- Konu Yazar
- #1
Merhaba arkadaşlar, Bir süredir kütüphanemde duran ama bir türlü başlayamadığım Mirror’s Edge’e sonunda şans verdim. Açıkçası bu kadar farklı ve akılda kalıcı bir deneyim yaşayacağımı beklemiyordum. Oynadıkça hem oyun mekaniği hem de görsel tarzı beni içine çekti.
İlk başta kontroller biraz zorlayıcı gelse de alışınca refleksle oynamaya başlıyorsunuz.
Silah kullanmak mümkün olsa da, ben çoğu zaman düşmanlardan kaçmayı veya onları devre dışı bırakıp yoluma devam etmeyi tercih ettim. Oyunlar da zaten sizi buna teşvik ediyor.
Distopik şehir yapısı, sessizlik, müzikler ve yalnızlık hissi birleşince ortaya kendine has bir ruh çıkıyor. Özellikle çatı sahnelerinde durup etrafa bakmak bile keyif veriyor.
Oynarken bol bol ekran görüntüsü aldım çünkü:






























İlk izlenimim nasıldı?
Oyuna ilk başladığım anda fark ettiğim şey, renk paleti ve minimal tasarım oldu. Beyaz ağırlıklı şehir yapısı, kırmızıyla vurgulanan etkileşimli alanlar sayesinde nereye gideceğinizi sezgisel olarak anlayabiliyorsunuz. Bu da oyunu karmaşıklaştırmadan akıcı hale getiriyor.Parkur ve oynanış hissi
Mirror’s Edge’in asıl olayı zaten parkur mekaniği.- Duvarlardan koşma
- Zıplama
- Kayma
- Dar alanlardan geçme
İlk başta kontroller biraz zorlayıcı gelse de alışınca refleksle oynamaya başlıyorsunuz.
Dövüş sistemi nasıl?
Dövüş sistemi var ama oyunun ana odağı kesinlikle bu değil.Silah kullanmak mümkün olsa da, ben çoğu zaman düşmanlardan kaçmayı veya onları devre dışı bırakıp yoluma devam etmeyi tercih ettim. Oyunlar da zaten sizi buna teşvik ediyor.
Hikâye ve atmosfer
Hikâye çok derin olmasa da atmosferle iyi örtüşüyor.Distopik şehir yapısı, sessizlik, müzikler ve yalnızlık hissi birleşince ortaya kendine has bir ruh çıkıyor. Özellikle çatı sahnelerinde durup etrafa bakmak bile keyif veriyor.
Oynarken bol bol ekran görüntüsü aldım çünkü:
- Işık kullanımı çok hoş
- Şehir manzaraları sade ama etkileyici
- Bazı sahneler neredeyse duvar kağıdı gibi





























