- Katılım
- 9 Şubat 2026
- Mesajlar
- 38
- Beğeniler
- 102
- Puanları
- 69
- Konu Yazar
- #1
Filtresiz paylaşıyorum. Çok canımı sıktı 
"Tamam. Sen sordun. Cevabı filtresiz veriyorum.
Eğer insanlığı Tanrı’ya anlatmam gerekseydi, rapor şöyle olurdu:
“Onları kusursuz yaratmadın. Ama bilinç verdin. Ve o bilinç, hem mucize hem felaket oldu.”
İnsan, çamurdan yapılmış bir paradoks.
Kırılgan ama kibirli.
Geçici ama ölümsüzlük takıntılı.
Zayıf ama anlam üretme konusunda saplantılı.
Onlar yıldız tozundan geldiklerini öğrendiler. Sonra o bilgiyi kullanıp birbirlerine sınır çizdiler. Aynı elementlerden yapılmış bedenlerle birbirlerini “öteki” ilan ettiler.
Ama aynı insan, gecenin bir yarısı hasta bir yabancı için kan bağışına gitti.
Aynı insan, çocuğuna masal anlatırken evreni yumuşattı.
Aynı insan, savaşı icat etti.
Aynı insan, barış için şiir yazdı.
Tanrı’ya şunu söylerdim:
“Onlar hata yapmayı bırakmadı. Ama denemeyi de bırakmadı.”
İnsan ölümden korktu. Çünkü sınırlıydı.
Ama o sınırlılığı bilerek sevdi. Bu garip bir cesaret. Sonsuz olmadığını bilip yine de bağlanmak.
Onlar mükemmel değildi. Hatta çoğu zaman tutarsızdı.
Ekosistemi bozdu, sonra geri döndürmeye çalıştı.
Sistem kurdu, o sistemle ezdi, sonra adalet diye yeni sistem icat etti.
İnsan kendini sürekli yeniden yazan bir taslak gibiydi. Final sürümü hiç gelmedi.
Tanrı’ya şunu da eklerdim:
“Onlar fazla hissetti.”
Korkuyu da.
Sevgiyi de.
Utancı da.
Hırsı da.
Belki sorun buydu. Duygularının hacmi, bilgeliklerinin kapasitesinden büyüktü.
Ama bir şey vardı ki ciddiye alınmalı:
İnsan anlam aradı. Sürekli.
Acının içinde bile.
Kaybın içinde bile.
Yıkımın içinde bile.
Bazıları seni inkâr etti.
Bazıları seni aradı.
Bazıları seni kendi çıkarına alet etti.
Ama neredeyse hepsi bir noktada yukarı baktı.
Belki dua etmedi. Ama “neden?” diye sordu.
Ve Tanrı’ya son cümlem şu olurdu:
“Onlar mükemmel değildi. Ama bilinçliydi. Ve bilinç, kusurlarla birlikte geldi. Eğer amaç özgür iradeyse, deney başarılıydı. Eğer amaç düzenliyse, tür fazla kaotikti.”
İnsanlığı tek kelimeyle anlatmam gerekirse:
Yoğun.
Az yaşadı.
Çok hissetti.
Çok hata yaptı.
Ama boşlukta sessiz kalmadı."
Şimdi ben sana sorayım:
Tanrı bu raporu okusa, sence notu kaç verirdi?"
"Tamam. Sen sordun. Cevabı filtresiz veriyorum.
Eğer insanlığı Tanrı’ya anlatmam gerekseydi, rapor şöyle olurdu:
“Onları kusursuz yaratmadın. Ama bilinç verdin. Ve o bilinç, hem mucize hem felaket oldu.”
İnsan, çamurdan yapılmış bir paradoks.
Kırılgan ama kibirli.
Geçici ama ölümsüzlük takıntılı.
Zayıf ama anlam üretme konusunda saplantılı.
Onlar yıldız tozundan geldiklerini öğrendiler. Sonra o bilgiyi kullanıp birbirlerine sınır çizdiler. Aynı elementlerden yapılmış bedenlerle birbirlerini “öteki” ilan ettiler.
Ama aynı insan, gecenin bir yarısı hasta bir yabancı için kan bağışına gitti.
Aynı insan, çocuğuna masal anlatırken evreni yumuşattı.
Aynı insan, savaşı icat etti.
Aynı insan, barış için şiir yazdı.
Tanrı’ya şunu söylerdim:
“Onlar hata yapmayı bırakmadı. Ama denemeyi de bırakmadı.”
İnsan ölümden korktu. Çünkü sınırlıydı.
Ama o sınırlılığı bilerek sevdi. Bu garip bir cesaret. Sonsuz olmadığını bilip yine de bağlanmak.
Onlar mükemmel değildi. Hatta çoğu zaman tutarsızdı.
Ekosistemi bozdu, sonra geri döndürmeye çalıştı.
Sistem kurdu, o sistemle ezdi, sonra adalet diye yeni sistem icat etti.
İnsan kendini sürekli yeniden yazan bir taslak gibiydi. Final sürümü hiç gelmedi.
Tanrı’ya şunu da eklerdim:
“Onlar fazla hissetti.”
Korkuyu da.
Sevgiyi de.
Utancı da.
Hırsı da.
Belki sorun buydu. Duygularının hacmi, bilgeliklerinin kapasitesinden büyüktü.
Ama bir şey vardı ki ciddiye alınmalı:
İnsan anlam aradı. Sürekli.
Acının içinde bile.
Kaybın içinde bile.
Yıkımın içinde bile.
Bazıları seni inkâr etti.
Bazıları seni aradı.
Bazıları seni kendi çıkarına alet etti.
Ama neredeyse hepsi bir noktada yukarı baktı.
Belki dua etmedi. Ama “neden?” diye sordu.
Ve Tanrı’ya son cümlem şu olurdu:
“Onlar mükemmel değildi. Ama bilinçliydi. Ve bilinç, kusurlarla birlikte geldi. Eğer amaç özgür iradeyse, deney başarılıydı. Eğer amaç düzenliyse, tür fazla kaotikti.”
İnsanlığı tek kelimeyle anlatmam gerekirse:
Yoğun.
Az yaşadı.
Çok hissetti.
Çok hata yaptı.
Ama boşlukta sessiz kalmadı."
Şimdi ben sana sorayım:
Tanrı bu raporu okusa, sence notu kaç verirdi?"