, aksine onu geliştiren iyileştirmeler sayesinde görevleri tamamlamak ve dünyayı keşfetmek daha da keyifli hale geldi. Favori NPC'ler ve diyaloglar geliştirildi ve bazen sadece dünyayı dolaşıp atmosferi içinize çekmek istersiniz.

    Bu yeniden düzenlenmiş sürüm, orijinal Oblivion hayranları için gerçek bir hazine niteliğinde; oyunu ikonik kılan her şeyi geri getiriyor ve ona güzellik katıyor. Oyun son derece büyüleyici ve bu dünyayı yeniden keşfetme hissi asla kaybolmuyor.

    The Elder Scrolls IV: Oblivion Remastered minimum sistem gereksinimleri:

    64 bit işlemci ve işletim sistemi
    İşletim Sistemi: Windows 10 sürüm 21H1 (10.0.19043) / win 11
    İşlemci: AMD Ryzen 5 2600X, Intel Core i7-6800K
    RAM: 16 GB
    Ekran kartı: AMD Radeon RX 5700, NVIDIA GeForce 1070 Ti
    DirectX: sürüm 12
    Disk alanı: 125 GB
    Ek Bilgi: SSD Gereklidir
    Krallık Gelsin: Kurtuluş
    Kingdom Come: Deliverance - Baş kahraman Henry'nin hikayesi etkileyici: basit bir köy çocuğundan görkemli bir şövalyeye. Oyunun konusu, Kral Wenceslas ile kardeşi Sigismund arasındaki çatışma da dahil olmak üzere Orta Çağ Bohemyası'ndaki olayları ele alıyor.

    Dövüş sistemi de mükemmel: Sadece kılıç sallamakla kalmıyorsunuz, saldırıları, savunmaları ve özel hareketleri birleştiriyorsunuz. Becerileriniz geliştikçe, dövüş daha kolay ve daha etkili hale geliyor.

    Oyunu altyazılarla oynadım, bu da özellikle diyaloglarda küfürlü kelimeler olduğunda atmosferi önemli ölçüde zenginleştirdi.

    Ayrıca bir kız arkadaş yaratıp romantik bir ilişki kurabilirsiniz, bu da karakterlere derinlik katar.

    Oyunu o kadar çok sevdim ki, bitirir bitirmez hemen Kingdom Come Deliverance 2'yi satın almak istedim.

    Gotik II
    Gothic II - Gothic I Remaster çıkana kadar ikinci oyunu oynayacağız. Bu oyunu kaç kere oynadığımı sayamam; önce Akella diskiyle, sonra da hikaye odaklı modlardan eğlenceli versiyonlara kadar çeşitli modlarla. Oyun oldukça zorlu, özellikle ilk aşamalarda dikkatsiz bir hareket karakterinizi öldürebileceğinden hem beceri hem de zekâ gerektiriyor.

    Gothic 1'den önce oynadığım için kontroller benim için sürpriz olmadı ve oldukça hızlı bir şekilde ustalaştım.

    Grafikler ve olay örgüsü mükemmel değil, ama oldukça memnun kaldım. Diego, Gorn, Milten ve Lester gibi yan karakterlerin daha fazla geliştirilmesini isterdim.

    Özellikle ikinci oyun için oyunu özelleştirmek için kullanılabilecek çok sayıda modun bulunmasından çok memnunum. Örneğin, bir vampirizm modu yükledim ve sonuçlardan memnun kaldım.

    Gothic II minimum sistem gereksinimleri:

    İşletim Sistemi*: Windows XP/2000/ME/98/Vista/7/8/10
    İşlemci: Intel Pentium III 700 MHz
    RAM: 256 MB
    Ekran kartı: 32 MB RAM'li 3D grafik kartı
    DirectX: sürüm 8.1
    Disk alanı: 5 GB
    Ses kartı: DirectX uyumlu
    Evet, Gothic 2 aslında her cihazda çalışabilir.
    Kendinizi gerçek bir RPG hayranı olarak görüyorsanız, muhtemelen sayısız dünyayı keşfetmiş, düzinelerce destansı macera yaşamış ve daha fazlasını deneyimlemişsinizdir. Peki, türün her hayranının oynaması gereken oyunlar var mı? Bugün, koleksiyonunuzda mutlaka bulunması gereken en iyi beş RPG oyununu sizlerle paylaşacağım! Disco Elysium harika bir RPG oyunu, ancak metnin yoğunluğu bazen sizi tamamen içine çekebiliyor. Bu oyunda okuduğumdan daha az kelimeyi kitaplarda okuduğumu hissediyorum. Oyunun dünyası karanlık, ancak inanılmaz derecede büyüleyici ve olayların metinsel açıklamaları tek kelimeyle çarpıcı. Özellikle oyun boyunca bize eşlik eden Kim'den bahsetmek istiyorum. Genellikle az konuşan bir adamdır, ancak diyalogları her zaman ilgi çekicidir. İçsel diyaloglar başlı başına bir sanattır. Duygular ve arzular sizi ayartma yoluna sürükleyebilir veya direnmeye zorlayabilir. Ancak karar her zaman oyuncuya aittir. Az sayıda karakter var, ancak detaylı bir şekilde geliştirilmişler ve isimlerinin çoğunu hatırlamasam da, onlarla olan etkileşimlerim bende iz bıraktı. Evet, oyun bolca metin içeriyor, ancak bu bir sorun değil; yazım tarzı açık ve anlaşılır. Dil yerelleştirme mükemmel ve İngilizce bilenler için seslendirme de mevcut. Seslendirmeler mükemmel, özellikle Harry'nin yaşlı, boğuk sesi kusursuz. Grafikler sade ama şık. İzometrik bakış açılarının hayranı olmasam da, oyun beni içine çekti. Baş karakterin hikayesi ilginç: evsiz birine benziyor, ancak düşüşü hem dışarıdan hem de içeriden gelen baskılarla açıklanıyor. Hayatta böyle bir arkadaş istemezdim ama harika bir karakter. Sonu beklenmedikti ama yine de keyif aldım. Oyunu bitirdikten sonra kalıcı bir izlenim bıraktı. Sanırım Disco Elysium oynamanın ne kadar eğlenceli ve heyecan verici olduğunu önümüzdeki 15-20 yıl boyunca hatırlayacağım. Verdiğiniz kararlar dünyayı etkiler ve ekipmanınız karakterinizin özelliklerini etkiler. Genel olarak harika bir oyun, ancak bazı küçük kusurları var. Duygularla dolu etkileşimli bir kitap gibi. Tavsiye ederim! Disco Elysium minimum sistem gereksinimleri: 64 bit işlemci ve işletim sistemi İşletim Sistemi: Windows 7/8/10 İşlemci: Intel Core 2 Duo RAM: 2 GB Ekran kartı: DirectX 11 uyumlu ekran kartı (entegre veya harici, en az 512 MB belleğe sahip) DirectX: sürüm 11 Disk alanı: 20 GB Oyun herhangi bir ocakta çalışır, bu yüzden özellikle Epic Games'te ücretsiz olarak dağıtıldığı göz önüne alındığında, mutlaka oynayın. Clair Obscur: 33. Sefer Clair Obscur: Expedition 33, karanlık atmosferi ve gizemli olay örgüsüyle dikkat çeken sıra dışı bir oyun. Oyunda, sırlar ve tehlikelerle dolu terk edilmiş bir laboratuvara giren bir araştırma ekibini canlandırıyorsunuz. Oyun, keşif, bulmaca çözme ve takım çalışması üzerine kuruludur. Savaş basit olsa da kaynakların ve silahların ustaca kullanılmasını gerektirir. Grafikler karanlık olup korku atmosferi yaratırken, sesler de gerilimi artırır. Oyunun üretim sistemi iyi, bulduğunuz malzemelerden aletler yaratmanıza olanak tanıyor. İş birliği modu iyi çalışıyor, ancak bazı senkronizasyon sorunları var. Hikaye kademeli olarak gelişiyor ve karakterlerin kendi geçmişleri ve motivasyonları var. Genel olarak, Clair Obscur: Expedition 33, atmosferik maceraları sevenler için ilgi çekici bir RPG oyunudur. Bazı teknik aksaklıkları tolere etmeye hazırsanız, oyuna bir göz atmaya değer. Oyun tarzınıza bağlı olarak, oyunu tamamlamak 15-20 saat sürecektir. Bu oyunu, özellikle karanlık hikayelerden ve zorlu bulmacalardan hoşlanan tür hayranlarına tavsiye ederim. Clair Obscur: Expedition 33 için minimum sistem gereksinimleri: 64 bit işlemci ve işletim sistemi İşletim Sistemi: Windows 10/11 İşlemci: Intel Core i7-8700K / AMD Ryzen 5 1600X RAM: 8 GB Ekran kartı: NVIDIA GeForce GTX 1060 6 GB / AMD Radeon RX 5600 XT 6 GB / Intel Arc A380 6 GB DirectX: sürüm 12 Disk alanı: 55 GB Ek Notlar: SSD gereklidir. Minimum sistem gereksinimleri, düşük ayarlarda 1080p 30FPS oyun oynamaya olanak tanır. The Elder Scrolls IV: Oblivion Yeniden Düzenlenmiş Versiyonu The Elder Scrolls IV: Oblivion Remastered, herkesin bildiği efsanevi bir oyun, ancak herkes bu yeniden düzenlenmiş versiyonu oynamadı. Eski oyunun büyüsü ilk çıktığı zamandan beri hissediliyor, ancak şimdi her şey çok daha güzel görünüyor. Grafikler çarpıcı, dokular daha keskin, ışık ve su büyüleyici ve kasabalar ve köyler adeta canlanıyor. Tanıdık sokaklarda yürürken ve orijinal oyundan hatırladığınız manzaraları görürken nostalji duygusu sizi sarıyor. Müzik ve sesler atmosferi mükemmel bir şekilde yeniden yaratıyor ve sizi Tamriel dünyasına tamamen kaptırıyor. Orijinal ruhu zedelemeyen, aksine onu geliştiren iyileştirmeler sayesinde görevleri tamamlamak ve dünyayı keşfetmek daha da keyifli hale geldi. Favori NPC'ler ve diyaloglar geliştirildi ve bazen sadece dünyayı dolaşıp atmosferi içinize çekmek istersiniz. Bu yeniden düzenlenmiş sürüm, orijinal Oblivion hayranları için gerçek bir hazine niteliğinde; oyunu ikonik kılan her şeyi geri getiriyor ve ona güzellik katıyor. Oyun son derece büyüleyici ve bu dünyayı yeniden keşfetme hissi asla kaybolmuyor. The Elder Scrolls IV: Oblivion Remastered minimum sistem gereksinimleri: 64 bit işlemci ve işletim sistemi İşletim Sistemi: Windows 10 sürüm 21H1 (10.0.19043) / win 11 İşlemci: AMD Ryzen 5 2600X, Intel Core i7-6800K RAM: 16 GB Ekran kartı: AMD Radeon RX 5700, NVIDIA GeForce 1070 Ti DirectX: sürüm 12 Disk alanı: 125 GB Ek Bilgi: SSD Gereklidir Krallık Gelsin: Kurtuluş Kingdom Come: Deliverance - Baş kahraman Henry'nin hikayesi etkileyici: basit bir köy çocuğundan görkemli bir şövalyeye. Oyunun konusu, Kral Wenceslas ile kardeşi Sigismund arasındaki çatışma da dahil olmak üzere Orta Çağ Bohemyası'ndaki olayları ele alıyor. Dövüş sistemi de mükemmel: Sadece kılıç sallamakla kalmıyorsunuz, saldırıları, savunmaları ve özel hareketleri birleştiriyorsunuz. Becerileriniz geliştikçe, dövüş daha kolay ve daha etkili hale geliyor. Oyunu altyazılarla oynadım, bu da özellikle diyaloglarda küfürlü kelimeler olduğunda atmosferi önemli ölçüde zenginleştirdi. Ayrıca bir kız arkadaş yaratıp romantik bir ilişki kurabilirsiniz, bu da karakterlere derinlik katar. Oyunu o kadar çok sevdim ki, bitirir bitirmez hemen Kingdom Come Deliverance 2'yi satın almak istedim. Gotik II Gothic II - Gothic I Remaster çıkana kadar ikinci oyunu oynayacağız. Bu oyunu kaç kere oynadığımı sayamam; önce Akella diskiyle, sonra da hikaye odaklı modlardan eğlenceli versiyonlara kadar çeşitli modlarla. Oyun oldukça zorlu, özellikle ilk aşamalarda dikkatsiz bir hareket karakterinizi öldürebileceğinden hem beceri hem de zekâ gerektiriyor. Gothic 1'den önce oynadığım için kontroller benim için sürpriz olmadı ve oldukça hızlı bir şekilde ustalaştım. Grafikler ve olay örgüsü mükemmel değil, ama oldukça memnun kaldım. Diego, Gorn, Milten ve Lester gibi yan karakterlerin daha fazla geliştirilmesini isterdim. Özellikle ikinci oyun için oyunu özelleştirmek için kullanılabilecek çok sayıda modun bulunmasından çok memnunum. Örneğin, bir vampirizm modu yükledim ve sonuçlardan memnun kaldım. Gothic II minimum sistem gereksinimleri: İşletim Sistemi*: Windows XP/2000/ME/98/Vista/7/8/10 İşlemci: Intel Pentium III 700 MHz RAM: 256 MB Ekran kartı: 32 MB RAM'li 3D grafik kartı DirectX: sürüm 8.1 Disk alanı: 5 GB Ses kartı: DirectX uyumlu Evet, Gothic 2 aslında her cihazda çalışabilir.
    Beğen
    1
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
Daha Fazla Sonuç
Oyun Gündemi
Yükleniyor...
Forum Son Yazılan Konular
TechForumTR https://techforum.tr/sosyal