- Katılım
- 9 Şubat 2026
- Mesajlar
- 42
- Beğeniler
- 106
- Puanları
- 69
- Konu Yazar
- #1
Bazı sabahlar vardır, takvim yapraklarında yeri yoktur ama hafızada hep aynı ışıkla durur. Bizim kuşağın o sabahlarında, televizyonun camında ayın solgun yansıması olurdu. Henüz tam uyanmamış bir ev, mutfaktan gelen çay kokusu ve birazdan başlayacak bir hikâyenin beklentisi.
Sailor Moon o saatlerde yalnızca bir anime değildi. Çocukluktan gençliğe uzanan o ince köprünün ilk taşlarından biriydi. Usagi’nin sakarlığı bize kusurların utanılacak şeyler olmadığını fısıldardı. Ağladığında kızmazdık; çünkü biz de ağlıyorduk. Korktuğunda küçümsemezdik; çünkü biz de korkuyorduk. Kahramanlık, hatasızlık değil, vazgeçmemekti.
Ve sonra sahneye o figür girerdi.
Tuxedo Mask. Elinde bir gül, yüzünde mesafe. Çocuk kalbimizin henüz adını koyamadığı bir duyguyu uyandıran o karakter… Belki ilk defa bir bakışın bile yeterli olabileceğini orada öğrendik. Romantizm, büyük sözlerden çok zamanında atılan bir adımdı.
Bugün geriye dönüp baktığımda, asıl etkileyici olanın savaş sahneleri olmadığını anlıyorum. Asıl mesele, genç kızların merkeze alınmasıydı. Dostluklarının güç sayılmasıydı. Kırılganlıklarının zayıflık değil, derinlik olarak yazılmasıydı. O dönem için cesur bir anlatıydı bu. Biz farkında olmadan bir zihniyet değişimini izliyorduk.
Sailor Moon’un renk paleti bile bir ruh hâliydi. Gökyüzü her zaman biraz umut taşırdı. Gece ne kadar kararsa kararsın, bir parıltı mutlaka belirirdi. Bu, çocuksu bir iyimserlik değil, bilinçli bir tercih gibiydi. “Karanlık kalıcı değildir” demenin estetik yolu.
Şimdi düşününce şunu hissediyorum: O sabahlar bizi bir araya getirirdi. Ertesi gün okulda aynı sahneyi konuşurduk. Ortak bir hafızamız vardı. Bugünün dağınık ekran çağında zor bulunan bir birlik duygusu.
Eğer bir gün retro bir Sailor Moon oyunu yapılsa, yalnızca nostalji için değil, o duygunun yeniden canlanması için oynanır. Piksel grafikli bile olsa, önemli değil. Önemli olan, o evrene tekrar adım atmak. Yarım kalmış bir çocukluk cümlesini tamamlamak gibi.
Yaş ilerler, sabahlar değişir, televizyonlar incelir. Fakat bazı hikâyeler içimizde kalın bir defter gibi durur. Sailor Moon da öyle. Ups, yaşım belli oldu
Sabah sabah karşıma çıkan o tatlı animemi görünce içimden hâlâ şuna inanmak istiyoruz dedim;
Dünya ne kadar karmaşık olursa olsun, içimizde bir yerde ay ışığına dönmeyi bekleyen bir çocuk var.
Sailor Moon o saatlerde yalnızca bir anime değildi. Çocukluktan gençliğe uzanan o ince köprünün ilk taşlarından biriydi. Usagi’nin sakarlığı bize kusurların utanılacak şeyler olmadığını fısıldardı. Ağladığında kızmazdık; çünkü biz de ağlıyorduk. Korktuğunda küçümsemezdik; çünkü biz de korkuyorduk. Kahramanlık, hatasızlık değil, vazgeçmemekti.
Ve sonra sahneye o figür girerdi.
Tuxedo Mask. Elinde bir gül, yüzünde mesafe. Çocuk kalbimizin henüz adını koyamadığı bir duyguyu uyandıran o karakter… Belki ilk defa bir bakışın bile yeterli olabileceğini orada öğrendik. Romantizm, büyük sözlerden çok zamanında atılan bir adımdı.
Bugün geriye dönüp baktığımda, asıl etkileyici olanın savaş sahneleri olmadığını anlıyorum. Asıl mesele, genç kızların merkeze alınmasıydı. Dostluklarının güç sayılmasıydı. Kırılganlıklarının zayıflık değil, derinlik olarak yazılmasıydı. O dönem için cesur bir anlatıydı bu. Biz farkında olmadan bir zihniyet değişimini izliyorduk.
Sailor Moon’un renk paleti bile bir ruh hâliydi. Gökyüzü her zaman biraz umut taşırdı. Gece ne kadar kararsa kararsın, bir parıltı mutlaka belirirdi. Bu, çocuksu bir iyimserlik değil, bilinçli bir tercih gibiydi. “Karanlık kalıcı değildir” demenin estetik yolu.
Şimdi düşününce şunu hissediyorum: O sabahlar bizi bir araya getirirdi. Ertesi gün okulda aynı sahneyi konuşurduk. Ortak bir hafızamız vardı. Bugünün dağınık ekran çağında zor bulunan bir birlik duygusu.
Eğer bir gün retro bir Sailor Moon oyunu yapılsa, yalnızca nostalji için değil, o duygunun yeniden canlanması için oynanır. Piksel grafikli bile olsa, önemli değil. Önemli olan, o evrene tekrar adım atmak. Yarım kalmış bir çocukluk cümlesini tamamlamak gibi.
Yaş ilerler, sabahlar değişir, televizyonlar incelir. Fakat bazı hikâyeler içimizde kalın bir defter gibi durur. Sailor Moon da öyle. Ups, yaşım belli oldu
Sabah sabah karşıma çıkan o tatlı animemi görünce içimden hâlâ şuna inanmak istiyoruz dedim;
Dünya ne kadar karmaşık olursa olsun, içimizde bir yerde ay ışığına dönmeyi bekleyen bir çocuk var.