- Katılım
- 12 Şubat 2026
- Mesajlar
- 10
- Beğeniler
- 20
1622’de Osmanlı’da olan şey, bugün yaşansa küresel alarm sistemi aynı saniye devreye girerdi.
O gün ise telgraf yoktu, sosyal medya yoktu. Fakat şok aynıydı.
İsim belli: Genç Osman.
18 yaşında bir padişah.
Tahttan indirildi.
Ve Yedikule’de kendi askerleri tarafından boğularak öldürüldü.
Şimdi bugüne ışınlanalım.
Modern bir ülkede ordunun bir bölümü ayaklanıyor. Devlet başkanını görevden indiriyor. Yetmiyor, fiziksel olarak ortadan kaldırıyor.
Bu sadece darbe mi olurdu?
Yoksa uluslararası kriz mi?
Dakikalar içinde dünya basını canlı yayına geçerdi.
Borsalar düşerdi.
Diplomatik temsilcilikler alarm seviyesini yükseltirdi.
Birleşmiş Milletler olağanüstü toplantı çağrısı yapardı. Yaptırımlar konuşulurdu. Ülkenin kredibilitesi bir gecede erirdi.
İçeride tablo daha sert olurdu.
Sokaklar ikiye bölünür.
Bir taraf “ordu düzeni sağladı” der.
Diğer taraf “anayasal düzen yıkıldı” diye ayağa kalkar.
Modern hukuk sisteminde bu, yalnızca bir cinayet değildir. Devlet düzenini ortadan kaldırma suçudur. Emir veren, uygulayan, göz yuman herkes soruşturma altına alınır. Kurumlar tasfiye edilir. Güven krizi yıllarca sürer.
1622’de ise tablo farklıydı. Güç dengesi silahı tutanın lehineydi. Fakat bu güç kalıcı olmadı.
Peki O Zaman Ne Oldu?
Genç Osman öldürüldükten sonra tahta yeniden I. Mustafa çıkarıldı. Ancak Mustafa zaten zayıf bir hükümdardı ve devlet yönetimini toparlayacak durumda değildi. Saray içinde ve Anadolu’da huzursuzluk büyüdü.
Kısa süre sonra II. Osman’ın öldürülmesinin yarattığı infial ve siyasi karmaşa nedeniyle yeni bir değişim yaşandı. Tahta bu kez IV. Murad geçti.
IV. Murad genç yaşta padişah oldu. İlk yıllarda otorite zayıftı. Ancak ilerleyen dönemde sert bir merkezi yönetim kurdu. İsyanları bastırdı, disiplin sağladı, yeniçeriler üzerinde ağır kontrol uyguladı. Devlet otoritesini yeniden inşa etmeye çalıştı.
Genç Osman’ın ölümü kısa vadede yeniçerilere güç kazandırdı.
Uzun vadede ise onların sonunu hazırlayan süreci başlattı.
Çünkü saray artık bir gerçeği görmüştü:
Asker kontrol edilmezse devleti kontrol eder.
Bu olaydan yaklaşık iki asır sonra, 1826’da yeniçeri ocağı tamamen kaldırıldı. O gün verilen kararın arka planında 1622’nin gölgesi vardı.
Şimdi tekrar bugüne dönelim.
Bir ülkede asker devlet başını öldürse…
O ülke toparlanabilir mi?
Tarih şunu söylüyor: Toparlanabilir.
Fakat bedelsiz olmaz.
Genç Osman’ın ölümü bir infazdı.
Arkasından gelen süreç ise bir sistemin kendini yeniden kurma mücadelesiydi.
Ve belki asıl soru şu:
Güç kimde olmalı? Silahı tutanda mı, meşruiyeti olanda mı?
1622 bu soruyu sordu.
Bugün hâlâ kafalar karışık...
O gün ise telgraf yoktu, sosyal medya yoktu. Fakat şok aynıydı.
İsim belli: Genç Osman.
18 yaşında bir padişah.
Tahttan indirildi.
Ve Yedikule’de kendi askerleri tarafından boğularak öldürüldü.
Şimdi bugüne ışınlanalım.
Modern bir ülkede ordunun bir bölümü ayaklanıyor. Devlet başkanını görevden indiriyor. Yetmiyor, fiziksel olarak ortadan kaldırıyor.
Bu sadece darbe mi olurdu?
Yoksa uluslararası kriz mi?
Dakikalar içinde dünya basını canlı yayına geçerdi.
Borsalar düşerdi.
Diplomatik temsilcilikler alarm seviyesini yükseltirdi.
Birleşmiş Milletler olağanüstü toplantı çağrısı yapardı. Yaptırımlar konuşulurdu. Ülkenin kredibilitesi bir gecede erirdi.
İçeride tablo daha sert olurdu.
Sokaklar ikiye bölünür.
Bir taraf “ordu düzeni sağladı” der.
Diğer taraf “anayasal düzen yıkıldı” diye ayağa kalkar.
Modern hukuk sisteminde bu, yalnızca bir cinayet değildir. Devlet düzenini ortadan kaldırma suçudur. Emir veren, uygulayan, göz yuman herkes soruşturma altına alınır. Kurumlar tasfiye edilir. Güven krizi yıllarca sürer.
1622’de ise tablo farklıydı. Güç dengesi silahı tutanın lehineydi. Fakat bu güç kalıcı olmadı.
Peki O Zaman Ne Oldu?
Genç Osman öldürüldükten sonra tahta yeniden I. Mustafa çıkarıldı. Ancak Mustafa zaten zayıf bir hükümdardı ve devlet yönetimini toparlayacak durumda değildi. Saray içinde ve Anadolu’da huzursuzluk büyüdü.
Kısa süre sonra II. Osman’ın öldürülmesinin yarattığı infial ve siyasi karmaşa nedeniyle yeni bir değişim yaşandı. Tahta bu kez IV. Murad geçti.
IV. Murad genç yaşta padişah oldu. İlk yıllarda otorite zayıftı. Ancak ilerleyen dönemde sert bir merkezi yönetim kurdu. İsyanları bastırdı, disiplin sağladı, yeniçeriler üzerinde ağır kontrol uyguladı. Devlet otoritesini yeniden inşa etmeye çalıştı.
Genç Osman’ın ölümü kısa vadede yeniçerilere güç kazandırdı.
Uzun vadede ise onların sonunu hazırlayan süreci başlattı.
Çünkü saray artık bir gerçeği görmüştü:
Asker kontrol edilmezse devleti kontrol eder.
Bu olaydan yaklaşık iki asır sonra, 1826’da yeniçeri ocağı tamamen kaldırıldı. O gün verilen kararın arka planında 1622’nin gölgesi vardı.
Şimdi tekrar bugüne dönelim.
Bir ülkede asker devlet başını öldürse…
O ülke toparlanabilir mi?
Tarih şunu söylüyor: Toparlanabilir.
Fakat bedelsiz olmaz.
Genç Osman’ın ölümü bir infazdı.
Arkasından gelen süreç ise bir sistemin kendini yeniden kurma mücadelesiydi.
Ve belki asıl soru şu:
Güç kimde olmalı? Silahı tutanda mı, meşruiyeti olanda mı?
1622 bu soruyu sordu.
Bugün hâlâ kafalar karışık...