• The Blood of Dawnwalker İncelemesi
    The Blood of Dawnwalker İncelemesi Vampir RPG'si Witcher 3'ün İzinden Gidiyor mu?

    CD Projekt RED'den ayrılıp kendi stüdyosunu kurmak ve ardından büyük bütçeli, karanlık fantezi türünde yeni bir RPG geliştirmek oldukça iddialı bir karar.

    Hele ki ekipte The Witcher serisi üzerinde çalışmış geliştiriciler bulunuyorsa, yeni oyunun çıkacağı ilk günden itibaren Witcher 3 ile karşılaştırılacağı neredeyse kesin.

    Rebel Wolves'un geliştirdiği The Blood of Dawnwalker tam olarak böyle bir oyun.

    İlk bakışta karanlık ortaçağ atmosferi, üçüncü şahıs kamera açısı, köyler, canavarlar ve görev yapısıyla Witcher 3'ü hatırlatıyor.

    Ancak birkaç saat oynadıktan sonra Dawnwalker'ın yalnızca "eski Witcher geliştiricilerinden yeni Witcher" olmadığını anlamaya başlıyorsunuz.

    Oyunun asıl kimliği gündüz ile gece arasında değişen oynanışta, vampir mekaniklerinde, sınırlı zamanda ve oyuncunun yalnızca yaptığı seçimlerin değil, yapmadığı şeylerin de sonuç doğurmasında ortaya çıkıyor.

    İncelemede hikâyenin başlangıcı ve bazı oynanış mekanikleri hakkında küçük spoiler'lar bulunmaktadır.

    İlk Bakışta Witcher 3 Hissi Kaçınılmaz

    The Blood of Dawnwalker'ın ilk saatlerinde The Witcher 3 benzetmesi yapmak oldukça kolay.

    Karanlık bir ortaçağ dünyası, çamurlu köy yolları, eski ahşap evler, tehlikeli yaratıkların bulunduğu mağaralar ve üçüncü şahıs kamera açısı tanıdık bir atmosfer oluşturuyor.

    Prodüksiyon tasarımında da benzer bir Avrupa karanlık fantezi havası hissediliyor.

    Fakat bu benzerlik oyunun bütün kimliğini açıklamıyor.

    Dawnwalker ilerledikçe vampir teması ve zaman sistemi üzerinden kendi oynanış mantığını oluşturmaya başlıyor.

    Witcher 3'ün izlerini görmek kolay, ancak Dawnwalker'ın amacı aynı oyunu yeniden yapmak değil.

    Hikâye: İnsan ile Vampir Arasında Kalan Bir Kahraman

    Hikâye savaşlar ve salgın hastalıklarla yıpranmış 14. yüzyıl Avrupa'sında geçiyor.

    Vadiyi yöneten baskıcı düzenin üzerine bir de güçlü vampirlerin hâkimiyeti ekleniyor.

    Brencis liderliğindeki vampirler bölgenin kontrolünü ele geçirirken insanlar giderek daha ağır şartlarda yaşamaya zorlanıyor.

    Ana karakter Cohen ise küçük bir maden köyünde yaşayan sıradan bir adam.

    Ancak vampirlerle yaşadığı karşılaşmanın ardından hayatı tamamen değişiyor ve kendisi de bir Dawnwalker'a dönüşüyor.

    Bu da Cohen'i iki dünyanın arasında bırakıyor.

    Gündüz insan.

    Gece vampir.

    Oyunun en önemli mekaniklerinden biri tam olarak bu ikilik üzerine kuruluyor.

    Gündüz ve Gece Gerçekten Farklı Oynanıyor

    Dawnwalker'ın en ilginç taraflarından biri gündüz ve gece arasında yalnızca görsel bir değişiklik olmaması.

    Cohen'in yetenekleri de değişiyor.

    Gündüz vakti daha klasik bir savaşçı gibi hareket ediyor. Kılıç kullanıyor ve büyü temelli yeteneklere erişebiliyor.

    Gece olduğunda ise vampir tarafı öne çıkıyor.

    Pençeler, ısırıklar, kan yoluyla sağlık yenileme ve çok daha hareketli yetenekler devreye giriyor.

    Özellikle gölge adımı ve tırmanma yetenekleri dünyanın dikey yapısını tamamen farklı kullanmanızı sağlıyor.

    Gündüz ulaşamadığınız bir çatıya gece doğrudan tırmanabiliyorsunuz.

    Bir binaya gündüz gizlice kapıdan girmeniz gerekirken gece dışarıdan yukarı çıkarak tamamen farklı bir yol bulabiliyorsunuz.
    Dawnwalker'ın en başarılı fikirlerinden biri aynı mekânı gündüz ve gece iki farklı oyun alanına dönüştürebilmesi.

    Keşke Gündüz ve Gece Ayrımı Daha Fazla Kullanılsaydı

    Sistem iyi çalışıyor ancak potansiyelinin her zaman tam olarak kullanıldığını söylemek zor.

    Bazı görevlerde gündüz ve gece arasındaki fark gerçekten önemli.

    Farklı giriş yolları açılıyor, bazı yerlere yalnızca belirli zamanda ulaşabiliyorsunuz ve vampir yetenekleri haritanın tamamen başka şekilde kullanılmasını sağlıyor.

    Fakat bazı bölümlerde bu ayrım daha yüzeysel kalıyor.

    İnsan ve vampir formu arasındaki fark bazen çok belirginken bazı çatışmalarda iki tarafın oynanışı birbirine fazla yaklaşabiliyor.

    Bu nedenle oyun çok güzel bir fikir bulmuş ancak her görevde aynı seviyede değerlendirememiş hissi veriyor.

    Ailenizi Kurtarmak İçin 30 Gününüz Var

    Cohen'in ailesi Brencis'in elinde.

    Onları kurtarmak için ise yalnızca 30 gün ve 30 gece bulunuyor.

    İlk bakışta bu sistem oyunu sürekli acele ettirecekmiş gibi görünebilir.

    Neyse ki gerçek zaman sürekli akmıyor.

    Haritada dolaşabilir, çevreyi keşfedebilir, sandık arayabilir ve farklı bölgeleri inceleyebilirsiniz.

    Zaman yalnızca belirli eylemleri tamamladığınızda ilerliyor.

    Üstelik oyun bir aktivitenin zaman harcayacağını önceden belirtiyor.

    Bu sayede oyuncu sürekli saatle yarışmak yerine hangi aktivitenin gerçekten değerli olduğuna karar vermeye başlıyor.

    Zaman Sistemi Görevlere Farklı Bakmanızı Sağlıyor

    Açık dünya RPG'lerinde genellikle haritada gördüğümüz bütün soru işaretlerini temizleme alışkanlığımız var.

    Birisi kaybolan eşyasını arıyorsa ana hikâyeyi bırakıp ona yardım ederiz.

    Bir kamp görünüyorsa temizleriz.

    Yeni bir yan görev çıkarsa görev listesine ekleriz.

    Dawnwalker ise basit bir soru soruyor:
    Bunu yapmaya gerçekten değer mi?
    Çünkü bazı görevler zaman harcıyor.

    Bir yabancıya yardım etmek isteyebilirsiniz ama bu yardım günün önemli bir bölümünü tüketebilir.

    Yeni bir yetenek öğrenmek bile zaman maliyetine sahip olabilir.

    Klasik "Burada yapacak ne var?" sorusu yerini "Burada yapılması gerçekten önemli olan ne var?" sorusuna bırakıyor.

    Bence oyunun en başarılı fikirlerinden biri bu.

    Her Şeyi Tek Oynayışta Yapamayabilirsiniz

    Zaman sınırlaması doğal olarak bütün görevleri tamamlamayı zorlaştırıyor.

    Ancak oyun bunu bir eksiklik gibi değil, tasarımın parçası olarak kullanıyor.

    Bir görevi yapmamanız da bir seçim.

    Bir karaktere yardım etmezseniz dünya durup sizi beklemiyor.

    Olaylar sizin katılımınız olmadan ilerleyebiliyor.

    Ve bazı durumlarda bunun sonuçlarını daha sonra görebiliyorsunuz.

    Bu yaklaşım görevleri sıradan bir kontrol listesinden çıkarıyor.

    Dawnwalker yalnızca yaptığınız seçimleri değil, görmezden geldiğiniz fırsatları da hatırlıyor.

    Yan Görevler Oyunun En Güçlü Taraflarından

    The Witcher 3'ü unutulmaz yapan unsurlardan biri yan görevlerinin basit görevlerden çok küçük hikâyeler gibi hissettirmesiydi.

    Dawnwalker da benzer bir yaklaşım kullanıyor.

    Başlangıçta son derece basit görünen bir görev ilerledikçe ahlaki açıdan çok daha karmaşık hale gelebiliyor.

    Örneğin ölü birinin gümüş takılarını çalan bir mezar hırsızına rastlayabilirsiniz.

    İlk anda adam açıkça suçlu görünüyor.

    Ancak ilerledikçe gümüşü vampirlere karşı kullanılacak bir silah yapmak amacıyla topladığı ortaya çıkabiliyor.

    Bir anda doğru ile yanlış arasındaki çizgi bulanıklaşıyor.

    Oyunun görev tasarımının iyi olduğu anlar tam olarak bunlar.

    Bazı Hikâyeleri Tamamen Kaçırabilirsiniz

    Keşif sırasında bulduğunuz sıradan bir anahtar bile ayrı bir görev zincirini başlatabiliyor.

    Kilidi açılan bir evin içinde bulunan belgeler sizi farklı karakterlere ve olaylara götürebiliyor.

    Daha da güzeli bazı hikâye karakterleriyle ne yapacağınız tamamen size bırakılıyor.

    Bir karakteri doğrudan ortadan kaldırabilirsiniz.

    Onunla ilgili daha kapsamlı bir görev zincirini takip edebilirsiniz.

    Ya da hiçbir şey yapmadan oradan ayrılabilirsiniz.

    Oyun her zaman seçenekleri büyük görev işaretleriyle önünüze koymuyor.

    Bu da keşfetme hissini güçlendiriyor.

    Zaman Bir Baskıdan Çok Karar Mekaniği

    30 günlük sistem ilk duyulduğunda stres yaratabilecek bir özellik gibi görünebilir.

    Ancak oynadıkça amacın oyuncuyu acele ettirmek olmadığını fark ediyorsunuz.

    Asıl amaç karar vermeyi zorlaştırmak.

    Bir kampı temizlemek mi daha önemli?

    Yeni bir beceri öğrenmek mi?

    Bir yan görevi araştırmak mı?

    Ana hikâyeye devam etmek mi?

    Her seçim diğer fırsatlar için kullanabileceğiniz zamandan harcıyor.

    Böylece zaman yalnızca bir sayaç olmaktan çıkıp rol yapma sisteminin parçası haline geliyor.

    Oyun Dünyası Büyük Ama Gereksiz Derecede Büyük Değil

    Dawnwalker modern açık dünya oyunlarıyla karşılaştırıldığında daha kompakt bir haritaya sahip.

    Bu bence avantaj.

    İki önemli nokta arasında dakikalarca boş arazide ilerlemeniz gerekmiyor.

    Dünya yine yeterince büyük hissettiriyor ancak içerik yoğunluğu daha yüksek.

    Mağaralar, kalıntılar, köyler ve gizli bölgeler birbirine daha yakın.

    Haritanın daha küçük olması aynı zamanda zaman mekaniğiyle de uyumlu.

    Dünya Tamamen Tekrardan Kurtulamıyor

    Kompakt yapı monotonluğu azaltıyor ama tamamen ortadan kaldırmıyor.

    Ana düşmanın gücünü azaltmak için bazı tekrar eden aktiviteler yapmanız gerekiyor.

    Kampları temizlemek, mahkumları kurtarmak ve çeşitli düşman noktalarını ortadan kaldırmak bir süre sonra benzer hissettirebiliyor.

    Neyse ki bu etkinliklerin arasında iyi yazılmış görevlerin bulunması oyunun temposunu toparlıyor.

    Şöhret Sistemi Dünyayı Değiştiriyor

    Cohen vampir düzenine karşı daha fazla mücadele ettikçe şöhreti artıyor.

    Bu yalnızca ekrandaki bir sayı değil.

    Brencis sizi daha büyük bir tehdit olarak görmeye başladıkça dünya da buna tepki veriyor.

    Daha fazla devriye ortaya çıkabiliyor, kontrol noktaları sıklaşabiliyor, fiyatlar değişebiliyor ve ödül avcıları peşinize düşebiliyor.

    Ancak bunun olumlu tarafı da var.

    Vampir rejimine karşı olan karakterler Cohen'e daha fazla güvenmeye başlıyor ve yeni görevler açılabiliyor.

    Bu sistem dünyaya hoş bir tepki hissi veriyor.

    Dövüş Sistemi Kâğıt Üzerinde Çok İlginç

    Savaş sistemi yönlü saldırı ve savunma mantığı üzerine kurulmuş.

    Düşman belirli bir yönden saldırıyor.

    Oyuncunun saldırıyı doğru okuması, savuşturması veya kaçması gerekiyor.

    Ardından karşı saldırı fırsatı ortaya çıkıyor.

    Tek rakiple yapılan mücadelelerde sistem oldukça sinematik görünüyor.

    Sorun birden fazla düşman aynı anda saldırdığında başlıyor.

    Kalabalık Çatışmalar Sistemin Zayıf Noktası

    Bir düelloda gayet kontrollü çalışan dövüş sistemi, iki veya üç düşman sizi çevrelediğinde karmaşık hale gelebiliyor.

    Kamera rakipler arasında hızlı şekilde geçiş yapıyor.

    Cohen farklı yönlerden gelen saldırıları savuşturmaya çalışıyor.

    Oyuncunun takip etmesi gereken bilgi miktarı bir anda artıyor.

    Oldukça şık görünen düello sistemi kalabalık savaşlarda zaman zaman yorucu hale geliyor.

    Kaynak incelemede de dövüş sisteminin özellikle birden fazla rakip devreye girdiğinde sorun yaşadığı vurgulanıyor.

    Gece Savaşmak Daha Eğlenceli

    Vampir formu dövüş sisteminin temposunu belirgin şekilde artırıyor.

    Gece Cohen çok daha hareketli.

    Rakiplerle arasındaki mesafeyi hızlı kapatabiliyor, pençe saldırıları yapabiliyor ve düşmanlarını ısırarak sağlık yenileyebiliyor.

    Bu da gündüz kullanılan daha kontrollü kılıç dövüşlerinden farklı bir his oluşturuyor.

    Vampir olarak oynadığınızda karakter daha yırtıcı ve saldırgan hissettiriyor.

    Üç Farklı Yetenek Yolu

    Karakter gelişimi üç temel alan üzerinden ilerliyor.

    Kılıç ustalığı hem gündüz hem gece kullanılabiliyor.

    Büyücülük daha çok insan formunda ön plana çıkıyor.

    Vampirizm ise gece açılan yetenekleri geliştiriyor.

    Bu ayrım gündüz ve gece sisteminin yalnızca hareket açısından değil karakter gelişimi açısından da farklılaşmasını sağlıyor.

    Özellikle vampir yeteneklerinin hikâyeyle mekanik olarak açıklanması güzel bir ayrıntı.

    Vampir Olmanın Gerçek Sonuçları Var

    Cohen'in kan ihtiyacı yalnızca görsel bir ayrıntı değil.

    Susuzluğunu kontrol edemezseniz çevrenizdeki karakterleri besin kaynağı olarak kullanmanız mümkün.

    Daha da ilginci hikâye açısından önemli karakterlerin bile bundan tamamen korunmaması.

    Bir kişiyi öldürmek bazı görevleri veya ilişkileri etkileyebiliyor.

    Oyun daha sonra "ama bu karakter önemliydi" diyerek seçiminizi geri almıyor.

    Vampir gücünü kullanmak avantaj sağlıyor ancak bunun ahlaki ve oynanış açısından bedeli bulunuyor.

    Düşman Çeşitliliği Daha İyi Olabilirdi

    Dövüş sisteminin en önemli problemlerinden biri düşman çeşitliliğinin bir süre sonra yetersiz hissettirmesi.

    İlk saatlerde farklı saldırıları okumak ve savuşturmak eğlenceli.

    Ancak benzer rakiplerle tekrar tekrar karşılaşınca sistemin sınırları ortaya çıkmaya başlıyor.

    Yeni yetenekler bir miktar çeşitlilik sağlıyor fakat oyunun ikinci yarısında daha fazla düşman tipi görmek iyi olurdu.

    Oyun Temposu Genel Olarak Başarılı

    Dawnwalker sürekli savaşmaya zorlamıyor.

    Bir çatışmanın ardından soruşturma bölümü gelebiliyor.

    Ardından sakin bir konuşma veya keşif bölümü başlayabiliyor.

    Bölüm sonlarında ise daha büyük çatışmalar veya patron dövüşleri devreye giriyor.

    Bu değişken tempo oyunun uzun süre tek bir mekaniğe takılıp kalmasını engelliyor.

    Teknik Sorunlar Oyunun En Büyük Eksiklerinden

    Dawnwalker'ın en ciddi problemleri teknik tarafta.

    Kaynak incelemede PC sürümünde donma, çökme, ışınlanma sırasında FPS düşüşleri ve DLSS ile Kare Üretimi tarafında sorunlar yaşandığı belirtiliyor. :contentReference[oaicite:3]{index=3}

    Animasyonlarda da zaman zaman cilasız görünen bölümler bulunuyor.

    Bu nedenle oyun içerik tarafında güçlü olmasına rağmen teknik açıdan biraz daha zamana ihtiyaç duyuyor hissi veriyor.

    Birkaç kapsamlı güncelleme oyunun genel deneyimini ciddi şekilde iyileştirebilir.

    Teknik Sorunlara Rağmen Neden Devam Etmek İstiyorsunuz?

    Dawnwalker'ın en güzel yanı burada ortaya çıkıyor.

    Bir karakterle yalnızca üzerinde görev işareti olduğu için konuşmuyorsunuz.

    Hikâyesini merak ettiğiniz için konuşuyorsunuz.

    Bir masanın üzerinde bulduğunuz not yeni bir soruşturmaya dönüşebiliyor.

    Önemsiz görünen bir karakter birkaç saat sonra çok daha büyük bir hikâyenin merkezine oturabiliyor.

    Ve verdiğiniz bazı kararların sonucunu hemen öğrenemiyorsunuz.

    Bu da oyuncuyu görev listesini tamamlamaktan çok dünyayı anlamaya teşvik ediyor.

    Dawnwalker Witcher 3'ün Kopyası mı?

    Hayır.

    The Witcher 3 etkisini inkâr etmek de gereksiz olur.

    Benzer kamera kullanımı, karanlık Avrupa fantezisi, görev tasarımı ve bazı dünya öğeleri açık şekilde tanıdık geliyor.

    Ancak Dawnwalker'ın kendi fikirleri yeterince güçlü.

    Gündüz ve gece arasında değişen oynanış, vampir yetenekleri, sınırlı zaman, bir görevi yapmamanın bile sonuç doğurması ve karakterleri gerçekten kaybedebilme ihtimali oyunu farklılaştırıyor.

    Oynadıkça Witcher benzerliği tamamen kaybolmuyor ama Dawnwalker'ın kendi kimliği çok daha belirgin hale geliyor.

    Zamanlayıcıyı Kapatmak Gerekir mi?

    Zaman sistemini tamamen kaldıran çözümler oyuncular için cazip görünebilir.

    Ancak bence ilk oynayışta bunu yapmak oyunun temel fikrinin önemli bir bölümünü ortadan kaldırıyor.

    Çünkü Dawnwalker'ın görev sistemi zaman sınırlaması düşünülerek tasarlanmış.

    Her şeye yetişememek bilinçli bir tercih.

    Bazı fırsatları kaçırmak da deneyimin parçası.
    Oyunun amacı bütün haritayı yüzde 100 temizlemek değil, sınırlı zamanda sizin için neyin önemli olduğuna karar vermek.

    The Blood of Dawnwalker'ın Güçlü ve Zayıf Tarafları

    Güçlü taraflarında özellikle görev tasarımı, gündüz ve gece sistemi, vampir oynanışı, zaman mekaniği, seçimlerin sonuçları ve kompakt açık dünya öne çıkıyor.

    Zayıf taraflarında ise teknik sorunlar, sınırlı düşman çeşitliliği, kalabalık çatışmalarda kamera problemleri ve bazı mekaniklerin potansiyelinin tam kullanılmaması bulunuyor.

    Fakat önemli olan nokta şu:

    Oyunun zayıf yanları çoğunlukla düzeltilebilir sorunlardan oluşuyor.

    Temel fikirleri ise oldukça sağlam.

    Sonuç: The Blood of Dawnwalker Oynamaya Değer mi?

    The Blood of Dawnwalker kusursuz bir oyun değil.

    Teknik açıdan cilalanması gereken birçok noktası var.

    Dövüş sistemi her durumda aynı kalitede çalışmıyor.

    Bazı aktiviteler tekrar etmeye başlayabiliyor.

    Ancak bütün bunların altında gerçekten rol yapma oyunu olmaya çalışan oldukça iddialı bir proje bulunuyor.

    Oyuncuya yalnızca "iyi" ve "kötü" seçenekleri vermek yerine zaman, bilgi ve sonuçlar üzerinden karar vermesini istiyor.

    Bazen verdiğiniz karar önemli.

    Bazen vermediğiniz karar daha önemli.

    Ve bazen en doğru seçim diye bir şey bile olmayabiliyor.
    Dawnwalker'ın en büyük başarısı mükemmel olması değil; birkaç saat oynadıktan sonra dünyasında bundan sonra ne olacağını gerçekten merak ettirmesi.
    Benim için bu, onlarca saat oynadıktan sonra hiçbir sahnesini hatırlamadığım kusursuz ama ruhsuz bir açık dünya oyunundan daha değerli.

    Rebel Wolves teknik sorunları çözebilir ve devam oyunlarında mevcut fikirleri daha da geliştirebilirse The Blood of Dawnwalker güçlü bir RPG serisinin başlangıcı olabilir.
    Sizce Dawnwalker'ın 30 günlük zaman sistemi RPG türüne gerçekten farklı bir şey katıyor mu? Yoksa açık dünya oyunlarında zaman sınırı olması sizi oyundan uzaklaştırır mı?
    The Blood of Dawnwalker İncelemesi Vampir RPG'si Witcher 3'ün İzinden Gidiyor mu? CD Projekt RED'den ayrılıp kendi stüdyosunu kurmak ve ardından büyük bütçeli, karanlık fantezi türünde yeni bir RPG geliştirmek oldukça iddialı bir karar. Hele ki ekipte The Witcher serisi üzerinde çalışmış geliştiriciler bulunuyorsa, yeni oyunun çıkacağı ilk günden itibaren Witcher 3 ile karşılaştırılacağı neredeyse kesin. Rebel Wolves'un geliştirdiği The Blood of Dawnwalker tam olarak böyle bir oyun. İlk bakışta karanlık ortaçağ atmosferi, üçüncü şahıs kamera açısı, köyler, canavarlar ve görev yapısıyla Witcher 3'ü hatırlatıyor. Ancak birkaç saat oynadıktan sonra Dawnwalker'ın yalnızca "eski Witcher geliştiricilerinden yeni Witcher" olmadığını anlamaya başlıyorsunuz. Oyunun asıl kimliği gündüz ile gece arasında değişen oynanışta, vampir mekaniklerinde, sınırlı zamanda ve oyuncunun yalnızca yaptığı seçimlerin değil, yapmadığı şeylerin de sonuç doğurmasında ortaya çıkıyor. [i]İncelemede hikâyenin başlangıcı ve bazı oynanış mekanikleri hakkında küçük spoiler'lar bulunmaktadır.[/i] [h2]İlk Bakışta Witcher 3 Hissi Kaçınılmaz[/h2] The Blood of Dawnwalker'ın ilk saatlerinde The Witcher 3 benzetmesi yapmak oldukça kolay. Karanlık bir ortaçağ dünyası, çamurlu köy yolları, eski ahşap evler, tehlikeli yaratıkların bulunduğu mağaralar ve üçüncü şahıs kamera açısı tanıdık bir atmosfer oluşturuyor. Prodüksiyon tasarımında da benzer bir Avrupa karanlık fantezi havası hissediliyor. Fakat bu benzerlik oyunun bütün kimliğini açıklamıyor. Dawnwalker ilerledikçe vampir teması ve zaman sistemi üzerinden kendi oynanış mantığını oluşturmaya başlıyor. [b]Witcher 3'ün izlerini görmek kolay, ancak Dawnwalker'ın amacı aynı oyunu yeniden yapmak değil.[/b] [h2]Hikâye: İnsan ile Vampir Arasında Kalan Bir Kahraman[/h2] Hikâye savaşlar ve salgın hastalıklarla yıpranmış 14. yüzyıl Avrupa'sında geçiyor. Vadiyi yöneten baskıcı düzenin üzerine bir de güçlü vampirlerin hâkimiyeti ekleniyor. Brencis liderliğindeki vampirler bölgenin kontrolünü ele geçirirken insanlar giderek daha ağır şartlarda yaşamaya zorlanıyor. Ana karakter Cohen ise küçük bir maden köyünde yaşayan sıradan bir adam. Ancak vampirlerle yaşadığı karşılaşmanın ardından hayatı tamamen değişiyor ve kendisi de bir Dawnwalker'a dönüşüyor. Bu da Cohen'i iki dünyanın arasında bırakıyor. Gündüz insan. Gece vampir. Oyunun en önemli mekaniklerinden biri tam olarak bu ikilik üzerine kuruluyor. [h2]Gündüz ve Gece Gerçekten Farklı Oynanıyor[/h2] Dawnwalker'ın en ilginç taraflarından biri gündüz ve gece arasında yalnızca görsel bir değişiklik olmaması. Cohen'in yetenekleri de değişiyor. Gündüz vakti daha klasik bir savaşçı gibi hareket ediyor. Kılıç kullanıyor ve büyü temelli yeteneklere erişebiliyor. Gece olduğunda ise vampir tarafı öne çıkıyor. Pençeler, ısırıklar, kan yoluyla sağlık yenileme ve çok daha hareketli yetenekler devreye giriyor. Özellikle gölge adımı ve tırmanma yetenekleri dünyanın dikey yapısını tamamen farklı kullanmanızı sağlıyor. Gündüz ulaşamadığınız bir çatıya gece doğrudan tırmanabiliyorsunuz. Bir binaya gündüz gizlice kapıdan girmeniz gerekirken gece dışarıdan yukarı çıkarak tamamen farklı bir yol bulabiliyorsunuz. [quote]Dawnwalker'ın en başarılı fikirlerinden biri aynı mekânı gündüz ve gece iki farklı oyun alanına dönüştürebilmesi.[/quote] [h2]Keşke Gündüz ve Gece Ayrımı Daha Fazla Kullanılsaydı[/h2] Sistem iyi çalışıyor ancak potansiyelinin her zaman tam olarak kullanıldığını söylemek zor. Bazı görevlerde gündüz ve gece arasındaki fark gerçekten önemli. Farklı giriş yolları açılıyor, bazı yerlere yalnızca belirli zamanda ulaşabiliyorsunuz ve vampir yetenekleri haritanın tamamen başka şekilde kullanılmasını sağlıyor. Fakat bazı bölümlerde bu ayrım daha yüzeysel kalıyor. İnsan ve vampir formu arasındaki fark bazen çok belirginken bazı çatışmalarda iki tarafın oynanışı birbirine fazla yaklaşabiliyor. Bu nedenle oyun çok güzel bir fikir bulmuş ancak her görevde aynı seviyede değerlendirememiş hissi veriyor. [h2]Ailenizi Kurtarmak İçin 30 Gününüz Var[/h2] Cohen'in ailesi Brencis'in elinde. Onları kurtarmak için ise yalnızca 30 gün ve 30 gece bulunuyor. İlk bakışta bu sistem oyunu sürekli acele ettirecekmiş gibi görünebilir. Neyse ki gerçek zaman sürekli akmıyor. Haritada dolaşabilir, çevreyi keşfedebilir, sandık arayabilir ve farklı bölgeleri inceleyebilirsiniz. Zaman yalnızca belirli eylemleri tamamladığınızda ilerliyor. Üstelik oyun bir aktivitenin zaman harcayacağını önceden belirtiyor. Bu sayede oyuncu sürekli saatle yarışmak yerine hangi aktivitenin gerçekten değerli olduğuna karar vermeye başlıyor. [h2]Zaman Sistemi Görevlere Farklı Bakmanızı Sağlıyor[/h2] Açık dünya RPG'lerinde genellikle haritada gördüğümüz bütün soru işaretlerini temizleme alışkanlığımız var. Birisi kaybolan eşyasını arıyorsa ana hikâyeyi bırakıp ona yardım ederiz. Bir kamp görünüyorsa temizleriz. Yeni bir yan görev çıkarsa görev listesine ekleriz. Dawnwalker ise basit bir soru soruyor: [quote]Bunu yapmaya gerçekten değer mi?[/quote] Çünkü bazı görevler zaman harcıyor. Bir yabancıya yardım etmek isteyebilirsiniz ama bu yardım günün önemli bir bölümünü tüketebilir. Yeni bir yetenek öğrenmek bile zaman maliyetine sahip olabilir. Klasik "Burada yapacak ne var?" sorusu yerini "Burada yapılması gerçekten önemli olan ne var?" sorusuna bırakıyor. Bence oyunun en başarılı fikirlerinden biri bu. [h2]Her Şeyi Tek Oynayışta Yapamayabilirsiniz[/h2] Zaman sınırlaması doğal olarak bütün görevleri tamamlamayı zorlaştırıyor. Ancak oyun bunu bir eksiklik gibi değil, tasarımın parçası olarak kullanıyor. Bir görevi yapmamanız da bir seçim. Bir karaktere yardım etmezseniz dünya durup sizi beklemiyor. Olaylar sizin katılımınız olmadan ilerleyebiliyor. Ve bazı durumlarda bunun sonuçlarını daha sonra görebiliyorsunuz. Bu yaklaşım görevleri sıradan bir kontrol listesinden çıkarıyor. [b]Dawnwalker yalnızca yaptığınız seçimleri değil, görmezden geldiğiniz fırsatları da hatırlıyor.[/b] [h2]Yan Görevler Oyunun En Güçlü Taraflarından[/h2] The Witcher 3'ü unutulmaz yapan unsurlardan biri yan görevlerinin basit görevlerden çok küçük hikâyeler gibi hissettirmesiydi. Dawnwalker da benzer bir yaklaşım kullanıyor. Başlangıçta son derece basit görünen bir görev ilerledikçe ahlaki açıdan çok daha karmaşık hale gelebiliyor. Örneğin ölü birinin gümüş takılarını çalan bir mezar hırsızına rastlayabilirsiniz. İlk anda adam açıkça suçlu görünüyor. Ancak ilerledikçe gümüşü vampirlere karşı kullanılacak bir silah yapmak amacıyla topladığı ortaya çıkabiliyor. Bir anda doğru ile yanlış arasındaki çizgi bulanıklaşıyor. Oyunun görev tasarımının iyi olduğu anlar tam olarak bunlar. [h2]Bazı Hikâyeleri Tamamen Kaçırabilirsiniz[/h2] Keşif sırasında bulduğunuz sıradan bir anahtar bile ayrı bir görev zincirini başlatabiliyor. Kilidi açılan bir evin içinde bulunan belgeler sizi farklı karakterlere ve olaylara götürebiliyor. Daha da güzeli bazı hikâye karakterleriyle ne yapacağınız tamamen size bırakılıyor. Bir karakteri doğrudan ortadan kaldırabilirsiniz. Onunla ilgili daha kapsamlı bir görev zincirini takip edebilirsiniz. Ya da hiçbir şey yapmadan oradan ayrılabilirsiniz. Oyun her zaman seçenekleri büyük görev işaretleriyle önünüze koymuyor. Bu da keşfetme hissini güçlendiriyor. [h2]Zaman Bir Baskıdan Çok Karar Mekaniği[/h2] 30 günlük sistem ilk duyulduğunda stres yaratabilecek bir özellik gibi görünebilir. Ancak oynadıkça amacın oyuncuyu acele ettirmek olmadığını fark ediyorsunuz. Asıl amaç karar vermeyi zorlaştırmak. Bir kampı temizlemek mi daha önemli? Yeni bir beceri öğrenmek mi? Bir yan görevi araştırmak mı? Ana hikâyeye devam etmek mi? Her seçim diğer fırsatlar için kullanabileceğiniz zamandan harcıyor. Böylece zaman yalnızca bir sayaç olmaktan çıkıp rol yapma sisteminin parçası haline geliyor. [h2]Oyun Dünyası Büyük Ama Gereksiz Derecede Büyük Değil[/h2] Dawnwalker modern açık dünya oyunlarıyla karşılaştırıldığında daha kompakt bir haritaya sahip. Bu bence avantaj. İki önemli nokta arasında dakikalarca boş arazide ilerlemeniz gerekmiyor. Dünya yine yeterince büyük hissettiriyor ancak içerik yoğunluğu daha yüksek. Mağaralar, kalıntılar, köyler ve gizli bölgeler birbirine daha yakın. Haritanın daha küçük olması aynı zamanda zaman mekaniğiyle de uyumlu. [h2]Dünya Tamamen Tekrardan Kurtulamıyor[/h2] Kompakt yapı monotonluğu azaltıyor ama tamamen ortadan kaldırmıyor. Ana düşmanın gücünü azaltmak için bazı tekrar eden aktiviteler yapmanız gerekiyor. Kampları temizlemek, mahkumları kurtarmak ve çeşitli düşman noktalarını ortadan kaldırmak bir süre sonra benzer hissettirebiliyor. Neyse ki bu etkinliklerin arasında iyi yazılmış görevlerin bulunması oyunun temposunu toparlıyor. [h2]Şöhret Sistemi Dünyayı Değiştiriyor[/h2] Cohen vampir düzenine karşı daha fazla mücadele ettikçe şöhreti artıyor. Bu yalnızca ekrandaki bir sayı değil. Brencis sizi daha büyük bir tehdit olarak görmeye başladıkça dünya da buna tepki veriyor. Daha fazla devriye ortaya çıkabiliyor, kontrol noktaları sıklaşabiliyor, fiyatlar değişebiliyor ve ödül avcıları peşinize düşebiliyor. Ancak bunun olumlu tarafı da var. Vampir rejimine karşı olan karakterler Cohen'e daha fazla güvenmeye başlıyor ve yeni görevler açılabiliyor. Bu sistem dünyaya hoş bir tepki hissi veriyor. [h2]Dövüş Sistemi Kâğıt Üzerinde Çok İlginç[/h2] Savaş sistemi yönlü saldırı ve savunma mantığı üzerine kurulmuş. Düşman belirli bir yönden saldırıyor. Oyuncunun saldırıyı doğru okuması, savuşturması veya kaçması gerekiyor. Ardından karşı saldırı fırsatı ortaya çıkıyor. Tek rakiple yapılan mücadelelerde sistem oldukça sinematik görünüyor. Sorun birden fazla düşman aynı anda saldırdığında başlıyor. [h2]Kalabalık Çatışmalar Sistemin Zayıf Noktası[/h2] Bir düelloda gayet kontrollü çalışan dövüş sistemi, iki veya üç düşman sizi çevrelediğinde karmaşık hale gelebiliyor. Kamera rakipler arasında hızlı şekilde geçiş yapıyor. Cohen farklı yönlerden gelen saldırıları savuşturmaya çalışıyor. Oyuncunun takip etmesi gereken bilgi miktarı bir anda artıyor. Oldukça şık görünen düello sistemi kalabalık savaşlarda zaman zaman yorucu hale geliyor. Kaynak incelemede de dövüş sisteminin özellikle birden fazla rakip devreye girdiğinde sorun yaşadığı vurgulanıyor. [h2]Gece Savaşmak Daha Eğlenceli[/h2] Vampir formu dövüş sisteminin temposunu belirgin şekilde artırıyor. Gece Cohen çok daha hareketli. Rakiplerle arasındaki mesafeyi hızlı kapatabiliyor, pençe saldırıları yapabiliyor ve düşmanlarını ısırarak sağlık yenileyebiliyor. Bu da gündüz kullanılan daha kontrollü kılıç dövüşlerinden farklı bir his oluşturuyor. Vampir olarak oynadığınızda karakter daha yırtıcı ve saldırgan hissettiriyor. [h2]Üç Farklı Yetenek Yolu[/h2] Karakter gelişimi üç temel alan üzerinden ilerliyor. Kılıç ustalığı hem gündüz hem gece kullanılabiliyor. Büyücülük daha çok insan formunda ön plana çıkıyor. Vampirizm ise gece açılan yetenekleri geliştiriyor. Bu ayrım gündüz ve gece sisteminin yalnızca hareket açısından değil karakter gelişimi açısından da farklılaşmasını sağlıyor. Özellikle vampir yeteneklerinin hikâyeyle mekanik olarak açıklanması güzel bir ayrıntı. [h2]Vampir Olmanın Gerçek Sonuçları Var[/h2] Cohen'in kan ihtiyacı yalnızca görsel bir ayrıntı değil. Susuzluğunu kontrol edemezseniz çevrenizdeki karakterleri besin kaynağı olarak kullanmanız mümkün. Daha da ilginci hikâye açısından önemli karakterlerin bile bundan tamamen korunmaması. Bir kişiyi öldürmek bazı görevleri veya ilişkileri etkileyebiliyor. Oyun daha sonra "ama bu karakter önemliydi" diyerek seçiminizi geri almıyor. [b]Vampir gücünü kullanmak avantaj sağlıyor ancak bunun ahlaki ve oynanış açısından bedeli bulunuyor.[/b] [h2]Düşman Çeşitliliği Daha İyi Olabilirdi[/h2] Dövüş sisteminin en önemli problemlerinden biri düşman çeşitliliğinin bir süre sonra yetersiz hissettirmesi. İlk saatlerde farklı saldırıları okumak ve savuşturmak eğlenceli. Ancak benzer rakiplerle tekrar tekrar karşılaşınca sistemin sınırları ortaya çıkmaya başlıyor. Yeni yetenekler bir miktar çeşitlilik sağlıyor fakat oyunun ikinci yarısında daha fazla düşman tipi görmek iyi olurdu. [h2]Oyun Temposu Genel Olarak Başarılı[/h2] Dawnwalker sürekli savaşmaya zorlamıyor. Bir çatışmanın ardından soruşturma bölümü gelebiliyor. Ardından sakin bir konuşma veya keşif bölümü başlayabiliyor. Bölüm sonlarında ise daha büyük çatışmalar veya patron dövüşleri devreye giriyor. Bu değişken tempo oyunun uzun süre tek bir mekaniğe takılıp kalmasını engelliyor. [h2]Teknik Sorunlar Oyunun En Büyük Eksiklerinden[/h2] Dawnwalker'ın en ciddi problemleri teknik tarafta. Kaynak incelemede PC sürümünde donma, çökme, ışınlanma sırasında FPS düşüşleri ve DLSS ile Kare Üretimi tarafında sorunlar yaşandığı belirtiliyor. :contentReference[oaicite:3]{index=3} Animasyonlarda da zaman zaman cilasız görünen bölümler bulunuyor. Bu nedenle oyun içerik tarafında güçlü olmasına rağmen teknik açıdan biraz daha zamana ihtiyaç duyuyor hissi veriyor. Birkaç kapsamlı güncelleme oyunun genel deneyimini ciddi şekilde iyileştirebilir. [h2]Teknik Sorunlara Rağmen Neden Devam Etmek İstiyorsunuz?[/h2] Dawnwalker'ın en güzel yanı burada ortaya çıkıyor. Bir karakterle yalnızca üzerinde görev işareti olduğu için konuşmuyorsunuz. Hikâyesini merak ettiğiniz için konuşuyorsunuz. Bir masanın üzerinde bulduğunuz not yeni bir soruşturmaya dönüşebiliyor. Önemsiz görünen bir karakter birkaç saat sonra çok daha büyük bir hikâyenin merkezine oturabiliyor. Ve verdiğiniz bazı kararların sonucunu hemen öğrenemiyorsunuz. Bu da oyuncuyu görev listesini tamamlamaktan çok dünyayı anlamaya teşvik ediyor. [h2]Dawnwalker Witcher 3'ün Kopyası mı?[/h2] Hayır. The Witcher 3 etkisini inkâr etmek de gereksiz olur. Benzer kamera kullanımı, karanlık Avrupa fantezisi, görev tasarımı ve bazı dünya öğeleri açık şekilde tanıdık geliyor. Ancak Dawnwalker'ın kendi fikirleri yeterince güçlü. Gündüz ve gece arasında değişen oynanış, vampir yetenekleri, sınırlı zaman, bir görevi yapmamanın bile sonuç doğurması ve karakterleri gerçekten kaybedebilme ihtimali oyunu farklılaştırıyor. Oynadıkça Witcher benzerliği tamamen kaybolmuyor ama Dawnwalker'ın kendi kimliği çok daha belirgin hale geliyor. [h2]Zamanlayıcıyı Kapatmak Gerekir mi?[/h2] Zaman sistemini tamamen kaldıran çözümler oyuncular için cazip görünebilir. Ancak bence ilk oynayışta bunu yapmak oyunun temel fikrinin önemli bir bölümünü ortadan kaldırıyor. Çünkü Dawnwalker'ın görev sistemi zaman sınırlaması düşünülerek tasarlanmış. Her şeye yetişememek bilinçli bir tercih. Bazı fırsatları kaçırmak da deneyimin parçası. [quote]Oyunun amacı bütün haritayı yüzde 100 temizlemek değil, sınırlı zamanda sizin için neyin önemli olduğuna karar vermek.[/quote] [h2]The Blood of Dawnwalker'ın Güçlü ve Zayıf Tarafları[/h2] [b]Güçlü taraflarında[/b] özellikle görev tasarımı, gündüz ve gece sistemi, vampir oynanışı, zaman mekaniği, seçimlerin sonuçları ve kompakt açık dünya öne çıkıyor. [b]Zayıf taraflarında[/b] ise teknik sorunlar, sınırlı düşman çeşitliliği, kalabalık çatışmalarda kamera problemleri ve bazı mekaniklerin potansiyelinin tam kullanılmaması bulunuyor. Fakat önemli olan nokta şu: Oyunun zayıf yanları çoğunlukla düzeltilebilir sorunlardan oluşuyor. Temel fikirleri ise oldukça sağlam. [h2]Sonuç: The Blood of Dawnwalker Oynamaya Değer mi?[/h2] The Blood of Dawnwalker kusursuz bir oyun değil. Teknik açıdan cilalanması gereken birçok noktası var. Dövüş sistemi her durumda aynı kalitede çalışmıyor. Bazı aktiviteler tekrar etmeye başlayabiliyor. Ancak bütün bunların altında gerçekten rol yapma oyunu olmaya çalışan oldukça iddialı bir proje bulunuyor. Oyuncuya yalnızca "iyi" ve "kötü" seçenekleri vermek yerine zaman, bilgi ve sonuçlar üzerinden karar vermesini istiyor. Bazen verdiğiniz karar önemli. Bazen vermediğiniz karar daha önemli. Ve bazen en doğru seçim diye bir şey bile olmayabiliyor. [quote]Dawnwalker'ın en büyük başarısı mükemmel olması değil; birkaç saat oynadıktan sonra dünyasında bundan sonra ne olacağını gerçekten merak ettirmesi.[/quote] Benim için bu, onlarca saat oynadıktan sonra hiçbir sahnesini hatırlamadığım kusursuz ama ruhsuz bir açık dünya oyunundan daha değerli. [b]Rebel Wolves teknik sorunları çözebilir ve devam oyunlarında mevcut fikirleri daha da geliştirebilirse The Blood of Dawnwalker güçlü bir RPG serisinin başlangıcı olabilir.[/b] [quote]Sizce Dawnwalker'ın 30 günlük zaman sistemi RPG türüne gerçekten farklı bir şey katıyor mu? Yoksa açık dünya oyunlarında zaman sınırı olması sizi oyundan uzaklaştırır mı?[/quote]
    Beğen
    6
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Bilgisayar masası nasıl seçilir?
    Çoğumuz için bilgisayar masası, her gün saatlerce vakit geçirdiğimiz bir çalışma alanı haline geldi. Bu alanın rahatlığı ve konforu sadece verimliliğimizi değil, bazen sağlığımızı bile belirliyor. Bu durum, masa tablasının yüksekliği, klavye tablasının varlığı ve ek bağlantı noktaları ve prizler gibi faktörlerden etkilenebilir. Elbette, bilgisayar için özel olarak tasarlanmış bir masa daha iyi performans gösterecektir, bu nedenle birini seçerken hangi hususları göz önünde bulundurmamız gerektiğini ele alalım.

    Bilgisayar masası çeşitleri

    Geleneksel olarak, tüm bilgisayar masaları iki büyük kategoriye ayrılabilir.


    Bilgisayar ofis masaları genellikle bilgisayar çalışmaları için özel olarak tasarlanmıştır. Bununla birlikte, oyun oynamak da nispeten rahat olabilir. Bu masalar genellikle çalışma alanının ergonomisine önem verir kağıtlar, klavyeler, çekmeceler veya hatta ayaklıklar için raflar içerirler. Bu masalar ayrıca sade ve çok yönlü bir tasarıma sahiptir.

    Oyun masaları, oyunculara yönelik ve öncelikle oyun oynamak için tasarlanmış modellerdir . Genellikle raf veya çekmeceleri yoktur, asıl odak noktası estetiktir. Bu parlak, iddialı masalar oyun koltuklarıyla uyumludur; bazı modellerde RGB aydınlatma, özel çalışma yüzeyi kaplamaları ve doğrudan masa üstünde ek bağlantı noktaları bulunur.


    Şekil faktörü
    Masalar, iç mekandaki belirli bir alana daha iyi uyum sağlamak için farklı şekillerde olabilir:

    Düz masaların standart, düz bir masa tablası vardır. Bu formatta masalar duvara yaslanarak yerleştirilir.

    Köşe üniteleri, yerden tasarruf sağlamak amacıyla bir köşeye monte edilmek üzere tasarlanmıştır. Daha küçük odalar için tek çözüm olabilirler.

    Kombine masalar, önceki iki form faktörünü birleştiren masalardır. Genellikle, birden fazla çalışma alanına veya daha büyük bir masa üstü yüzeyine ihtiyaç duyulan çalışma alanlarının bir uzantısı olarak kullanılırlar.

    Her bilgisayar masası modelinde, ergonomiyi iyileştirmek ve çalışmayı daha konforlu hale getirmek için tasarlanmış küçük çözümler bulunmaktadır.

    Masa üstü yüksekliği
    Çoğu bilgisayar masasının masa tablası yüksekliği, yerden yaklaşık 75 cm yükseklikte standart bir seviyededir; bu çoğu insan için rahattır. Kişinin boyuna ve sandalyesinin yükseklik ayarına bağlı olarak, 80 cm'den daha yüksek masalar da düşünülebilir. 80 cm'den daha yüksek masalar genellikle ayakta çalışma için tasarlanmıştır. Masa tablasının yüksekliği, doğru duruş için sandalyenin kendisi kadar önemlidir.

    Tezgahın derinliği ve genişliği
    Burada herkes kendi ihtiyaçlarına en uygun masa boyutunu seçiyor. Standart bir çalışma masasının yaklaşık 120 x 70 cm olduğunu hatırlamak önemlidir bundan çok daha küçük herhangi bir masa yetişkin biri için dar gelebilir. Öte yandan, hantal ve derin bir masa odada çok değerli yer kaplayacaktır. Rehber olarak, önerilen 50 cm'lik göz ve monitör mesafesini kullanabilir ve oradan çalışabilirsiniz.

    Klavye rafı
    Genellikle ofis bilgisayar masalarında bulunan bu tasarım, yerden tasarruf sağlar ve evrak işleri için alan açar. Çalışma için kullanışlı olsa da, genellikle klavye kullanım konforunu azaltır genellikle çok alçakta konumlandırılır ve yazarken dirseklerin gövdeye yakın olmasına neden olarak sırtı zorlar. Bu tasarım oyun masalarında nadiren kullanılır.

    Ek raflar
    Raflar öncelikle ofis bilgisayar masalarının bir özelliği olsa da, sadece kağıtlar ve ofis ekipmanları için değil, örneğin bir ses sistemi veya diğer çevre birimleri için de kullanılabilirler. Raflar masa üstünün altına veya üstüne yerleştirilebilir ancak bu durumda masanın görünümü estetik açıdan önemli ölçüde bozulabilir.

    Bilgisayarınızı masa tablasının altına yerleştirmenizi sağlayan sistem ünitesi rafından bahsetmekte fayda var; bu raf genellikle ofis masalarında bulunur, ancak oyun masalarında daha az rastlanır.

    Masa üstündeki oyuk
    Her tür masada bulunan ve genellikle oyun masalarında kullanılan yamuk şeklindeki çentik, ellerinizi doğru konumlandırmanıza ve yorgunluğu ve karpal tünel sendromunu önlemenize yardımcı olur.

    Kutular
    Bu özellik, ofis masaları için oldukça kullanışlıdır kağıtları düzenlemenize ve çalışma alanını düzenli ve estetik açıdan hoş hale getirmenize olanak tanır.

    Komidin
    Bazı modellerde çekmeceler ayrı bir dolap halinde birleştirilmiştir bu, bazıları için iyi bir çözüm olabilir. Çalışma veya ofis için bir masa seçiyorsanız, bunu göz önünde bulundurmaya değer.

    Masa tablası kalınlığı
    Özellikle ağır ofis ekipmanları veya hoparlörler içeriyorsa, bir masanın üzerindeki yük oldukça önemli olabilir. 1,5 cm'den daha ince yonga levhalar bu durum için yeterli olmayabilir. Masa tablasına ağır bir yük koymayı planlıyorsanız, en az 2 cm kalınlığında modelleri tercih etmeniz daha iyi olur.

    Bilgisayar masası çok sayıda kablo gerektirir. Bu kablolar, masa tablasının altında bunları gizlemek için özel kablo kutuları yoksa genellikle gelişigüzel bir şekilde düzenlenmek zorunda kalır. Ayrıca, bu kutulara uzatma kablosu veya aşırı gerilim koruyucu yerleştirme imkanının olması da önemlidir.

    Kablo kanalları
    Kablo yönetimi de büyük ölçüde basitleştirilmiştir monitörden ve tüm çevre birimlerinden gelen kablolar, masa tablasındaki özel bir delikten geçirilebilir. Bu, masanın duvara tamamen yaslanmasını sağlayarak kablolar için boşluk bırakmaz ve çalışma alanının görünümünü de iyileştirir.

    Üretim malzemesi
    Bilgisayar masası modelinin seçimi büyük ölçüde yapıldığı malzemelere bağlıdır hem dayanıklılık özellikleri hem de tasarım ve dış estetik açısından farklılıklar vardır.

    Masa tablası şunlardan yapılabilir.

    1. Sunta veya lamine sunta, hemen hemen tüm masalarda bir şekilde kullanılan en popüler ve ucuz seçenektir, ancak nem ve rutubete karşı hassastır.
    2. MDF biraz daha sağlam ve dayanıklı bir malzemedir, ancak aynı zamanda daha pahalı ve daha ağırdır.
    3. Plastik veya cam, dayanıklılık açısından iyidir ve genellikle estetik açıdan hoş görünürler, ancak her birinin kendine özgü performans özellikleri vardır. Örneğin, plastik çizilebilirken, cam darbelere karşı hassastır.
    4. Masa üstü yüzey kaplamaları da çeşitlilik gösterebilir oyun masalarında genellikle aşınma direncini artırmak için karbon fiber film veya benzeri malzemeler kullanılır ve bunlar MDF veya sunta tabana yapıştırılır. Bu masaların çizilmesi zordur, bu da özellikle oyuncular için önemlidir.
    5. Masa iskeleti de aynı ahşap esaslı malzemelerden yapılabilir bu durum genellikle ofis bilgisayar masaları için geçerlidir. Bununla birlikte, ağır hizmet tipi masalar için metal iskeletli masalar daha iyi bir seçimdir; bu durum neredeyse tüm oyun masaları ve tasarım ve estetik çekiciliğe önem veren birçok masa için geçerlidir.
    Yükseklik ayarı
    Oturarak yapılan işler genellikle saatlerce bilgisayar başında hareketsiz kalmayı içerdiğinden, bu durum zamanla fiziksel hareketsizlik, kötü duruş ve sırt problemleri gibi olumsuz sağlık sonuçlarına yol açabilir. Bunu önlemek için, ayakta çalışmanıza olanak tanıyan, yüksekliği ayarlanabilir özel masalar mevcuttur. Duruşunuzu periyodik olarak değiştirerek, iyi bir fiziksel formda kalabilir ve sağlık sorunlarından kaçınabilirsiniz.

    Yükseklik ayarlama türüne göre bu tür masalar iki gruba ayrılabilir.

    Mekanik yükseklik ayarı. Bu masa modellerinde yükseklik, masa tablasının manuel olarak kaldırılıp raylar boyunca sabitlenmesini gerektiren gizli bir şekilde veya çevrilmesi gereken bir kol mekanizmasıyla ayarlanabilir. Her iki yöntem de biraz zaman ve fiziksel çaba gerektirir ve bu da zamanla kişinin bu özelliği kullanma yeteneğini kaybetmesine yol açabilir. Bununla birlikte, bu masalar elektrik motoru içermediği için daha ucuzdur.

    Otomatik ayarlama. Bu, bir düğmeye basıldığında masa tablasını istenen yüksekliğe kaldıran elektrikli tahrik sistemlerini içerir. En gelişmiş modeller ayrıca birden fazla masa tablası konumunu hafızaya alarak hızlı geri çağırmaya olanak tanır. Bu ayarlama yöntemi en kullanışlı olanıdır, ancak masanın maliyetini önemli ölçüde artırır.

    Tezgah üzerindeki prizler ve elektrik çıkışları
    Elbette, bir bilgisayar masasında ekstra priz veya bağlantı noktalarının olması, özellikle de masa üstünde uygun bir konumda bulunmaları durumunda harika bir avantajdır. Bu modeller, örneğin masa ile birlikte bir USB hub da elde edeceğiniz için, kullanım kolaylığı açısından belirgin bir avantaj sunmaktadır.

    Tasarım
    Çalışma veya oyun alanının görünümü herkes için önemlidir. Burada da her şeyde olduğu gibi aynı kural geçerlidir. Bir masa ne kadar estetik açıdan hoş görünürse, o kadar pahalı olma eğilimindedir. Özel malzemeler, kaplamalar, çelik çerçeve veya cam masa tablası bunların hepsi tasarım açısından çekici olacaktır, ancak standart bir sunta masaya göre daha pahalı olacaktır. Masanın özgünlüğü, bazı modellerde bulunan RGB aydınlatma ile vurgulanabilir.
    Çoğumuz için bilgisayar masası, her gün saatlerce vakit geçirdiğimiz bir çalışma alanı haline geldi. Bu alanın rahatlığı ve konforu sadece verimliliğimizi değil, bazen sağlığımızı bile belirliyor. Bu durum, masa tablasının yüksekliği, klavye tablasının varlığı ve ek bağlantı noktaları ve prizler gibi faktörlerden etkilenebilir. Elbette, bilgisayar için özel olarak tasarlanmış bir masa daha iyi performans gösterecektir, bu nedenle birini seçerken hangi hususları göz önünde bulundurmamız gerektiğini ele alalım. [h3]Bilgisayar masası çeşitleri[/h3] [b]Geleneksel olarak, tüm bilgisayar masaları iki büyük kategoriye ayrılabilir. [/b] Bilgisayar ofis masaları genellikle bilgisayar çalışmaları için özel olarak tasarlanmıştır. Bununla birlikte, oyun oynamak da nispeten rahat olabilir. Bu masalar genellikle çalışma alanının ergonomisine önem verir kağıtlar, klavyeler, çekmeceler veya hatta ayaklıklar için raflar içerirler. Bu masalar ayrıca sade ve çok yönlü bir tasarıma sahiptir. Oyun masaları, oyunculara yönelik ve öncelikle oyun oynamak için tasarlanmış modellerdir . Genellikle raf veya çekmeceleri yoktur, asıl odak noktası estetiktir. Bu parlak, iddialı masalar oyun koltuklarıyla uyumludur; bazı modellerde RGB aydınlatma, özel çalışma yüzeyi kaplamaları ve doğrudan masa üstünde ek bağlantı noktaları bulunur. [b]Şekil faktörü [/b]Masalar, iç mekandaki belirli bir alana daha iyi uyum sağlamak için farklı şekillerde olabilir: Düz masaların standart, düz bir masa tablası vardır. Bu formatta masalar duvara yaslanarak yerleştirilir. Köşe üniteleri, yerden tasarruf sağlamak amacıyla bir köşeye monte edilmek üzere tasarlanmıştır. Daha küçük odalar için tek çözüm olabilirler. Kombine masalar, önceki iki form faktörünü birleştiren masalardır. Genellikle, birden fazla çalışma alanına veya daha büyük bir masa üstü yüzeyine ihtiyaç duyulan çalışma alanlarının bir uzantısı olarak kullanılırlar. Her bilgisayar masası modelinde, ergonomiyi iyileştirmek ve çalışmayı daha konforlu hale getirmek için tasarlanmış küçük çözümler bulunmaktadır. [b]Masa üstü yüksekliği [/b]Çoğu bilgisayar masasının masa tablası yüksekliği, yerden yaklaşık 75 cm yükseklikte standart bir seviyededir; bu çoğu insan için rahattır. Kişinin boyuna ve sandalyesinin yükseklik ayarına bağlı olarak, 80 cm'den daha yüksek masalar da düşünülebilir. 80 cm'den daha yüksek masalar genellikle ayakta çalışma için tasarlanmıştır. Masa tablasının yüksekliği, doğru duruş için sandalyenin kendisi kadar önemlidir. [b]Tezgahın derinliği ve genişliği [/b]Burada herkes kendi ihtiyaçlarına en uygun masa boyutunu seçiyor. Standart bir çalışma masasının yaklaşık 120 x 70 cm olduğunu hatırlamak önemlidir bundan çok daha küçük herhangi bir masa yetişkin biri için dar gelebilir. Öte yandan, hantal ve derin bir masa odada çok değerli yer kaplayacaktır. Rehber olarak, önerilen 50 cm'lik göz ve monitör mesafesini kullanabilir ve oradan çalışabilirsiniz. [b]Klavye rafı [/b]Genellikle ofis bilgisayar masalarında bulunan bu tasarım, yerden tasarruf sağlar ve evrak işleri için alan açar. Çalışma için kullanışlı olsa da, genellikle klavye kullanım konforunu azaltır genellikle çok alçakta konumlandırılır ve yazarken dirseklerin gövdeye yakın olmasına neden olarak sırtı zorlar. Bu tasarım oyun masalarında nadiren kullanılır. [b]Ek raflar [/b]Raflar öncelikle ofis bilgisayar masalarının bir özelliği olsa da, sadece kağıtlar ve ofis ekipmanları için değil, örneğin bir ses sistemi veya diğer çevre birimleri için de kullanılabilirler. Raflar masa üstünün altına veya üstüne yerleştirilebilir ancak bu durumda masanın görünümü estetik açıdan önemli ölçüde bozulabilir. Bilgisayarınızı masa tablasının altına yerleştirmenizi sağlayan sistem ünitesi rafından bahsetmekte fayda var; bu raf genellikle ofis masalarında bulunur, ancak oyun masalarında daha az rastlanır. [b]Masa üstündeki oyuk [/b]Her tür masada bulunan ve genellikle oyun masalarında kullanılan yamuk şeklindeki çentik, ellerinizi doğru konumlandırmanıza ve yorgunluğu ve karpal tünel sendromunu önlemenize yardımcı olur. [b]Kutular[/b] Bu özellik, ofis masaları için oldukça kullanışlıdır kağıtları düzenlemenize ve çalışma alanını düzenli ve estetik açıdan hoş hale getirmenize olanak tanır. [b]Komidin[/b] Bazı modellerde çekmeceler ayrı bir dolap halinde birleştirilmiştir bu, bazıları için iyi bir çözüm olabilir. Çalışma veya ofis için bir masa seçiyorsanız, bunu göz önünde bulundurmaya değer. [b]Masa tablası kalınlığı [/b]Özellikle ağır ofis ekipmanları veya hoparlörler içeriyorsa, bir masanın üzerindeki yük oldukça önemli olabilir. 1,5 cm'den daha ince yonga levhalar bu durum için yeterli olmayabilir. Masa tablasına ağır bir yük koymayı planlıyorsanız, en az 2 cm kalınlığında modelleri tercih etmeniz daha iyi olur. Bilgisayar masası çok sayıda kablo gerektirir. Bu kablolar, masa tablasının altında bunları gizlemek için özel kablo kutuları yoksa genellikle gelişigüzel bir şekilde düzenlenmek zorunda kalır. Ayrıca, bu kutulara uzatma kablosu veya aşırı gerilim koruyucu yerleştirme imkanının olması da önemlidir. [b]Kablo kanalları [/b]Kablo yönetimi de büyük ölçüde basitleştirilmiştir monitörden ve tüm çevre birimlerinden gelen kablolar, masa tablasındaki özel bir delikten geçirilebilir. Bu, masanın duvara tamamen yaslanmasını sağlayarak kablolar için boşluk bırakmaz ve çalışma alanının görünümünü de iyileştirir. [b]Üretim malzemesi [/b]Bilgisayar masası modelinin seçimi büyük ölçüde yapıldığı malzemelere bağlıdır hem dayanıklılık özellikleri hem de tasarım ve dış estetik açısından farklılıklar vardır. [h3]Masa tablası şunlardan yapılabilir.[/h3] [ol] [li]Sunta veya lamine sunta, hemen hemen tüm masalarda bir şekilde kullanılan en popüler ve ucuz seçenektir, ancak nem ve rutubete karşı hassastır.[/li] [li]MDF biraz daha sağlam ve dayanıklı bir malzemedir, ancak aynı zamanda daha pahalı ve daha ağırdır.[/li] [li]Plastik veya cam, dayanıklılık açısından iyidir ve genellikle estetik açıdan hoş görünürler, ancak her birinin kendine özgü performans özellikleri vardır. Örneğin, plastik çizilebilirken, cam darbelere karşı hassastır.[/li] [li]Masa üstü yüzey kaplamaları da çeşitlilik gösterebilir oyun masalarında genellikle aşınma direncini artırmak için karbon fiber film veya benzeri malzemeler kullanılır ve bunlar MDF veya sunta tabana yapıştırılır. Bu masaların çizilmesi zordur, bu da özellikle oyuncular için önemlidir.[/li] [li]Masa iskeleti de aynı ahşap esaslı malzemelerden yapılabilir bu durum genellikle ofis bilgisayar masaları için geçerlidir. Bununla birlikte, ağır hizmet tipi masalar için metal iskeletli masalar daha iyi bir seçimdir; bu durum neredeyse tüm oyun masaları ve tasarım ve estetik çekiciliğe önem veren birçok masa için geçerlidir.[/li] [/ol] [b]Yükseklik ayarı [/b] Oturarak yapılan işler genellikle saatlerce bilgisayar başında hareketsiz kalmayı içerdiğinden, bu durum zamanla fiziksel hareketsizlik, kötü duruş ve sırt problemleri gibi olumsuz sağlık sonuçlarına yol açabilir. Bunu önlemek için, ayakta çalışmanıza olanak tanıyan, yüksekliği ayarlanabilir özel masalar mevcuttur. Duruşunuzu periyodik olarak değiştirerek, iyi bir fiziksel formda kalabilir ve sağlık sorunlarından kaçınabilirsiniz. [h3]Yükseklik ayarlama türüne göre bu tür masalar iki gruba ayrılabilir. [/h3] Mekanik yükseklik ayarı. Bu masa modellerinde yükseklik, masa tablasının manuel olarak kaldırılıp raylar boyunca sabitlenmesini gerektiren gizli bir şekilde veya çevrilmesi gereken bir kol mekanizmasıyla ayarlanabilir. Her iki yöntem de biraz zaman ve fiziksel çaba gerektirir ve bu da zamanla kişinin bu özelliği kullanma yeteneğini kaybetmesine yol açabilir. Bununla birlikte, bu masalar elektrik motoru içermediği için daha ucuzdur. Otomatik ayarlama. Bu, bir düğmeye basıldığında masa tablasını istenen yüksekliğe kaldıran elektrikli tahrik sistemlerini içerir. En gelişmiş modeller ayrıca birden fazla masa tablası konumunu hafızaya alarak hızlı geri çağırmaya olanak tanır. Bu ayarlama yöntemi en kullanışlı olanıdır, ancak masanın maliyetini önemli ölçüde artırır. [b]Tezgah üzerindeki prizler ve elektrik çıkışları[/b] Elbette, bir bilgisayar masasında ekstra priz veya bağlantı noktalarının olması, özellikle de masa üstünde uygun bir konumda bulunmaları durumunda harika bir avantajdır. Bu modeller, örneğin masa ile birlikte bir USB hub da elde edeceğiniz için, kullanım kolaylığı açısından belirgin bir avantaj sunmaktadır. [b]Tasarım[/b] Çalışma veya oyun alanının görünümü herkes için önemlidir. Burada da her şeyde olduğu gibi aynı kural geçerlidir. Bir masa ne kadar estetik açıdan hoş görünürse, o kadar pahalı olma eğilimindedir. Özel malzemeler, kaplamalar, çelik çerçeve veya cam masa tablası bunların hepsi tasarım açısından çekici olacaktır, ancak standart bir sunta masaya göre daha pahalı olacaktır. Masanın özgünlüğü, bazı modellerde bulunan RGB aydınlatma ile vurgulanabilir.
    Beğen
    6
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 879 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Forumda gözden kaçmaması gereken bir başlık var:

    **MONITÖRÜN VEYA MASANIN YÜKSEKLIĞI ÇOK MU FAZLA?**

    Merhaba, oyun oynadığım ve çalıştığım masanın yüksekliği 73,5 cm ve üzerinde 3,5 cm kalınlığında ahşap bir tahta var, yani toplam yükseklik 77 cm. 186 cm boyum göz önüne alındığında, bu sırtım ve omuzlarım için oldukça rahat. Monitör yüksekliğiyle ilgili sorun yaşıyorum. Şu anda minimum yüksekliği...

    ───────────────
    Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz:

    https://techforum.tr/threads/6668/

    #monitörün #masanın #yüksekliği #fazla #teknoloji #techforumtr
    👀 Forumda gözden kaçmaması gereken bir başlık var: 📌 **MONITÖRÜN VEYA MASANIN YÜKSEKLIĞI ÇOK MU FAZLA?** 📝 Merhaba, oyun oynadığım ve çalıştığım masanın yüksekliği 73,5 cm ve üzerinde 3,5 cm kalınlığında ahşap bir tahta var, yani toplam yükseklik 77 cm. 186 cm boyum göz önüne alındığında, bu sırtım ve omuzlarım için oldukça rahat. Monitör yüksekliğiyle ilgili sorun yaşıyorum. Şu anda minimum yüksekliği... ─────────────── 👉 Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz: 🔗 https://techforum.tr/threads/6668/ #monitörün #masanın #yüksekliği #fazla #teknoloji #techforumtr
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 841 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Dreame X60 Ultra Complete: Küfür etmeye itmeyen bir robot!
    Dreame X60 Ultra Complete alınır mı?

    Kısa cevap: Eğer evinizde evcil hayvan, kablo karmaşası ve yoğun kullanım varsa, evet alınabilir. Ancak kusursuz değil.

    Dreame X60 Ultra Complete: Sonunda beni küfür etmeye itmeyen bir robot!

    Robot elektrikli süpürge üreticilerinin abartılı vaatlerine uzun zaman önce inanmayı bıraktım. Her yeni amiral gemisi "diğerlerinden daha akıllı", "her şeyi görüyor", "her şeyi kendi kendine yapıyor" diye övünüyor. Ama pratikte, bir hafta sonra yine dört ayak üstünde, bir kabloyu, bir çorabı veya köpeğinizin en sevdiği oyuncağı çekip çıkarıyorsunuz ve o plastik parçadan sessizce nefret ediyorsunuz.

    Dreame X60 Ultra Complete'i aldığımda, her şeyi eksiksiz yapmaya karar verdim. Hiçbir şeyi temizlemedim, alanı boşaltmadım, kabloları gizlemedim. Sadece bir köpeğin, bir ergenin ve sürekli, kontrollü bir dağınıklığın olduğu bir daireye yerleştirdim. Ve işte o zaman işler ilginçleşti...

    İlk birkaç temizlikten sonra garip bir hisse kapıldım peşinden koşmuyorum, beş dakikada bir kontrol etmiyorum, bir mucize beklemiyorum. Sadece çalışıyor. Mükemmel değil, reklamda gösterildiği gibi değil, ama oldukça iyi.

    Bu incelemenin özü de bu. Süslü kelimeler yok, pazarlama abartısı yok. Sadece bu robotun ev tamamen kaosa sürüklendiğinde hayatla nasıl başa çıktığı.

    Nasıl görünüyor ve ilk bakışta ne hissediyorsunuz?
    Gövdesi klasik ve yuvarlak, devrim niteliğinde bir şey yok. Ama diğer robotların yanına koyduğunuzda, büyük bir olay olduğunu hemen anlıyorsunuz. Sadece 7,95 cm boyunda. Daha önce sahip olduğum modellerin çoğu yatağın veya kanepenin altına sürtünerek girer ve pes ederdi, ama bu zahmetsizce kayarak giriyor. Farkı daha ilk günden fark ediyorsunuz. Bu arada arkadaşlar söylemeyi başta unuttum bu yazı tamamen techforum.tr/sosyal için hazırladım. Neyse konumuza devam edelim.

    Üst panel pürüzsüz, açık renkli mat bir paneldir. Parmak izlerini neredeyse hiç tutmaz, bu da bir avantajdır. Lidar geri çekilebilir, normal modda yüksekte durur, ancak robot mobilyaların altına dalarken gövdeye doğru geri çekilir. Bu, onu alçakta tutarken yönünü de korumasını sağlar. Çok zekice bir fikir.

    Ön tamponda, OmniSight kamera sistemine sahip hareketli bir tampon bulunur. Bu sadece bir gözetleme deliği değil, kabloları, küçük oyuncakları, ayakkabıları ve diğer kalıntıları gerçekten görebilen tamamen işlevsel bir sistemdir. Karanlıkta aydınlatma sağlayan bir arka ışık mevcuttur. Tampon, dokunulduğunda sorunsuz bir şekilde çalışır ve hızlanırken herhangi bir şeye çarpmasını önler.

    Yan fırça da oldukça benzersiz. SideReach mekanizması kullanılarak uzatılıyor ve süpürgeliklerin kenarlarına ve köşelere kolayca ulaşıyor. Kullanılmadığında neredeyse görünmezken, kullanıldığında çıkıntısı hemen fark ediliyor.

    Robotu ters çevirdiğinizde işler daha da ilginçleşiyor. Ortada, saç ve tüylerin birbirine dolanmasını en aza indirmek için özel olarak tasarlanmış çift etkili HyperStream fırça bulunuyor. Bunun önünde, her şeyi etkili bir şekilde yere bastıran bir basınç plakası yer alıyor. Yanlarda ise iki adet döner paspas diski var. Bunlardan biri yana doğru 4 cm uzayabiliyor. Bu özellik, genellikle gözden kaçan duvar ve mobilya kenarlarını temizlerken gerçekten yardımcı oluyor.

    AgiLift tekerlekleri de son derece kullanışlı. Robot kendini kaldırabiliyor ve engelleri daha iyi aşabiliyor. Dışarıdan bakıldığında pek fark edilmiyor, ancak eşiklerden ve profillerden geçmeye başladığında, tasarımın alışılmıştan daha gelişmiş olduğunu anlayabiliyorsunuz. Toz haznesi üst kapağın altında yer alıyor ve kolayca erişilebiliyor. Herhangi bir şeyi sökmeye veya vidaları gevşetmeye gerek yok.

    İstasyon ayrı ve büyük bir olay.
    PowerDock çok büyük. Ciddi anlamda, büyük ve ağır. Hemen anlıyorsunuz ki, onu masanın altına sıkıştırıp unutamazsınız. Hemen kalıcı yerine koymanız gerekiyor. Dışarıdan derli toplu görünüyor, her şey kapalı. Üst kapağı açtığınızda iki su tankı (temiz ve kirli) bulacaksınız. Ön paneli çıkardığınızda, içinde bir toz torbası ve deterjan kabı var: normal ve özel evcil hayvan kokusu giderici. İstasyon deterjanı otomatik olarak dağıtıyor.

    Robot geri döndüğünde, üs tüm hizmeti devralır: döküntüleri vakumlar, paspasları 100°C'ye kadar sıcak suyla yıkar ve ardından sıcak hava ile kurutur. Bu işlem sırasında oldukça gürültülü olur, ancak bu beklenen bir durumdur.

    Gerçekten ne yapabilir ki?
    Navigasyon, lidar ve öne bakan OmniSight kameralara dayanmaktadır. Robot bir harita oluşturur, sürekli günceller ve yolunda yeni bir şey belirdiğinde hızla rotasını değiştirir. Kameralar küçük nesneleri kolayca tanıyabilir: kablolar, oyuncaklar ve evcil hayvan mama kapları. Karanlıkta, mobilyaların altındaki bir ışık yanarak robotun kör olmasını önler.

    En kullanışlı özelliği geri çekilebilir lidar sensörüdür. Açık alanlarda dik durur, ancak robot bir yatağın veya kanepenin altına daldığı anda geri çekilerek yüksekliğini sadece 7,95 cm'ye düşürür. Bu, diğer modellerin denemeye bile cesaret edemediği alanlarda gezinmesini sağlar. Engellerden kaçınmak için robot ProLeap ve AgiLift teknolojilerini kullanır. Robot gövdesini kaldırabilir ve tekerleklerinin konumunu ayarlayabilir. 4-4,5 cm'ye kadar tek basamaklarda güvenle hareket eder. Ayrıca 8,8 cm'ye kadar çift basamaklardan da geçebildiği iddia ediliyor, ancak bu büyük ölçüde şekle ve açıya bağlıdır. Havalı görünüyor, ancak mucizeler yaratmıyor.

    Kuru temizleme işlemi, maksimum 35.000 Pa güce sahip Vormax sistemi tarafından gerçekleştirilir. En önemli özelliği ise çift HyperStream fırçasıdır. Gerçekten de uzun tüyleri ve kılları çoğu rakibine göre daha az takıyor. Halılarda robot, basıncını ve gücünü otomatik olarak artırıyor; sanki sadece üzerinde dönmekle kalmıyor, halının tüylerini temizlemek için gerçekten çalışıyormuş gibi hissettiriyor.

    DreameGlide sistemi ile ıslak temizlik. Yaklaşık 15 N basınç ve 230 rpm'ye kadar hıza sahip dönen paspaslar. Mutfak ve koridordaki kurumuş lekeleri geleneksel robot paspaslardan çok daha iyi çıkarır. İlk seferde mükemmel olmasa da, tekrar tekrar gelip işi tamamlar.

    Geri çekilebilir elemanlar özellikle iyi tasarlanmış. SideReach fırçası uzanarak süpürgeliklerin kenarlarındaki döküntüleri etkili bir şekilde topluyor ve bir paspas da yana doğru 4 cm uzanıyor. Bu alanlar genellikle en kirli yerlerdir, ancak burada en azından düzgün bir şekilde temizlemek için çaba sarf edilmiş.

    Uygulama, halınızın ayarlarını en ince ayrıntısına kadar yapmanıza olanak tanıyor hatta robotun fırçaya dolamamasını sağlamak için halının püsküllü tarafını bile belirtebiliyorsunuz.

    PowerDock istasyonu neredeyse tüm kirli işleri kendi başına yapıyor döküntüleri vakumla çekiyor, paspasları 100°C'ye kadar sıcak suyla yıkıyor, sıcak hava ile kurutuyor ve su ile deterjanı yeniden dolduruyor. İki ayrı kimyasal tankı bulunuyor biri standart, diğeri ise özellikle evcil hayvan kokusu kontrolü için ve istasyon bunları otomatik olarak dağıtıyor.

    Normal kullanımda, torbayı birkaç ayda bir değiştirmeniz ve suyu tamamlamanız yeterli. Her torbanın 100 döngüye kadar dayanabileceği iddia ediliyor. Köpek ve kedi sahipleri için özel avantajlar da var: robot, onların aktif olduğu alanları daha iyi tanıyor ve bu alanlarda temizliği yoğunlaştırıyor. Ayrıca, kamera sayesinde evde neler olup bittiğini de görebilirsiniz.

    Onu evin içine sokunca neler oldu?
    Bilerek hiçbir şeyi temizlemedim. Köpeğin ve ergenin yaşadığı dairede test etmeye karar verdim. Zemin, süpürgeliklerin boyunca saçlarla, dağınık kablolarla, şarj aletleriyle, çoraplarla ve bir başka oyun felaketinden kalma küçük Orbeez'lerle kaplıydı. Her şey her zamanki gibiydi ve işin tuzu biberi de 20x40 mm'lik metal profilli mutfak masasıydı. Robot süpürgeler için klasik bir ölüm tuzağıdır: bazıları sıkışır, bazıları sonsuza kadar etrafta dolaşır ve sonra pes eder. Çalıştırdım. Haritalama yaparken arkama yaslanıp izledim.

    Temizlik başlıyor. Kabloya yaklaşıyor, yavaşlıyor, bir saniye düşünüyor ve ona dokunmadan etrafından dolanıyor. Çorapla da aynı şey: sadece etrafından dolanıyor, yutmaya çalışmıyor ve sürüklemiyor. Orbeez'ler ilginçti. Odanın her yerinde bir futbol maçı oynanacağına zaten hazırlıklıydım, ama hayır onları oldukça sakin bir şekilde topladı, ara sıra hafifçe itti ama çok sert değil. Bu bir sürprizdi.

    En şaşırtıcı an masada yaşandı. Normal modda, robot sadece ayakların etrafından dolanıyor. Uygulamada gelişmiş engelden kaçınma modunu açtım robot yaklaştı, durdu, biraz geri döndü, desteklerini uzattı ve o talihsiz profilin üzerinden geçti. Kelimenin tam anlamıyla orada kahkaha attım. Normalde tüm robotların ya tekerleklerini çılgınca döndürmesine ya da o noktada tamamen pes etmesine alışkınım. Ama bu robot yoluna devam etti, ki bu tüm robotların yapabileceği bir şey değil.

    Özellikle geri çekilebilir yan fırça ve geri çekilebilir paspası belirtmek isterim. Gerçekten çok kullanışlılar. İhtiyaç duyulduğunda dışarı çıkıyorlar, ihtiyaç duyulmadığında ise içeri çekiliyorlar. Bu, robotun boyutunu artırmıyor. Denediğim çoğu modele göre süpürgelik kenarlarını gözle görülür şekilde daha iyi temizliyor. Mükemmel bir temizlik sağlamıyor, ancak fark hissediliyor.

    Sonra ona günlerini göstermeye karar verdim. Bir alanda büyük bir karmaşa yarattım kablolar, ayakkabılar, her türlü küçük çöp. Robot hiç takılmadı, hiçbir şeye takılmadı ve toplayabildiği her şeyi topladı.

    Sonra işi daha da karmaşıklaştırdım ve karabuğday, pirinç, bezelye ve küçük kağıt parçalarından oluşan bir karışım ekledim. Robot tek bir geçiş yaptı ve neredeyse her şeyi topladı. Hava akımı hafif kağıt parçalarını biraz uçurdu ama önemli bir sorun olmadı.

    Evimde halı olmadığı için, bir parça halıyı bantla sabitledim ve üzerine her türlü kiri serptim. Robot bunları sorunsuz bir şekilde topladı. Sonra kiri halının yüzeyine hafifçe sürdüm ve işte o zaman robotun sınırları gerçekten ortaya çıkmaya başladı. Birkaç kez geri döndü, gücü 35.000 Pa'ya çıkardı ve temizliği bitirmeye çalıştı. Halının liflerine işlemiş kiri tamamen temizleyemedi, ancak dayanıklıydı.

    Uzun saç ve tüyler ekledim. Sonuç biraz karışıklık oldu ama çok hafif. Makasla kesip atacağınız türden karışık bir saç değil, daha çok temizliğin hafif bir kalıntısı gibi.

    Islak temizleme yönteminin mantığı beni şaşırttı. Kurumuş bir kahve lekesinde önce kendi etrafında döndü, sonra paspas istasyonuna gidip paspasları yıkadı ve geri döndü. İkinci geçişten sonra leke gözle görülür şekilde daha açık renkteydi. Sadece su ekleyerek de test ettim. Az sıvı varsa robot hızlıca temizliyor. Çok sıvı varsa temizleme istasyonuna birkaç kez gidiyor.

    Saçlarla kaplı duvarlara neredeyse tamamen yapışık şekilde ilerler, fırçasını uzatır ve normalde klasik bir elektrikli süpürge için bir parça döküntü olarak kalacak olan şeyleri toplar.

    Eşiklerden sorunsuz geçiyor küçük olanlardan sorun yok, daha yüksek ve kaygan olanlardan ise geçemeyebilir. Baş mesafesinin bol olduğu yatağın altında, sanki açık bir alandaymış gibi hareket ediyor. Kanepenin altında (yaklaşık 11 cm) ise lidar sensörü indirilmiş haldeyken ve hafızadan geri çekilirken, kontrolsüzce savrulmadan hareket ediyor.

    Temizlik işlemi bittiğinde, istasyon üsse geri döner ve ardından görevi devralır konteyneri temizler, paspasları yıkar ve kurutur.

    Neredeyse sinir krizi geçirecekken sonunda talimatlara uzandım.
    Dedikleri doğru talimatları okumalısınız. Robotu ilk kez hazırlıyorum, manyetik paspasları yerleştiriyorum ve ikisi de hemen yere düşüyor. Her ikisi de. Sadece düşüyorlar.

    Orada durup onlara bakıyorum ve "Ah, işte bu. Bana kusurlu bir ürün göndermişler." diye düşünüyorum. Mıknatıslar zayıf, montaj aparatı yamuk, ya da belki de bana bozuk bir tane denk geldi. İkinci kez, üçüncü kez deniyorum, aynı şey. Paspaslar hiç yerinde durmuyor. Kafamda çoktan kötü bir yorum yazmaya ve bu harika şeyi nasıl iade edeceğimi düşünmeye başladım bile.

    Yapacak başka bir şey kalmadığı için talimatları şöyle bir gözden geçirdim. Normalde onları açmaya bile tenezzül etmem. Meğer bu bir hata değil, aksine bu şekilde tasarlanmış. Robot, halıların üzerine çıktığında veya paspasları kullanmaması için yapılandırıldığında otomatik olarak paspaslarını bırakabiliyor. Bu yüzden aparat sert değil, kolayca kırılacak şekilde tasarlanmış.

    İlk bakışta son derece şüpheli görünüyor. Bir şeyin düştüğünü ve her şeyin kırılmak üzere olduğunu düşünüyorsunuz. Ama mantığını anladığınızda, hatta hoşunuza bile gidiyor. Robot, ne zaman ıslak ne zaman kuru olduğuna kendisi karar veriyor.

    Davranışı gerçekten kontrol eden bir uygulama
    Buradaki uygulama sadece "başlat düğmesine bas ve çay içmeye git" türünden bir şey değil. Doğru kurulum yapılmazsa, robot garip ve hatta biraz aptalca görünebilir.

    Harita standart odaları sorunsuz bir şekilde işaretleyebilirsiniz. Ama asıl önemli nokta şu, sadece halıyı işaretlemekle kalmıyor, aynı zamanda hangi tarafının saçaklı olduğunu da doğrudan belirtebiliyorsunuz. Bundan sonra robot daha akıllıca gezinmeye başlıyor ve gereksiz yerlere dokunmuyor.

    Engel parkuru modu tam bir sihir. Tek bir düğmeye basıyorsunuz ve "dikkatli yürüyen" halinden, pençelerini uzatıp masanın altındaki metal profilin üzerinden koşan birine dönüşüyor. Nereden açacağınızı bilmiyorsanız, neden bu kadar zeki, sonra da bu kadar aptal olduğunu merak ederek öylece duracaksınız.

    Paspaslar ise farklı bir konu. Ayarlara bağlı olarak, ya paspasları alıyor, ya tabanda bırakıyor ya da bilerek yere düşürüyor. Dışarıdan bakıldığında bir şey düşmüş gibi görünüyor. Gerçekte ise, amaçlandığı gibi çalışıyor.

    Kirli alanlar için "temizle veya kaçın" seçeneği de mevcut. İfade biraz garip olsa da, önemli olan nokta şu: "Kaçın" olarak ayarlarsanız, o alanı görmezden gelir. Bu, özellikle köpeğin bir yere kaka yaptığı durumlarda çok faydalı.

    CleanGenius, kendi kendine temizlik yapan bir robottur. Pratikte, ayarlarınızı alır ve bunları birleştirmeye çalışır. Her şeyi yanlış yapılandırdıysanız, daha akıllı hale gelmeyecektir. İstasyon ayarları kesinlikle akıl almaz. Temizlik yoğunluğunu ne kadar yüksek ayarlarsanız, üsse o kadar sık ​​gider. Dışarıdan bakıldığında robot yorgun ve sürekli ileri geri koşuşturuyormuş gibi görünse de, gerçekte sadece sizden istediğinizi yapıyor.

    Fotoğraf makinamı neredeyse hiç kullanmam. Sadece çok canım sıkıldığında kullanırım.

    Özetle, durum ne?
    En değerli şey, Dreame X60 Ultra Complete ile artık her beş dakikada bir "Nerede, takıldı mı?" diye kontrol etmenize gerek kalmamasıdır. Sadece açın ve işine devam etsin. Benim için bu, bir robotun işlevselliğinin nihai testidir.

    Kablolar, saçlar, çoraplar ve diğer ufak tefek eşyalarla dolu tipik dağınık bir dairede oldukça yeterli bir performans sergiliyor. Hiçbir şeyi yutmuyor, mobilyaların altına giriyor ve süpürgeliklerde birçok süpürgeden belirgin şekilde daha iyi hareket ediyor. Halıları özenle temizliyor. Yüzey temizliğinde iyi iş çıkarıyor, ancak kalın tüylü halılardaki kirler normal bir elektrik süpürgesiyle temizlenmeli. Sert zeminlerde neredeyse hiç sorun yok. Islak temizlik de etkili ve lekeleri çıkarıyor, her zaman ilk denemede olmasa da, geri dönüp başladığı işi bitirmeye çalışıyor.

    Bu istasyon gerçekten hayat kurtarıcı. Otomatik olarak temizliyor, yıkıyor ve kurutuyor. Kanalizasyon sistemine bağlarsanız, robotun herhangi bir hizmeti olduğunu tamamen unutabilirsiniz. Evet, istasyon çok büyük ve oldukça fazla yer kaplıyor. Bazen paspasları yıkamak için çok sık çalışıyor. Manyetik paspaslar ilk başta can sıkıcı olabiliyor. Ancak tüm bu anlar, robotun bu karmaşada ne kadar sakin çalıştığını düşündüğünüzde daha az can sıkıcı hale geliyor.

    Kısacası, saygı kazanmış bir ürün. Mükemmel değil, ama gerçekten endişelenmeden çalışır halde bırakabileceğiniz robotlardan biri. Evcil hayvanları ve çocukları olan bir apartman dairesi için oldukça iyi bir seçenek.

    #RobotSüpgürge #DreameX60UltraComplete #DreameX60UltraCompleteAnalizi
    Dreame X60 Ultra Complete alınır mı? Kısa cevap: Eğer evinizde evcil hayvan, kablo karmaşası ve yoğun kullanım varsa, evet alınabilir. Ancak kusursuz değil. Dreame X60 Ultra Complete: Sonunda beni küfür etmeye itmeyen bir robot! Robot elektrikli süpürge üreticilerinin abartılı vaatlerine uzun zaman önce inanmayı bıraktım. Her yeni amiral gemisi "diğerlerinden daha akıllı", "her şeyi görüyor", "her şeyi kendi kendine yapıyor" diye övünüyor. Ama pratikte, bir hafta sonra yine dört ayak üstünde, bir kabloyu, bir çorabı veya köpeğinizin en sevdiği oyuncağı çekip çıkarıyorsunuz ve o plastik parçadan sessizce nefret ediyorsunuz. Dreame X60 Ultra Complete'i aldığımda, her şeyi eksiksiz yapmaya karar verdim. Hiçbir şeyi temizlemedim, alanı boşaltmadım, kabloları gizlemedim. Sadece bir köpeğin, bir ergenin ve sürekli, kontrollü bir dağınıklığın olduğu bir daireye yerleştirdim. Ve işte o zaman işler ilginçleşti... İlk birkaç temizlikten sonra garip bir hisse kapıldım peşinden koşmuyorum, beş dakikada bir kontrol etmiyorum, bir mucize beklemiyorum. Sadece çalışıyor. Mükemmel değil, reklamda gösterildiği gibi değil, ama oldukça iyi. Bu incelemenin özü de bu. Süslü kelimeler yok, pazarlama abartısı yok. Sadece bu robotun ev tamamen kaosa sürüklendiğinde hayatla nasıl başa çıktığı. Nasıl görünüyor ve ilk bakışta ne hissediyorsunuz? Gövdesi klasik ve yuvarlak, devrim niteliğinde bir şey yok. Ama diğer robotların yanına koyduğunuzda, büyük bir olay olduğunu hemen anlıyorsunuz. Sadece 7,95 cm boyunda. Daha önce sahip olduğum modellerin çoğu yatağın veya kanepenin altına sürtünerek girer ve pes ederdi, ama bu zahmetsizce kayarak giriyor. Farkı daha ilk günden fark ediyorsunuz. Bu arada arkadaşlar söylemeyi başta unuttum bu yazı tamamen techforum.tr/sosyal için hazırladım. Neyse konumuza devam edelim. Üst panel pürüzsüz, açık renkli mat bir paneldir. Parmak izlerini neredeyse hiç tutmaz, bu da bir avantajdır. Lidar geri çekilebilir, normal modda yüksekte durur, ancak robot mobilyaların altına dalarken gövdeye doğru geri çekilir. Bu, onu alçakta tutarken yönünü de korumasını sağlar. Çok zekice bir fikir. Ön tamponda, OmniSight kamera sistemine sahip hareketli bir tampon bulunur. Bu sadece bir gözetleme deliği değil, kabloları, küçük oyuncakları, ayakkabıları ve diğer kalıntıları gerçekten görebilen tamamen işlevsel bir sistemdir. Karanlıkta aydınlatma sağlayan bir arka ışık mevcuttur. Tampon, dokunulduğunda sorunsuz bir şekilde çalışır ve hızlanırken herhangi bir şeye çarpmasını önler. Yan fırça da oldukça benzersiz. SideReach mekanizması kullanılarak uzatılıyor ve süpürgeliklerin kenarlarına ve köşelere kolayca ulaşıyor. Kullanılmadığında neredeyse görünmezken, kullanıldığında çıkıntısı hemen fark ediliyor. Robotu ters çevirdiğinizde işler daha da ilginçleşiyor. Ortada, saç ve tüylerin birbirine dolanmasını en aza indirmek için özel olarak tasarlanmış çift etkili HyperStream fırça bulunuyor. Bunun önünde, her şeyi etkili bir şekilde yere bastıran bir basınç plakası yer alıyor. Yanlarda ise iki adet döner paspas diski var. Bunlardan biri yana doğru 4 cm uzayabiliyor. Bu özellik, genellikle gözden kaçan duvar ve mobilya kenarlarını temizlerken gerçekten yardımcı oluyor. AgiLift tekerlekleri de son derece kullanışlı. Robot kendini kaldırabiliyor ve engelleri daha iyi aşabiliyor. Dışarıdan bakıldığında pek fark edilmiyor, ancak eşiklerden ve profillerden geçmeye başladığında, tasarımın alışılmıştan daha gelişmiş olduğunu anlayabiliyorsunuz. Toz haznesi üst kapağın altında yer alıyor ve kolayca erişilebiliyor. Herhangi bir şeyi sökmeye veya vidaları gevşetmeye gerek yok. İstasyon ayrı ve büyük bir olay. PowerDock çok büyük. Ciddi anlamda, büyük ve ağır. Hemen anlıyorsunuz ki, onu masanın altına sıkıştırıp unutamazsınız. Hemen kalıcı yerine koymanız gerekiyor. Dışarıdan derli toplu görünüyor, her şey kapalı. Üst kapağı açtığınızda iki su tankı (temiz ve kirli) bulacaksınız. Ön paneli çıkardığınızda, içinde bir toz torbası ve deterjan kabı var: normal ve özel evcil hayvan kokusu giderici. İstasyon deterjanı otomatik olarak dağıtıyor. Robot geri döndüğünde, üs tüm hizmeti devralır: döküntüleri vakumlar, paspasları 100°C'ye kadar sıcak suyla yıkar ve ardından sıcak hava ile kurutur. Bu işlem sırasında oldukça gürültülü olur, ancak bu beklenen bir durumdur. Gerçekten ne yapabilir ki? Navigasyon, lidar ve öne bakan OmniSight kameralara dayanmaktadır. Robot bir harita oluşturur, sürekli günceller ve yolunda yeni bir şey belirdiğinde hızla rotasını değiştirir. Kameralar küçük nesneleri kolayca tanıyabilir: kablolar, oyuncaklar ve evcil hayvan mama kapları. Karanlıkta, mobilyaların altındaki bir ışık yanarak robotun kör olmasını önler. En kullanışlı özelliği geri çekilebilir lidar sensörüdür. Açık alanlarda dik durur, ancak robot bir yatağın veya kanepenin altına daldığı anda geri çekilerek yüksekliğini sadece 7,95 cm'ye düşürür. Bu, diğer modellerin denemeye bile cesaret edemediği alanlarda gezinmesini sağlar. Engellerden kaçınmak için robot ProLeap ve AgiLift teknolojilerini kullanır. Robot gövdesini kaldırabilir ve tekerleklerinin konumunu ayarlayabilir. 4-4,5 cm'ye kadar tek basamaklarda güvenle hareket eder. Ayrıca 8,8 cm'ye kadar çift basamaklardan da geçebildiği iddia ediliyor, ancak bu büyük ölçüde şekle ve açıya bağlıdır. Havalı görünüyor, ancak mucizeler yaratmıyor. Kuru temizleme işlemi, maksimum 35.000 Pa güce sahip Vormax sistemi tarafından gerçekleştirilir. En önemli özelliği ise çift HyperStream fırçasıdır. Gerçekten de uzun tüyleri ve kılları çoğu rakibine göre daha az takıyor. Halılarda robot, basıncını ve gücünü otomatik olarak artırıyor; sanki sadece üzerinde dönmekle kalmıyor, halının tüylerini temizlemek için gerçekten çalışıyormuş gibi hissettiriyor. DreameGlide sistemi ile ıslak temizlik. Yaklaşık 15 N basınç ve 230 rpm'ye kadar hıza sahip dönen paspaslar. Mutfak ve koridordaki kurumuş lekeleri geleneksel robot paspaslardan çok daha iyi çıkarır. İlk seferde mükemmel olmasa da, tekrar tekrar gelip işi tamamlar. Geri çekilebilir elemanlar özellikle iyi tasarlanmış. SideReach fırçası uzanarak süpürgeliklerin kenarlarındaki döküntüleri etkili bir şekilde topluyor ve bir paspas da yana doğru 4 cm uzanıyor. Bu alanlar genellikle en kirli yerlerdir, ancak burada en azından düzgün bir şekilde temizlemek için çaba sarf edilmiş. Uygulama, halınızın ayarlarını en ince ayrıntısına kadar yapmanıza olanak tanıyor hatta robotun fırçaya dolamamasını sağlamak için halının püsküllü tarafını bile belirtebiliyorsunuz. PowerDock istasyonu neredeyse tüm kirli işleri kendi başına yapıyor döküntüleri vakumla çekiyor, paspasları 100°C'ye kadar sıcak suyla yıkıyor, sıcak hava ile kurutuyor ve su ile deterjanı yeniden dolduruyor. İki ayrı kimyasal tankı bulunuyor biri standart, diğeri ise özellikle evcil hayvan kokusu kontrolü için ve istasyon bunları otomatik olarak dağıtıyor. Normal kullanımda, torbayı birkaç ayda bir değiştirmeniz ve suyu tamamlamanız yeterli. Her torbanın 100 döngüye kadar dayanabileceği iddia ediliyor. Köpek ve kedi sahipleri için özel avantajlar da var: robot, onların aktif olduğu alanları daha iyi tanıyor ve bu alanlarda temizliği yoğunlaştırıyor. Ayrıca, kamera sayesinde evde neler olup bittiğini de görebilirsiniz. Onu evin içine sokunca neler oldu? Bilerek hiçbir şeyi temizlemedim. Köpeğin ve ergenin yaşadığı dairede test etmeye karar verdim. Zemin, süpürgeliklerin boyunca saçlarla, dağınık kablolarla, şarj aletleriyle, çoraplarla ve bir başka oyun felaketinden kalma küçük Orbeez'lerle kaplıydı. Her şey her zamanki gibiydi ve işin tuzu biberi de 20x40 mm'lik metal profilli mutfak masasıydı. Robot süpürgeler için klasik bir ölüm tuzağıdır: bazıları sıkışır, bazıları sonsuza kadar etrafta dolaşır ve sonra pes eder. Çalıştırdım. Haritalama yaparken arkama yaslanıp izledim. Temizlik başlıyor. Kabloya yaklaşıyor, yavaşlıyor, bir saniye düşünüyor ve ona dokunmadan etrafından dolanıyor. Çorapla da aynı şey: sadece etrafından dolanıyor, yutmaya çalışmıyor ve sürüklemiyor. Orbeez'ler ilginçti. Odanın her yerinde bir futbol maçı oynanacağına zaten hazırlıklıydım, ama hayır onları oldukça sakin bir şekilde topladı, ara sıra hafifçe itti ama çok sert değil. Bu bir sürprizdi. En şaşırtıcı an masada yaşandı. Normal modda, robot sadece ayakların etrafından dolanıyor. Uygulamada gelişmiş engelden kaçınma modunu açtım robot yaklaştı, durdu, biraz geri döndü, desteklerini uzattı ve o talihsiz profilin üzerinden geçti. Kelimenin tam anlamıyla orada kahkaha attım. Normalde tüm robotların ya tekerleklerini çılgınca döndürmesine ya da o noktada tamamen pes etmesine alışkınım. Ama bu robot yoluna devam etti, ki bu tüm robotların yapabileceği bir şey değil. Özellikle geri çekilebilir yan fırça ve geri çekilebilir paspası belirtmek isterim. Gerçekten çok kullanışlılar. İhtiyaç duyulduğunda dışarı çıkıyorlar, ihtiyaç duyulmadığında ise içeri çekiliyorlar. Bu, robotun boyutunu artırmıyor. Denediğim çoğu modele göre süpürgelik kenarlarını gözle görülür şekilde daha iyi temizliyor. Mükemmel bir temizlik sağlamıyor, ancak fark hissediliyor. Sonra ona günlerini göstermeye karar verdim. Bir alanda büyük bir karmaşa yarattım kablolar, ayakkabılar, her türlü küçük çöp. Robot hiç takılmadı, hiçbir şeye takılmadı ve toplayabildiği her şeyi topladı. Sonra işi daha da karmaşıklaştırdım ve karabuğday, pirinç, bezelye ve küçük kağıt parçalarından oluşan bir karışım ekledim. Robot tek bir geçiş yaptı ve neredeyse her şeyi topladı. Hava akımı hafif kağıt parçalarını biraz uçurdu ama önemli bir sorun olmadı. Evimde halı olmadığı için, bir parça halıyı bantla sabitledim ve üzerine her türlü kiri serptim. Robot bunları sorunsuz bir şekilde topladı. Sonra kiri halının yüzeyine hafifçe sürdüm ve işte o zaman robotun sınırları gerçekten ortaya çıkmaya başladı. Birkaç kez geri döndü, gücü 35.000 Pa'ya çıkardı ve temizliği bitirmeye çalıştı. Halının liflerine işlemiş kiri tamamen temizleyemedi, ancak dayanıklıydı. Uzun saç ve tüyler ekledim. Sonuç biraz karışıklık oldu ama çok hafif. Makasla kesip atacağınız türden karışık bir saç değil, daha çok temizliğin hafif bir kalıntısı gibi. Islak temizleme yönteminin mantığı beni şaşırttı. Kurumuş bir kahve lekesinde önce kendi etrafında döndü, sonra paspas istasyonuna gidip paspasları yıkadı ve geri döndü. İkinci geçişten sonra leke gözle görülür şekilde daha açık renkteydi. Sadece su ekleyerek de test ettim. Az sıvı varsa robot hızlıca temizliyor. Çok sıvı varsa temizleme istasyonuna birkaç kez gidiyor. Saçlarla kaplı duvarlara neredeyse tamamen yapışık şekilde ilerler, fırçasını uzatır ve normalde klasik bir elektrikli süpürge için bir parça döküntü olarak kalacak olan şeyleri toplar. Eşiklerden sorunsuz geçiyor küçük olanlardan sorun yok, daha yüksek ve kaygan olanlardan ise geçemeyebilir. Baş mesafesinin bol olduğu yatağın altında, sanki açık bir alandaymış gibi hareket ediyor. Kanepenin altında (yaklaşık 11 cm) ise lidar sensörü indirilmiş haldeyken ve hafızadan geri çekilirken, kontrolsüzce savrulmadan hareket ediyor. Temizlik işlemi bittiğinde, istasyon üsse geri döner ve ardından görevi devralır konteyneri temizler, paspasları yıkar ve kurutur. Neredeyse sinir krizi geçirecekken sonunda talimatlara uzandım. Dedikleri doğru talimatları okumalısınız. Robotu ilk kez hazırlıyorum, manyetik paspasları yerleştiriyorum ve ikisi de hemen yere düşüyor. Her ikisi de. Sadece düşüyorlar. Orada durup onlara bakıyorum ve "Ah, işte bu. Bana kusurlu bir ürün göndermişler." diye düşünüyorum. Mıknatıslar zayıf, montaj aparatı yamuk, ya da belki de bana bozuk bir tane denk geldi. İkinci kez, üçüncü kez deniyorum, aynı şey. Paspaslar hiç yerinde durmuyor. Kafamda çoktan kötü bir yorum yazmaya ve bu harika şeyi nasıl iade edeceğimi düşünmeye başladım bile. Yapacak başka bir şey kalmadığı için talimatları şöyle bir gözden geçirdim. Normalde onları açmaya bile tenezzül etmem. Meğer bu bir hata değil, aksine bu şekilde tasarlanmış. Robot, halıların üzerine çıktığında veya paspasları kullanmaması için yapılandırıldığında otomatik olarak paspaslarını bırakabiliyor. Bu yüzden aparat sert değil, kolayca kırılacak şekilde tasarlanmış. İlk bakışta son derece şüpheli görünüyor. Bir şeyin düştüğünü ve her şeyin kırılmak üzere olduğunu düşünüyorsunuz. Ama mantığını anladığınızda, hatta hoşunuza bile gidiyor. Robot, ne zaman ıslak ne zaman kuru olduğuna kendisi karar veriyor. Davranışı gerçekten kontrol eden bir uygulama Buradaki uygulama sadece "başlat düğmesine bas ve çay içmeye git" türünden bir şey değil. Doğru kurulum yapılmazsa, robot garip ve hatta biraz aptalca görünebilir. Harita standart odaları sorunsuz bir şekilde işaretleyebilirsiniz. Ama asıl önemli nokta şu, sadece halıyı işaretlemekle kalmıyor, aynı zamanda hangi tarafının saçaklı olduğunu da doğrudan belirtebiliyorsunuz. Bundan sonra robot daha akıllıca gezinmeye başlıyor ve gereksiz yerlere dokunmuyor. Engel parkuru modu tam bir sihir. Tek bir düğmeye basıyorsunuz ve "dikkatli yürüyen" halinden, pençelerini uzatıp masanın altındaki metal profilin üzerinden koşan birine dönüşüyor. Nereden açacağınızı bilmiyorsanız, neden bu kadar zeki, sonra da bu kadar aptal olduğunu merak ederek öylece duracaksınız. Paspaslar ise farklı bir konu. Ayarlara bağlı olarak, ya paspasları alıyor, ya tabanda bırakıyor ya da bilerek yere düşürüyor. Dışarıdan bakıldığında bir şey düşmüş gibi görünüyor. Gerçekte ise, amaçlandığı gibi çalışıyor. Kirli alanlar için "temizle veya kaçın" seçeneği de mevcut. İfade biraz garip olsa da, önemli olan nokta şu: "Kaçın" olarak ayarlarsanız, o alanı görmezden gelir. Bu, özellikle köpeğin bir yere kaka yaptığı durumlarda çok faydalı. CleanGenius, kendi kendine temizlik yapan bir robottur. Pratikte, ayarlarınızı alır ve bunları birleştirmeye çalışır. Her şeyi yanlış yapılandırdıysanız, daha akıllı hale gelmeyecektir. İstasyon ayarları kesinlikle akıl almaz. Temizlik yoğunluğunu ne kadar yüksek ayarlarsanız, üsse o kadar sık ​​gider. Dışarıdan bakıldığında robot yorgun ve sürekli ileri geri koşuşturuyormuş gibi görünse de, gerçekte sadece sizden istediğinizi yapıyor. Fotoğraf makinamı neredeyse hiç kullanmam. Sadece çok canım sıkıldığında kullanırım. Özetle, durum ne? En değerli şey, Dreame X60 Ultra Complete ile artık her beş dakikada bir "Nerede, takıldı mı?" diye kontrol etmenize gerek kalmamasıdır. Sadece açın ve işine devam etsin. Benim için bu, bir robotun işlevselliğinin nihai testidir. Kablolar, saçlar, çoraplar ve diğer ufak tefek eşyalarla dolu tipik dağınık bir dairede oldukça yeterli bir performans sergiliyor. Hiçbir şeyi yutmuyor, mobilyaların altına giriyor ve süpürgeliklerde birçok süpürgeden belirgin şekilde daha iyi hareket ediyor. Halıları özenle temizliyor. Yüzey temizliğinde iyi iş çıkarıyor, ancak kalın tüylü halılardaki kirler normal bir elektrik süpürgesiyle temizlenmeli. Sert zeminlerde neredeyse hiç sorun yok. Islak temizlik de etkili ve lekeleri çıkarıyor, her zaman ilk denemede olmasa da, geri dönüp başladığı işi bitirmeye çalışıyor. Bu istasyon gerçekten hayat kurtarıcı. Otomatik olarak temizliyor, yıkıyor ve kurutuyor. Kanalizasyon sistemine bağlarsanız, robotun herhangi bir hizmeti olduğunu tamamen unutabilirsiniz. Evet, istasyon çok büyük ve oldukça fazla yer kaplıyor. Bazen paspasları yıkamak için çok sık çalışıyor. Manyetik paspaslar ilk başta can sıkıcı olabiliyor. Ancak tüm bu anlar, robotun bu karmaşada ne kadar sakin çalıştığını düşündüğünüzde daha az can sıkıcı hale geliyor. Kısacası, saygı kazanmış bir ürün. Mükemmel değil, ama gerçekten endişelenmeden çalışır halde bırakabileceğiniz robotlardan biri. Evcil hayvanları ve çocukları olan bir apartman dairesi için oldukça iyi bir seçenek. #RobotSüpgürge #DreameX60UltraComplete #DreameX60UltraCompleteAnalizi
    Beğen
    Haha
    14
    7 Cevaplar 0 Paylaşımlar 6B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
Oyun Gündemi
Yükleniyor...
Forum Son Yazılan Konular
TechForumTR https://techforum.tr/sosyal