• 007 First Light İncelemesi Genç James Bond’un İlk Büyük Görevi
    007 First Light, James Bond'un henüz herkesin tanıdığı deneyimli Ajan 007 olmadığı döneme odaklanıyor. Karşımızda genç, özgüvenli, zaman zaman dürtüsel davranan ve görev sırasında doğaçlama yapmak zorunda kalan bir James Bond bulunuyor.

    Yaklaşık 24 saatlik oyun süresi boyunca bölümler dikkatli şekilde keşfedildiğinde, oyunun yalnızca çatışmalara değil; gizlilik, çevreyi kullanma, farklı yollar bulma ve hikâye anlatımına da büyük önem verdiği görülüyor.

    Henüz Tam Anlamıyla Ajan 007 Olmayan Bir Bond

    Oyunun en önemli noktalarından biri James Bond'un karakter gelişimi.

    Burada karşımıza her durumu önceden hesaplayan, tamamen soğukkanlı ve kusursuz bir ajan çıkmıyor. James genç, cesur, kendine güvenen fakat zaman zaman fazla hızlı karar veren biri.

    Bir operasyonu cesareti sayesinde kurtarabilirken birkaç dakika sonra aynı özgüveni yüzünden kendisini zor bir durumun içine sokabiliyor.

    Bu yaklaşım oyunun adına da uyuyor. First Light, Bond'un bilinen kişiliğine ulaşmadan önceki dönemini anlatıyor.

    Daniel Craig dönemindeki Bond'un fiziksel ve sert dövüş tarzının etkisi oyunda hissediliyor. Ancak buradaki James daha genç, daha neşeli ve risk almaktan daha fazla keyif alan bir karakter olarak işlenmiş.

    Patrick Gibson'ın canlandırdığı Bond da bu genç karakter yapısına uygun bir performans sergiliyor.

    Hitman Benzerliği Var Ama Aynı Oyun Değil

    007 First Light'ın geliştiricisi IO Interactive olduğu için oyunun Hitman serisine benzeyeceği düşünülüyordu.

    Gerçekten de iki oyun arasında bazı ortak noktalar bulunuyor.

    Büyük alanlarda dolaşmak, insanların konuşmalarını dinlemek, dikkat dağıtmak, alternatif yollar bulmak ve girilmemesi gereken alanlara farklı yöntemlerle ulaşmak oyunun önemli parçaları arasında.

    Ancak James Bond ile Ajan 47'nin yaklaşımı birbirinden oldukça farklı.

    Ajan 47 genellikle planlı, sakin ve görünmeden hareket eden bir karakterken genç Bond'un planları her zaman aynı şekilde ilerlemiyor.

    Bir görev sessiz şekilde başlayabiliyor, ardından bir güvenlik görevlisinin dikkatini dağıtmanız gerekebiliyor. Sonrasında fark edilip yakın dövüşe girebilir, düşmanın silahını alabilir ve çatışmayı tamamen farklı bir şekilde sürdürebilirsiniz.

    Oyunun temel yapısı da tam olarak bu değişkenlik üzerine kurulmuş.

    Plan Bozulduğunda Oyun Daha Hareketli Hale Geliyor

    Oyunun dikkat çeken özelliklerinden biri yakın dövüş ile silahlı çatışmanın birbirinden kopuk hissettirilmemesi.

    James Bond bir düşmanı yakın dövüşle etkisiz hale getirip hemen ardından yerdeki silahı alabiliyor. Şarjör boşaldığında ise silahı yeniden doldurmak yerine düşmana fırlatarak tekrar yakın dövüşe geçebiliyor.

    Çevrede bulunan nesneler de çatışmalar sırasında kullanılabiliyor.

    Masalar, sandalyeler, yangın söndürücüler, kupalar, dosyalar ve çeşitli eşyalar yalnızca ortamı süsleyen nesneler değil.

    Çatışmanın bir parçası haline gelebiliyorlar.

    Bu nedenle dövüşlerde yalnızca elinizdeki silaha bağlı kalmıyorsunuz. Bulunduğunuz ortamı takip etmek ve neyi kullanabileceğinizi görmek önem kazanıyor.

    Silahlar Sürekli Kullanılan Bir Araç Değil

    Oyunda ateşli silahlar bilinçli şekilde geçici tutulmuş.

    Mühimmat her zaman bol olmadığı için elde edilen bir tabanca bütün bölüm boyunca kullanılan temel araç haline gelmiyor.

    Silah belirli bir sorunu çözmek için kullanılabiliyor ve daha sonra tekrar yakın dövüşe veya çevredeki nesnelere dönmeniz gerekebiliyor.

    Bu sistem oyuncuyu sürekli aynı yöntemle ilerlemek yerine farklı çözümler kullanmaya yönlendiriyor.

    Öldürme İzni Sistemi

    Oyundaki dikkat çekici sistemlerden biri de öldürme izni.

    Bond'un karşısındaki kişiler doğrudan ölümcül bir tehdit oluşturmuyorsa oyun hemen ateşli silah kullanmaya izin vermiyor.

    Bu bölümlerde gözlem yapmak, konuşmaları takip etmek, insanları yanıltmak ve farklı bir geçiş yolu bulmak gerekiyor.

    Ancak durum ölümcül çatışmaya dönüştüğünde öldürme izni devreye giriyor.

    Bu noktadan sonra oyunun çatışma sistemi daha serbest hale geliyor.

    Böylece sessiz ilerlenen bölümler ile büyük çatışmalar arasında belirgin bir tempo farkı oluşuyor.

    Gizlilik Sistemi Daha Esnek

    007 First Light'taki gizlilik sistemi, küçük bir hata yapıldığında oyuncuyu sürekli en son kayıt noktasına döndürmek üzerine kurulmamış.

    Bond fark edildiğinde her zaman görev başarısız sayılmıyor.

    Bazı durumlarda konuşarak şüpheyi azaltabiliyor, bazı durumlarda hızla ortamdan uzaklaşabiliyor veya kısa bir çatışmanın ardından görevine devam edebiliyor.

    Bu sistem özellikle genç Bond'un karakterine uyuyor.

    Çünkü karşıdaki karakter her şeyi kusursuz şekilde planlayan bir ajan değil. Risk alıyor, hata yapıyor ve oluşan durumdan çıkmanın bir yolunu buluyor.

    Sosyal Gizlilik

    Büyük ve kalabalık alanlarda insanların konuşmalarını dinlemek önemli hale geliyor.

    Bir güvenlik görevlisinin yaşadığı sorun, kaybolmuş bir kart veya başka bir kişinin yaptığı konuşma yeni bir geçiş yolunun ortaya çıkmasını sağlayabiliyor.

    Bu nedenle mekânlar yalnızca güzel görünen arka planlardan oluşmuyor.

    Oyuncu çevredeki insanları ve olayları takip ettikçe alan içerisindeki bağlantılar ortaya çıkıyor.

    Bond kalabalığın arasında tamamen görünmez olmaya çalışmıyor. Daha çok orada bulunmaya hakkı olduğuna çevresindekileri ikna etmeye çalışıyor.

    Oyun Tamamen Serbest Bir Yapıya Sahip Değil

    First Light büyük ve tamamen serbest bir dünya sunmuyor.

    Oyuncuya farklı yollar, araçlar ve yöntemler sunulsa da hikâyenin yönü büyük ölçüde geliştiriciler tarafından belirleniyor.

    Oyuncu bir bölümü nasıl geçeceğine karar verebiliyor fakat hikâyenin nereye gideceğini değiştiremiyor.

    Bu yapı daha kontrollü ve sinematik bir James Bond deneyimi oluşturmak için tercih edilmiş.

    Başlangıç Bölümü Oyunun Yapısını Gösteriyor

    Oyunun eğitim bölümü klasik bir öğretici bölüm gibi hazırlanmak yerine James Bond'un gelişimini gösterecek şekilde tasarlanmış.

    Kısa süre içerisinde dövüş, araç kullanma, atış, parkur ve farklı görev türleri arasında geçiş yapılıyor.

    Bu bölüm aynı zamanda oyunun ilerleyen saatlerde de tek bir oynanış biçimine bağlı kalmayacağını gösteriyor.

    Oyunun temel özelliklerinden biri farklı sistemler arasında hızlı şekilde geçiş yapılması.

    Bond'un Teknolojik Araçları

    James Bond oyununda teknolojik araçlar önemli bir yere sahip.

    Saat, çevreyi incelemek, önemli noktaları belirlemek ve elektronik cihazlarla etkileşim kurmak için kullanılabiliyor.

    Diğer araçlar ise güvenlik görevlilerinin dikkatini dağıtmak veya yeni geçiş yolları oluşturmak için kullanılabiliyor.

    Görevlerden önce kullanılacak ekipmanların seçilebildiği bölümler de bulunuyor.

    Araçların sayısı gereğinden fazla tutulmamış.

    Amaç, oyuncunun sürekli menüler arasında dolaşması değil, doğru zamanda doğru aracı kullanması.

    Bulmacalar Oyunun Temposunu Yavaşlatabiliyor

    Kaynak değerlendirmede en fazla eleştirilen bölümlerden biri bulmacalar.

    Bazı alanlarda kapı kodlarını bulmak için çevreyi araştırmak, notları okumak ve çeşitli ipuçlarını takip etmek gerekiyor.

    Bu bölümler teorik olarak ajanlık temasına uygun olsa da hızlı ilerleyen bölümlerin ortasında oyunun temposunu düşürebiliyor.

    Özellikle hareketli bir gizlilik veya çatışma bölümünün hemen ardından şifre aramak, oyunun akışında belirgin bir yavaşlama oluşturabiliyor.

    Sorun bulmacaların çok zor olması değil, oyunun diğer bölümlerindeki hızlı tempoyla her zaman uyumlu olmaması.

    Sinematik Anlatım

    007 First Light belirli bir James Bond filmini doğrudan tekrar etmeye çalışmıyor.

    Bunun yerine Bond yapımlarının genel havasını kullanıyor.

    Lüks mekânlar, teknolojik alanlar, farklı ülkeler, ani çatışmalar, İngiliz mizahı ve büyük planların konuşulduğu sahneler oyunun atmosferini oluşturuyor.

    Ara sahneler ile oyuncunun kontrolü ele aldığı bölümler arasındaki geçişler de oldukça akıcı şekilde hazırlanmış.

    Bazı anlarda ara sahnenin bittiğini ve kontrolün yeniden oyuncuya geçtiğini hemen fark etmek mümkün olmayabiliyor.

    Çatışmalar Sinematik Yapının Önemli Bir Parçası

    Oyunun sinematik yapısını en fazla destekleyen bölümler çatışmalar.

    Bond'un çevredeki nesneleri kullanması, düşmanın silahını alması, mesafeyi değiştirmesi ve yakın dövüşe geçmesi sahnelerin önceden hazırlanmış bir film sahnesi gibi görünmesini sağlayabiliyor.

    Ancak bütün hareketler tamamen önceden belirlenmiş değil.

    Aynı alan başka bir oyuncu tarafından farklı şekilde geçilebiliyor.

    Bu da çatışmaların hem sinematik hem de oyuncunun kararlarına bağlı kalmasını sağlıyor.

    Müzik James Bond'un Gelişimine Eşlik Ediyor

    Oyunun müzik kullanımında genç Bond fikri devam ettirilmiş.

    James oyunun başında klasik 007 temasının tamamına sahip değil.

    Tanıdık ritimler ve müzikal öğeler zaman zaman duyuluyor ancak Bond geliştikçe klasik tema da daha belirgin hale geliyor.

    Müzik böylece yalnızca arka planda kullanılan bir unsur olmaktan çıkıyor ve karakter gelişiminin bir parçası haline geliyor.

    Gizlilik bölümlerinde daha sakin, çatışmalarda ise daha güçlü bir yapıya geçiyor.

    Bu geçişler aniden değil, oynanışla birlikte gerçekleşiyor.

    Patrick Gibson'ın James Bond Yorumu

    Patrick Gibson'ın canlandırdığı Bond, önceki sinema oyuncularını doğrudan taklit etmeye çalışmıyor.

    Karakter henüz gelecekteki Ajan 007'nin bütün özelliklerini tamamen kazanmış değil.

    Cesur fakat zaman zaman düşünmeden hareket ediyor.

    Kendine güveniyor fakat her kararının sonucunu kolaylıkla kontrol edemiyor.

    Mizahı da karakterin gençliğiyle bağlantılı şekilde kullanılıyor.

    Tehlikeli durumlarda espri yapabiliyor fakat sahnenin ciddiyetini tamamen ortadan kaldırmıyor.

    Oyun ilerledikçe karakterin genç bir Bond oyuncusundan çok doğrudan James Bond gibi hissettirmeye başladığı belirtiliyor.

    Genel Değerlendirme

    007 First Light, bir James Bond filminin doğrudan oyun uyarlaması olarak hazırlanmamış.

    Hitman'in farklı bir karakterle yeniden yapılmış hali de değil.

    Genç James Bond'un Ajan 007 kimliğine doğru ilerlediği bağımsız bir hikâye sunuyor.

    Gizlilik, yakın dövüş, silahlı çatışma, teknolojik araçlar ve sinematik anlatım birbirinden tamamen ayrı sistemler gibi kullanılmak yerine aynı akışın parçaları olarak tasarlanmış.

    Kaynak değerlendirmede oyunun en güçlü tarafları arasında genç Bond'un karakter gelişimi, çatışma sistemi, çevrenin kullanımı, müzik, gizlilik ve sinematik sahneler gösteriliyor.

    En belirgin eleştiri ise bazı bulmacaların oyunun temposunu yavaşlatması.

    Değerlendirme: 9,5 / 10
    007 First Light, James Bond'un tamamlanmış halini göstermek yerine Ajan 007'nin nasıl şekillendiğini anlatan bir başlangıç hikâyesi olarak ele alınıyor.
    007 First Light, James Bond'un henüz herkesin tanıdığı deneyimli Ajan 007 olmadığı döneme odaklanıyor. Karşımızda genç, özgüvenli, zaman zaman dürtüsel davranan ve görev sırasında doğaçlama yapmak zorunda kalan bir James Bond bulunuyor. Yaklaşık 24 saatlik oyun süresi boyunca bölümler dikkatli şekilde keşfedildiğinde, oyunun yalnızca çatışmalara değil; gizlilik, çevreyi kullanma, farklı yollar bulma ve hikâye anlatımına da büyük önem verdiği görülüyor. [h2]Henüz Tam Anlamıyla Ajan 007 Olmayan Bir Bond[/h2] Oyunun en önemli noktalarından biri James Bond'un karakter gelişimi. Burada karşımıza her durumu önceden hesaplayan, tamamen soğukkanlı ve kusursuz bir ajan çıkmıyor. James genç, cesur, kendine güvenen fakat zaman zaman fazla hızlı karar veren biri. Bir operasyonu cesareti sayesinde kurtarabilirken birkaç dakika sonra aynı özgüveni yüzünden kendisini zor bir durumun içine sokabiliyor. Bu yaklaşım oyunun adına da uyuyor. First Light, Bond'un bilinen kişiliğine ulaşmadan önceki dönemini anlatıyor. Daniel Craig dönemindeki Bond'un fiziksel ve sert dövüş tarzının etkisi oyunda hissediliyor. Ancak buradaki James daha genç, daha neşeli ve risk almaktan daha fazla keyif alan bir karakter olarak işlenmiş. Patrick Gibson'ın canlandırdığı Bond da bu genç karakter yapısına uygun bir performans sergiliyor. [h2]Hitman Benzerliği Var Ama Aynı Oyun Değil[/h2] 007 First Light'ın geliştiricisi IO Interactive olduğu için oyunun Hitman serisine benzeyeceği düşünülüyordu. Gerçekten de iki oyun arasında bazı ortak noktalar bulunuyor. Büyük alanlarda dolaşmak, insanların konuşmalarını dinlemek, dikkat dağıtmak, alternatif yollar bulmak ve girilmemesi gereken alanlara farklı yöntemlerle ulaşmak oyunun önemli parçaları arasında. Ancak James Bond ile Ajan 47'nin yaklaşımı birbirinden oldukça farklı. Ajan 47 genellikle planlı, sakin ve görünmeden hareket eden bir karakterken genç Bond'un planları her zaman aynı şekilde ilerlemiyor. Bir görev sessiz şekilde başlayabiliyor, ardından bir güvenlik görevlisinin dikkatini dağıtmanız gerekebiliyor. Sonrasında fark edilip yakın dövüşe girebilir, düşmanın silahını alabilir ve çatışmayı tamamen farklı bir şekilde sürdürebilirsiniz. Oyunun temel yapısı da tam olarak bu değişkenlik üzerine kurulmuş. [h2]Plan Bozulduğunda Oyun Daha Hareketli Hale Geliyor[/h2] Oyunun dikkat çeken özelliklerinden biri yakın dövüş ile silahlı çatışmanın birbirinden kopuk hissettirilmemesi. James Bond bir düşmanı yakın dövüşle etkisiz hale getirip hemen ardından yerdeki silahı alabiliyor. Şarjör boşaldığında ise silahı yeniden doldurmak yerine düşmana fırlatarak tekrar yakın dövüşe geçebiliyor. Çevrede bulunan nesneler de çatışmalar sırasında kullanılabiliyor. Masalar, sandalyeler, yangın söndürücüler, kupalar, dosyalar ve çeşitli eşyalar yalnızca ortamı süsleyen nesneler değil. Çatışmanın bir parçası haline gelebiliyorlar. Bu nedenle dövüşlerde yalnızca elinizdeki silaha bağlı kalmıyorsunuz. Bulunduğunuz ortamı takip etmek ve neyi kullanabileceğinizi görmek önem kazanıyor. [h2]Silahlar Sürekli Kullanılan Bir Araç Değil[/h2] Oyunda ateşli silahlar bilinçli şekilde geçici tutulmuş. Mühimmat her zaman bol olmadığı için elde edilen bir tabanca bütün bölüm boyunca kullanılan temel araç haline gelmiyor. Silah belirli bir sorunu çözmek için kullanılabiliyor ve daha sonra tekrar yakın dövüşe veya çevredeki nesnelere dönmeniz gerekebiliyor. Bu sistem oyuncuyu sürekli aynı yöntemle ilerlemek yerine farklı çözümler kullanmaya yönlendiriyor. [h2]Öldürme İzni Sistemi[/h2] Oyundaki dikkat çekici sistemlerden biri de öldürme izni. Bond'un karşısındaki kişiler doğrudan ölümcül bir tehdit oluşturmuyorsa oyun hemen ateşli silah kullanmaya izin vermiyor. Bu bölümlerde gözlem yapmak, konuşmaları takip etmek, insanları yanıltmak ve farklı bir geçiş yolu bulmak gerekiyor. Ancak durum ölümcül çatışmaya dönüştüğünde öldürme izni devreye giriyor. Bu noktadan sonra oyunun çatışma sistemi daha serbest hale geliyor. Böylece sessiz ilerlenen bölümler ile büyük çatışmalar arasında belirgin bir tempo farkı oluşuyor. [h2]Gizlilik Sistemi Daha Esnek[/h2] 007 First Light'taki gizlilik sistemi, küçük bir hata yapıldığında oyuncuyu sürekli en son kayıt noktasına döndürmek üzerine kurulmamış. Bond fark edildiğinde her zaman görev başarısız sayılmıyor. Bazı durumlarda konuşarak şüpheyi azaltabiliyor, bazı durumlarda hızla ortamdan uzaklaşabiliyor veya kısa bir çatışmanın ardından görevine devam edebiliyor. Bu sistem özellikle genç Bond'un karakterine uyuyor. Çünkü karşıdaki karakter her şeyi kusursuz şekilde planlayan bir ajan değil. Risk alıyor, hata yapıyor ve oluşan durumdan çıkmanın bir yolunu buluyor. [h2]Sosyal Gizlilik[/h2] Büyük ve kalabalık alanlarda insanların konuşmalarını dinlemek önemli hale geliyor. Bir güvenlik görevlisinin yaşadığı sorun, kaybolmuş bir kart veya başka bir kişinin yaptığı konuşma yeni bir geçiş yolunun ortaya çıkmasını sağlayabiliyor. Bu nedenle mekânlar yalnızca güzel görünen arka planlardan oluşmuyor. Oyuncu çevredeki insanları ve olayları takip ettikçe alan içerisindeki bağlantılar ortaya çıkıyor. Bond kalabalığın arasında tamamen görünmez olmaya çalışmıyor. Daha çok orada bulunmaya hakkı olduğuna çevresindekileri ikna etmeye çalışıyor. [h2]Oyun Tamamen Serbest Bir Yapıya Sahip Değil[/h2] First Light büyük ve tamamen serbest bir dünya sunmuyor. Oyuncuya farklı yollar, araçlar ve yöntemler sunulsa da hikâyenin yönü büyük ölçüde geliştiriciler tarafından belirleniyor. Oyuncu bir bölümü nasıl geçeceğine karar verebiliyor fakat hikâyenin nereye gideceğini değiştiremiyor. Bu yapı daha kontrollü ve sinematik bir James Bond deneyimi oluşturmak için tercih edilmiş. [h2]Başlangıç Bölümü Oyunun Yapısını Gösteriyor[/h2] Oyunun eğitim bölümü klasik bir öğretici bölüm gibi hazırlanmak yerine James Bond'un gelişimini gösterecek şekilde tasarlanmış. Kısa süre içerisinde dövüş, araç kullanma, atış, parkur ve farklı görev türleri arasında geçiş yapılıyor. Bu bölüm aynı zamanda oyunun ilerleyen saatlerde de tek bir oynanış biçimine bağlı kalmayacağını gösteriyor. Oyunun temel özelliklerinden biri farklı sistemler arasında hızlı şekilde geçiş yapılması. [h2]Bond'un Teknolojik Araçları[/h2] James Bond oyununda teknolojik araçlar önemli bir yere sahip. Saat, çevreyi incelemek, önemli noktaları belirlemek ve elektronik cihazlarla etkileşim kurmak için kullanılabiliyor. Diğer araçlar ise güvenlik görevlilerinin dikkatini dağıtmak veya yeni geçiş yolları oluşturmak için kullanılabiliyor. Görevlerden önce kullanılacak ekipmanların seçilebildiği bölümler de bulunuyor. Araçların sayısı gereğinden fazla tutulmamış. Amaç, oyuncunun sürekli menüler arasında dolaşması değil, doğru zamanda doğru aracı kullanması. [h2]Bulmacalar Oyunun Temposunu Yavaşlatabiliyor[/h2] Kaynak değerlendirmede en fazla eleştirilen bölümlerden biri bulmacalar. Bazı alanlarda kapı kodlarını bulmak için çevreyi araştırmak, notları okumak ve çeşitli ipuçlarını takip etmek gerekiyor. Bu bölümler teorik olarak ajanlık temasına uygun olsa da hızlı ilerleyen bölümlerin ortasında oyunun temposunu düşürebiliyor. Özellikle hareketli bir gizlilik veya çatışma bölümünün hemen ardından şifre aramak, oyunun akışında belirgin bir yavaşlama oluşturabiliyor. Sorun bulmacaların çok zor olması değil, oyunun diğer bölümlerindeki hızlı tempoyla her zaman uyumlu olmaması. [h2]Sinematik Anlatım[/h2] 007 First Light belirli bir James Bond filmini doğrudan tekrar etmeye çalışmıyor. Bunun yerine Bond yapımlarının genel havasını kullanıyor. Lüks mekânlar, teknolojik alanlar, farklı ülkeler, ani çatışmalar, İngiliz mizahı ve büyük planların konuşulduğu sahneler oyunun atmosferini oluşturuyor. Ara sahneler ile oyuncunun kontrolü ele aldığı bölümler arasındaki geçişler de oldukça akıcı şekilde hazırlanmış. Bazı anlarda ara sahnenin bittiğini ve kontrolün yeniden oyuncuya geçtiğini hemen fark etmek mümkün olmayabiliyor. [h2]Çatışmalar Sinematik Yapının Önemli Bir Parçası[/h2] Oyunun sinematik yapısını en fazla destekleyen bölümler çatışmalar. Bond'un çevredeki nesneleri kullanması, düşmanın silahını alması, mesafeyi değiştirmesi ve yakın dövüşe geçmesi sahnelerin önceden hazırlanmış bir film sahnesi gibi görünmesini sağlayabiliyor. Ancak bütün hareketler tamamen önceden belirlenmiş değil. Aynı alan başka bir oyuncu tarafından farklı şekilde geçilebiliyor. Bu da çatışmaların hem sinematik hem de oyuncunun kararlarına bağlı kalmasını sağlıyor. [h2]Müzik James Bond'un Gelişimine Eşlik Ediyor[/h2] Oyunun müzik kullanımında genç Bond fikri devam ettirilmiş. James oyunun başında klasik 007 temasının tamamına sahip değil. Tanıdık ritimler ve müzikal öğeler zaman zaman duyuluyor ancak Bond geliştikçe klasik tema da daha belirgin hale geliyor. Müzik böylece yalnızca arka planda kullanılan bir unsur olmaktan çıkıyor ve karakter gelişiminin bir parçası haline geliyor. Gizlilik bölümlerinde daha sakin, çatışmalarda ise daha güçlü bir yapıya geçiyor. Bu geçişler aniden değil, oynanışla birlikte gerçekleşiyor. [h2]Patrick Gibson'ın James Bond Yorumu[/h2] Patrick Gibson'ın canlandırdığı Bond, önceki sinema oyuncularını doğrudan taklit etmeye çalışmıyor. Karakter henüz gelecekteki Ajan 007'nin bütün özelliklerini tamamen kazanmış değil. Cesur fakat zaman zaman düşünmeden hareket ediyor. Kendine güveniyor fakat her kararının sonucunu kolaylıkla kontrol edemiyor. Mizahı da karakterin gençliğiyle bağlantılı şekilde kullanılıyor. Tehlikeli durumlarda espri yapabiliyor fakat sahnenin ciddiyetini tamamen ortadan kaldırmıyor. Oyun ilerledikçe karakterin genç bir Bond oyuncusundan çok doğrudan James Bond gibi hissettirmeye başladığı belirtiliyor. [h2]Genel Değerlendirme[/h2] 007 First Light, bir James Bond filminin doğrudan oyun uyarlaması olarak hazırlanmamış. Hitman'in farklı bir karakterle yeniden yapılmış hali de değil. Genç James Bond'un Ajan 007 kimliğine doğru ilerlediği bağımsız bir hikâye sunuyor. Gizlilik, yakın dövüş, silahlı çatışma, teknolojik araçlar ve sinematik anlatım birbirinden tamamen ayrı sistemler gibi kullanılmak yerine aynı akışın parçaları olarak tasarlanmış. Kaynak değerlendirmede oyunun en güçlü tarafları arasında genç Bond'un karakter gelişimi, çatışma sistemi, çevrenin kullanımı, müzik, gizlilik ve sinematik sahneler gösteriliyor. En belirgin eleştiri ise bazı bulmacaların oyunun temposunu yavaşlatması. [b]Değerlendirme: 9,5 / 10[/b] [quote]007 First Light, James Bond'un tamamlanmış halini göstermek yerine Ajan 007'nin nasıl şekillendiğini anlatan bir başlangıç hikâyesi olarak ele alınıyor.[/quote]
    Beğen
    7
    1 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Ruslar Quantum Control Oyunu Duyurdu
    Quantum Control, Unreal Engine 5 kullanılarak geliştirilen, hikaye odaklı bir bilim kurgu birinci şahıs nişancı oyunudur ve çok oyunculu PvPvE modlarına sahiptir.

    Yapım, Rus stüdyosu GetDevelopment tarafından İnternet Geliştirme Enstitüsü'nün desteğiyle gerçekleştiriliyor.

    Quantum Control, bir Rus yerleşim yerinin alternatif bir kıyamet sonrası dünyanın bir parçasıyla "yer değiştirildiğini" gören özel kuvvetler askerinin hikayesini anlatıyor.

    Kendi evrenini korumak için, fizik yasalarının çiğnendiği, rotaların anında yeniden inşa edildiği, savaş sırasında siperlerin ortadan kaybolduğu ve rakiplerin gerçekliğin bozulmalarını kendi avantajlarına kullandığı"bir uzayda işgalcilere karşı savaşmak zorundadır.

    Geliştiriciler, esnek bir savaş sistemi, özel ekipmanların taktiksel kullanımı, dinamik kuantum hava durumu ve alışılmadık yetenekler vaat ediyor örneğin, nesneleri başka bir duruma dönüştürme veya savaşta aniden pozisyon değiştirme yeteneği.

    Quantum Control, piyasaya sürüldükten sonra düzenli sezonlar, ilerleme sistemi, iş birliğine dayalı görevler ve PvPvE senaryoları içeren bir hizmet olarak oyun modeliyle geliştirilmeyi planlıyor.

    GetDevelopment, bu nişancı oyununu 2029 yılında Steam ve VK Play'de yayınlamayı planlıyor. Ancak, bir giriş bölümü ve temel oynanış içeren bir demo sürümünün 2026'da yayınlanması planlanıyor.
    Geliştiriciler, oyunun evreni ve yapım sürecinin ilerleyişi hakkında sosyal medyada paylaşımda bulunacaklarına söz verdiler.

    Kommersant'a göre, oyunun geliştirilmesi 1,5-2 milyar ruble gerektirecek.
    Quantum Control, Unreal Engine 5 kullanılarak geliştirilen, hikaye odaklı bir bilim kurgu birinci şahıs nişancı oyunudur ve çok oyunculu PvPvE modlarına sahiptir. Yapım, Rus stüdyosu GetDevelopment tarafından İnternet Geliştirme Enstitüsü'nün desteğiyle gerçekleştiriliyor. Quantum Control, bir Rus yerleşim yerinin alternatif bir kıyamet sonrası dünyanın bir parçasıyla "yer değiştirildiğini" gören özel kuvvetler askerinin hikayesini anlatıyor. Kendi evrenini korumak için, fizik yasalarının çiğnendiği, rotaların anında yeniden inşa edildiği, savaş sırasında siperlerin ortadan kaybolduğu ve rakiplerin gerçekliğin bozulmalarını kendi avantajlarına kullandığı"bir uzayda işgalcilere karşı savaşmak zorundadır. Geliştiriciler, esnek bir savaş sistemi, özel ekipmanların taktiksel kullanımı, dinamik kuantum hava durumu ve alışılmadık yetenekler vaat ediyor örneğin, nesneleri başka bir duruma dönüştürme veya savaşta aniden pozisyon değiştirme yeteneği. Quantum Control, piyasaya sürüldükten sonra düzenli sezonlar, ilerleme sistemi, iş birliğine dayalı görevler ve PvPvE senaryoları içeren bir hizmet olarak oyun modeliyle geliştirilmeyi planlıyor. GetDevelopment, bu nişancı oyununu 2029 yılında Steam ve VK Play'de yayınlamayı planlıyor. Ancak, bir giriş bölümü ve temel oynanış içeren bir demo sürümünün 2026'da yayınlanması planlanıyor. Geliştiriciler, oyunun evreni ve yapım sürecinin ilerleyişi hakkında sosyal medyada paylaşımda bulunacaklarına söz verdiler. Kommersant'a göre, oyunun geliştirilmesi 1,5-2 milyar ruble gerektirecek.
    Beğen
    5
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 796 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • GTA 6 etkisi YouTube oyuncu yayıncıları için para kazanma kurallarını yeniden yazdı
    GTA 6 Etkisi: YouTube, oyun blogcularının işini mahvetmemek için para kazanma kurallarını acilen yeniden yazdı.

    YouTube, oyun topluluğuna uyum sağlamak için aniden yoğun bir çaba sarf etmeye başladı. Video barındırma sitesi, içerik oluşturucular için yönergelerini güncelleyerek, grafik şiddet içeren videoların para kazanmasına ilişkin kurallarını önemli ölçüde gevşetti.

    En önemli yenilik 7 saniye kuralı dır. Artık, bir videonun yedinci saniyesinden sonra gösterilen gerçekçi oyun şiddeti, çoğu reklamveren tarafından resmi olarak kabul edilebilir olarak değerlendiriliyor ve tamamen para kazanmaya yönelik olarak sunuluyor.

    Yeni kurallar hakkında kısaca bilgi:

    İlk yedi saniye kutsaldır. Videonun, giriş bölümünün veya ön izlemenin en başında sert, kanlı veya vahşet içeren sahneler kesinlikle yasaktır. Bu kuralı ihlal ederseniz, video anında reklamlarla kesilecektir.
    7 saniye sonra her şey bitiyor. Oyun içindeki tüm silahlı çatışmalar, patlamalar ve öldürmeler artık standart kabul ediliyor. Bunlar için reklam devre dışı bırakılmayacak.
    Ancak bir sorun var: Bu önlem yalnızca video oyunları için geçerli. Gerçek hayattan görüntüler kullanarak kuralları aşmaya çalışanlar kanal yasağıyla karşılaşacak. Barışçıl NPC'lere yönelik uzun süreli işkence veya açık soykırım sahneleri, yoğun bir şekilde vurgulandığı takdirde, 18+ kısıtlamasına tabi olmaya devam ediyor.

    Önde gelen içerik üreticileri zamanlamayı hemen yakaladı. YouTube bu güncellemeyi Grand Theft Auto VI'nın çıkışından sadece birkaç ay önce yayınladı.

    GTA serisi tarihsel olarak suç, kan, yayaların ezilmesi ve polislerle yaşanan silahlı çatışmalar etrafında dönmüştür. YouTube eski algoritmalarını korumuş olsaydı, platform altıncı oyunun çıkışından sonraki ilk haftalarda bir felaketle karşı karşıya kalacaktı: incelemeler, rehberler ve Let's Play videoları üreten binlerce içerik üreticisi toplu olarak gelirlerini kaybedecek ve platform, blog yazarlarının motivasyonundaki düşüş nedeniyle milyonlarca saatlik izlenme kaybına uğrayacaktı. Esasen, Google on yılın en büyük oyununun çıkışını önceden sabote etti.

    Konuyu daha iyi anlamak için, YouTube'un oyun kanallarıyla olan ilişkisinin tarihi, bitmek bilmeyen tepkilerin bir öyküsüdür.

    Büyük Reklam Kıyameti (2017): Her şey, Pepsi ve Londra Metrosu gibi büyük markaların reklamlarının aşırı sağcı teröristlerin yer aldığı videolarda yayınlandığını keşfetmesiyle başladı. Reklamverenler YouTube'u boykot ilan etti. Platform paniğe kapıldı ve sinir ağlarını maksimum seviyeye çıkardı: Videoda herhangi bir silahı olan herkes büyük bir gelir kaybına uğradı. Zararsız Counter-Strike ve Battlefield kanalları bile zarar gördü içerik oluşturucuları bir gecede kazançlarının %80'ine kadarını kaybetti.

    "Aile içeriği" dönemi: Yıllarca platform, içerik üreticilerini yetişkin oyunlarını çocuk filmlerine benzeyen bir şeye dönüştürmeye zorladı. Blog yazarları, moderatör robotun videolarını "zehirli" olarak değerlendirmesini önlemek için düzenlemelerinde kanı bulanıklaştırmaya, silah seslerini sansürlemeye ve öldürüldü yerine cansız gibi örtmeceler uydurmaya zorlandı.

    2025'te İşkence. Tam tersine, YouTube son zamanlarda önlemleri sıkılaştırarak, NPC'lere karşı gerçekçi şiddet sahneleri için otomatik olarak 18+ derecelendirmesi uygulayacağını ve para kazanma özelliğini kaldıracağını vaat etti.

    Mevcut 7 saniyelik güncelleme, platformun oyuncuların şiddet içeren oyunlar oynadığını ve bunda yanlış bir şey olmadığını kabul ettiği nadir örneklerden biri. Mortal Kombat veya Doom oyunlarının yaratıcılarını parasız bıraktığı dönem nihayet geçmişte kaldı gibi görünüyor.
    GTA 6 Etkisi: YouTube, oyun blogcularının işini mahvetmemek için para kazanma kurallarını acilen yeniden yazdı. YouTube, oyun topluluğuna uyum sağlamak için aniden yoğun bir çaba sarf etmeye başladı. Video barındırma sitesi, içerik oluşturucular için yönergelerini güncelleyerek, grafik şiddet içeren videoların para kazanmasına ilişkin kurallarını önemli ölçüde gevşetti. En önemli yenilik 7 saniye kuralı dır. Artık, bir videonun yedinci saniyesinden sonra gösterilen gerçekçi oyun şiddeti, çoğu reklamveren tarafından resmi olarak kabul edilebilir olarak değerlendiriliyor ve tamamen para kazanmaya yönelik olarak sunuluyor. [h2]Yeni kurallar hakkında kısaca bilgi:[/h2] İlk yedi saniye kutsaldır. Videonun, giriş bölümünün veya ön izlemenin en başında sert, kanlı veya vahşet içeren sahneler kesinlikle yasaktır. Bu kuralı ihlal ederseniz, video anında reklamlarla kesilecektir. [quote]7 saniye sonra her şey bitiyor. Oyun içindeki tüm silahlı çatışmalar, patlamalar ve öldürmeler artık standart kabul ediliyor. Bunlar için reklam devre dışı bırakılmayacak.[/quote] Ancak bir sorun var: Bu önlem yalnızca video oyunları için geçerli. Gerçek hayattan görüntüler kullanarak kuralları aşmaya çalışanlar kanal yasağıyla karşılaşacak. Barışçıl NPC'lere yönelik uzun süreli işkence veya açık soykırım sahneleri, yoğun bir şekilde vurgulandığı takdirde, 18+ kısıtlamasına tabi olmaya devam ediyor. Önde gelen içerik üreticileri zamanlamayı hemen yakaladı. YouTube bu güncellemeyi Grand Theft Auto VI'nın çıkışından sadece birkaç ay önce yayınladı. GTA serisi tarihsel olarak suç, kan, yayaların ezilmesi ve polislerle yaşanan silahlı çatışmalar etrafında dönmüştür. YouTube eski algoritmalarını korumuş olsaydı, platform altıncı oyunun çıkışından sonraki ilk haftalarda bir felaketle karşı karşıya kalacaktı: incelemeler, rehberler ve Let's Play videoları üreten binlerce içerik üreticisi toplu olarak gelirlerini kaybedecek ve platform, blog yazarlarının motivasyonundaki düşüş nedeniyle milyonlarca saatlik izlenme kaybına uğrayacaktı. Esasen, Google on yılın en büyük oyununun çıkışını önceden sabote etti. Konuyu daha iyi anlamak için, YouTube'un oyun kanallarıyla olan ilişkisinin tarihi, bitmek bilmeyen tepkilerin bir öyküsüdür. Büyük Reklam Kıyameti (2017): Her şey, Pepsi ve Londra Metrosu gibi büyük markaların reklamlarının aşırı sağcı teröristlerin yer aldığı videolarda yayınlandığını keşfetmesiyle başladı. Reklamverenler YouTube'u boykot ilan etti. Platform paniğe kapıldı ve sinir ağlarını maksimum seviyeye çıkardı: Videoda herhangi bir silahı olan herkes büyük bir gelir kaybına uğradı. Zararsız Counter-Strike ve Battlefield kanalları bile zarar gördü içerik oluşturucuları bir gecede kazançlarının %80'ine kadarını kaybetti. "Aile içeriği" dönemi: Yıllarca platform, içerik üreticilerini yetişkin oyunlarını çocuk filmlerine benzeyen bir şeye dönüştürmeye zorladı. Blog yazarları, moderatör robotun videolarını "zehirli" olarak değerlendirmesini önlemek için düzenlemelerinde kanı bulanıklaştırmaya, silah seslerini sansürlemeye ve öldürüldü yerine cansız gibi örtmeceler uydurmaya zorlandı. 2025'te İşkence. Tam tersine, YouTube son zamanlarda önlemleri sıkılaştırarak, NPC'lere karşı gerçekçi şiddet sahneleri için otomatik olarak 18+ derecelendirmesi uygulayacağını ve para kazanma özelliğini kaldıracağını vaat etti. Mevcut 7 saniyelik güncelleme, platformun oyuncuların şiddet içeren oyunlar oynadığını ve bunda yanlış bir şey olmadığını kabul ettiği nadir örneklerden biri. Mortal Kombat veya Doom oyunlarının yaratıcılarını parasız bıraktığı dönem nihayet geçmişte kaldı gibi görünüyor.
    Beğen
    9
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Nine Sols Oyun İncelemesi
    Nine Sols İncelemesi Sekiro'nun Savuşturmasıyla Metroidvania Dünyasının Buluşması

    Hollow Knight tarzı Metroidvania oyunlarını seviyorsanız ve Sekiro: Shadows Die Twice'ın savuşturma sistemine ayrı bir ilginiz varsa Nine Sols daha ilk dakikalarından dikkatinizi çekebilecek bir yapım.

    Benim için oyunu ilginç kılan şey de tam olarak buydu.

    Bir tarafta elle çizilmiş, karanlık ve etkileyici bir Metroidvania dünyası var.

    Diğer tarafta ise saldırılardan sürekli kaçmak yerine rakibin üzerine yürümeyi, doğru anda savuşturmayı ve düşmanın ritmini öğrenmeyi isteyen son derece agresif bir dövüş sistemi bulunuyor.

    Ama Nine Sols yalnızca "2D Sekiro" diyerek geçilebilecek bir oyun değil.

    Kendine özgü dünyası, Taoist öğelerle bilim kurguyu bir araya getiren sanat tasarımı, karakterleri ve oldukça güçlü hikâyesi sayesinde kendi kimliğini oluşturmayı başarıyor.

    İncelemenin ilerleyen bölümlerinde hikâye ve bazı patronlarla ilgili spoiler bulunmaktadır.

    İlk İzlenim: Taoizm ve Siberpunk Aynı Dünyada

    Nine Sols'un en güçlü taraflarından biri daha oyunu açar açmaz kendisini belli ediyor:

    Sanat tasarımı.

    Oyun yüksek teknoloji ile geleneksel Çin kültürü ve Taoist felsefeyi aynı dünyada birleştiriyor.

    Bir tarafta
    1. Laboratuvarlar
    2. Robotlar
    3. Yapay sistemler
    4. Biyolojik bilgisayarlar
    5. İleri teknoloji cihazları
    bulunurken diğer tarafta;
    1. Tapınaklar
    2. Geleneksel semboller
    3. Taoist düşünceler
    4. Doğa ve ruhani öğeler
    Normal şartlarda birbirine tamamen zıt görünebilecek bu iki yaklaşım Nine Sols içerisinde şaşırtıcı derecede doğal duruyor.
    Nine Sols'un dünyası sanki eski bir Çin gravürünün üzerine karanlık bir bilim kurgu medeniyeti kurulmuş gibi görünüyor.

    Elle Çizilmiş Görseller Gerçekten Çok Başarılı

    Oyunun büyük bölümü elle çizilmiş.

    Karakterlerden çevre tasarımlarına, animasyonlardan çizgi roman tarzındaki ara sahnelere kadar oyunun kendine özgü bir görsel dili bulunuyor.

    Hollow Knight veya Ori gibi oyunlarla karşılaştırıldığında çevreler bazen daha düz görünebilir.

    Ancak bunun her zaman bir eksiklik olduğunu düşünmüyorum.

    Tam tersine bazı bölgelerde bu düz yapı eski kitap illüstrasyonlarını veya gravürleri anımsatan çok hoş bir görünüm oluşturuyor.

    Özellikle teknoloji yoğunluğunun azaldığı doğal alanlarda sanat tasarımı daha da etkileyici hale geliyor.

    Her Bölge Kendi Kimliğine Sahip

    Haritanın farklı bölgeleri birbirinin renk değiştirilmiş kopyası gibi hissettirmiyor.

    Her alanın atmosferi, renk paleti, mimarisi, ses tasarımı ve çevresel detayları değişiyor.

    Buna rağmen bütün bölgeler aynı dünyanın parçası olduğunu hissettirmeye devam ediyor.

    Bu dengeyi sağlamak kolay değil.

    3D Kullanılan Bazı Bölümler Görsel Bütünlüğü Bozuyor

    Sanat tasarımının çok güçlü olması beraberinde küçük bir problem getiriyor.

    Bazı sahnelerde kullanılan 3D modeller, elle çizilmiş 2D grafiklerin yanında daha düşük detaylı görünüyor.

    Bu nedenle bazı 3D unsurlar çevreyle tam olarak bütünleşemiyor.

    Özellikle oyunun genel çizim kalitesi bu kadar yüksek olunca küçük kalite farkları bile daha kolay fark ediliyor.

    Neyse ki bu durum çok sık yaşanmıyor.

    Oyunun büyük bölümünde görsel kalite oldukça tutarlı.

    Çizgi Roman Tarzındaki Ara Sahneler

    Nine Sols'un hikâye anlatımında kullandığı çizgi roman bölümleri ayrıca övgüyü hak ediyor.

    Kısmen renkli manga tarzını anımsatan bu sahneler dinamik, detaylı ve oyunun genel sanat tasarımıyla son derece uyumlu.

    Özellikle dramatik anlarda klasik oyun içi kamera yerine çizilmiş paneller kullanılması hikâyeye ayrı bir kimlik kazandırıyor.

    Müzik ve Atmosfer

    Nine Sols'un görsel dünyasındaki doğu-batı sentezi müziklerinde de devam ediyor.

    Sakin bölümlerde geleneksel Çin enstrümanları ön plana çıkarken teknoloji yoğunluklu bölgelerde elektronik ve endüstriyel sesler devreye giriyor.

    Bazı alanlarda yumuşak flüt ve yaylı melodiler duyarken birkaç dakika sonra metalik darbeler, ağır baslar ve mekanik ritimlerle karşılaşabiliyorsunuz.

    Bu durum bölgelere yalnızca farklı bir görünüm değil, farklı bir karakter de kazandırıyor.

    Savaş Başladığında Müzik Değişiyor

    Müzik özellikle çatışmalarda çok başarılı.

    Sakin melodiler yerini daha hızlı ritimlere bırakıyor.

    Elektronik seslerle geleneksel enstrümanların aynı parçada birleşmesi oyunun sanat tasarımındaki ikiliği müzik tarafına taşıyor.

    Bazı bölgelerde müzik yalnızca arka plan değil, mekânın atmosferini oluşturan temel öğelerden biri.

    Nine Sols'un Kalbi: Dövüş Sistemi

    Bütün bu sanat tasarımını bir kenara bırakırsak Nine Sols'u gerçekten özel yapan taraf bence dövüş sistemi.

    Metroidvania türüne ait olmasına rağmen oyun keşiften çok savaşa ağırlık veriyor.

    Standart saldırıların ve kaçış hareketlerinin yanında savaşın merkezinde şu mekanik bulunuyor:

    Savuşturma.

    Sekiro oynayanlar sistemi hemen anlayacaktır.

    Rakibin saldırısından uzaklaşmak yerine doğru anda savunma tuşuna basmanız gerekiyor.

    Zamanlamayı doğru yaparsanız saldırıyı tamamen savuşturuyorsunuz.

    Zayıf düşmanların komboları bile kesilebiliyor.

    Ama yanlış zamanlama oldukça ağır cezalandırılıyor.

    Kusurlu Savuşturma ve İç Hasar Sistemi

    Nine Sols savuşturmayı Sekiro'dan biraz farklı yorumluyor.

    Savuşturmayı tam zamanında yapamadığınızda doğrudan bütün canınızı kaybetmiyorsunuz.

    Bunun yerine iç hasar birikiyor.

    Can göstergesinin bir bölümü geçici olarak zarar görmüş hale geliyor.

    İlginç olan nokta şu?

    İç hasar tek başına sizi öldürmeyebilir.

    Savaşta bir süre gerçek hasar almadan kalmayı başarırsanız bu bölüm zaman içerisinde iyileşiyor.

    Ancak iç hasar biriktirdikten sonra gerçek bir saldırı yerseniz işler kötüleşiyor.

    Biriken geçici hasar kalıcı hasara dönüşebiliyor.
    Nine Sols sizi yanlış savuşturma yaptığınız için hemen öldürmüyor; bir sonraki hatanızın çok daha pahalı olmasını sağlıyor.
    Bu sistem savaşlara oldukça güzel bir risk yönetimi ekliyor.

    Tai Chi Saldırısı

    Oyunda ilerledikçe yalnızca klasik saldırıları savuşturmak yeterli olmuyor.

    Düşmanların engellenemeyen özel saldırıları ortaya çıkıyor.

    Bunlara karşı Tai Chi hareketini kullanabiliyorsunuz.

    Düşmanın üzerine doğru zıplayıp doğru anda hareketi gerçekleştirdiğinizde normalde engellenemeyen saldırıları karşılayabiliyorsunuz.

    Bu aynı zamanda düşmana iç hasar veriyor.

    Başlangıçta karmaşık gelebiliyor ama öğrendiğinizde savaşların ritmi tamamen değişiyor.

    Sınırsız Savunma

    Oyunun ilerleyen bölümlerinde çok daha riskli bir savuşturma yeteneği açılıyor.

    Normal savuşturmada düğmeye doğru anda basmanız yeterliyken bu yetenekte;
    1. Savunma düğmesini basılı tutmanız
    2. Hareketi şarj etmeniz
    3. Doğru anda bırakmanız
    Karşılığında çok daha tehlikeli saldırıları bile savuşturabiliyorsunuz.

    Bu mekanik oyuncunun zamanlama becerisini iyice test ediyor.

    Yanlış zamanda bırakmak cezalandırıcı.

    Doğru kullandığınızda ise Yi neredeyse dokunulmaz hale gelebiliyor.

    Qi ve Tılsım Mekaniği

    Başarılı savuşturmaların başka bir ödülü daha var:

    Qi enerjisi.

    Rakiplerin saldırılarını savuşturdukça Qi kazanıyorsunuz.

    Bu enerjiyi kullanarak düşmana özel tılsımlar bağlayabiliyorsunuz.

    Tılsımı patlattığınızda düşmana ciddi hasar verirken biriktirdiğiniz iç hasarı da etkili biçimde gerçek hasara çevirebiliyorsunuz.

    Bu sistem Nine Sols'un savaşlarının yalnızca saldırı ve savunmadan oluşmasını engelliyor.

    Dövüşün ritmi genellikle şöyle ilerliyor:
    Saldırıyı oku → savuştur → Qi biriktir → tılsımı bağla → doğru anı bekle → patlat.
    Özellikle patron savaşlarında bu döngüyü doğru uygulamak büyük önem taşıyor.

    Kontroller Son Derece Tepkisel

    Bu kadar zamanlama odaklı bir oyun için kontrollerin iyi olması zorunlu.

    Nine Sols bu konuda gerçekten başarılı.

    Karakter verdiğiniz komutlara hızlı tepki veriyor.

    Savuşturmanın sesi ve görsel efekti oldukça tatmin edici.

    Doğru zamanlanan bir savunmanın başarılı olduğunu yalnızca ekrandan değil ses tasarımından da anlayabiliyorsunuz.

    Bu küçük ayrıntı dövüş sistemini çok daha bağımlılık yapıcı hale getiriyor.

    Oyuncunun Becerisi Gerçekten Önemli

    Bazı aksiyon oyunlarında güçlü ekipman toplayıp kötü oynasanız bile patronları geçebilirsiniz.

    Nine Sols buna pek izin vermiyor.

    Elbette karakterinizi geliştirebiliyorsunuz.

    Yeni yetenekler açılıyor.

    Sağlığınız artıyor.

    Farklı tılsımlar ve yeşim taşları kullanabiliyorsunuz.

    Ama bir patronun saldırılarını okuyamıyorsanız bunların hiçbiri sizi sonsuza kadar kurtarmıyor.

    Oyun sizden gerçekten daha iyi oynamanızı istiyor.

    Bence en başarılı taraflarından biri bu.

    Farklı Düşman Tasarımları

    Dövüş sistemi karmaşık olduğu kadar düşman çeşitliliği de sistemi kullanmanızı teşvik ediyor.

    Bazı düşmanlar doğrudan saldırılardan etkilenmiyor.

    Bazıları öldürülemiyor ve yalnızca etkisiz hale getirilebiliyor.

    Bazı rakipler aniden ortaya çıkıp birkaç saldırı yaptıktan sonra tekrar kayboluyor.

    Bazen de art arda gelen rakiplerle arena tarzı mücadelelere giriyorsunuz.

    Oyun sürekli olarak sahip olduğunuz mekanikleri farklı biçimde kullanmanızı istiyor.

    Karakter Gelişimi ve Beceri Ağacı

    Yi oyun boyunca güçlenmeye devam ediyor.

    Sağlık yenileme kapasitesini artırabilir, saldırıları geliştirebilir ve yeni savaş hareketleri açabilirsiniz.

    Beceri ağacında
    1. Hava atılımı
    2. Mermi savuşturma
    3. Qi kapasitesi geliştirmeleri
    4. Tılsım patlatma seçenekleri
    5. Yeni savunma hareketleri
    Bu gelişmeler yalnızca istatistik artırmıyor.

    Bazıları oyun tarzınızı ciddi biçimde değiştiriyor.

    Yeşim Taşları: Nine Sols'un Tılsım Sistemi

    Yeşim taşlarını Hollow Knight'taki tılsımlara benzetmek mümkün.

    Her taş belirli sayıda yuva kullanıyor.

    Sınırlı yuvalarınız olduğu için her şeyi aynı anda takamıyorsunuz.

    Bu da oyuncuyu kendi oyun tarzını oluşturmaya zorluyor.

    Bazı yapılar agresif savaşmaya uygun.

    Bazıları iç hasar üzerine yoğunlaşıyor.

    Bazıları iyileştirmeyi güçlendiriyor.

    Bazıları ise riskli hareketlerin dezavantajını azaltıyor.

    İyi kurulmuş bir yeşim kombinasyonu savaş tarzınızı tamamen değiştirebiliyor.

    Yay ve Uzak Mesafe Saldırıları

    Yi yalnızca yakın dövüş kullanmıyor.

    Yayın da farklı saldırı seçenekleri bulunuyor.

    Bazı oklar doğrudan yüksek hasar verirken bazıları alan kontrolü sağlıyor veya belirli hedefleri takip ediyor.

    Ok kapasitesinin sınırlı olması bunları sürekli kullanılan ana saldırı yerine kritik anlarda kullanılacak destek araçlarına dönüştürüyor.

    Patron Savaşları Nine Sols'un Zirvesi

    Bu kadar iyi bir dövüş sistemi doğal olarak iyi patron savaşlarına ihtiyaç duyuyor.

    Nine Sols burada beklentiyi fazlasıyla karşılıyor.

    Patronlar yalnızca daha fazla cana ve daha yüksek hasara sahip normal düşmanlar değil.

    Birçoğunun farklı mekanikleri bulunuyor.

    Bazı savaşlarda arena hazırlığı yapmak gerekiyor.

    Bazılarında çevredeki yardımcı düşmanları önce ortadan kaldırmanız gerekiyor.

    Bazılarında ise patronun hangi saldırıyı kullanacağını önceden okuyabilmek mücadelenin temelini oluşturuyor.

    Patronları Ezberlemek Yetmiyor, Öğrenmek Gerekiyor

    Nine Sols patron dövüşleri genellikle aynı döngüyü yaşatıyor.

    İlk deneme:

    Patron sizi birkaç saniyede yok ediyor.

    Beşinci deneme.

    Bazı saldırıları anlamaya başlıyorsunuz.

    Onuncu deneme.

    İlk aşamayı artık rahat geçiyorsunuz.

    Daha sonra yeni aşama geliyor ve yeniden başlıyorsunuz.

    İyi tarafı şu?

    Bir patronu yendiğinizde genellikle bunun şans eseri olmadığını hissediyorsunuz.

    Gerçekten öğrenmiş oluyorsunuz.

    Final Patronu: Oyunun En Büyük Beceri Testi

    Kaynak incelemede final patronunun gerçek son versiyonu özellikle oyunun en zor mücadelelerinden biri olarak anlatılıyor.

    İlk aşama bile ciddi bir öğrenme süreci isterken sonraki aşamalar yeni saldırı kombinasyonları ekliyor.

    Özellikle üçüncü aşamada bütün ekranı kaplayan saldırılar savuşturma zamanlamasını okumayı son derece zorlaştırıyor.

    Kaynak yazara göre bu mücadele yaklaşık on saat sürmüş.

    Bu biraz uç bir örnek olabilir ama Nine Sols'un patron tasarımının ne kadar talepkâr olabildiğini çok iyi anlatıyor.

    Oyunun en büyük ödüllerinden biri, başta imkânsız görünen bir savaşı sonunda okuyabilir hale gelmek.

    Lady Butterfly: Zorluk ile Hikâyenin Birleştiği Patron

    Kaynak incelemede özellikle öne çıkan diğer mücadele Lady Butterfly.

    Burada önemli olan yalnızca savaşın zor olması değil.

    Patronla karşılaşmadan önce yaşanan olaylar savaşa duygusal bir ağırlık kazandırıyor.

    Sanal dünyadaki tekrarlar, karakterin zihinsel durumunun giderek bozulması ve Yi'nin onunla iletişim kurmaya çalışması sonunda kaçınılmaz bir çatışmaya dönüşüyor.

    Savaş başladığında oyuncu yalnızca güçlü bir düşmanla değil, hikâyede tanıdığı bir karakterle karşı karşıya.

    Bu nedenle zafer yalnızca mekanik anlamda değil, duygusal açıdan da etkili oluyor.

    Metroidvania Tarafı Dövüş Kadar Güçlü mü?

    Burada oyunun en büyük eksiklerinden birine geliyoruz.

    Nine Sols teknik olarak bir Metroidvania.

    Ama açık konuşmak gerekirse keşif sistemi dövüş kadar güçlü değil.

    Karakterin hareket seçenekleri iyi.

    Çift zıplama, hava atılımı, kanca, duvar hareketleri, aşağı saldırı gibi klasik araçlar bulunuyor.

    Kontroller hızlı ve başarılı.

    Sorun bunları kullanacak yeterince karmaşık platform bölümü bulunmaması.

    Platform Bölümleri Daha Fazla Olabilirdi

    Nine Sols zaman zaman gerçekten başarılı platform sekansları sunuyor.

    Uzun bölümler oyuncunun hareket sistemine hâkimiyetini test ediyor.

    Fakat bunlar oldukça seyrek.

    İyi bir hareket sistemi oluşturulmuş olmasına rağmen oyun bunu yeterince zorlamıyor.
    Nine Sols'un hareket sistemi iyi; fakat oyun bu sistemi kullanabileceğimiz yeterince büyük oyun alanı vermiyor.
    Prince of Persia: The Lost Crown veya benzer platform ağırlıklı Metroidvania'larla karşılaştırıldığında fark daha belirgin.

    Keşif Sistemi Biraz Fazla Basit

    Haritadaki sırların büyük bölümü ilk geçiş sırasında bulunabiliyor.

    Elbette yeni yetenekler kazandıktan sonra geri dönmeniz gereken bölgeler var.

    Ancak klasik Metroidvania hissindeki;

    "Burada kesin bir şey var ama nasıl ulaşacağım?"

    merakı her zaman güçlü değil.

    Bulmacaların önemli bölümü oldukça basit.

    Bu durum kötü değil.

    Ama türün güçlü örnekleri düşünüldüğünde daha yaratıcı keşif mekanikleri beklemek mümkün.

    Ama Bazen Keşif Gerçekten Harika Çalışıyor

    İşin ilginç tarafı Nine Sols zaman zaman keşif konusunda neden daha fazlasını yapmadığını düşündüren mükemmel anlar yaratıyor.

    Kaynak incelemede küçük bir kilitli kapının oyuncuyu haritanın tamamen farklı bölgelerine götüren uzun bir keşif zincirine dönüştüğü anlatılıyor.

    İlk başta önemsiz görünen bir geçit başka bir bölgeye, orada unutulmuş bir ışınlanma noktasına, ardından yeni platform bölümlerine ve sonunda tamamen kaçırılmış alanlara götürüyor.

    İşte gerçek Metroidvania hissi tam olarak bu.

    Keşke oyun bunu daha sık yapsaydı.

    Hikâye Beklediğimden Çok Daha Güçlü

    Nine Sols'u yalnızca zorlu aksiyon için oynarsanız oyunun en iyi taraflarından birini kaçırabilirsiniz.

    Hikâyesi gerçekten başarılı.

    Dünya ilk bakışta karmaşık görünebilir ancak karakterleri tanıdıkça olayların arkasındaki yapı daha anlamlı hale geliyor.

    Bilimsel ilerleme, ölüm, yaşamın anlamı, ahlaki sorumluluk, intikam, pişmanlık ve kabul etme gibi temalar hikâyenin merkezinde bulunuyor.

    Yi Klasik Bir Kahraman Değil

    Ana karakter Yi ilk başta kolay sevilebilecek biri değil.

    Soğuk.

    Hesapçı.

    Kibirli.

    Geçmişte yaptığı bazı şeyler oldukça ağır.

    Oyunun güçlü tarafı karakteri kusursuz göstermeye çalışmaması.

    Tam tersine hikâye Yi'nin geçmişteki seçimleriyle yüzleşmesi üzerine kuruluyor.

    Başlangıçta ana motivasyonu büyük ölçüde intikam.

    Ancak oyun ilerledikçe çevresindeki karakterler onun dünyaya bakışını değiştirmeye başlıyor.

    Shuanshuan ile Yi'nin İlişkisi

    Yi'nin karakter gelişimindeki en önemli kişilerden biri Shuanshuan.

    Çocuk oldukça açık, meraklı ve hayatı Yi'den tamamen farklı biçimde görüyor.

    Yi sonuçlara ve verimliliğe odaklanırken Shuanshuan için yaşam yalnızca ulaşılacak hedeflerden ibaret değil.

    Zaman içerisinde aralarında beklenmedik bir bağ oluşuyor.

    Yi ona kültürüyle ilgili nesneler getiriyor.

    Onunla konuşuyor.

    Sorularına cevap veriyor.

    Ve yavaş yavaş kendi düşüncelerini de sorgulamaya başlıyor.

    Heng'in Gölgesi

    Shuanshuan'ın Yi üzerindeki etkisinin bu kadar güçlü olmasının önemli nedenlerinden biri küçük kız kardeşi Heng.

    Yi ile Heng birbirinden tamamen farklı karakterler.

    Yi daha mantıksal ve mesafeli.

    Heng ise doğaya, yaşama ve sezgilere daha yakın.

    Geçmişte Yi, Heng'in düşüncelerini yeterince ciddiye almamış.

    Ancak yıllar sonra Shuanshuan'ın dünyaya bakışında kardeşinin düşüncelerini yeniden görmeye başlıyor.

    Bu durum Yi'nin geçmişte yaptığı seçimleri yeniden değerlendirmesine neden oluyor.

    Oyunun Asıl Hikâyesi İntikam Değil

    Başlangıçta Nine Sols bir intikam hikâyesi gibi görünebilir.

    Ancak ilerledikçe çok daha kişisel bir hikâyeye dönüşüyor.

    Yi'nin asıl mücadelesi yalnızca düşmanlarıyla değil.

    Kendi geçmişiyle.

    Aldığı kararlarla.

    Ve bu kararların başkalarına verdiği zararlarla.

    Oyunun gerçek yolculuğu Yi'nin düşmanlarını yenmesi değil, neden eskisi gibi devam edemeyeceğini anlaması.

    Shennong ve Diğer Yan Karakterler

    Yan karakterlerin önemli bir bölümü de yalnızca görev dağıtan NPC'lerden ibaret değil.

    Shennong başlangıçta kaba ve kendine fazla güvenen biri gibi görünüyor.

    Ancak olaylar ilerledikçe cesur ve fedakâr tarafı ortaya çıkıyor.

    Köyü tehdit altında olduğunda kendi hayatını riske atması Yi'nin ona bakışını değiştiriyor.

    Robot karakterler ise oldukça karanlık hikâyenin içerisinde mizah unsuru oluşturuyor.

    Bazılarıyla ilgili küçük görevler beklenmedik şekilde duygusal sonuçlara ulaşabiliyor.

    Bu küçük hikâyeler dünyanın daha canlı hissettirmesine yardımcı oluyor.

    Nine Sols'un Güçlü ve Zayıf Tarafları

    Güçlü tarafları:
    1. Son derece başarılı savuşturma tabanlı dövüş sistemi
    2. Harika patron savaşları
    3. Kendine özgü Taoist bilim kurgu sanat tasarımı
    4. Başarılı müzik ve atmosfer
    5. Tepkisel kontroller
    6. Güçlü karakter gelişimi
    7. Beklenenden daha etkileyici hikâye
    8. Farklı oyun tarzlarına izin veren yeşim sistemi
    Zayıf tarafları:
    1. Keşif sistemi dövüş kadar güçlü değil
    2. Platform bölümleri daha fazla olabilirdi
    3. Bazı 3D öğeler 2D görsellerle tam uyuşmuyor
    4. Bazı zorluk sıçramaları oldukça sert
    5. Haritadaki birçok sır fazla kolay bulunabiliyor

    Nine Sols Kimler İçin Uygun?

    Eğer Sekiro'nun savuşturmasını, Hollow Knight tarzı dünyaları, zor patron savaşlarını, elle çizilmiş grafikleri, karanlık bilim kurgu hikâyelerini ve öğrenmesi zaman alan dövüş sistemlerini seviyorsanız Nine Sols'u mutlaka değerlendirmeniz gereken oyunlardan biri. Ancak ağırlıklı olarak keşif ve platform arıyorsanız beklentinizi biraz daha düşük tutmak gerekiyor.

    Nine Sols'un önceliği savaş.

    Nine Sols Oynamaya Değer mi?

    Bence kesinlikle değer.

    Nine Sols kusursuz bir Metroidvania değil.

    Keşif tarafı Hollow Knight kadar güçlü değil.

    Hareket sistemi bazı rakipleri kadar özgür hissettirmiyor.

    Görsel derinlik konusunda Ori seviyesinde olmayabilir.

    Ama dövüş sisteminde kendi sınıfında çok güçlü bir noktada.

    Savuşturma, iç hasar, Qi, tılsımlar, yeşim taşları ve patron tasarımları birbirini tamamlayan gerçekten başarılı bir sistem oluşturuyor.

    Daha da önemlisi oyun yalnızca mekanik açıdan başarılı değil.

    Hikâyesinin sonlarına geldiğinizde Yi'nin yolculuğunun ne kadar iyi planlandığını fark ediyorsunuz.
    Nine Sols benim için yalnızca başarılı bir Metroidvania değil; son yıllarda oynanabilecek en tatmin edici 2D dövüş sistemlerinden birine sahip oyunlardan biri.
    Kusurları var.

    Ama güçlü olduğu alanlarda o kadar iyi ki bu kusurların büyük bölümünü görmezden gelmek kolaylaşıyor.

    Özellikle Sekiro'nun "rakipten kaçma, saldırının içine gir ve savuştur" felsefesini sevenler için Nine Sols çok güçlü bir öneri.

    TechForum Puanı

    Görsel Tasarım: 9/10

    Müzik ve Ses: 9/10

    Dövüş Sistemi: 10/10

    Patron Tasarımları: 9.5/10

    Keşif: 7.5/10

    Platform Mekanikleri: 8/10

    Hikâye ve Karakterler: 9/10

    Genel Puan: 9/10

    Zorlu ancak adil dövüş sistemlerini seviyorsanız Nine Sols kesinlikle şans vermeniz gereken bir oyun.
    Nine Sols'u oynadınız mı? En çok zorlandığınız patron hangisiydi? Sizce savaş sistemi Sekiro ve Hollow Knight gibi oyunlarla kıyaslandığında nasıl?
    Nine Sols İncelemesi Sekiro'nun Savuşturmasıyla Metroidvania Dünyasının Buluşması Hollow Knight tarzı Metroidvania oyunlarını seviyorsanız ve Sekiro: Shadows Die Twice'ın savuşturma sistemine ayrı bir ilginiz varsa Nine Sols daha ilk dakikalarından dikkatinizi çekebilecek bir yapım. Benim için oyunu ilginç kılan şey de tam olarak buydu. [h2]Bir tarafta elle çizilmiş, karanlık ve etkileyici bir Metroidvania dünyası var.[/h2] Diğer tarafta ise saldırılardan sürekli kaçmak yerine rakibin üzerine yürümeyi, doğru anda savuşturmayı ve düşmanın ritmini öğrenmeyi isteyen son derece agresif bir dövüş sistemi bulunuyor. Ama Nine Sols yalnızca "2D Sekiro" diyerek geçilebilecek bir oyun değil. Kendine özgü dünyası, Taoist öğelerle bilim kurguyu bir araya getiren sanat tasarımı, karakterleri ve oldukça güçlü hikâyesi sayesinde kendi kimliğini oluşturmayı başarıyor. [i]İncelemenin ilerleyen bölümlerinde hikâye ve bazı patronlarla ilgili spoiler bulunmaktadır.[/i] [h2]İlk İzlenim: Taoizm ve Siberpunk Aynı Dünyada[/h2] Nine Sols'un en güçlü taraflarından biri daha oyunu açar açmaz kendisini belli ediyor: [b]Sanat tasarımı.[/b] Oyun yüksek teknoloji ile geleneksel Çin kültürü ve Taoist felsefeyi aynı dünyada birleştiriyor. Bir tarafta [ol] [li]Laboratuvarlar[/li] [li]Robotlar[/li] [li]Yapay sistemler[/li] [li]Biyolojik bilgisayarlar[/li] [li]İleri teknoloji cihazları[/li] [/ol] bulunurken diğer tarafta; [ol] [li]Tapınaklar[/li] [li]Geleneksel semboller[/li] [li]Taoist düşünceler[/li] [li]Doğa ve ruhani öğeler[/li] [/ol] Normal şartlarda birbirine tamamen zıt görünebilecek bu iki yaklaşım Nine Sols içerisinde şaşırtıcı derecede doğal duruyor. [quote]Nine Sols'un dünyası sanki eski bir Çin gravürünün üzerine karanlık bir bilim kurgu medeniyeti kurulmuş gibi görünüyor.[/quote] [h2]Elle Çizilmiş Görseller Gerçekten Çok Başarılı[/h2] Oyunun büyük bölümü elle çizilmiş. Karakterlerden çevre tasarımlarına, animasyonlardan çizgi roman tarzındaki ara sahnelere kadar oyunun kendine özgü bir görsel dili bulunuyor. Hollow Knight veya Ori gibi oyunlarla karşılaştırıldığında çevreler bazen daha düz görünebilir. Ancak bunun her zaman bir eksiklik olduğunu düşünmüyorum. Tam tersine bazı bölgelerde bu düz yapı eski kitap illüstrasyonlarını veya gravürleri anımsatan çok hoş bir görünüm oluşturuyor. Özellikle teknoloji yoğunluğunun azaldığı doğal alanlarda sanat tasarımı daha da etkileyici hale geliyor. [h3]Her Bölge Kendi Kimliğine Sahip[/h3] Haritanın farklı bölgeleri birbirinin renk değiştirilmiş kopyası gibi hissettirmiyor. Her alanın atmosferi, renk paleti, mimarisi, ses tasarımı ve çevresel detayları değişiyor. Buna rağmen bütün bölgeler aynı dünyanın parçası olduğunu hissettirmeye devam ediyor. Bu dengeyi sağlamak kolay değil. [h2]3D Kullanılan Bazı Bölümler Görsel Bütünlüğü Bozuyor[/h2] Sanat tasarımının çok güçlü olması beraberinde küçük bir problem getiriyor. Bazı sahnelerde kullanılan 3D modeller, elle çizilmiş 2D grafiklerin yanında daha düşük detaylı görünüyor. Bu nedenle bazı 3D unsurlar çevreyle tam olarak bütünleşemiyor. Özellikle oyunun genel çizim kalitesi bu kadar yüksek olunca küçük kalite farkları bile daha kolay fark ediliyor. Neyse ki bu durum çok sık yaşanmıyor. Oyunun büyük bölümünde görsel kalite oldukça tutarlı. [h2]Çizgi Roman Tarzındaki Ara Sahneler[/h2] Nine Sols'un hikâye anlatımında kullandığı çizgi roman bölümleri ayrıca övgüyü hak ediyor. Kısmen renkli manga tarzını anımsatan bu sahneler dinamik, detaylı ve oyunun genel sanat tasarımıyla son derece uyumlu. Özellikle dramatik anlarda klasik oyun içi kamera yerine çizilmiş paneller kullanılması hikâyeye ayrı bir kimlik kazandırıyor. [h2]Müzik ve Atmosfer[/h2] Nine Sols'un görsel dünyasındaki doğu-batı sentezi müziklerinde de devam ediyor. Sakin bölümlerde geleneksel Çin enstrümanları ön plana çıkarken teknoloji yoğunluklu bölgelerde elektronik ve endüstriyel sesler devreye giriyor. Bazı alanlarda yumuşak flüt ve yaylı melodiler duyarken birkaç dakika sonra metalik darbeler, ağır baslar ve mekanik ritimlerle karşılaşabiliyorsunuz. Bu durum bölgelere yalnızca farklı bir görünüm değil, farklı bir karakter de kazandırıyor. [h3]Savaş Başladığında Müzik Değişiyor[/h3] Müzik özellikle çatışmalarda çok başarılı. Sakin melodiler yerini daha hızlı ritimlere bırakıyor. Elektronik seslerle geleneksel enstrümanların aynı parçada birleşmesi oyunun sanat tasarımındaki ikiliği müzik tarafına taşıyor. Bazı bölgelerde müzik yalnızca arka plan değil, mekânın atmosferini oluşturan temel öğelerden biri. [h2]Nine Sols'un Kalbi: Dövüş Sistemi[/h2] Bütün bu sanat tasarımını bir kenara bırakırsak Nine Sols'u gerçekten özel yapan taraf bence dövüş sistemi. Metroidvania türüne ait olmasına rağmen oyun keşiften çok savaşa ağırlık veriyor. Standart saldırıların ve kaçış hareketlerinin yanında savaşın merkezinde şu mekanik bulunuyor: [b]Savuşturma.[/b] Sekiro oynayanlar sistemi hemen anlayacaktır. Rakibin saldırısından uzaklaşmak yerine doğru anda savunma tuşuna basmanız gerekiyor. Zamanlamayı doğru yaparsanız saldırıyı tamamen savuşturuyorsunuz. Zayıf düşmanların komboları bile kesilebiliyor. Ama yanlış zamanlama oldukça ağır cezalandırılıyor. [h2]Kusurlu Savuşturma ve İç Hasar Sistemi[/h2] Nine Sols savuşturmayı Sekiro'dan biraz farklı yorumluyor. Savuşturmayı tam zamanında yapamadığınızda doğrudan bütün canınızı kaybetmiyorsunuz. Bunun yerine [b]iç hasar[/b] birikiyor. Can göstergesinin bir bölümü geçici olarak zarar görmüş hale geliyor. İlginç olan nokta şu? İç hasar tek başına sizi öldürmeyebilir. Savaşta bir süre gerçek hasar almadan kalmayı başarırsanız bu bölüm zaman içerisinde iyileşiyor. Ancak iç hasar biriktirdikten sonra gerçek bir saldırı yerseniz işler kötüleşiyor. Biriken geçici hasar kalıcı hasara dönüşebiliyor. [quote]Nine Sols sizi yanlış savuşturma yaptığınız için hemen öldürmüyor; bir sonraki hatanızın çok daha pahalı olmasını sağlıyor.[/quote] Bu sistem savaşlara oldukça güzel bir risk yönetimi ekliyor. [h2]Tai Chi Saldırısı[/h2] Oyunda ilerledikçe yalnızca klasik saldırıları savuşturmak yeterli olmuyor. Düşmanların engellenemeyen özel saldırıları ortaya çıkıyor. Bunlara karşı Tai Chi hareketini kullanabiliyorsunuz. Düşmanın üzerine doğru zıplayıp doğru anda hareketi gerçekleştirdiğinizde normalde engellenemeyen saldırıları karşılayabiliyorsunuz. Bu aynı zamanda düşmana iç hasar veriyor. Başlangıçta karmaşık gelebiliyor ama öğrendiğinizde savaşların ritmi tamamen değişiyor. [h2]Sınırsız Savunma[/h2] Oyunun ilerleyen bölümlerinde çok daha riskli bir savuşturma yeteneği açılıyor. Normal savuşturmada düğmeye doğru anda basmanız yeterliyken bu yetenekte; [ol] [li]Savunma düğmesini basılı tutmanız[/li] [li]Hareketi şarj etmeniz[/li] [li]Doğru anda bırakmanız[/li] [/ol] Karşılığında çok daha tehlikeli saldırıları bile savuşturabiliyorsunuz. Bu mekanik oyuncunun zamanlama becerisini iyice test ediyor. Yanlış zamanda bırakmak cezalandırıcı. Doğru kullandığınızda ise Yi neredeyse dokunulmaz hale gelebiliyor. [h2]Qi ve Tılsım Mekaniği[/h2] Başarılı savuşturmaların başka bir ödülü daha var: [b]Qi enerjisi.[/b] Rakiplerin saldırılarını savuşturdukça Qi kazanıyorsunuz. Bu enerjiyi kullanarak düşmana özel tılsımlar bağlayabiliyorsunuz. Tılsımı patlattığınızda düşmana ciddi hasar verirken biriktirdiğiniz iç hasarı da etkili biçimde gerçek hasara çevirebiliyorsunuz. Bu sistem Nine Sols'un savaşlarının yalnızca saldırı ve savunmadan oluşmasını engelliyor. Dövüşün ritmi genellikle şöyle ilerliyor: [quote]Saldırıyı oku → savuştur → Qi biriktir → tılsımı bağla → doğru anı bekle → patlat.[/quote] Özellikle patron savaşlarında bu döngüyü doğru uygulamak büyük önem taşıyor. [h2]Kontroller Son Derece Tepkisel[/h2] Bu kadar zamanlama odaklı bir oyun için kontrollerin iyi olması zorunlu. Nine Sols bu konuda gerçekten başarılı. Karakter verdiğiniz komutlara hızlı tepki veriyor. Savuşturmanın sesi ve görsel efekti oldukça tatmin edici. Doğru zamanlanan bir savunmanın başarılı olduğunu yalnızca ekrandan değil ses tasarımından da anlayabiliyorsunuz. Bu küçük ayrıntı dövüş sistemini çok daha bağımlılık yapıcı hale getiriyor. [h2]Oyuncunun Becerisi Gerçekten Önemli[/h2] Bazı aksiyon oyunlarında güçlü ekipman toplayıp kötü oynasanız bile patronları geçebilirsiniz. Nine Sols buna pek izin vermiyor. Elbette karakterinizi geliştirebiliyorsunuz. Yeni yetenekler açılıyor. Sağlığınız artıyor. Farklı tılsımlar ve yeşim taşları kullanabiliyorsunuz. Ama bir patronun saldırılarını okuyamıyorsanız bunların hiçbiri sizi sonsuza kadar kurtarmıyor. [b]Oyun sizden gerçekten daha iyi oynamanızı istiyor.[/b] Bence en başarılı taraflarından biri bu. [h2]Farklı Düşman Tasarımları[/h2] Dövüş sistemi karmaşık olduğu kadar düşman çeşitliliği de sistemi kullanmanızı teşvik ediyor. Bazı düşmanlar doğrudan saldırılardan etkilenmiyor. Bazıları öldürülemiyor ve yalnızca etkisiz hale getirilebiliyor. Bazı rakipler aniden ortaya çıkıp birkaç saldırı yaptıktan sonra tekrar kayboluyor. Bazen de art arda gelen rakiplerle arena tarzı mücadelelere giriyorsunuz. Oyun sürekli olarak sahip olduğunuz mekanikleri farklı biçimde kullanmanızı istiyor. [h2]Karakter Gelişimi ve Beceri Ağacı[/h2] Yi oyun boyunca güçlenmeye devam ediyor. Sağlık yenileme kapasitesini artırabilir, saldırıları geliştirebilir ve yeni savaş hareketleri açabilirsiniz. Beceri ağacında [ol] [li]Hava atılımı[/li] [li]Mermi savuşturma[/li] [li]Qi kapasitesi geliştirmeleri[/li] [li]Tılsım patlatma seçenekleri[/li] [li]Yeni savunma hareketleri[/li] [/ol] Bu gelişmeler yalnızca istatistik artırmıyor. Bazıları oyun tarzınızı ciddi biçimde değiştiriyor. [h2]Yeşim Taşları: Nine Sols'un Tılsım Sistemi[/h2] Yeşim taşlarını Hollow Knight'taki tılsımlara benzetmek mümkün. Her taş belirli sayıda yuva kullanıyor. Sınırlı yuvalarınız olduğu için her şeyi aynı anda takamıyorsunuz. Bu da oyuncuyu kendi oyun tarzını oluşturmaya zorluyor. Bazı yapılar agresif savaşmaya uygun. Bazıları iç hasar üzerine yoğunlaşıyor. Bazıları iyileştirmeyi güçlendiriyor. Bazıları ise riskli hareketlerin dezavantajını azaltıyor. [b]İyi kurulmuş bir yeşim kombinasyonu savaş tarzınızı tamamen değiştirebiliyor.[/b] [h2]Yay ve Uzak Mesafe Saldırıları[/h2] Yi yalnızca yakın dövüş kullanmıyor. Yayın da farklı saldırı seçenekleri bulunuyor. Bazı oklar doğrudan yüksek hasar verirken bazıları alan kontrolü sağlıyor veya belirli hedefleri takip ediyor. Ok kapasitesinin sınırlı olması bunları sürekli kullanılan ana saldırı yerine kritik anlarda kullanılacak destek araçlarına dönüştürüyor. [h2]Patron Savaşları Nine Sols'un Zirvesi[/h2] Bu kadar iyi bir dövüş sistemi doğal olarak iyi patron savaşlarına ihtiyaç duyuyor. Nine Sols burada beklentiyi fazlasıyla karşılıyor. Patronlar yalnızca daha fazla cana ve daha yüksek hasara sahip normal düşmanlar değil. Birçoğunun farklı mekanikleri bulunuyor. Bazı savaşlarda arena hazırlığı yapmak gerekiyor. Bazılarında çevredeki yardımcı düşmanları önce ortadan kaldırmanız gerekiyor. Bazılarında ise patronun hangi saldırıyı kullanacağını önceden okuyabilmek mücadelenin temelini oluşturuyor. [h2]Patronları Ezberlemek Yetmiyor, Öğrenmek Gerekiyor[/h2] Nine Sols patron dövüşleri genellikle aynı döngüyü yaşatıyor. İlk deneme: Patron sizi birkaç saniyede yok ediyor. Beşinci deneme. Bazı saldırıları anlamaya başlıyorsunuz. Onuncu deneme. İlk aşamayı artık rahat geçiyorsunuz. Daha sonra yeni aşama geliyor ve yeniden başlıyorsunuz. İyi tarafı şu? Bir patronu yendiğinizde genellikle bunun şans eseri olmadığını hissediyorsunuz. Gerçekten öğrenmiş oluyorsunuz. [h2]Final Patronu: Oyunun En Büyük Beceri Testi[/h2] Kaynak incelemede final patronunun gerçek son versiyonu özellikle oyunun en zor mücadelelerinden biri olarak anlatılıyor. İlk aşama bile ciddi bir öğrenme süreci isterken sonraki aşamalar yeni saldırı kombinasyonları ekliyor. Özellikle üçüncü aşamada bütün ekranı kaplayan saldırılar savuşturma zamanlamasını okumayı son derece zorlaştırıyor. Kaynak yazara göre bu mücadele yaklaşık on saat sürmüş. Bu biraz uç bir örnek olabilir ama Nine Sols'un patron tasarımının ne kadar talepkâr olabildiğini çok iyi anlatıyor. [b]Oyunun en büyük ödüllerinden biri, başta imkânsız görünen bir savaşı sonunda okuyabilir hale gelmek.[/b] [h2]Lady Butterfly: Zorluk ile Hikâyenin Birleştiği Patron[/h2] Kaynak incelemede özellikle öne çıkan diğer mücadele Lady Butterfly. Burada önemli olan yalnızca savaşın zor olması değil. Patronla karşılaşmadan önce yaşanan olaylar savaşa duygusal bir ağırlık kazandırıyor. Sanal dünyadaki tekrarlar, karakterin zihinsel durumunun giderek bozulması ve Yi'nin onunla iletişim kurmaya çalışması sonunda kaçınılmaz bir çatışmaya dönüşüyor. Savaş başladığında oyuncu yalnızca güçlü bir düşmanla değil, hikâyede tanıdığı bir karakterle karşı karşıya. Bu nedenle zafer yalnızca mekanik anlamda değil, duygusal açıdan da etkili oluyor. [h2]Metroidvania Tarafı Dövüş Kadar Güçlü mü?[/h2] Burada oyunun en büyük eksiklerinden birine geliyoruz. Nine Sols teknik olarak bir Metroidvania. Ama açık konuşmak gerekirse keşif sistemi dövüş kadar güçlü değil. Karakterin hareket seçenekleri iyi. Çift zıplama, hava atılımı, kanca, duvar hareketleri, aşağı saldırı gibi klasik araçlar bulunuyor. Kontroller hızlı ve başarılı. Sorun bunları kullanacak yeterince karmaşık platform bölümü bulunmaması. [h2]Platform Bölümleri Daha Fazla Olabilirdi[/h2] Nine Sols zaman zaman gerçekten başarılı platform sekansları sunuyor. Uzun bölümler oyuncunun hareket sistemine hâkimiyetini test ediyor. Fakat bunlar oldukça seyrek. İyi bir hareket sistemi oluşturulmuş olmasına rağmen oyun bunu yeterince zorlamıyor. [quote]Nine Sols'un hareket sistemi iyi; fakat oyun bu sistemi kullanabileceğimiz yeterince büyük oyun alanı vermiyor.[/quote] Prince of Persia: The Lost Crown veya benzer platform ağırlıklı Metroidvania'larla karşılaştırıldığında fark daha belirgin. [h2]Keşif Sistemi Biraz Fazla Basit[/h2] Haritadaki sırların büyük bölümü ilk geçiş sırasında bulunabiliyor. Elbette yeni yetenekler kazandıktan sonra geri dönmeniz gereken bölgeler var. Ancak klasik Metroidvania hissindeki; "Burada kesin bir şey var ama nasıl ulaşacağım?" merakı her zaman güçlü değil. Bulmacaların önemli bölümü oldukça basit. Bu durum kötü değil. Ama türün güçlü örnekleri düşünüldüğünde daha yaratıcı keşif mekanikleri beklemek mümkün. [h2]Ama Bazen Keşif Gerçekten Harika Çalışıyor[/h2] İşin ilginç tarafı Nine Sols zaman zaman keşif konusunda neden daha fazlasını yapmadığını düşündüren mükemmel anlar yaratıyor. Kaynak incelemede küçük bir kilitli kapının oyuncuyu haritanın tamamen farklı bölgelerine götüren uzun bir keşif zincirine dönüştüğü anlatılıyor. İlk başta önemsiz görünen bir geçit başka bir bölgeye, orada unutulmuş bir ışınlanma noktasına, ardından yeni platform bölümlerine ve sonunda tamamen kaçırılmış alanlara götürüyor. İşte gerçek Metroidvania hissi tam olarak bu. Keşke oyun bunu daha sık yapsaydı. [h2]Hikâye Beklediğimden Çok Daha Güçlü[/h2] Nine Sols'u yalnızca zorlu aksiyon için oynarsanız oyunun en iyi taraflarından birini kaçırabilirsiniz. Hikâyesi gerçekten başarılı. Dünya ilk bakışta karmaşık görünebilir ancak karakterleri tanıdıkça olayların arkasındaki yapı daha anlamlı hale geliyor. Bilimsel ilerleme, ölüm, yaşamın anlamı, ahlaki sorumluluk, intikam, pişmanlık ve kabul etme gibi temalar hikâyenin merkezinde bulunuyor. [h2]Yi Klasik Bir Kahraman Değil[/h2] Ana karakter Yi ilk başta kolay sevilebilecek biri değil. Soğuk. Hesapçı. Kibirli. Geçmişte yaptığı bazı şeyler oldukça ağır. Oyunun güçlü tarafı karakteri kusursuz göstermeye çalışmaması. Tam tersine hikâye Yi'nin geçmişteki seçimleriyle yüzleşmesi üzerine kuruluyor. Başlangıçta ana motivasyonu büyük ölçüde intikam. Ancak oyun ilerledikçe çevresindeki karakterler onun dünyaya bakışını değiştirmeye başlıyor. [h2]Shuanshuan ile Yi'nin İlişkisi[/h2] Yi'nin karakter gelişimindeki en önemli kişilerden biri Shuanshuan. Çocuk oldukça açık, meraklı ve hayatı Yi'den tamamen farklı biçimde görüyor. Yi sonuçlara ve verimliliğe odaklanırken Shuanshuan için yaşam yalnızca ulaşılacak hedeflerden ibaret değil. Zaman içerisinde aralarında beklenmedik bir bağ oluşuyor. Yi ona kültürüyle ilgili nesneler getiriyor. Onunla konuşuyor. Sorularına cevap veriyor. Ve yavaş yavaş kendi düşüncelerini de sorgulamaya başlıyor. [h2]Heng'in Gölgesi[/h2] Shuanshuan'ın Yi üzerindeki etkisinin bu kadar güçlü olmasının önemli nedenlerinden biri küçük kız kardeşi Heng. Yi ile Heng birbirinden tamamen farklı karakterler. Yi daha mantıksal ve mesafeli. Heng ise doğaya, yaşama ve sezgilere daha yakın. Geçmişte Yi, Heng'in düşüncelerini yeterince ciddiye almamış. Ancak yıllar sonra Shuanshuan'ın dünyaya bakışında kardeşinin düşüncelerini yeniden görmeye başlıyor. Bu durum Yi'nin geçmişte yaptığı seçimleri yeniden değerlendirmesine neden oluyor. [h2]Oyunun Asıl Hikâyesi İntikam Değil[/h2] Başlangıçta Nine Sols bir intikam hikâyesi gibi görünebilir. Ancak ilerledikçe çok daha kişisel bir hikâyeye dönüşüyor. Yi'nin asıl mücadelesi yalnızca düşmanlarıyla değil. Kendi geçmişiyle. Aldığı kararlarla. Ve bu kararların başkalarına verdiği zararlarla. [b]Oyunun gerçek yolculuğu Yi'nin düşmanlarını yenmesi değil, neden eskisi gibi devam edemeyeceğini anlaması.[/b] [h2]Shennong ve Diğer Yan Karakterler[/h2] Yan karakterlerin önemli bir bölümü de yalnızca görev dağıtan NPC'lerden ibaret değil. Shennong başlangıçta kaba ve kendine fazla güvenen biri gibi görünüyor. Ancak olaylar ilerledikçe cesur ve fedakâr tarafı ortaya çıkıyor. Köyü tehdit altında olduğunda kendi hayatını riske atması Yi'nin ona bakışını değiştiriyor. Robot karakterler ise oldukça karanlık hikâyenin içerisinde mizah unsuru oluşturuyor. Bazılarıyla ilgili küçük görevler beklenmedik şekilde duygusal sonuçlara ulaşabiliyor. Bu küçük hikâyeler dünyanın daha canlı hissettirmesine yardımcı oluyor. [h2]Nine Sols'un Güçlü ve Zayıf Tarafları[/h2] [b]Güçlü tarafları:[/b] [ol] [li]Son derece başarılı savuşturma tabanlı dövüş sistemi[/li] [li]Harika patron savaşları[/li] [li]Kendine özgü Taoist bilim kurgu sanat tasarımı[/li] [li]Başarılı müzik ve atmosfer[/li] [li]Tepkisel kontroller[/li] [li]Güçlü karakter gelişimi[/li] [li]Beklenenden daha etkileyici hikâye[/li] [li]Farklı oyun tarzlarına izin veren yeşim sistemi[/li] [/ol] [b]Zayıf tarafları:[/b] [ol] [li]Keşif sistemi dövüş kadar güçlü değil[/li] [li]Platform bölümleri daha fazla olabilirdi[/li] [li]Bazı 3D öğeler 2D görsellerle tam uyuşmuyor[/li] [li]Bazı zorluk sıçramaları oldukça sert[/li] [li]Haritadaki birçok sır fazla kolay bulunabiliyor[/li] [/ol] [h2]Nine Sols Kimler İçin Uygun?[/h2] Eğer Sekiro'nun savuşturmasını, Hollow Knight tarzı dünyaları, zor patron savaşlarını, elle çizilmiş grafikleri, karanlık bilim kurgu hikâyelerini ve öğrenmesi zaman alan dövüş sistemlerini seviyorsanız Nine Sols'u mutlaka değerlendirmeniz gereken oyunlardan biri. Ancak ağırlıklı olarak keşif ve platform arıyorsanız beklentinizi biraz daha düşük tutmak gerekiyor. Nine Sols'un önceliği savaş. [h2]Nine Sols Oynamaya Değer mi?[/h2] Bence kesinlikle değer. Nine Sols kusursuz bir Metroidvania değil. Keşif tarafı Hollow Knight kadar güçlü değil. Hareket sistemi bazı rakipleri kadar özgür hissettirmiyor. Görsel derinlik konusunda Ori seviyesinde olmayabilir. Ama dövüş sisteminde kendi sınıfında çok güçlü bir noktada. Savuşturma, iç hasar, Qi, tılsımlar, yeşim taşları ve patron tasarımları birbirini tamamlayan gerçekten başarılı bir sistem oluşturuyor. Daha da önemlisi oyun yalnızca mekanik açıdan başarılı değil. Hikâyesinin sonlarına geldiğinizde Yi'nin yolculuğunun ne kadar iyi planlandığını fark ediyorsunuz. [quote]Nine Sols benim için yalnızca başarılı bir Metroidvania değil; son yıllarda oynanabilecek en tatmin edici 2D dövüş sistemlerinden birine sahip oyunlardan biri.[/quote] Kusurları var. Ama güçlü olduğu alanlarda o kadar iyi ki bu kusurların büyük bölümünü görmezden gelmek kolaylaşıyor. [b]Özellikle Sekiro'nun "rakipten kaçma, saldırının içine gir ve savuştur" felsefesini sevenler için Nine Sols çok güçlü bir öneri.[/b] [h2]TechForum Puanı[/h2] [b]Görsel Tasarım:[/b] 9/10 [b]Müzik ve Ses:[/b] 9/10 [b]Dövüş Sistemi:[/b] 10/10 [b]Patron Tasarımları:[/b] 9.5/10 [b]Keşif:[/b] 7.5/10 [b]Platform Mekanikleri:[/b] 8/10 [b]Hikâye ve Karakterler:[/b] 9/10 [b]Genel Puan: 9/10[/b] [i]Zorlu ancak adil dövüş sistemlerini seviyorsanız Nine Sols kesinlikle şans vermeniz gereken bir oyun.[/i] [quote]Nine Sols'u oynadınız mı? En çok zorlandığınız patron hangisiydi? Sizce savaş sistemi Sekiro ve Hollow Knight gibi oyunlarla kıyaslandığında nasıl?[/quote]
    Beğen
    12
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Kablosuz farem çalışmıyor, ne yapmalıyım?
    Kablosuz fareyle ilgili sorunlar (algılanmama, bağlantı kesilmesi, açılmama) aşağıdaki nedenlerden kaynaklanabilir:
    • Farenin kendisinde meydana gelen arıza;
    • Yazılım uyumsuzlukları ve çakışmaları;
    • İşletim sistemi arızaları.
    Adım 1: Güç kaynağını kontrol edin
    Fare, bitmiş veya düşük pil seviyesi nedeniyle çalışmayabilir. Ancak, güç eksikliği tamamen arızaya neden olmayabilir, bunun yerine gecikmeli yanıt ve tuş basımlarının kaçırılmasına yol açabilir. Şarj edilmiş piller sorunu tamamen çözer.

    Adım 2: Sinyal kalitesini kontrol edin

    Radyo iletişimi : USB alıcısının bilgisayar portuna güvenli bir şekilde takılması gerekir. Bu sorun, dongle'ın USB 2.0 portu yerine USB 3.0 portuna takılması durumunda ortaya çıkabilir. Bazen, alıcı ile fare arasındaki iletişimi yeniden sağlamak için, alıcıyı çıkarın, fareyi kapatın, dongle'ı tekrar takın ve birkaç saniye sonra alt paneldeki anahtarı kullanarak fareyi açın.

    Bluetooth - Öncelikle bilgisayarınızda Bluetooth'un etkinleştirilmiş olduğundan emin olun. Sorun bir dizüstü bilgisayarda oluşuyorsa, görev çubuğunun sağ tarafındaki "Ağ" simgesine tıklamak için yerleşik dokunmatik yüzeyi kullanın. Açılan pencerede Bluetooth simgesi vurgulanmamışsa, etkinleştirmek için üzerine tıklayın.

    Bluetooth etkin olmasına rağmen fare çalışmıyorsa, modülü birkaç saniyeliğine kapatıp tekrar açabilirsiniz. Fare otomatik olarak yeniden bağlanacaktır.
    Farenin düzgün çalışıp çalışmadığından tamamen emin olmak için, işlevselliğini başka bir bilgisayarda test edebilirsiniz.
    3. Adım: Sürücülerinizi güncelleyin
    Fare sorunları, güncel olmayan veya uyumsuz sürücülerden kaynaklanabilir. Sorunu gidermek için şu adımları izleyin:
    • Fare üreticisinin resmi internet sitesine gidin;
    • Destek veya indirme bölümünü bulun;
    • Aracınızın modeline uygun en son sürücü sürümünü indirin;
    • Güncellenmiş yazılımı yükleyin.
    • Adım 4: Diğer kablosuz cihazları devre dışı bırakın
    • Sorunu teşhis etmek için şu adımları izleyin:
    • Parazite neden olabilecek diğer kablosuz cihazları (Bluetooth kulaklıklar, klavyeler) geçici olarak kapatın.
    • Donanım çakışmalarını önlemek için ek giriş aygıtlarını (dokunmatik yüzeyler, diğer fareler) devre dışı bırakın.
    Bunu yapmak için, mevcut Windows 11 işletim sistemini örnek olarak kullanarak, şu adımları izlemeniz gerekir: “Ayarlar” → “Bluetooth ve cihazlar” → “Cihazlar” → cihazı seçin → “Özellikler” (üç nokta) → “Kaldır”.

    Bu, sorunun radyo parazitinden mi yoksa cihaz çakışmasından mı kaynaklandığını belirlemeye yardımcı olacaktır.
    Fareniz aniden çalışmayı durdurursa, yakın zamanda yüklenmiş bir yazılım, örneğin çevre birimi yönetim yazılımı, suçlu olabilir.
    Alintıdır...
    [b]Kablosuz fareyle ilgili sorunlar (algılanmama, bağlantı kesilmesi, açılmama) aşağıdaki nedenlerden kaynaklanabilir:[/b] [ul] [li]Farenin kendisinde meydana gelen arıza;[/li] [li]Yazılım uyumsuzlukları ve çakışmaları;[/li] [li]İşletim sistemi arızaları.[/li] [/ul] [b]Adım 1: Güç kaynağını kontrol edin[/b] Fare, bitmiş veya düşük pil seviyesi nedeniyle çalışmayabilir. Ancak, güç eksikliği tamamen arızaya neden olmayabilir, bunun yerine gecikmeli yanıt ve tuş basımlarının kaçırılmasına yol açabilir. Şarj edilmiş piller sorunu tamamen çözer. [b]Adım 2: Sinyal kalitesini kontrol edin[/b] [b]Radyo iletişimi :[/b] USB alıcısının bilgisayar portuna güvenli bir şekilde takılması gerekir. Bu sorun, dongle'ın USB 2.0 portu yerine USB 3.0 portuna takılması durumunda ortaya çıkabilir. Bazen, alıcı ile fare arasındaki iletişimi yeniden sağlamak için, alıcıyı çıkarın, fareyi kapatın, dongle'ı tekrar takın ve birkaç saniye sonra alt paneldeki anahtarı kullanarak fareyi açın. [b]Bluetooth[/b] - Öncelikle bilgisayarınızda Bluetooth'un etkinleştirilmiş olduğundan emin olun. Sorun bir dizüstü bilgisayarda oluşuyorsa, görev çubuğunun sağ tarafındaki "Ağ" simgesine tıklamak için yerleşik dokunmatik yüzeyi kullanın. Açılan pencerede Bluetooth simgesi vurgulanmamışsa, etkinleştirmek için üzerine tıklayın. Bluetooth etkin olmasına rağmen fare çalışmıyorsa, modülü birkaç saniyeliğine kapatıp tekrar açabilirsiniz. Fare otomatik olarak yeniden bağlanacaktır. [quote]Farenin düzgün çalışıp çalışmadığından tamamen emin olmak için, işlevselliğini başka bir bilgisayarda test edebilirsiniz.[/quote] 3. Adım: Sürücülerinizi güncelleyin Fare sorunları, güncel olmayan veya uyumsuz sürücülerden kaynaklanabilir. Sorunu gidermek için şu adımları izleyin: [ul] [li]Fare üreticisinin resmi internet sitesine gidin;[/li] [li]Destek veya indirme bölümünü bulun;[/li] [li]Aracınızın modeline uygun en son sürücü sürümünü indirin;[/li] [li]Güncellenmiş yazılımı yükleyin.[/li] [li]Adım 4: Diğer kablosuz cihazları devre dışı bırakın[/li] [li]Sorunu teşhis etmek için şu adımları izleyin:[/li] [/ul] [ul] [li]Parazite neden olabilecek diğer kablosuz cihazları (Bluetooth kulaklıklar, klavyeler) geçici olarak kapatın.[/li] [li]Donanım çakışmalarını önlemek için ek giriş aygıtlarını (dokunmatik yüzeyler, diğer fareler) devre dışı bırakın.[/li] [/ul] Bunu yapmak için, mevcut Windows 11 işletim sistemini örnek olarak kullanarak, şu adımları izlemeniz gerekir: “Ayarlar” → “Bluetooth ve cihazlar” → “Cihazlar” → cihazı seçin → “Özellikler” (üç nokta) → “Kaldır”. Bu, sorunun radyo parazitinden mi yoksa cihaz çakışmasından mı kaynaklandığını belirlemeye yardımcı olacaktır. [quote]Fareniz aniden çalışmayı durdurursa, yakın zamanda yüklenmiş bir yazılım, örneğin çevre birimi yönetim yazılımı, suçlu olabilir.[/quote] Alintıdır...
    Beğen
    4
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Topluluğumuzdan yeni bir paylaşım geldi:

    **WORD'DE SAYFA NUMARALARI EKLEME IŞLEMI ÇALIŞMIYOR BUNUN SEBEBI NE OLABILIR?**

    Önceden Microsoft Office Word 2007 yüklü olarak gelen eski bir dizüstü bilgisayarım var. Aniden, sayfa numaraları ekleyemiyorum. Düğmeye tıkladığımda hata mesajı alıyorum. İnternette arama yaptım ve birisi dosyayı bilgisayarda (tercihen kullanıcı profilinde) aramayı önerdi....

    ───────────────
    Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz:

    https://techforum.tr/threads/7012/

    #wordde #sayfa #numaraları #ekleme #işlemi #teknoloji #techforumtr
    🌟 Topluluğumuzdan yeni bir paylaşım geldi: 📌 **WORD'DE SAYFA NUMARALARI EKLEME IŞLEMI ÇALIŞMIYOR BUNUN SEBEBI NE OLABILIR?** 📝 Önceden Microsoft Office Word 2007 yüklü olarak gelen eski bir dizüstü bilgisayarım var. Aniden, sayfa numaraları ekleyemiyorum. Düğmeye tıkladığımda hata mesajı alıyorum. İnternette arama yaptım ve birisi dosyayı bilgisayarda (tercihen kullanıcı profilinde) aramayı önerdi.... ─────────────── 👉 Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz: 🔗 https://techforum.tr/threads/7012/ #wordde #sayfa #numaraları #ekleme #işlemi #teknoloji #techforumtr
    Beğen
    1
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Bilgi arayanlar için yeni bir forum içeriği:

    **HUAWEI MATEBOOK KENDILIĞINDEN KAPANDI TEKRAR AÇILMIYOR?**

    Merhaba, Huawei MateBook dizüstü bilgisayarım kullanımdayken aniden kapandı. Dizüstü bilgisayar çalışan bir güç adaptörüne bağlıydı ve fanın çalışmasını engelleyebilecek herhangi bir yüzeyde değildi. Dizüstü bilgisayar aşırı ısınmıyordu veya benzeri bir durum söz konusu değildi. Maalesef, bundan...

    ───────────────
    Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz:

    https://techforum.tr/threads/6941/

    #huawei #matebook #kendiliğinden #kapandı #tekrar #teknoloji #techforumtr
    📚 Bilgi arayanlar için yeni bir forum içeriği: 📌 **HUAWEI MATEBOOK KENDILIĞINDEN KAPANDI TEKRAR AÇILMIYOR?** 📝 Merhaba, Huawei MateBook dizüstü bilgisayarım kullanımdayken aniden kapandı. Dizüstü bilgisayar çalışan bir güç adaptörüne bağlıydı ve fanın çalışmasını engelleyebilecek herhangi bir yüzeyde değildi. Dizüstü bilgisayar aşırı ısınmıyordu veya benzeri bir durum söz konusu değildi. Maalesef, bundan... ─────────────── 👉 Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz: 🔗 https://techforum.tr/threads/6941/ #huawei #matebook #kendiliğinden #kapandı #tekrar #teknoloji #techforumtr
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 840 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Forumda konuşulmaya aday yeni bir başlık:

    **KABLOSUZ INTERNET BAĞLANTIM NEDEN ARTIK ÇALIŞMIYOR?**

    Öğleden sonra saat 3 civarında kısa süreli bir elektrik kesintisi yaşadım. Ardından internetim aniden çalışmayı durdurdu. Her şey ancak kablolu yönlendiriciyi ve bilgisayarımı Ethernet kablosuyla bağladığımda tekrar çalışıyor. Ancak yönlendiricim artık mevcut Wi-Fi ağları arasında görünmüyor. Dikey...

    ───────────────
    Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz:

    https://techforum.tr/threads/6915/

    #kablosuz #internet #bağlantım #artık #çalışmıyor #teknoloji #techforumtr
    💥 Forumda konuşulmaya aday yeni bir başlık: 📌 **KABLOSUZ INTERNET BAĞLANTIM NEDEN ARTIK ÇALIŞMIYOR?** 📝 Öğleden sonra saat 3 civarında kısa süreli bir elektrik kesintisi yaşadım. Ardından internetim aniden çalışmayı durdurdu. Her şey ancak kablolu yönlendiriciyi ve bilgisayarımı Ethernet kablosuyla bağladığımda tekrar çalışıyor. Ancak yönlendiricim artık mevcut Wi-Fi ağları arasında görünmüyor. Dikey... ─────────────── 👉 Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz: 🔗 https://techforum.tr/threads/6915/ #kablosuz #internet #bağlantım #artık #çalışmıyor #teknoloji #techforumtr
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 873 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Az önce Spider-Man New Day filmini izledim ve yorumum
    Ben de beğenmedim. Gerçi genel olarak Pavuk ve Hochland hakkındaki filmlerin hiçbirini pek sevmem.

    Filmde iki şeyi beğenmedim. Cinsiyetçi gibi görünmek istemem ama Zendaya ve Jean Grey'i beğenmedim. Gerçi, iki kızı "şey" diye adlandırdığım için muhtemelen cinsiyetçiyim.

    Zendaya

    Aman Tanrım, beni çok sinir ediyor. Nefret eden biri olduğumu söyleyemem; filmlerinin çoğunu izledim. Onunla birlikte oynadığı tüm Örümcek Adam filmlerini ve Dune'u izledim. Eh, fena değil ama yine de beni sinir ediyor.

    Sonra da duygularla ilgili bunca yaygara kopuyor, "Beni hatırlıyor musun hatırlamıyor musun?" Bu acımasız bir saçmalık.

    Elbette herkesin kendi zevki olduğunu ve kimsenin çirkin olmadığını anlıyorum. Monobogdan da tıpkı bizler gibi kendine özgü bir güzelliğe sahip. Ama gerçekten, bazı süpermarket çalışanları yüz kat daha güzel ve en önemlisi, daha ruh dolu.

    Jean Grey
    Sorun şu ki, bu filmde tam bir alçak ve rezil bir karakter. Umarım X-Men'in geri kalanı bu kadar adi değildir.
    Doğrusunu söylemek gerekirse, ben de Sadie Sink'i sevmiyorum. Üstelik kızıl saçlı. Kısacası, ruhsuz biri.
    ani, filmin olaylarına bakılırsa, tüm bunları neden yaptığını elbette anlayabilirsiniz. Ama bunu nasıl yaptığı... Sadece MJ'nin zihnini ele geçirdiği ve Parker'ı acımasızca manipüle ettiği tek bir sahne bile buna değer. Birini böyle bir şey için gerçekten affedemezsiniz.

    O andan sonra onun tam bir alçak olduğunu anladım. Ama filmin sonuna doğru, tamam, onu anlayabiliyorum diye düşünmeye başladım. Ama MJ ile olan o sahne elbette boşa harcanmış bir zamandı.

    Ama Parker onu kurtarmaya geldiğinde, kız şöyle tepki veriyor.

    Cehenneme git, seni de öldürürüm.

    Ve en önemlisi ve en yanıltıcı olanı da Parker'ın "Özür dilerim, durumu yanlış anladım" gibi bir şey söylemesi.

    Ama sorun şu ki, durumu anlamaya bile fırsatı olmadı. Yani, Jean Grey tüm bunları neden yaptığını bile açıklamadı. Dışarıdan bakıldığında, Milchik'ten sadece bir şey istiyor gibi görünüyor.

    Yani, kız kardeşinin kendisine iade edilmesini talep etmiyor, o zaman anlayabiliriz:

    Evet, Milchik kız kardeşini kaçırdı, demek ki kötü biri olmalı.

    O zaman Jean Grey'e daha çok sempati duyardım. Ve en önemlisi, Parker'ın onunla kavga etmek için daha az sebebi olurdu. Oturup konuşabilirlerdi ve Parker en başından beri ona yardım ederdi.

    Ama o bunun yerine V-Max arıyor. V-Max de ne demek!? Demek ki kız kardeşini orada tutuyorlarmış.

    Bu, Batman'in Bane'e patlayıcının nerede olduğunu değil de odanın nerede olduğunu sormasına benziyor. Hangi oda? Yani, Batman patlayıcının orada olduğunu biliyor, ama biz izleyicilerin onun patlayıcıya ihtiyacı olduğunu bilmemize gerek yok.

    Ama eğer hemen "Kız kardeşim nerede?!" demiş olsaydı, beklenmedik bir olay yaşanmazdı ve Parker ile ilgili tüm bu karmaşa ortadan kalkardı.

    Daha da aptalca olan şey, Milchick'e neden karşı olduğunu Parker'ı öldürmeye çalıştığı sahnede açıklamaya karar vermesi. Hem de filmin sonunda.

    Lanet olsun, en başından söyle ona. Film boyunca bir sürü konuşma yaptılar ama o en önemli şeyi söylememeyi tercih etti. Üstelik sürekli şöyle şeyler söylüyor:

    Böylesine aşağılık bir şirket için nasıl çalışabilirsiniz!?

    Ama Parker'ın onların ne kadar aşağılık insanlar olduğundan haberi yok. Ona biraz bağlam verin, birkaç örnek gösterin. Hayır, o bunu en sona saklamaya karar veriyor. Eh, bu bir nevi film klişesi—kötü adam sonunda nedenlerini açıklıyor. Ama fark şu ki, kötü adamın film boyunca her şeyi açıklamak için hiçbir ön koşulu veya fırsatı yok.

    Yani, bu sadece durumun tam tersi, ki bu kötü adam için geçerli. Ama burada önemli olan bu değil; önemli olan Jean Grey'in yanlış bir şey söylüyor olması, garip davranıyor olması ve benzeri şeyler.

    Esasen, Spider-Man'in aniden yıkımı ve kaosu durdurmaya çalışması yüzünden gidip ona saldırıyor. Bu, onun onların tarafında olduğu anlamına gelmiyor, sadece bir süper kahraman olduğu ve yıkımı ve kaosu durdurmaya çalıştığı anlamına geliyor.

    Neyse, bu Jean Grey'i boş verin. Umarım bu Jean, bu dünyanın bir varyasyonudur ve gelecekteki X-Men filmlerinde normal, aklı başında bir Jean Grey görürüz.

    Yani, ilk görünüşünde bile bu kadar tam bir alçaksa, Kara Anka kuşu serisinde ne kadar alçak olacağını hayal bile edemiyorum. Yani, bilmiyorum, bebek yiyecek ve rap müziği okuyacak herhalde.

    Ama hoşuma giden bir şey de vardı.
    Parker iyi, Hulk iyi. Dövüşler harika. Spidey'nin uçması artık çok daha havalı.

    Özetlemek gerekirse
    Eh, fena değil film, bilmiyorum. Belki de gereksiz yere heyecanlanıyorumdur.

    Bu video sizin için çekilmedi, geçin gidin.

    Ama bence bu film, Marvel Sinematik Evrenini takip etmek için bir sebep değil.

    Kaba görünmek istemem ama Thunderbolts'ı daha çok beğendim. En azından Florence Pugh daha çok yer alıyor. Tabii burada da var, ama daha az.

    not:

    Bu film bize Doktor Strange'in berbat bir büyücü olduğunu anlatıyor. Çünkü Parker'ın yapması gereken tek şey, eskiden olduğu gibi Ned'e "merhaba" demekti ve şişman adam her şeyi anında hatırladı.
    Ben de beğenmedim. Gerçi genel olarak Pavuk ve Hochland hakkındaki filmlerin hiçbirini pek sevmem. Filmde iki şeyi beğenmedim. Cinsiyetçi gibi görünmek istemem ama Zendaya ve Jean Grey'i beğenmedim. Gerçi, iki kızı "şey" diye adlandırdığım için muhtemelen cinsiyetçiyim. [h2]Zendaya[/h2] Aman Tanrım, beni çok sinir ediyor. Nefret eden biri olduğumu söyleyemem; filmlerinin çoğunu izledim. Onunla birlikte oynadığı tüm Örümcek Adam filmlerini ve Dune'u izledim. Eh, fena değil ama yine de beni sinir ediyor. Sonra da duygularla ilgili bunca yaygara kopuyor, "Beni hatırlıyor musun hatırlamıyor musun?" Bu acımasız bir saçmalık. Elbette herkesin kendi zevki olduğunu ve kimsenin çirkin olmadığını anlıyorum. Monobogdan da tıpkı bizler gibi kendine özgü bir güzelliğe sahip. Ama gerçekten, bazı süpermarket çalışanları yüz kat daha güzel ve en önemlisi, daha ruh dolu. [b]Jean Grey [/b]Sorun şu ki, bu filmde tam bir alçak ve rezil bir karakter. Umarım X-Men'in geri kalanı bu kadar adi değildir. [quote]Doğrusunu söylemek gerekirse, ben de Sadie Sink'i sevmiyorum. Üstelik kızıl saçlı. Kısacası, ruhsuz biri.[/quote] ani, filmin olaylarına bakılırsa, tüm bunları neden yaptığını elbette anlayabilirsiniz. Ama bunu nasıl yaptığı... Sadece MJ'nin zihnini ele geçirdiği ve Parker'ı acımasızca manipüle ettiği tek bir sahne bile buna değer. Birini böyle bir şey için gerçekten affedemezsiniz. O andan sonra onun tam bir alçak olduğunu anladım. Ama filmin sonuna doğru, tamam, onu anlayabiliyorum diye düşünmeye başladım. Ama MJ ile olan o sahne elbette boşa harcanmış bir zamandı. Ama Parker onu kurtarmaya geldiğinde, kız şöyle tepki veriyor. Cehenneme git, seni de öldürürüm. Ve en önemlisi ve en yanıltıcı olanı da Parker'ın "Özür dilerim, durumu yanlış anladım" gibi bir şey söylemesi. Ama sorun şu ki, durumu anlamaya bile fırsatı olmadı. Yani, Jean Grey tüm bunları neden yaptığını bile açıklamadı. Dışarıdan bakıldığında, Milchik'ten sadece bir şey istiyor gibi görünüyor. Yani, kız kardeşinin kendisine iade edilmesini talep etmiyor, o zaman anlayabiliriz: Evet, Milchik kız kardeşini kaçırdı, demek ki kötü biri olmalı. O zaman Jean Grey'e daha çok sempati duyardım. Ve en önemlisi, Parker'ın onunla kavga etmek için daha az sebebi olurdu. Oturup konuşabilirlerdi ve Parker en başından beri ona yardım ederdi. Ama o bunun yerine V-Max arıyor. V-Max de ne demek!? Demek ki kız kardeşini orada tutuyorlarmış. Bu, Batman'in Bane'e patlayıcının nerede olduğunu değil de odanın nerede olduğunu sormasına benziyor. Hangi oda? Yani, Batman patlayıcının orada olduğunu biliyor, ama biz izleyicilerin onun patlayıcıya ihtiyacı olduğunu bilmemize gerek yok. Ama eğer hemen "Kız kardeşim nerede?!" demiş olsaydı, beklenmedik bir olay yaşanmazdı ve Parker ile ilgili tüm bu karmaşa ortadan kalkardı. Daha da aptalca olan şey, Milchick'e neden karşı olduğunu Parker'ı öldürmeye çalıştığı sahnede açıklamaya karar vermesi. Hem de filmin sonunda. Lanet olsun, en başından söyle ona. Film boyunca bir sürü konuşma yaptılar ama o en önemli şeyi söylememeyi tercih etti. Üstelik sürekli şöyle şeyler söylüyor: Böylesine aşağılık bir şirket için nasıl çalışabilirsiniz!? Ama Parker'ın onların ne kadar aşağılık insanlar olduğundan haberi yok. Ona biraz bağlam verin, birkaç örnek gösterin. Hayır, o bunu en sona saklamaya karar veriyor. Eh, bu bir nevi film klişesi—kötü adam sonunda nedenlerini açıklıyor. Ama fark şu ki, kötü adamın film boyunca her şeyi açıklamak için hiçbir ön koşulu veya fırsatı yok. Yani, bu sadece durumun tam tersi, ki bu kötü adam için geçerli. Ama burada önemli olan bu değil; önemli olan Jean Grey'in yanlış bir şey söylüyor olması, garip davranıyor olması ve benzeri şeyler. Esasen, Spider-Man'in aniden yıkımı ve kaosu durdurmaya çalışması yüzünden gidip ona saldırıyor. Bu, onun onların tarafında olduğu anlamına gelmiyor, sadece bir süper kahraman olduğu ve yıkımı ve kaosu durdurmaya çalıştığı anlamına geliyor. Neyse, bu Jean Grey'i boş verin. Umarım bu Jean, bu dünyanın bir varyasyonudur ve gelecekteki X-Men filmlerinde normal, aklı başında bir Jean Grey görürüz. Yani, ilk görünüşünde bile bu kadar tam bir alçaksa, Kara Anka kuşu serisinde ne kadar alçak olacağını hayal bile edemiyorum. Yani, bilmiyorum, bebek yiyecek ve rap müziği okuyacak herhalde. Ama hoşuma giden bir şey de vardı. Parker iyi, Hulk iyi. Dövüşler harika. Spidey'nin uçması artık çok daha havalı. Özetlemek gerekirse Eh, fena değil film, bilmiyorum. Belki de gereksiz yere heyecanlanıyorumdur. Bu video sizin için çekilmedi, geçin gidin. Ama bence bu film, Marvel Sinematik Evrenini takip etmek için bir sebep değil. Kaba görünmek istemem ama Thunderbolts'ı daha çok beğendim. En azından Florence Pugh daha çok yer alıyor. Tabii burada da var, ama daha az. not: Bu film bize Doktor Strange'in berbat bir büyücü olduğunu anlatıyor. Çünkü Parker'ın yapması gereken tek şey, eskiden olduğu gibi Ned'e "merhaba" demekti ve şişman adam her şeyi anında hatırladı.
    Beğen
    4
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • XDA - 2026 yılında oyun bilgisayarı için 6 çekirdekli işlemci seçmenin dört nedenini sıralar...
    Oyun bilgisayarı toplarken bazı kişiler mümkün olduğunca çok çekirdeğe sahip bir işlemci seçmeye çalışır. XDA gazetecisi Tanveer Singh'e göre bu bir hatadır; kendisi bizzat daha fazla çekirdeğe sahip işlemcilerin istenen performans artışını sağlamadığını ve daha pahalı olduğunu keşfetmiştir.

    Singh, mevcut sistemi için Ryzen 7 5700X satın aldığında FPS artışı görmediğini ve 8 çekirdekli bir işlemci için fazla para ödemenin "dürtüsel ve pahalı bir hata" olduğunu fark ettiğini açıkladı. Bu parayla daha iyi bir soğutucu, ikinci bir SSD veya biraz daha güçlü bir güç kaynağı alınabilirdi.
    Tanvir Singh, "Dersimi aldım ve bir sonraki bilgisayarımda da 6 çekirdekli işlemci kullanacağım" diye yazıyor.
    XDA yazarı, insanların daha fazla çekirdeğe sahip modeller yerine 6 çekirdekli işlemcileri tercih etmeleri için dört neden sıraladı.

    Birinci neden: Modern 6 çekirdekli ve 8 çekirdekli işlemciler, yetenekler ve teknoloji açısından her zamankinden daha yakın.

    Sonuç olarak, daha uygun fiyatlı bir işlemci, ortalama bir kullanıcının ihtiyaç duyabileceği neredeyse tüm görevleri yerine getirebilir. Örneğin, Ryzen 5 7600 veya Ryzen 5 9600X sadece oyun için uygun olmakla kalmaz, aynı zamanda diğer birçok iş yükünde de iyi performans gösterir.

    Evet, 6 çekirdekli işlemciler ağır programlarla çalışan profesyoneller için yeterli olmayabilir, ancak ortalama bir kullanıcı için bu tür işlemcilerin gücü fazlasıyla yeterlidir.

    İkinci neden: Her zaman yükseltme seçeneği mevcut, bu nedenle geleceğe yönelik rezervli bir çip satın alıp ilerleyen dönemlerde çok fazla para ödemenin pek bir anlamı yok.

    Eğer birisi 6 çekirdekli bir işlemci satın aldıysa ancak birkaç yıl sonra performansı aniden yetersiz kalırsa, 12 hatta 16 çekirdekli bir çözüme yükseltme yapabilir. Modern platformlar, özellikle AMD olanlar, yıllarca desteklendiğinden, anakartı değiştirmeden işlemciyi yükseltmek mümkündür.

    Üçüncü neden: Oyunlar, artan sistem gereksinimlerine rağmen, 6 çekirdekli işlemcilerde hala iyi çalışıyor. Bu durumun yakın gelecekte değişmesi olası görünmüyor.

    Elbette, 8 çekirdekli Ryzen X3D işlemciler bazı oyunlarda daha yüksek FPS sunuyor, ancak aynı zamanda daha pahalılar. Performans, özellikle yüksek çözünürlüklerde, büyük ölçüde ekran kartına da bağlıdır.

    Dördüncü neden: 6 çekirdekli bir işlemci kurmak, oyun performansından ödün vermeden diğer bileşenlere daha fazla para harcamanıza olanak tanır.

    Ekstra parayı daha güçlü bir ekran kartına, daha büyük bir SSD'ye veya RAM'e yatırmak daha iyidir. Ayrıca, oyuncular soğutucu masrafından da tasarruf edebilirler, çünkü modern 6 çekirdekli işlemciler oldukça serin çalışır.

    Alıntıdır...
    Oyun bilgisayarı toplarken bazı kişiler mümkün olduğunca çok çekirdeğe sahip bir işlemci seçmeye çalışır. XDA gazetecisi Tanveer Singh'e göre bu bir hatadır; kendisi bizzat daha fazla çekirdeğe sahip işlemcilerin istenen performans artışını sağlamadığını ve daha pahalı olduğunu keşfetmiştir. Singh, mevcut sistemi için Ryzen 7 5700X satın aldığında FPS artışı görmediğini ve 8 çekirdekli bir işlemci için fazla para ödemenin "dürtüsel ve pahalı bir hata" olduğunu fark ettiğini açıkladı. Bu parayla daha iyi bir soğutucu, ikinci bir SSD veya biraz daha güçlü bir güç kaynağı alınabilirdi. [quote][i]Tanvir Singh, "Dersimi aldım ve bir sonraki bilgisayarımda da 6 çekirdekli işlemci kullanacağım" diye yazıyor.[/i][/quote] XDA yazarı, insanların daha fazla çekirdeğe sahip modeller yerine 6 çekirdekli işlemcileri tercih etmeleri için dört neden sıraladı. Birinci neden: Modern 6 çekirdekli ve 8 çekirdekli işlemciler, yetenekler ve teknoloji açısından her zamankinden daha yakın. Sonuç olarak, daha uygun fiyatlı bir işlemci, ortalama bir kullanıcının ihtiyaç duyabileceği neredeyse tüm görevleri yerine getirebilir. Örneğin, Ryzen 5 7600 veya Ryzen 5 9600X sadece oyun için uygun olmakla kalmaz, aynı zamanda diğer birçok iş yükünde de iyi performans gösterir. Evet, 6 çekirdekli işlemciler ağır programlarla çalışan profesyoneller için yeterli olmayabilir, ancak ortalama bir kullanıcı için bu tür işlemcilerin gücü fazlasıyla yeterlidir. İkinci neden: Her zaman yükseltme seçeneği mevcut, bu nedenle geleceğe yönelik rezervli bir çip satın alıp ilerleyen dönemlerde çok fazla para ödemenin pek bir anlamı yok. Eğer birisi 6 çekirdekli bir işlemci satın aldıysa ancak birkaç yıl sonra performansı aniden yetersiz kalırsa, 12 hatta 16 çekirdekli bir çözüme yükseltme yapabilir. Modern platformlar, özellikle AMD olanlar, yıllarca desteklendiğinden, anakartı değiştirmeden işlemciyi yükseltmek mümkündür. Üçüncü neden: Oyunlar, artan sistem gereksinimlerine rağmen, 6 çekirdekli işlemcilerde hala iyi çalışıyor. Bu durumun yakın gelecekte değişmesi olası görünmüyor. Elbette, 8 çekirdekli Ryzen X3D işlemciler bazı oyunlarda daha yüksek FPS sunuyor, ancak aynı zamanda daha pahalılar. Performans, özellikle yüksek çözünürlüklerde, büyük ölçüde ekran kartına da bağlıdır. Dördüncü neden: 6 çekirdekli bir işlemci kurmak, oyun performansından ödün vermeden diğer bileşenlere daha fazla para harcamanıza olanak tanır. Ekstra parayı daha güçlü bir ekran kartına, daha büyük bir SSD'ye veya RAM'e yatırmak daha iyidir. Ayrıca, oyuncular soğutucu masrafından da tasarruf edebilirler, çünkü modern 6 çekirdekli işlemciler oldukça serin çalışır. Alıntıdır...
    Beğen
    2
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Soulslike oyunlar yanlışlıkla zor oyunlar olarak değerlendiriliyor
    Zorluk derecesinin ölçütü: Soulslike oyunlar yanlışlıkla zor oyunlar olarak değerlendiriliyor. Dark Souls'un mirasçıları için böyle bir kaderin sebebi nedir?

    Yasal Uyarı

    Bu materyal ne pratik bir rehber, ne eleştirel bir analiz, ne de bir ifşaat niteliğindedir. Amacı, okuyucuya Souls benzeri oyunlar fenomeni hakkında genel bir anlayış kazandırmak ve bu oyunların meşhur karmaşıklığının doğasına ilişkin öznel bir bakış açısı sunmaktır. Yazar, oyun dünyasındaki her yargının sorgulanabilir olduğunu bilerek, nihai otorite iddiasından bilinçli olarak kaçınmaktadır. Aynı zamanda, bu oyunların yalnızca "seçilmiş birkaç kişiye" erişilebilir olduğu yönündeki kalıcı efsanenin incelemeye dayanmadığına inanıyorum. Aşağıda, bu elitist yanılgıyı çürüten argümanlar sunacağım.

    Özü

    Oyun zorluğunu değerlendirmek özneldir. Birine kolay gelen bir şey, bir başkasına dayanılmaz derecede zor gelebilir. Ve bu durum karşılıklı olarak geçerlidir. On yılı aşkın süredir oluşan mitolojisi sayesinde Souls serisi, birçok oyuncu için zor oyunlarla sıkı bir şekilde özdeşleşmiştir. Aynı nedenle, zırhsız Elden Ring'i tamamlamak gibi zorlukları içeren videolar internette yaygındır; bu videolar her zaman ilgi uyandırır. Bu arada, türün kendisi de sürekli olarak yeni klişeler ve yanlış anlamalar biriktirmektedir.

    Tekken'in yönetmeni Katsuhiro Harada'nın şu açıklamayı yaptığını belirtmekte fayda var:
    Şahsen, Dark Souls'taki aksiyon mekaniklerinin oldukça basit olduğunu düşünüyorum ve oyunu özellikle zor bir oyun olarak görmüyorum.
    Tekken'in yönetmeni Katsuhiro Harada
    Ancak, tweetinin tamamını okursanız, özellikle uzun süredir devam eden iş birlikleri göz önüne alındığında, Miyazaki'nin oyunları hakkında çok olumlu konuştuğu açıkça ortaya çıkıyor.

    Cehaletten kaynaklanan zorluk
    Başından beri Dark Souls'un halkla ilişkiler kampanyası, zorlu bir mücadeleye can atan, sıkı bir kitleyi hedefliyordu. Oyunun çıkışından önce bile The Guardian , "Dikkat... Demon's Souls'un manevi halefi daha da zor, karanlık ve tehlikeli hale geldi" başlıklı bir makale yayınladı. Harita, görev günlüğü ve duraklatma düğmesinin olmaması heyecanı daha da artırdı; bu, DS'nin zorluklarının sadece küçük bir parçası gibi görünüyordu .

    Oyun, oyuncuyu zekasını kullanmaya itercesine, belirli engellerin birden fazla yolla aşılabileceği şekilde tasarlanmıştı. Aynı Guardian makalesinde şu ifadeler de yer alıyordu:
    Hidetaka Miyazaki, oyunu zorlu olacak şekilde kurgulamış, ancak zorlukların üstesinden gelmenin her zaman birden fazla yolu olduğunu ve oyuncuların hatalarından ders çıkarabileceğini belirtmiştir.
    Muhafız
    Gerçekten de, oyundaki birçok şey son derece tahmin edilemez. Çoğu zaman zekânızı kullanmanız gerekir, bazen oyun dünyası ipuçları verir veya son çare olarak her şeyinizi ortaya koyabilirsiniz. Ancak bu gibi oyunlarda akıntıya karşı yüzmek çok dezavantajlı bir seçenektir.

    Örneğin, köprüdeki Wyvern, oyunun başında birçok oyuncu için gerçek bir baş belası olabilir: bu boss, ilk karşılaştığınızda gerçekten can sıkıcı olabilir. Ancak belirli koşullar yerine getirilirse atlanabilir ve hatta ödüllendirilebilir. Yine de, oyun bunu açıkça belirtmiyor.

    Lies of P oyununda İnsanlık mekaniği bulunuyor. Oyunda doğrudan veya açık bir ipucu olmamasına rağmen, bu mekanik olay örgüsünü doğrudan etkiliyor. Yeterli İnsanlık puanı biriktirmek için sürekli yalan söylemeniz ve böylece şefkat göstermeniz gerekiyor. Ayrıca, belirli bir İnsanlık puanına ulaşmak, kanonik kabul edilen alternatif bir sonu açıyor.

    Wu Chang: Fallen Feathers'da ilk karşılaştığınız sunak, düşman şeklinde bir tuzak olabilir. Ve bu oyunda aniden ortaya çıkan düşmanlar oldukça yaygın. Bilmeden oynayan bir oyuncu kolayca tuzağa düşebilir. Oyunun başlangıçta oyunculara hiç de nazik davranmadığı ve tabiri caizse onları acı çektirdiği düşünüldüğünde, böyle bir "hediye", eğer farkında değilseniz, oldukça şaşırtıcı olabilir.

    Bu zorluklar, oyuncu bunların farkına varana kadar zor görünebilir. Oyuna zaman ayırıp kendinizi tamamen kaptırırsanız, oyun daha keyifli hale gelir. Bu bir Minecraft seansı veya hız koşusu değil . Oyuncu bu kurala uyarsa, oyun ona karşı nazik davranacak ve oyunu tamamen farklı bir açıdan, iyi anlamda görecektir.

    Yöntem, beceriden daha önemlidir.
    Ama neyse, gizli mekanikler işte. Sonuçta, bu tür oyunlarda beceri de önemlidir. Zamanında kaçamazsanız ölürsünüz. Bu tür oyunların basit bir döngü üzerine kurulu olduğunu anlamak önemlidir: geçmeye çalış ve öl. Bu döngü, oyuncu başarılı olana kadar devam eder. Bu, düşman zamanlamalarını öğrenmeyi, belirli bir hedefe doğru sıçramayı hesaplamayı veya süre dolmadan önce belirli bir gereksinimi karşılamayı içerebilir. Çoğu durumda, bu, oyuncuları gerekli beceriler kas hafızalarına yerleşene kadar zor bir duruma sokar; bundan sonra, zamanla bile, engel artık bir zorluk teşkil etmez.

    Oyunu bir kez tamamladıktan sonra, tekrar oynamak o kadar zor gelmiyor. Oyunu baştan oynayan herkes, ilk oynayıştan sonra oyunun daha hızlı ilerlediğini fark edecektir. Bu da, özellikle NG+ modunda (birkaç istisna dışında), sonraki oynayışların genellikle daha az zorlayıcı olduğu anlamına gelir.

    İlk kez karşılaştığınız ve hangi hareketlere sahip olduğunu bilmediğiniz bir düşmanla karşılaştığınızda da zorluk ortaya çıkar. Ama hepimiz biliyoruz ki Souls oyunları dövüşe odaklıdır. Bu oyunlarda yaptığınız her şey öldürmektir. Herkesi tekrar tekrar öldürmeniz gerekir ve sonuçta tüm oyun tek bir şeye odaklanır: öldürmek. Bin denemeden sonra, beyninizi kapatıp sadece kas hafızanıza güvenseniz bile, nefret ettiğiniz herhangi bir patronu bile yenebilirsiniz.

    10.000 farklı vuruş tekniğini uygulayan adamdan korkmam. Ben tek bir vuruşu 10.000 kez uygulayan adamdan korkarım.

    Bruce Lee
    Bu, kolay olduğu anlamına gelmez. Belirleyici faktör beceri değil, yöntemdir. Örneğin, DS'de klasik örnek şudur: "Bir fırsat bul → 3 vuruş yap → kaç → tekrarla." Kendine güvenen, metodik bir beceriyle, oyun deneyiminiz ne olursa olsun, herhangi bir patronu alt edebilirsiniz.

    Patron sistemi
    Boss savaşlarından ayrı olarak bahsetmek istiyorum, çünkü bunlar tüm Souls benzeri oyunların temelini oluşturuyor. Türün diğer oyunlarına kıyasla genellikle şaşırtıcı sayıda boss bulunuyor. Gerçekten de, boss savaşlarında yapılan bir hatanın bedeli oldukça yüksek: bir veya iki vuruşu kaçırırsanız, neredeyse ölmüş sayılırsınız. Ölürseniz, büyük olasılıkla ruhlarınızı kaybedersiniz, çünkü ruhlarınızı ancak boss'u yenerek geri kazanabilirsiniz (yukarıda bahsettiğim oyunlar hariç). Bu boss'lar sert ve sık sık vuruyorlar. Boss savaşlarının genellikle iki aşaması vardır ve ikinci aşamada genellikle daha agresif saldırılar veya biraz değiştirilmiş saldırı düzenleri bulunur. Birçok kişi bunu bir meydan okuma olarak görüyor. Bu meydan okuma, bu tür oyunların sadece güzel bir şekilde tasarlanmış olmakla kalmayıp aynı zamanda oldukça muhteşem olması gerçeğiyle de haklı çıkarılıyor.

    Oyun tasarımı açısından bakıldığında, boss'lar bu türe çok iyi uyuyor çünkü çocukluğumuzdan beri bir seviyeyi tamamladığınızda, öğrendiklerinizi pekiştirmek için sonunda bir sınav olacağı hissine kapıldık. Bu nedenle, boss'lar genellikle üstesinden gelinmesi gereken güçlü bir şey olarak önemli bir rol oynarlar. Bir diğer önemli faktör ise, boss dövüşlerinin bu tür oyunların başka hiçbir yerde olmadığı kadar gösterişli olduğu yer olmasıdır. Devasa, korkutucu ve genellikle belirli bir saldırı türünü gerçekleştirdiğinizde farklı bir animasyona sahipler. Bu nedenle, boss'ların bu oyunlarda özel bir rolü vardır.

    Vurduğunuz her darbeyi hissedersiniz. Kullandığınız her komboyu, tıpkı bir kaçış veya karşı saldırıyı hissettiğiniz gibi hissedersiniz. Bunun nedeni, risklerin yüksek olmasıdır: Şimdi darbe alırsanız, her şeye yeniden başlamanız gerekeceğini biliyorsunuz ve bu nedenle, vuruşlar, kaçışlar ve karşı saldırılar için fırsatlar bulmaya daha dikkatlisiniz. Lies of P'de aynı anda dört tane olan bir boss dövüşünde ne kadar zorlandığımı hatırlıyorum. Onu yenene kadar çaresizlik içinde ağladım. Her kaçışı inanılmaz derecede havalı bir şey, vurduğum her darbeyi ise kişisel bir başarı olarak hissettim. Ama bir yıl sonra, sıfırdan başladığımda, onları ilk denememde yenebildim. Ancak, ilk seferki kadar heyecan verici değildi. Bunun nedeni, beynin tüm hareketleri çoktan öğrenmiş ve ezberlemiş olmasıdır. Onun için artık bir meydan okuma değil, sadece bir ısınmadır.

    Yani, tüm boss dövüşü animasyonları öğrenmek ve onlara karşı koymakla ilgili. Aslında, genel olarak Souls oyunlarından bahsediyorsak, oyunun tamamı esasen bunun üzerine kurulu: bir şeyin animasyonlarını öğrenin ve onlara karşı koyun. Bunda kolay ya da zor bir şey yok. Sadece öyle.

    Tür, zorluğu belirlemez.
    Birçok kişinin en büyük yanılgısı, Souls oyunlarının belirli bir zorluk seviyesini ima ettiği düşüncesidir. Türün zorluk seviyesini hiç belirlemediği birçok örnek var. Örneğin Nioh 3 mükemmel bir örnek. Tüm oyunu tüm cephaneliğinizi kullanmadan bile oynayabilirsiniz. Hatta birçok silahı hiç kullanmadan da oyunu kolayca bitirebilirsiniz. Ancak diyelim ki NG+'ya geçtiğinizde, sahip olduğunuz her şeyi gerçekten kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Bu yaklaşım, geliştiricilerin hem sıradan oyuncuları hem de daha deneyimli oyuncuları aynı anda memnun etmeye çalıştığı izlenimini veriyor. Bir yandan bunu sevmiyorum, diğer yandan ise Team Ninja'nın tüm oyunları Bushnell'in "öğrenmesi kolay, ustalaşması zor" ilkesi üzerine kurulu. Her şey ustalaşmak için basit kurallarla ilgili, ancak becerilerinizi geliştirmek çok daha uzun sürüyor.

    Eğer Wyvern veya ilk boss gibi bazı boss'ları nasıl yeneceğinizi biliyorsanız, Dark Souls'u tamamlamak özellikle zor değil. Dark Souls'un asıl amacı, ilk başta aşılmaz gibi görünen bir şey olsa bile, karar vermeden önce oyunu öğrenmektir.

    Lies of P daha sonra bir zorluk ayarı da ekledi. Oyun sırasında istediğiniz zaman zorluk seviyesini değiştirebilirsiniz. Ancak, zorluk seviyesi sadece zorluğu artırarak düşmanları daha güçlü ve daha zorlu hale getiriyor. Hareketler, düşman sayısı ve engeller aynı kalıyor. Geliştiricilerin daha zor bir zorluk seviyesi değil, daha kolay bir seviye eklediğini belirtmekte fayda var. Bu yaklaşım, öğrenme eğrisini önemli ölçüde düşürerek tüm oyunculara hitap ediyor.

    Son olarak, Souls oyunlarının bir nevi "hafifletilmiş" versiyonu olan oyunlar da var. Örneğin, Star Wars Jedi: Survivor, Souls oyunlarıyla aynı unsurlara sahip: dayanıklılık çubuğu, sunaklar ve dövüş temposuna vurgu. Beş zorluk seviyesi bulunuyor. Ancak birçok kişi buna Souls oyunu demez.

    Souls oyunları, tamamlanması zor bir türün klişesi haline geldi. Ve bu kısmen doğru. Çünkü her oyun engelleri aşmak için tasarlanmıştır ve zorluk genellikle öznel bir faktör olarak algılanır. Ancak terime objektif olarak bakarsanız, zor olan tamamen farklı oyunlardır.

    Diğer zorluk seviyeleri
    Genel olarak oyun zorluğu konusunu incelemek için, diğer türdeki oyunları incelemek ve karşılaştırmak gereklidir. Zorluk, yalnızca zamanlamayla değil, oyuncuya meydan okuyabilecek diğer tüm yollarla, özellikle de karmaşık olanlarla belirlenebilir.

    Tek bir boss'a binlerce kez ölmeme rağmen Sekiro'yu rahatlıkla bitirebiliyorum . Ama Far Cry serisi de dahil olmak üzere herhangi bir birinci şahıs nişancı oyununda inanılmaz derecede zorlanıyorum . Bu, Far Cry'ın Sekiro'dan daha zor olduğu anlamına mı geliyor? Sanmıyorum. Bu, Sekiro'da zorlanan diğerlerinden daha yetenekli olduğum anlamına mı geliyor? Kesinlikle hayır! Elbette herkes farklıdır ve herkesin güçlü ve zayıf yönleri vardır. Bazı insanların mükemmel refleksleri olabilir ancak son derece düşük bir APM'leri (dakikadaki eylem sayısı) olabilir. Bazılarının iyi bir zamanlama duygusu olabilir ancak benim gibi kesinlikle berbat bir nişan alma yeteneği olabilir. Bu faktörlerin hiçbiri oyunu zorlaştırmaz. Daha önce de belirttiğim gibi, oyunu rahatça bitirmek için daha derine inmeniz gerekiyor ve bunun karşılığını alacaksınız.
    Zorluk derecesinin ölçütü: Soulslike oyunlar yanlışlıkla zor oyunlar olarak değerlendiriliyor. Dark Souls'un mirasçıları için böyle bir kaderin sebebi nedir? [h2]Yasal Uyarı [/h2]Bu materyal ne pratik bir rehber, ne eleştirel bir analiz, ne de bir ifşaat niteliğindedir. Amacı, okuyucuya Souls benzeri oyunlar fenomeni hakkında genel bir anlayış kazandırmak ve bu oyunların meşhur karmaşıklığının doğasına ilişkin öznel bir bakış açısı sunmaktır. Yazar, oyun dünyasındaki her yargının sorgulanabilir olduğunu bilerek, nihai otorite iddiasından bilinçli olarak kaçınmaktadır. Aynı zamanda, bu oyunların yalnızca "seçilmiş birkaç kişiye" erişilebilir olduğu yönündeki kalıcı efsanenin incelemeye dayanmadığına inanıyorum. Aşağıda, bu elitist yanılgıyı çürüten argümanlar sunacağım. [h3] Özü[/h3] Oyun zorluğunu değerlendirmek özneldir. Birine kolay gelen bir şey, bir başkasına dayanılmaz derecede zor gelebilir. Ve bu durum karşılıklı olarak geçerlidir. On yılı aşkın süredir oluşan mitolojisi sayesinde Souls serisi, birçok oyuncu için zor oyunlarla sıkı bir şekilde özdeşleşmiştir. Aynı nedenle, zırhsız Elden Ring'i tamamlamak gibi zorlukları içeren videolar internette yaygındır; bu videolar her zaman ilgi uyandırır. Bu arada, türün kendisi de sürekli olarak yeni klişeler ve yanlış anlamalar biriktirmektedir. Tekken'in yönetmeni Katsuhiro Harada'nın şu açıklamayı yaptığını belirtmekte fayda var: [quote]Şahsen, Dark Souls'taki aksiyon mekaniklerinin oldukça basit olduğunu düşünüyorum ve oyunu özellikle zor bir oyun olarak görmüyorum.[/quote] [b]Tekken'in yönetmeni Katsuhiro Harada[/b] Ancak, tweetinin tamamını okursanız, özellikle uzun süredir devam eden iş birlikleri göz önüne alındığında, Miyazaki'nin oyunları hakkında çok olumlu konuştuğu açıkça ortaya çıkıyor. [b]Cehaletten kaynaklanan zorluk[/b] Başından beri Dark Souls'un halkla ilişkiler kampanyası, zorlu bir mücadeleye can atan, sıkı bir kitleyi hedefliyordu. Oyunun çıkışından önce bile The Guardian , "Dikkat... Demon's Souls'un manevi halefi daha da zor, karanlık ve tehlikeli hale geldi" başlıklı bir makale yayınladı. Harita, görev günlüğü ve duraklatma düğmesinin olmaması heyecanı daha da artırdı; bu, DS'nin zorluklarının sadece küçük bir parçası gibi görünüyordu . Oyun, oyuncuyu zekasını kullanmaya itercesine, belirli engellerin birden fazla yolla aşılabileceği şekilde tasarlanmıştı. Aynı Guardian makalesinde şu ifadeler de yer alıyordu: [quote]Hidetaka Miyazaki, oyunu zorlu olacak şekilde kurgulamış, ancak zorlukların üstesinden gelmenin her zaman birden fazla yolu olduğunu ve oyuncuların hatalarından ders çıkarabileceğini belirtmiştir.[/quote] [b]Muhafız[/b] Gerçekten de, oyundaki birçok şey son derece tahmin edilemez. Çoğu zaman zekânızı kullanmanız gerekir, bazen oyun dünyası ipuçları verir veya son çare olarak her şeyinizi ortaya koyabilirsiniz. Ancak bu gibi oyunlarda akıntıya karşı yüzmek çok dezavantajlı bir seçenektir. Örneğin, köprüdeki Wyvern, oyunun başında birçok oyuncu için gerçek bir baş belası olabilir: bu boss, ilk karşılaştığınızda gerçekten can sıkıcı olabilir. Ancak belirli koşullar yerine getirilirse atlanabilir ve hatta ödüllendirilebilir. Yine de, oyun bunu açıkça belirtmiyor. Lies of P oyununda İnsanlık mekaniği bulunuyor. Oyunda doğrudan veya açık bir ipucu olmamasına rağmen, bu mekanik olay örgüsünü doğrudan etkiliyor. Yeterli İnsanlık puanı biriktirmek için sürekli yalan söylemeniz ve böylece şefkat göstermeniz gerekiyor. Ayrıca, belirli bir İnsanlık puanına ulaşmak, kanonik kabul edilen alternatif bir sonu açıyor. Wu Chang: Fallen Feathers'da ilk karşılaştığınız sunak, düşman şeklinde bir tuzak olabilir. Ve bu oyunda aniden ortaya çıkan düşmanlar oldukça yaygın. Bilmeden oynayan bir oyuncu kolayca tuzağa düşebilir. Oyunun başlangıçta oyunculara hiç de nazik davranmadığı ve tabiri caizse onları acı çektirdiği düşünüldüğünde, böyle bir "hediye", eğer farkında değilseniz, oldukça şaşırtıcı olabilir. Bu zorluklar, oyuncu bunların farkına varana kadar zor görünebilir. Oyuna zaman ayırıp kendinizi tamamen kaptırırsanız, oyun daha keyifli hale gelir. Bu bir Minecraft seansı veya hız koşusu değil 🧱. Oyuncu bu kurala uyarsa, oyun ona karşı nazik davranacak ve oyunu tamamen farklı bir açıdan, iyi anlamda görecektir. [b]Yöntem, beceriden daha önemlidir.[/b] Ama neyse, gizli mekanikler işte. Sonuçta, bu tür oyunlarda beceri de önemlidir. Zamanında kaçamazsanız ölürsünüz. Bu tür oyunların basit bir döngü üzerine kurulu olduğunu anlamak önemlidir: geçmeye çalış ve öl. Bu döngü, oyuncu başarılı olana kadar devam eder. Bu, düşman zamanlamalarını öğrenmeyi, belirli bir hedefe doğru sıçramayı hesaplamayı veya süre dolmadan önce belirli bir gereksinimi karşılamayı içerebilir. Çoğu durumda, bu, oyuncuları gerekli beceriler kas hafızalarına yerleşene kadar zor bir duruma sokar; bundan sonra, zamanla bile, engel artık bir zorluk teşkil etmez. Oyunu bir kez tamamladıktan sonra, tekrar oynamak o kadar zor gelmiyor. Oyunu baştan oynayan herkes, ilk oynayıştan sonra oyunun daha hızlı ilerlediğini fark edecektir. Bu da, özellikle NG+ modunda (birkaç istisna dışında), sonraki oynayışların genellikle daha az zorlayıcı olduğu anlamına gelir. İlk kez karşılaştığınız ve hangi hareketlere sahip olduğunu bilmediğiniz bir düşmanla karşılaştığınızda da zorluk ortaya çıkar. Ama hepimiz biliyoruz ki Souls oyunları dövüşe odaklıdır. Bu oyunlarda yaptığınız her şey öldürmektir. Herkesi tekrar tekrar öldürmeniz gerekir ve sonuçta tüm oyun tek bir şeye odaklanır: öldürmek. Bin denemeden sonra, beyninizi kapatıp sadece kas hafızanıza güvenseniz bile, nefret ettiğiniz herhangi bir patronu bile yenebilirsiniz. 10.000 farklı vuruş tekniğini uygulayan adamdan korkmam. Ben tek bir vuruşu 10.000 kez uygulayan adamdan korkarım. [b]Bruce Lee[/b] Bu, kolay olduğu anlamına gelmez. Belirleyici faktör beceri değil, yöntemdir. Örneğin, DS'de klasik örnek şudur: "Bir fırsat bul → 3 vuruş yap → kaç → tekrarla." Kendine güvenen, metodik bir beceriyle, oyun deneyiminiz ne olursa olsun, herhangi bir patronu alt edebilirsiniz. [b]Patron sistemi [/b]Boss savaşlarından ayrı olarak bahsetmek istiyorum, çünkü bunlar tüm Souls benzeri oyunların temelini oluşturuyor. Türün diğer oyunlarına kıyasla genellikle şaşırtıcı sayıda boss bulunuyor. Gerçekten de, boss savaşlarında yapılan bir hatanın bedeli oldukça yüksek: bir veya iki vuruşu kaçırırsanız, neredeyse ölmüş sayılırsınız. Ölürseniz, büyük olasılıkla ruhlarınızı kaybedersiniz, çünkü ruhlarınızı ancak boss'u yenerek geri kazanabilirsiniz (yukarıda bahsettiğim oyunlar hariç). Bu boss'lar sert ve sık sık vuruyorlar. Boss savaşlarının genellikle iki aşaması vardır ve ikinci aşamada genellikle daha agresif saldırılar veya biraz değiştirilmiş saldırı düzenleri bulunur. Birçok kişi bunu bir meydan okuma olarak görüyor. Bu meydan okuma, bu tür oyunların sadece güzel bir şekilde tasarlanmış olmakla kalmayıp aynı zamanda oldukça muhteşem olması gerçeğiyle de haklı çıkarılıyor. Oyun tasarımı açısından bakıldığında, boss'lar bu türe çok iyi uyuyor çünkü çocukluğumuzdan beri bir seviyeyi tamamladığınızda, öğrendiklerinizi pekiştirmek için sonunda bir sınav olacağı hissine kapıldık. Bu nedenle, boss'lar genellikle üstesinden gelinmesi gereken güçlü bir şey olarak önemli bir rol oynarlar. Bir diğer önemli faktör ise, boss dövüşlerinin bu tür oyunların başka hiçbir yerde olmadığı kadar gösterişli olduğu yer olmasıdır. Devasa, korkutucu ve genellikle belirli bir saldırı türünü gerçekleştirdiğinizde farklı bir animasyona sahipler. Bu nedenle, boss'ların bu oyunlarda özel bir rolü vardır. Vurduğunuz her darbeyi hissedersiniz. Kullandığınız her komboyu, tıpkı bir kaçış veya karşı saldırıyı hissettiğiniz gibi hissedersiniz. Bunun nedeni, risklerin yüksek olmasıdır: Şimdi darbe alırsanız, her şeye yeniden başlamanız gerekeceğini biliyorsunuz ve bu nedenle, vuruşlar, kaçışlar ve karşı saldırılar için fırsatlar bulmaya daha dikkatlisiniz. Lies of P'de aynı anda dört tane olan bir boss dövüşünde ne kadar zorlandığımı hatırlıyorum. Onu yenene kadar çaresizlik içinde ağladım. Her kaçışı inanılmaz derecede havalı bir şey, vurduğum her darbeyi ise kişisel bir başarı olarak hissettim. Ama bir yıl sonra, sıfırdan başladığımda, onları ilk denememde yenebildim. Ancak, ilk seferki kadar heyecan verici değildi. Bunun nedeni, beynin tüm hareketleri çoktan öğrenmiş ve ezberlemiş olmasıdır. Onun için artık bir meydan okuma değil, sadece bir ısınmadır. Yani, tüm boss dövüşü animasyonları öğrenmek ve onlara karşı koymakla ilgili. Aslında, genel olarak Souls oyunlarından bahsediyorsak, oyunun tamamı esasen bunun üzerine kurulu: bir şeyin animasyonlarını öğrenin ve onlara karşı koyun. Bunda kolay ya da zor bir şey yok. Sadece öyle. [b]Tür, zorluğu belirlemez.[/b] Birçok kişinin en büyük yanılgısı, Souls oyunlarının belirli bir zorluk seviyesini ima ettiği düşüncesidir. Türün zorluk seviyesini hiç belirlemediği birçok örnek var. Örneğin Nioh 3 mükemmel bir örnek. Tüm oyunu tüm cephaneliğinizi kullanmadan bile oynayabilirsiniz. Hatta birçok silahı hiç kullanmadan da oyunu kolayca bitirebilirsiniz. Ancak diyelim ki NG+'ya geçtiğinizde, sahip olduğunuz her şeyi gerçekten kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Bu yaklaşım, geliştiricilerin hem sıradan oyuncuları hem de daha deneyimli oyuncuları aynı anda memnun etmeye çalıştığı izlenimini veriyor. Bir yandan bunu sevmiyorum, diğer yandan ise Team Ninja'nın tüm oyunları Bushnell'in "öğrenmesi kolay, ustalaşması zor" ilkesi üzerine kurulu. Her şey ustalaşmak için basit kurallarla ilgili, ancak becerilerinizi geliştirmek çok daha uzun sürüyor. Eğer Wyvern veya ilk boss gibi bazı boss'ları nasıl yeneceğinizi biliyorsanız, Dark Souls'u tamamlamak özellikle zor değil. Dark Souls'un asıl amacı, ilk başta aşılmaz gibi görünen bir şey olsa bile, karar vermeden önce oyunu öğrenmektir. Lies of P daha sonra bir zorluk ayarı da ekledi. Oyun sırasında istediğiniz zaman zorluk seviyesini değiştirebilirsiniz. Ancak, zorluk seviyesi sadece zorluğu artırarak düşmanları daha güçlü ve daha zorlu hale getiriyor. Hareketler, düşman sayısı ve engeller aynı kalıyor. Geliştiricilerin daha zor bir zorluk seviyesi değil, daha kolay bir seviye eklediğini belirtmekte fayda var. Bu yaklaşım, öğrenme eğrisini önemli ölçüde düşürerek tüm oyunculara hitap ediyor. Son olarak, Souls oyunlarının bir nevi "hafifletilmiş" versiyonu olan oyunlar da var. Örneğin, Star Wars Jedi: Survivor, Souls oyunlarıyla aynı unsurlara sahip: dayanıklılık çubuğu, sunaklar ve dövüş temposuna vurgu. Beş zorluk seviyesi bulunuyor. Ancak birçok kişi buna Souls oyunu demez. Souls oyunları, tamamlanması zor bir türün klişesi haline geldi. Ve bu kısmen doğru. Çünkü her oyun engelleri aşmak için tasarlanmıştır ve zorluk genellikle öznel bir faktör olarak algılanır. Ancak terime objektif olarak bakarsanız, zor olan tamamen farklı oyunlardır. [b]Diğer zorluk seviyeleri[/b] Genel olarak oyun zorluğu konusunu incelemek için, diğer türdeki oyunları incelemek ve karşılaştırmak gereklidir. Zorluk, yalnızca zamanlamayla değil, oyuncuya meydan okuyabilecek diğer tüm yollarla, özellikle de karmaşık olanlarla belirlenebilir. Tek bir boss'a binlerce kez ölmeme rağmen Sekiro'yu rahatlıkla bitirebiliyorum . Ama Far Cry serisi de dahil olmak üzere herhangi bir birinci şahıs nişancı oyununda inanılmaz derecede zorlanıyorum . Bu, Far Cry'ın Sekiro'dan daha zor olduğu anlamına mı geliyor? Sanmıyorum. Bu, Sekiro'da zorlanan diğerlerinden daha yetenekli olduğum anlamına mı geliyor? Kesinlikle hayır! Elbette herkes farklıdır ve herkesin güçlü ve zayıf yönleri vardır. Bazı insanların mükemmel refleksleri olabilir ancak son derece düşük bir APM'leri (dakikadaki eylem sayısı) olabilir. Bazılarının iyi bir zamanlama duygusu olabilir ancak benim gibi kesinlikle berbat bir nişan alma yeteneği olabilir. Bu faktörlerin hiçbiri oyunu zorlaştırmaz. Daha önce de belirttiğim gibi, oyunu rahatça bitirmek için daha derine inmeniz gerekiyor ve bunun karşılığını alacaksınız.
    Beğen
    1
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 3B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Assassin's Creed Black Flag'in yeniden senkronizasyonu Ubisoft'u kurtardı
    Assassin's Creed Black Flag'in yeniden senkronizasyonu Ubisoft'u kurtardı, ancak şirket yüz milyonlarca dolar kaybediyor.

    Ubisoft ilk çeyrek sonuçlarını açıkladı ve işler pek de iyi görünmüyor. Şirketin raporunun analizine dayanan blog yazarı Dima Antivirus'e göre, satışlar yıllık bazda %9 düşüşle 256 milyon Euro'ya geriledi. Winnipeg ve Belgrad'daki stüdyolar kapatıldı ve personel işten çıkarılıyor. Ancak bazı iyi haberler de var. Assassin's Creed Black Flag Resynced yeniden yapımı 9 Temmuz'da piyasaya sürüldü ve iki haftada 3,5 milyon kopya sattı. Bu, şirketin tüm yıl için beklediğinden daha fazla. Oyun eleştirmenlerden 84 puan aldı; bu, serinin 2013'ten beri elde ettiği en iyi sonuç. Steam'de aynı anda 105.000 kişi oynadı; bu da bir Assassin's Creed oyunu için rekor.

    Piyasaya sürülmesinin üzerinden iki yıl geçtikten sonra, mobil oyun Invincible: Guarding the Globe aniden rekor gelir elde etti. Yeni bir sezon ve karakter de buna katkıda bulundu. Rainbow Six Siege istikrarlı bir performans sergilerken, The Division 2 oyun içi para birimi satışlarında rekorlar kırıyor ve The Crew Motorfest, NASCAR ve ücretsiz PS+ erişimi sayesinde oyuncu sayısını artırdı. Rayman Legends'ın yeniden yapımı ise 1 Ekim'de tamamen 3D olarak, yeni grafikler ve oynanışla piyasaya sürülecek.

    Ubisoft ayrıca, Take-Two'da 20 yıl geçiren ve 2K Games'i kuran Christoph Hartmann'ı da işe aldı. Hartmann şu anda Ghost Recon, The Division ve Splinter Cell oyunlarından sorumlu. Dima Antvira'ya göre, Ubisoft bu yılın kârsız geçeceğini ve 500 milyon Euro'ya kadar düşüş yaşayacağını dürüstçe açıklıyor. Ancak yeni Assassin's Creed, Far Cry ve Ghost Recon oyunları sayesinde 2027'de güçlü bir geri dönüş sözü veriyorlar.
    Assassin's Creed Black Flag'in yeniden senkronizasyonu Ubisoft'u kurtardı, ancak şirket yüz milyonlarca dolar kaybediyor. Ubisoft ilk çeyrek sonuçlarını açıkladı ve işler pek de iyi görünmüyor. Şirketin raporunun analizine dayanan blog yazarı Dima Antivirus'e göre, satışlar yıllık bazda %9 düşüşle 256 milyon Euro'ya geriledi. Winnipeg ve Belgrad'daki stüdyolar kapatıldı ve personel işten çıkarılıyor. Ancak bazı iyi haberler de var. Assassin's Creed Black Flag Resynced yeniden yapımı 9 Temmuz'da piyasaya sürüldü ve iki haftada 3,5 milyon kopya sattı. Bu, şirketin tüm yıl için beklediğinden daha fazla. Oyun eleştirmenlerden 84 puan aldı; bu, serinin 2013'ten beri elde ettiği en iyi sonuç. Steam'de aynı anda 105.000 kişi oynadı; bu da bir Assassin's Creed oyunu için rekor. Piyasaya sürülmesinin üzerinden iki yıl geçtikten sonra, mobil oyun Invincible: Guarding the Globe aniden rekor gelir elde etti. Yeni bir sezon ve karakter de buna katkıda bulundu. Rainbow Six Siege istikrarlı bir performans sergilerken, The Division 2 oyun içi para birimi satışlarında rekorlar kırıyor ve The Crew Motorfest, NASCAR ve ücretsiz PS+ erişimi sayesinde oyuncu sayısını artırdı. Rayman Legends'ın yeniden yapımı ise 1 Ekim'de tamamen 3D olarak, yeni grafikler ve oynanışla piyasaya sürülecek. Ubisoft ayrıca, Take-Two'da 20 yıl geçiren ve 2K Games'i kuran Christoph Hartmann'ı da işe aldı. Hartmann şu anda Ghost Recon, The Division ve Splinter Cell oyunlarından sorumlu. Dima Antvira'ya göre, Ubisoft bu yılın kârsız geçeceğini ve 500 milyon Euro'ya kadar düşüş yaşayacağını dürüstçe açıklıyor. Ancak yeni Assassin's Creed, Far Cry ve Ghost Recon oyunları sayesinde 2027'de güçlü bir geri dönüş sözü veriyorlar.
    Beğen
    5
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 903 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
Daha Fazla Sonuç
Oyun Gündemi
Yükleniyor...
Forum Son Yazılan Konular
TechForumTR https://techforum.tr/sosyal