Andalist

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
12 Şubat 2026
Mesajlar
14
Beğeniler
31
Puanları
30
Virüslerden korunma denince akla aşı, maske, havalandırma ve el hijyeni geliyor. Fakat araştırmacılar şimdi, bu “katmanlı savunma” listesinin yanına tuhaf derecede gündelik bir ürünü eklemeye çalışıyor: sakız.

23 Şub 2026 20_31_51.webp

ABD’de Penn Dental Medicine (University of Pennsylvania) ekibi ve uluslararası iş birlikleri, bitki kaynaklı antiviral proteinler içeren klinik sınıf sakızların, ağız içindeki virüs miktarını azaltma potansiyelini araştırıyor. Mantık basit: Solunum yolu virüslerinin önemli bir kısmı ağız ve boğaz bölgesinde çoğalabiliyor ve tükürükle yayılabiliyor. Bu yüzden “virüsü kapıda yakalamak” bulaşma riskini azaltabilir.

Sakızın olayı ne?

Penn ekibinin son dönemde öne çıkan yaklaşımı, sakızın içine yerleştirilen doğal bir ‘viral tuzak’ proteini üzerine kurulu. 2025’te yayımlanan çalışmalarda, lablab fasulyesinden (Lablab purpureus) elde edilen FRIL adlı lektin proteininin sakız formunda virüsleri bağlayarak/aglütine ederek tükürükteki viral yükü düşürebildiği gösterildi.

Burada kritik nokta şu: Bu ürünler “mucize tedavi” gibi konumlanmıyor. Araştırmacılar da aşıların veya standart tedavilerin yerine geçmesi gibi bir iddiayı özellikle dışarıda tutuyor. Ama “bulaşma zincirini zayıflatacak ek bir bariyer” olarak değerlendiriyorlar.

Hangi virüslerde umut var?

Penn Today’nin 19 Mart 2025 tarihli özetine göre ekip, iki influenza A suşu ve iki herpes simplex virüsü türünde (HSV-1 ve HSV-2 gibi) deneysel modellerde viral yükte belirgin düşüş gözlemledi.
Aynı araştırma hattının daha erken ayağında ise COVID-19 için farklı bir yaklaşım denenmişti: ACE2 proteini içeren bitki bazlı sakız, SARS-CoV-2’nin tükürükte “tutulmasını” hedefliyordu ve bu çalışma klinik deneme aşamasına taşındı.

Solunum yolu virüsleri konuşurken, öksürürken, hapşırırken ya da yakın temasla damlacık/aerosol üzerinden yayılabiliyor. Bu süreçte ağız ve tükürük önemli bir ara istasyon. Penn ekibinin 2025 çalışması, “oral (ağız) bulaşın” önemine dikkat çekerek, virüs yükünün bu bölgede düşürülmesinin halk sağlığı açısından anlamlı olabileceğini tartışıyor.

Bu düşünce yalnız değil: 2022’de yayımlanan bir başka çalışma da (bitki proteini değil, “antiseptik” bir sakız yaklaşımıyla) SARS-CoV-2 viral yükünde kısa süreli düşüş potansiyeline işaret etmişti.
Yani “ağız içini hedefleme” fikri, farklı yöntemlerle de test ediliyor.

Peki bu sakız yarın eczanede olur mu?

Henüz değil. Haber değeri tam burada: laboratuvarda umut verici çıkan çok şey, gerçek dünyada aynı performansı göstermeyebilir.
Önlerinde birkaç sert eşik var:

  • Klinik kanıt: Laboratuvar ve ex vivo bulgular, gerçek kullanım koşullarında (farklı yaş grupları, farklı viral yükler, farklı ağız sağlığı durumları) tekrarlanmalı. Penn’in COVID-19 odaklı sakızı zaten klinik deneme aşamasına taşınmıştı; bu çizginin genişlemesi, “ürün”e giden yolun kilidi.
  • Etkinin süresi: Viral yükü düşürse bile, bu etki kaç dakika/saat sürüyor? Gün içinde kaç kez kullanılmalı? Bunlar netleşmeden “korunma stratejisi” demek erken.
  • Güvenlik ve düzenleme: Bitki bazlı proteinler gıda formunda “masum” görünür; ama tıbbi iddia söz konusu olduğunda düzenleyici onay, doz standardizasyonu ve yan etki izlemi şart.
  • Yanlış güven hissi riski: En büyük tehlike, “sakız çiğnedim, tamamım” psikolojisi. Araştırmacıların “tamamlayıcı” vurgusunun sebebi bu.

Eğer klinik çalışmalar tutarlı bir fayda gösterirse, uzmanların aklına gelen senaryolar net: kalabalık sınıflar, toplu taşıma, bakım evleri, hastane bekleme alanları gibi “yakın temasın kaçınılmaz” olduğu yerlerde, maske-havalandırma-aşı üçlüsüne ek bir halka.

Bu yaklaşımın cazibesi, teknolojik değil lojistik: Ucuz üretim, kolay dağıtım, kullanıcı uyumu yüksek bir format. Kısacası, “bir şey daha yap” dediğinizde insanların gerçekten yapabileceği bir şey.
 
Konuyu okuyanlar
0 dk

Bu Hafta Öne Çıkan Konular

TechFoumTR Blog Yazıları

Geri
Üst