- Katılım
- 9 Şubat 2026
- Mesajlar
- 17
- Beğeniler
- 45
- Puanları
- 30
- Konu Yazar
- #1
Skyrim’de Solitude’a ilk kez girdiğinde karşılaştığın o sahne, oyunun en rahatsız edici anlarından biridir. Bir adam diz çökmüş, kafası kütüğün üzerinde, etrafı askerlerle çevrili. Suçu ise Ulfric Stormcloak’un şehirden kaçmasına yardım etmek. Adı Roggvir. İmparatorluk askerleri onu hain ilan etmiş, halkın önünde idam edecekler. Ve sen, her zamanki gibi, oradasın. Elinde kılıç, cebinde büyüler, arkanda ejderha kanı. Doğal soru şu: “Ben bunu durduramaz mıyım?”
Teknik olarak, evet. Pratikte, hayır.
Oyunun sana sunduğu ilk illüzyon, tam o anda başlıyor. Ahtar baltayı kaldırmadan önce saldırırsan, infazı gerçekten kesintiye uğratabilirsin. Kılıcını çekip celladı ya da bir muhafızı biçtiğinde herkes sana döner. Solitude, Skyrim’in en ağır korunan şehirlerinden biri olduğu için birkaç saniye içinde üstüne bir küçük ordu çullanır. Roggvir ise panik içinde ayağa kalkar ve kaçmaya çalışır. O an kendini bir kahraman gibi hissedersin. “İşte bu” dersin. “Kaderi bozdum.”
Ama Skyrim başka türlü düşünür.
Muhafızlar Roggvir’i yakalar ve öldürür. Sen hepsini biçip yolu açsan bile, çoğu oyuncunun raporuna göre Roggvir bir noktada ya aniden yere yığılıp ölür ya da oyun motoru tarafından “kaderini tamamlamış” gibi işaretlenir. Bazen diz çökmüş halde kilitlenip öylece kalır. Bazen kaçtıktan sonra kalp krizi geçirirmiş gibi yüzüstü düşer. Bazen de şehirden tamamen kaybolur ve geride sadece onun öldüğüne dair diyaloglar kalır. Yani ne yaparsan yap, Roggvir hayatta kalmaz.
Daha da ironik olan şu: Solitude’a hiç girmemeyi denersen bile kurtaramazsın. Diyelim ki şehri ilk gördüğünde geri dönüp Stormcloak’lara katıldın. İç savaşı kazandın, Solitude’u ele geçirdin, Ulfric’i High King yaptın. Mantıken Roggvir’in suçu da ortadan kalkmış olmalı, değil mi? Ama hayır. Şehre geri döndüğünde muhafızlar sana “Keşke Roggvir’i kurtarabilseydik” gibi cümleler kurar. Adam sen oradayken ölmüş sayılır. Zaman çizgisi, senin iradeni umursamaz.
Bu da Skyrim’in tasarımındaki en sinir bozucu çelişkilerden birini ortaya çıkarır. Oyunlar sana “özgürlük” satar. İstediğini öldürebilir, istediğin tarafı seçebilir, istediğin şehirde isyan çıkarabilirsin. Ama iş bazı küçük hikâye anlarına gelince, perde arkasında görünmez bir senarist durur ve “hayır, bu böyle olacak” der. Roggvir bunun en temiz örneğidir.
Markarth’ta Margret’i kurtarabilirsin. Bazı suikastları engelleyebilirsin. Bazı şehirlerin kaderini değiştirebilirsin. Ama Solitude’daki o adam için hiçbir şey yapamazsın. Çünkü oyunun dünyasında onun ölmesi bir hikâye düğümüdür, bir simgedir. İmparatorluğun acımasızlığını ve iç savaşın gri taraflarını göstermek için oraya konmuştur.
Basit ama can yakıcı: Roggvir’i kurtaramazsın. Sadece infazını biraz geciktirebilirsin. Skyrim’de ejderhaları öldüren, tanrılarla konuşan Dragonborn olabilirsin, fakat bazen bir adamın boynundaki baltayı durdurmaya gücün yetmez. Kader, bazı kod satırlarının içine gömülüdür.
Teknik olarak, evet. Pratikte, hayır.
Oyunun sana sunduğu ilk illüzyon, tam o anda başlıyor. Ahtar baltayı kaldırmadan önce saldırırsan, infazı gerçekten kesintiye uğratabilirsin. Kılıcını çekip celladı ya da bir muhafızı biçtiğinde herkes sana döner. Solitude, Skyrim’in en ağır korunan şehirlerinden biri olduğu için birkaç saniye içinde üstüne bir küçük ordu çullanır. Roggvir ise panik içinde ayağa kalkar ve kaçmaya çalışır. O an kendini bir kahraman gibi hissedersin. “İşte bu” dersin. “Kaderi bozdum.”
Ama Skyrim başka türlü düşünür.
Muhafızlar Roggvir’i yakalar ve öldürür. Sen hepsini biçip yolu açsan bile, çoğu oyuncunun raporuna göre Roggvir bir noktada ya aniden yere yığılıp ölür ya da oyun motoru tarafından “kaderini tamamlamış” gibi işaretlenir. Bazen diz çökmüş halde kilitlenip öylece kalır. Bazen kaçtıktan sonra kalp krizi geçirirmiş gibi yüzüstü düşer. Bazen de şehirden tamamen kaybolur ve geride sadece onun öldüğüne dair diyaloglar kalır. Yani ne yaparsan yap, Roggvir hayatta kalmaz.
Daha da ironik olan şu: Solitude’a hiç girmemeyi denersen bile kurtaramazsın. Diyelim ki şehri ilk gördüğünde geri dönüp Stormcloak’lara katıldın. İç savaşı kazandın, Solitude’u ele geçirdin, Ulfric’i High King yaptın. Mantıken Roggvir’in suçu da ortadan kalkmış olmalı, değil mi? Ama hayır. Şehre geri döndüğünde muhafızlar sana “Keşke Roggvir’i kurtarabilseydik” gibi cümleler kurar. Adam sen oradayken ölmüş sayılır. Zaman çizgisi, senin iradeni umursamaz.
Bu da Skyrim’in tasarımındaki en sinir bozucu çelişkilerden birini ortaya çıkarır. Oyunlar sana “özgürlük” satar. İstediğini öldürebilir, istediğin tarafı seçebilir, istediğin şehirde isyan çıkarabilirsin. Ama iş bazı küçük hikâye anlarına gelince, perde arkasında görünmez bir senarist durur ve “hayır, bu böyle olacak” der. Roggvir bunun en temiz örneğidir.
Markarth’ta Margret’i kurtarabilirsin. Bazı suikastları engelleyebilirsin. Bazı şehirlerin kaderini değiştirebilirsin. Ama Solitude’daki o adam için hiçbir şey yapamazsın. Çünkü oyunun dünyasında onun ölmesi bir hikâye düğümüdür, bir simgedir. İmparatorluğun acımasızlığını ve iç savaşın gri taraflarını göstermek için oraya konmuştur.
Basit ama can yakıcı: Roggvir’i kurtaramazsın. Sadece infazını biraz geciktirebilirsin. Skyrim’de ejderhaları öldüren, tanrılarla konuşan Dragonborn olabilirsin, fakat bazen bir adamın boynundaki baltayı durdurmaya gücün yetmez. Kader, bazı kod satırlarının içine gömülüdür.
Moderatör tarafında düzenlendi: