- Katılım
- 9 Şubat 2026
- Mesajlar
- 57
- Beğeniler
- 132
- Puanları
- 69
Ortadoğu’da tansiyon yükseldikçe petrol piyasası sadece fiyat değil, nabız da ölçer. İsrail ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar sonrası enerji piyasalarında ilk tepki yukarı yönlü oldu. Şu an fiyatlar hâlâ kontrollü bir bantta seyrediyor. Ancak asıl soru şu: Eğer çatışma genişlerse petrol 120 doları görür mü?
Uzmanların ortak görüşü net. 120 dolar için yalnızca gerilim yetmez, arzın fiziksel olarak kesilmesi gerekir. Özellikle Hürmüz Boğazı’nda ciddi bir aksama, tanker trafiğinin durması ya da bölgedeki üretim tesislerinin vurulması durumunda fiyatlar bir anda sıçrayabilir. Böyle bir senaryoda piyasa “risk primi” değil, doğrudan “kıtlık” fiyatlamaya başlar.
Şu anki tablo bu seviyeyi zorunlu kılmıyor. Fakat savaşın kontrol dışına çıkması hâlinde enerji piyasası en hızlı tepki veren alan olur.
Türkiye Bu Fırtınadan Nasıl Etkilenir?
Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke. Petrolün 120 dolara kalıcı biçimde çıkması demek:
Akaryakıt fiyatlarında sert artış,
Nakliye maliyetlerinde yükseliş,
Gıda ve temel tüketim ürünlerinde yeni zam dalgası demek.
Enerji fiyatı Türkiye’de sadece pompayı değil enflasyonu da hareket ettirir. Kur üzerinde baskı artabilir. Risk primi yükselirse dış borçlanma maliyeti de artar.
Ekonomik etkiler doğrudan olur. Askeri etkiler ise daha karmaşık bir denklem.
Türkiye’yi Vurma İhtimali Var mı?
Şu an için doğrudan Türkiye’yi hedef alan bir askeri tehdit yok. Türkiye ne İsrail’in doğrudan savaş ortağı ne de İran’ın birincil hedefi konumunda.
Ancak Türkiye’nin iki kritik özelliği var:
Birincisi NATO üyesi olması.
İkincisi bölgenin tam ortasında bulunması.
NATO üyeliği, Türkiye’yi Batı güvenlik mimarisinin parçası yapıyor. ABD’nin bölgedeki askeri varlığı arttıkça Türkiye üzerindeki diplomatik baskı da artabilir.
Fakat bu durum otomatik olarak Türkiye’nin savaşa gireceği anlamına gelmez. NATO’nun 5. maddesi yalnızca bir üye ülke doğrudan saldırıya uğrarsa devreye girer. Mevcut çatışma Türkiye topraklarına yönelmiş değil.
“Bizi Savaşa Çekiyorlar mı?” Sorusu
Bu tür krizlerde kamuoyunda iki refleks oluşur. İlki panik, ikincisi komplo. Gerçek genellikle daha soğuktur.
Şu aşamada Türkiye’nin savaşa çekilmesi için üç şart gerekir:
Türkiye topraklarına doğrudan saldırı,
Türkiye’nin aktif askeri angajmana karar vermesi,
Ya da NATO kapsamında bağlayıcı bir askeri zorunluluk.
Bu üç senaryodan hiçbiri şu an gerçekleşmiş değil.
Türkiye’nin geleneksel güvenlik politikası denge kurmaktır. Hem İran ile ekonomik ilişkileri sürdürür hem Batı ittifakı içinde yer alır. Bu denge siyaseti kriz anlarında daha da belirginleşir.
En Gerçekçi Risk Ne?
En gerçekçi risk askeri değil ekonomik.
Petrol fiyatı sıçrarsa, döviz baskı altına girerse ve enflasyon yeniden ivme kazanırsa Türkiye içeride ekonomik türbülans yaşar. Güvenlik başlığı ise daha çok sınır hareketliliği ve olası göç dalgası üzerinden şekillenir.
Büyük Resim
Şu an için 3. Dünya Savaşı senaryosu erken ve abartılı. Ancak bölgesel savaşın ekonomik yansımaları küresel olabilir.
Türkiye’nin önündeki soru şu:
Krizi yöneten bir diplomatik aktör mü olacak,
Yoksa dış şokları karşılayan bir ekonomi mi?
Cevap savaş meydanında değil, Ankara’nın kriz yönetiminde saklı.
Uzmanların ortak görüşü net. 120 dolar için yalnızca gerilim yetmez, arzın fiziksel olarak kesilmesi gerekir. Özellikle Hürmüz Boğazı’nda ciddi bir aksama, tanker trafiğinin durması ya da bölgedeki üretim tesislerinin vurulması durumunda fiyatlar bir anda sıçrayabilir. Böyle bir senaryoda piyasa “risk primi” değil, doğrudan “kıtlık” fiyatlamaya başlar.
Şu anki tablo bu seviyeyi zorunlu kılmıyor. Fakat savaşın kontrol dışına çıkması hâlinde enerji piyasası en hızlı tepki veren alan olur.
Türkiye Bu Fırtınadan Nasıl Etkilenir?
Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke. Petrolün 120 dolara kalıcı biçimde çıkması demek:
Akaryakıt fiyatlarında sert artış,
Nakliye maliyetlerinde yükseliş,
Gıda ve temel tüketim ürünlerinde yeni zam dalgası demek.
Enerji fiyatı Türkiye’de sadece pompayı değil enflasyonu da hareket ettirir. Kur üzerinde baskı artabilir. Risk primi yükselirse dış borçlanma maliyeti de artar.
Ekonomik etkiler doğrudan olur. Askeri etkiler ise daha karmaşık bir denklem.
Türkiye’yi Vurma İhtimali Var mı?
Şu an için doğrudan Türkiye’yi hedef alan bir askeri tehdit yok. Türkiye ne İsrail’in doğrudan savaş ortağı ne de İran’ın birincil hedefi konumunda.
Ancak Türkiye’nin iki kritik özelliği var:
Birincisi NATO üyesi olması.
İkincisi bölgenin tam ortasında bulunması.
NATO üyeliği, Türkiye’yi Batı güvenlik mimarisinin parçası yapıyor. ABD’nin bölgedeki askeri varlığı arttıkça Türkiye üzerindeki diplomatik baskı da artabilir.
Fakat bu durum otomatik olarak Türkiye’nin savaşa gireceği anlamına gelmez. NATO’nun 5. maddesi yalnızca bir üye ülke doğrudan saldırıya uğrarsa devreye girer. Mevcut çatışma Türkiye topraklarına yönelmiş değil.
“Bizi Savaşa Çekiyorlar mı?” Sorusu
Bu tür krizlerde kamuoyunda iki refleks oluşur. İlki panik, ikincisi komplo. Gerçek genellikle daha soğuktur.
Şu aşamada Türkiye’nin savaşa çekilmesi için üç şart gerekir:
Türkiye topraklarına doğrudan saldırı,
Türkiye’nin aktif askeri angajmana karar vermesi,
Ya da NATO kapsamında bağlayıcı bir askeri zorunluluk.
Bu üç senaryodan hiçbiri şu an gerçekleşmiş değil.
Türkiye’nin geleneksel güvenlik politikası denge kurmaktır. Hem İran ile ekonomik ilişkileri sürdürür hem Batı ittifakı içinde yer alır. Bu denge siyaseti kriz anlarında daha da belirginleşir.
En Gerçekçi Risk Ne?
En gerçekçi risk askeri değil ekonomik.
Petrol fiyatı sıçrarsa, döviz baskı altına girerse ve enflasyon yeniden ivme kazanırsa Türkiye içeride ekonomik türbülans yaşar. Güvenlik başlığı ise daha çok sınır hareketliliği ve olası göç dalgası üzerinden şekillenir.
Büyük Resim
Şu an için 3. Dünya Savaşı senaryosu erken ve abartılı. Ancak bölgesel savaşın ekonomik yansımaları küresel olabilir.
Türkiye’nin önündeki soru şu:
Krizi yöneten bir diplomatik aktör mü olacak,
Yoksa dış şokları karşılayan bir ekonomi mi?
Cevap savaş meydanında değil, Ankara’nın kriz yönetiminde saklı.