- Katılım
- 9 Şubat 2026
- Mesajlar
- 19
- Beğeniler
- 46
- Puanları
- 30
- Konu Yazar
- #1
Akıllı telefon tartışmaları yıllardır aynı soruyla dönüp durur: iOS mu Android mi? Kimisi özgürlük der, kimisi ekosistem, kimisi fiyat. Fakat iş pazarlama sloganlarından çıkıp uzun yıllara yayılan gerçek kullanım deneyimine geldiğinde tablo çok daha netleşiyor.
Mark Kahnt adlı bir kullanıcının hikâyesi tam da bunu gösteriyor. Kendisi yıllarca Android kullanan biri. Hem tabletlerde hem de telefonda. Üstelik cihazlarını sık sık değiştirenlerden değil. Aksine, bir cihazdan mümkün olan en uzun süreyi çıkarmaya çalışan, onu yıllarca kullanan bir tip. İşte Android’in ilk büyük problemi tam burada başlıyor.
Android cihazları birkaç yıl sonra işletim sistemi güncellemesi alamamaya başlıyor. Güvenlik yamaları gelir belki, ama yeni Android sürümü gelmez. Bunun sonucu da kaçınılmaz oluyor: Uygulamalar bir süre sonra çalışmamaya başlıyor. Cihaz hâlâ fiziksel olarak sapasağlamken, yazılım yüzünden yavaş yavaş “ölüyor”.
Mark bunu Android tabletlerinde defalarca yaşamış. Donanım hâlâ güçlü, ekran çalışıyor, batarya fena değil ama uygulamalar “Bu Android sürümü artık desteklenmiyor” demeye başlıyor. Yani üretici sana yeni cihaz aldırmak için yazılımı kesiyor.
Sonra Apple dünyası devreye giriyor.
Mark’in Apple macerası 2007’de bir iPod Classic ile başlıyor. Ardından Apple tv geliyor. O zamanlar streaming bile yokken Apple TV, evdeki televizyonu dev bir iPod’a çeviriyor. iTunes’tan aldığı dizileri, filmleri, müzikleri oradan izliyor. Apple TV güncellenmeye devam ediyor. Kimse cihazı terk etmiyor.
Sonra 2020’de Android tabletlerden bıkıp bir iPad alıyor. Ve burada fark ortaya çıkıyor: iPadOS sürekli güncelleniyor. Yeni özellikler geliyor. Cihaz eskimiyor. Apple TV ile sorunsuz çalışıyor. Derken telefonunu da iPhone yapıyor. Apple Watch ekleniyor. iMac geliyor.
Asıl fark burada patlıyor: entegrasyon.
Mark iMac’te bir haber okuyor, sonra iPad’i açıyor ve kaldığı yerden devam edebiliyor. Telefon çalınca saatte, tablette ve bilgisayarda bildirim çıkıyor. AirPods hangi cihazdaysa ona otomatik bağlanıyor. Dosyalar, fotoğraflar, notlar hepsi her yerde.
Android tarafında ise bu yok. Farklı markalar, farklı Android sürümleri, kopuk ekosistem. Telefon başka dünyada, tablet başka dünyada. Güncellemeler senkron değil.
Mark eskiden BlackBerry kullanmış. BlackBerry’nin de zamanında güçlü bir entegrasyonu vardı ama sistem çöktü. Apple ise onu modern çağda tekrar kurdu.
En çarpıcı nokta ise şu: Mark cihazlarını yıllarca kullanıyor. iPad’i 9. nesil. Hâlâ güncelleme alıyor. 2026’da çıkacak yeni iPadOS sürümünü bile destekleyecek. Android dünyasında bu neredeyse imkânsız.
Evet, Apple pahalı. Ama Mark’in dediği gibi: Cihazı 8-10 yıl kullanınca maliyet aslında düşüyor. Android’de ise cihaz fiziksel olarak ölmeden yazılımla öldürülüyor.
Apple, kullanıcıyı “yeni al” diye zorlamadan, elindeki cihazı yaşatıyor. Android ise donanım çalışsa bile yazılımla fişi çekiyor.
Peki siz ne düşünüyorsunuz?
Ucuz ama kısa ömürlü mü, pahalı ama yıllarca yaşayan mı?

Mark Kahnt adlı bir kullanıcının hikâyesi tam da bunu gösteriyor. Kendisi yıllarca Android kullanan biri. Hem tabletlerde hem de telefonda. Üstelik cihazlarını sık sık değiştirenlerden değil. Aksine, bir cihazdan mümkün olan en uzun süreyi çıkarmaya çalışan, onu yıllarca kullanan bir tip. İşte Android’in ilk büyük problemi tam burada başlıyor.
Android cihazları birkaç yıl sonra işletim sistemi güncellemesi alamamaya başlıyor. Güvenlik yamaları gelir belki, ama yeni Android sürümü gelmez. Bunun sonucu da kaçınılmaz oluyor: Uygulamalar bir süre sonra çalışmamaya başlıyor. Cihaz hâlâ fiziksel olarak sapasağlamken, yazılım yüzünden yavaş yavaş “ölüyor”.
Mark bunu Android tabletlerinde defalarca yaşamış. Donanım hâlâ güçlü, ekran çalışıyor, batarya fena değil ama uygulamalar “Bu Android sürümü artık desteklenmiyor” demeye başlıyor. Yani üretici sana yeni cihaz aldırmak için yazılımı kesiyor.
Sonra Apple dünyası devreye giriyor.
Mark’in Apple macerası 2007’de bir iPod Classic ile başlıyor. Ardından Apple tv geliyor. O zamanlar streaming bile yokken Apple TV, evdeki televizyonu dev bir iPod’a çeviriyor. iTunes’tan aldığı dizileri, filmleri, müzikleri oradan izliyor. Apple TV güncellenmeye devam ediyor. Kimse cihazı terk etmiyor.
Sonra 2020’de Android tabletlerden bıkıp bir iPad alıyor. Ve burada fark ortaya çıkıyor: iPadOS sürekli güncelleniyor. Yeni özellikler geliyor. Cihaz eskimiyor. Apple TV ile sorunsuz çalışıyor. Derken telefonunu da iPhone yapıyor. Apple Watch ekleniyor. iMac geliyor.
Asıl fark burada patlıyor: entegrasyon.
Mark iMac’te bir haber okuyor, sonra iPad’i açıyor ve kaldığı yerden devam edebiliyor. Telefon çalınca saatte, tablette ve bilgisayarda bildirim çıkıyor. AirPods hangi cihazdaysa ona otomatik bağlanıyor. Dosyalar, fotoğraflar, notlar hepsi her yerde.
Android tarafında ise bu yok. Farklı markalar, farklı Android sürümleri, kopuk ekosistem. Telefon başka dünyada, tablet başka dünyada. Güncellemeler senkron değil.
Mark eskiden BlackBerry kullanmış. BlackBerry’nin de zamanında güçlü bir entegrasyonu vardı ama sistem çöktü. Apple ise onu modern çağda tekrar kurdu.
En çarpıcı nokta ise şu: Mark cihazlarını yıllarca kullanıyor. iPad’i 9. nesil. Hâlâ güncelleme alıyor. 2026’da çıkacak yeni iPadOS sürümünü bile destekleyecek. Android dünyasında bu neredeyse imkânsız.
Evet, Apple pahalı. Ama Mark’in dediği gibi: Cihazı 8-10 yıl kullanınca maliyet aslında düşüyor. Android’de ise cihaz fiziksel olarak ölmeden yazılımla öldürülüyor.
Apple, kullanıcıyı “yeni al” diye zorlamadan, elindeki cihazı yaşatıyor. Android ise donanım çalışsa bile yazılımla fişi çekiyor.
Peki siz ne düşünüyorsunuz?
Ucuz ama kısa ömürlü mü, pahalı ama yıllarca yaşayan mı?
Son düzenleme: