• Deus Ex: Mankind Divided Prag 2029 Rehberi

    Deus Ex: Mankind Divided Prag 2029 Rehberi: Oyundaki 6 Gizli Tur Noktası

    Merhaba.

    Bu yazıda Deus Ex: Mankind Divided içerisinde kendime koyduğum küçük ama oldukça ilginç bir hedefi ve bu hedefe ulaşırken yaşadığım süreci anlatacağım.

    Oyunun Prag haritasında fark edilmesi oldukça kolay olmayan bazı noktalar bulunuyor. Bunların izini sürdükçe, başlangıçta sıradan bir hikâye eşyası gibi görünen bir nesnenin aslında oyuncuyu Prag'ın farklı köşelerinde küçük bir keşif turuna çıkardığını fark ettim.

    Bu benim buradaki ilk uzun yazılarımdan biri olduğu için anlatım yer yer biraz kişisel olabilir. Ancak Deus Ex'in çevre tasarımını ve gizli detaylarını sevenlerin hoşuna gideceğini düşünüyorum.

    Juggernaut Collective bu kez bir seyahat acentesi gibi

    Juggernaut Collective'i oyunda küresel ölçekte faaliyet gösteren bir siber örgüt olarak tanıyoruz.

    Fakat görünen o ki Adam Jensen için küçük bir Prag turu da hazırlamışlar.

    Jensen'in dairesinde, yatağın ve pencerenin arasındaki zeminin altında gizli bir bölme bulunuyor. Burada "Juggernaut'tan Hoş Geldin Hediyesi" olarak tanımlanan bir eşya var.

    Bu nesne envanterde yalnızca bir hikâye öğesi olarak görünüyor ve herhangi bir görevde doğrudan kullanılmıyor.

    Fakat dikkatli incelendiğinde iş değişiyor.

    Zarfın içerisinde Prag'daki bazı yerlerin fotoğrafları ile işaretlenmiş konumlar bulunuyor.

    Yani aslında oyun, size açıkça söylemeden küçük bir şehir turu veriyor.

    Prag 2029 rehberli turu başlıyor

    İlk fotoğraftaki noktayı bulmak oldukça kolay.

    Konum, oyundaki araba bayisinin çevresinde bulunuyor ve fotoğraftaki açı neredeyse birebir yeniden oluşturulabiliyor.

    Burası aynı zamanda SM05: Samizdat yan görevi nedeniyle de tanıdık bir bölge.

    Görevin ilerleyen aşamalarından biri bu binanın çatısında gerçekleşiyor.

    Samizdat göreviyle bağlantılı bölge

    Görev sırasında amaçlardan biri şehir veri merkezinin kontrolünü ele geçirmek.

    Veri merkezine giderken Peter Chang, Jensen ile iletişime geçiyor. Jensen Samizdat meselesinin çözüldüğünü bildiriyor ve Chang kullanılan yönteme şaşırarak görüşmeyi sonlandırıyor.

    Bu yüzden rehberdeki ilk nokta yalnızca görsel olarak değil, görev bağlantısı açısından da dikkat çekici.

    Anıt İstasyonu

    Bir sonraki nokta Anıt İstasyonu çevresinde.

    Ana hikâyeyi takip eden oyuncular burayı zaten ziyaret ediyor.

    Bölgedeki çöplerin arasında Marchenko hakkında bilgiler içeren küçük bir cep defteri de bulunabiliyor.

    Fotoğraftaki açıyı yakalamak için çevrede biraz dolaşmak gerekiyor.

    En uğraştırıcı noktalardan biri

    Bir sonraki konum beni epey uğraştırdı.

    Fotoğrafın çekildiği yere çıkabilmek için çevredeki nesneleri kullanmaya çalışırken bölgedeki çöp kutularını çatıya taşımaya başladım.

    Amacım soldaki balkona ulaşabileceğim geçici bir yükselti oluşturmaktı.

    Çöp kutularından biri metal yapının arasına sıkışınca ortaya çıkabilecek küçük boşluğu kullanarak yukarı çıkmayı başardım.

    Bazen Deus Ex'in en eğlenceli tarafı tam olarak bu oluyor.
    Oyun size belirli bir yolu takip etmenizi söylemiyor. Çevreyi ve fizik sistemini kullanarak kendi çözümünüzü üretmenize izin veriyor.
    Böylece rehberdeki altı noktadan üçünü bulmuş oldum.

    Geriye kalan üç konum

    Haritadaki işaretlere göre geriye üç nokta daha kalıyordu.
    1. Palisade Emlak Bankası'nın batı tarafındaki bölge
    2. Palisade çevresindeki ikinci işaretli nokta
    3. Čistá Čtvrť, yani Temiz Bölge tarafındaki konum
    Bunlardan birinde ilk dikkat çeken şey devasa bir 5 rakamı.

    Zarfın içerisindeki fotoğrafta da bu detay görülebiliyor ancak görüntü oldukça karanlık ve düşük kaliteli olduğu için ilk bakışta anlamak kolay değil.

    Duvar ve reklam panosu

    Başka bir fotoğrafta ise duvardaki girintiler ilk bakışta pencere gibi görünüyor.

    Bu da gerçek konumu bulmayı gereksiz yere zorlaştırıyor.

    Fotoğraftaki en önemli ipuçları aslında:
    1. Duvarın yapısı
    2. Girintilerin konumu
    3. Yakındaki reklam panosu
    oluyor.

    Bu detayları bir araya getirince doğru bölgeyi belirlemek çok daha kolaylaşıyor.

    Altıncı fotoğrafın gizemi

    Rehberdeki altıncı fotoğraf konusunda ise aynı başarıyı gösteremedim.

    Fotoğrafın oyundaki birebir karşılığını bulamadım.

    Bunun birkaç nedeni olabilir.

    Fotoğraf, geliştirme sürecindeki daha eski bir Prag tasarımından alınmış olabilir veya Deus Ex: Mankind Divided'ın son sürümünde ilgili bölge değiştirilmiş olabilir.

    Yine de fotoğrafa oldukça benzeyen bazı noktalar mevcut.

    Bir süre sonra önemli bir ayrıntı daha fark ettim.

    Fotoğraflarda KD tabelasının bulunduğu bölgelerde, oyunun kendisinde de buna karşılık gelen tebeşirle çizilmiş küçük işaretler bulunuyor.

    Bu detay, fotoğrafların rastgele seçilmediğini ve geliştiricilerin oyuncuyu gerçekten belirli noktalara yönlendirmek istediğini gösteriyor.

    Peki bütün bunların sonunda ne kazanıyoruz?

    Aslında hiçbir şey.

    Ne özel bir silah geliyor, ne başarım açılıyor, ne de gizli bir görev başlıyor ve bence bu, bütün olayın en güzel kısmı.
    Bu gerçekten bir şehir rehberi. Sizi Prag'ın farklı noktalarında dolaştırıyor, çevre tasarımını incelemenizi sağlıyor ve karşılığında hiçbir ödül vermiyor.
    Tek ödülünüz, normalde koşarak geçtiğiniz sokaklara biraz daha dikkatli bakmak.

    Deus Ex: Mankind Divided'ın Prag tasarımını özel yapan şeylerden biri de bu zaten.

    Şehir yalnızca görevleri birbirine bağlayan bir harita değil. Küçük tabelalar, gizli odalar, alternatif yollar ve fark edilmesi zor çevresel hikâyelerle dolu.

    Bu küçük Juggernaut rehberi de oyunun dünyasına yerleştirilmiş en hoş detaylardan biri.

    Siz bu altı noktayı daha önce fark etmiş miydiniz? Özellikle altıncı fotoğrafın kesin konumunu bulan varsa paylaşırsa oldukça güzel olur.

    #deusex #deusexmankinddivided #prag #prague2029 #adamjensen #oyun #oyunrehberi
    [h2]Deus Ex: Mankind Divided Prag 2029 Rehberi: Oyundaki 6 Gizli Tur Noktası[/h2] Merhaba. Bu yazıda [b]Deus Ex: Mankind Divided[/b] içerisinde kendime koyduğum küçük ama oldukça ilginç bir hedefi ve bu hedefe ulaşırken yaşadığım süreci anlatacağım. Oyunun Prag haritasında fark edilmesi oldukça kolay olmayan bazı noktalar bulunuyor. Bunların izini sürdükçe, başlangıçta sıradan bir hikâye eşyası gibi görünen bir nesnenin aslında oyuncuyu Prag'ın farklı köşelerinde küçük bir keşif turuna çıkardığını fark ettim. Bu benim buradaki ilk uzun yazılarımdan biri olduğu için anlatım yer yer biraz kişisel olabilir. Ancak Deus Ex'in çevre tasarımını ve gizli detaylarını sevenlerin hoşuna gideceğini düşünüyorum. [h2]Juggernaut Collective bu kez bir seyahat acentesi gibi[/h2] Juggernaut Collective'i oyunda küresel ölçekte faaliyet gösteren bir siber örgüt olarak tanıyoruz. Fakat görünen o ki Adam Jensen için küçük bir [i]Prag turu[/i] da hazırlamışlar. Jensen'in dairesinde, yatağın ve pencerenin arasındaki zeminin altında gizli bir bölme bulunuyor. Burada [b]"Juggernaut'tan Hoş Geldin Hediyesi"[/b] olarak tanımlanan bir eşya var. Bu nesne envanterde yalnızca bir hikâye öğesi olarak görünüyor ve herhangi bir görevde doğrudan kullanılmıyor. Fakat dikkatli incelendiğinde iş değişiyor. Zarfın içerisinde Prag'daki bazı yerlerin fotoğrafları ile işaretlenmiş konumlar bulunuyor. Yani aslında oyun, size açıkça söylemeden küçük bir şehir turu veriyor. [h2]Prag 2029 rehberli turu başlıyor[/h2] İlk fotoğraftaki noktayı bulmak oldukça kolay. Konum, oyundaki araba bayisinin çevresinde bulunuyor ve fotoğraftaki açı neredeyse birebir yeniden oluşturulabiliyor. Burası aynı zamanda [b]SM05: Samizdat[/b] yan görevi nedeniyle de tanıdık bir bölge. Görevin ilerleyen aşamalarından biri bu binanın çatısında gerçekleşiyor. [h3]Samizdat göreviyle bağlantılı bölge[/h3] Görev sırasında amaçlardan biri şehir veri merkezinin kontrolünü ele geçirmek. Veri merkezine giderken Peter Chang, Jensen ile iletişime geçiyor. Jensen Samizdat meselesinin çözüldüğünü bildiriyor ve Chang kullanılan yönteme şaşırarak görüşmeyi sonlandırıyor. Bu yüzden rehberdeki ilk nokta yalnızca görsel olarak değil, görev bağlantısı açısından da dikkat çekici. [h2]Anıt İstasyonu[/h2] Bir sonraki nokta [b]Anıt İstasyonu[/b] çevresinde. Ana hikâyeyi takip eden oyuncular burayı zaten ziyaret ediyor. Bölgedeki çöplerin arasında Marchenko hakkında bilgiler içeren küçük bir cep defteri de bulunabiliyor. Fotoğraftaki açıyı yakalamak için çevrede biraz dolaşmak gerekiyor. [h2]En uğraştırıcı noktalardan biri[/h2] Bir sonraki konum beni epey uğraştırdı. Fotoğrafın çekildiği yere çıkabilmek için çevredeki nesneleri kullanmaya çalışırken bölgedeki çöp kutularını çatıya taşımaya başladım. Amacım soldaki balkona ulaşabileceğim geçici bir yükselti oluşturmaktı. Çöp kutularından biri metal yapının arasına sıkışınca ortaya çıkabilecek küçük boşluğu kullanarak yukarı çıkmayı başardım. Bazen Deus Ex'in en eğlenceli tarafı tam olarak bu oluyor. [quote]Oyun size belirli bir yolu takip etmenizi söylemiyor. Çevreyi ve fizik sistemini kullanarak kendi çözümünüzü üretmenize izin veriyor.[/quote] Böylece rehberdeki altı noktadan üçünü bulmuş oldum. [h2]Geriye kalan üç konum[/h2] Haritadaki işaretlere göre geriye üç nokta daha kalıyordu. [ol] [li]Palisade Emlak Bankası'nın batı tarafındaki bölge[/li] [li]Palisade çevresindeki ikinci işaretli nokta[/li] [li]Čistá Čtvrť, yani Temiz Bölge tarafındaki konum[/li] [/ol] Bunlardan birinde ilk dikkat çeken şey devasa bir [b]5[/b] rakamı. Zarfın içerisindeki fotoğrafta da bu detay görülebiliyor ancak görüntü oldukça karanlık ve düşük kaliteli olduğu için ilk bakışta anlamak kolay değil. [h3]Duvar ve reklam panosu[/h3] Başka bir fotoğrafta ise duvardaki girintiler ilk bakışta pencere gibi görünüyor. Bu da gerçek konumu bulmayı gereksiz yere zorlaştırıyor. Fotoğraftaki en önemli ipuçları aslında: [ol] [li]Duvarın yapısı[/li] [li]Girintilerin konumu[/li] [li]Yakındaki reklam panosu[/li] [/ol] oluyor. Bu detayları bir araya getirince doğru bölgeyi belirlemek çok daha kolaylaşıyor. [h2]Altıncı fotoğrafın gizemi[/h2] Rehberdeki altıncı fotoğraf konusunda ise aynı başarıyı gösteremedim. Fotoğrafın oyundaki birebir karşılığını bulamadım. Bunun birkaç nedeni olabilir. Fotoğraf, geliştirme sürecindeki daha eski bir Prag tasarımından alınmış olabilir veya Deus Ex: Mankind Divided'ın son sürümünde ilgili bölge değiştirilmiş olabilir. Yine de fotoğrafa oldukça benzeyen bazı noktalar mevcut. Bir süre sonra önemli bir ayrıntı daha fark ettim. Fotoğraflarda [b]KD[/b] tabelasının bulunduğu bölgelerde, oyunun kendisinde de buna karşılık gelen tebeşirle çizilmiş küçük işaretler bulunuyor. Bu detay, fotoğrafların rastgele seçilmediğini ve geliştiricilerin oyuncuyu gerçekten belirli noktalara yönlendirmek istediğini gösteriyor. [h2]Peki bütün bunların sonunda ne kazanıyoruz?[/h2] Aslında hiçbir şey. Ne özel bir silah geliyor, ne başarım açılıyor, ne de gizli bir görev başlıyor ve bence bu, bütün olayın en güzel kısmı. [quote]Bu gerçekten bir şehir rehberi. Sizi Prag'ın farklı noktalarında dolaştırıyor, çevre tasarımını incelemenizi sağlıyor ve karşılığında hiçbir ödül vermiyor.[/quote] Tek ödülünüz, normalde koşarak geçtiğiniz sokaklara biraz daha dikkatli bakmak. Deus Ex: Mankind Divided'ın Prag tasarımını özel yapan şeylerden biri de bu zaten. Şehir yalnızca görevleri birbirine bağlayan bir harita değil. Küçük tabelalar, gizli odalar, alternatif yollar ve fark edilmesi zor çevresel hikâyelerle dolu. Bu küçük Juggernaut rehberi de oyunun dünyasına yerleştirilmiş en hoş detaylardan biri. [b]Siz bu altı noktayı daha önce fark etmiş miydiniz? Özellikle altıncı fotoğrafın kesin konumunu bulan varsa paylaşırsa oldukça güzel olur.[/b] #deusex #deusexmankinddivided #prag #prague2029 #adamjensen #oyun #oyunrehberi
    Beğen
    6
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Kan basıncı ve şeker ölçümü özelliklerine sahip HONOR Watch 6 Pro akıllı saat
    HONOR, amiral gemisi Watch 6 Pro saatini tanıtmaya hazırlanıyor. Cihaz, 28 Eylül'de Magic9 akıllı telefonlarıyla birlikte tanıtılacak.

    Tanıtım videosuna bakılırsa, saat en az iki kayış seçeneğiyle sunulacak: sportif sarı ve klasik kahverengi. Kasa seramik ve paslanmaz çelikten üretilecek. Ayrıca 5500 nit tepe parlaklığına sahip dairesel bir OLED ekran da belirtiliyor.

    HONOR Watch 6 Pro, genişletilmiş bir dizi Akıllı Göz Algılama sağlık izleme özelliğine sahip olacak. Söylentilere göre saat, kalp ritmi anormalliklerini kaydedebilecek, invaziv olmayan kan şekeri takibi yapabilecek ve kan basıncını izleyebilecek. Cihaz, profesyonel tıbbi cihazların doğruluğuna sahip olmasa da, yine de herhangi bir sorunu tespit edebilecek.

    HONOR Watch 6 Pro'nun fiyatı henüz açıklanmadı, ancak Çin'de ön siparişler çoktan başladı. Sizce Türkiye'de hangi tarihte satışa sunulur.
    HONOR, amiral gemisi Watch 6 Pro saatini tanıtmaya hazırlanıyor. Cihaz, 28 Eylül'de Magic9 akıllı telefonlarıyla birlikte tanıtılacak. Tanıtım videosuna bakılırsa, saat en az iki kayış seçeneğiyle sunulacak: sportif sarı ve klasik kahverengi. Kasa seramik ve paslanmaz çelikten üretilecek. Ayrıca 5500 nit tepe parlaklığına sahip dairesel bir OLED ekran da belirtiliyor. HONOR Watch 6 Pro, genişletilmiş bir dizi Akıllı Göz Algılama sağlık izleme özelliğine sahip olacak. Söylentilere göre saat, kalp ritmi anormalliklerini kaydedebilecek, invaziv olmayan kan şekeri takibi yapabilecek ve kan basıncını izleyebilecek. Cihaz, profesyonel tıbbi cihazların doğruluğuna sahip olmasa da, yine de herhangi bir sorunu tespit edebilecek. HONOR Watch 6 Pro'nun fiyatı henüz açıklanmadı, ancak Çin'de ön siparişler çoktan başladı. Sizce Türkiye'de hangi tarihte satışa sunulur.
    Beğen
    6
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 690 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Apple Watch 12 ve Ultra 4 Yeni sağlık sensörleri 60 kata kadar daha fazla şeyi algılıyor.
    Apple, Apple Watch Series 12 ve Apple Watch Ultra Series 4 ile yeni akıllı saatlerini tanıtıyor. Kalp atış hızı izleme için kullanılan sağlık sensörü önemli ölçüde geliştirildi ve artık verileri çok daha sık ve doğru bir şekilde kaydediyor. Siri ve Apple Intelligence de Apple Watch'larda yeni özellikler kazanıyor.

    Yeni sağlık sensörü kayıtları çok daha sık

    En önemli yenilik, Apple Watch Series 12 ve Ultra 4'ün alt tarafında bulunan yeni optik ve elektriksel kalp sensörlerine sahip yeni "Sağlık Algılama Sistemi"dir. Apple, bu sistem için elektrot alanını yeniden tasarladı ve genişletti. Fotodiyotlar da yeniden tasarlandı ve artık bir daire şeklinde düzenlendi. Apple'a göre, daha büyük ve daha parlak yeşil LED'ler kalp atış hızı verilerinin yakalanmasını daha da iyileştiriyor.

    Bu değişiklikler, Apple'ın artık gün boyunca her 5 saniyede bir kalp atış hızını takip ettiği anlamına geliyor; bu da önceki duruma göre 60 kat daha sık demek. Kalp atış hızı değişkenliği ise artık her 5 dakikada bir ölçülüyor; bu da önceki duruma göre 24 kat daha sık demek. Apple'a göre, yeni saatler giyilebilir cihazlar için şimdiye kadar yapılmış en doğru kalp atış hızı ölçümünü sunuyor.

    Bu sürekli, pasif ölçüm, kullanıcılara fitness ve fizyolojik durumları hakkında daha iyi bir anlayış kazandırmak ve egzersiz ve hareket için aktivite halkalarını daha hassas hale getirmek üzere tasarlanmıştır. Ek olarak, saat kadranındaki yeni kalp atış hızı göstergesi, kullanıcıların gün boyunca kalp atış hızlarını gerçek zamanlı olarak görüntülemelerine olanak tanır.

    Yeni günlük form değerlendirme sistemi, toparlanma ve antrenmana yardımcı olacak.
    Apple ayrıca her sabah bir hazır olma puanı, yani performans veya günlük form puanı da sağlayacak. Önceki gün ve geceye ait verilere dayanan bu puan, kişinin o gün dinlenmeye mi yoksa yoğun egzersize mi odaklanması gerektiğini göstermeyi amaçlıyor.

    Apple, tüm bu bilgileri yeni bir Sağlık uygulamasına entegre edecek. Bu uygulama, daha ayrıntılı analizler sunacak ve diğer özelliklerinin yanı sıra kullanıcılara gerçek yaşlarına kıyasla "Sağlık Yaşlarını" göstererek çeşitli sağlık alanlarındaki fitness seviyelerini belirtecek. Yeni Sağlık uygulaması bu yılın sonlarında piyasaya sürülecek ve başlangıçta İngilizce olarak kullanıma sunulacak. Diğer diller daha sonra eklenecektir.

    Ses Tanıma özelliği, saatin mikrofonlarını kullanarak siren, alarm veya bebek ağlaması gibi sesleri algılar ve kullanıcıyı akıllı saat üzerinde uyarır. Bu özellik, işitme engelli veya işitme sorunu olan kişilerin önemli sesleri algılamasına yardımcı olmak amacıyla tasarlanmıştır.

    Canlı Geri Sarma özelliği ise, bir konuşmanın son 15 saniyesini sanal olarak geri sarar ve içeriği saatin ekranında özetler. Dolayısıyla, olaylar çok hızlı geliştiyse, bu özelliği kullanarak son 15 saniyenin içeriğini gözden geçirebilirsiniz. Bunu yapmak için Apple Watch'un Dijital Kurma Koluna iki kez basmanız yeterlidir.

    Siri Özeti ise, konuşmaların notlarını arka planda otomatik olarak alır ve bunları doğrudan ayrı ayrı etkinlikler halinde düzenler. Bu sayede Siri uygulamasında bir toplantının notlarını görüntüleyebilir veya bir veli-öğretmen toplantısının özetini çıkarabilirsiniz. Siri Özetleri gün boyunca otomatik olarak veya yalnızca bir programa göre, örneğin çalışma saatleriyle sınırlandırılacak şekilde kaydedilebilir. Ayrıca, konuşmaların kaydedilmesini istemiyorsanız istediğiniz zaman devre dışı bırakabilirsiniz. Dahası, ses kayıtları kaydedilmez ve Apple tarafından erişilemez cihazda yalnızca özetler oluşturulur.

    Yeni Apple Watch, yeni S11 çipi

    Apple Watch Series 12 ve Apple Watch Ultra 4, özellikle akıllı saatlerdeki yeni Siri özelliklerinden dolayı S11 SoC'den performans artışı alıyor. S11'in, özellikle CPU, GPU ve NPU'sunda iPhone 18 Pro'daki A20 Pro'dan teknoloji içerdiği söyleniyor. Apple Watch Series 11 ve Ultra 3'teki S10, 2023'teki S9 ile büyük ölçüde aynı olduğundan, üç yıl sonra yeni bir çip gerçekten de gelişmiş performans vaat ediyor.

    Daha doğru adım sayımı

    S11 çipi ayrıca daha doğru adım sayımı sağlamak üzere tasarlandı. Apple, iç mekanlarda yürüyüş veya koşu egzersizleri sırasında daha hassas mesafe ölçümleri sağlamak için yeni makine öğrenimi algoritmalarıyla adım algılama özelliğini tamamen yeniledi. Apple'a göre, S11 çipi ayrıca kullanıcıların adımlarını gerçek zamanlı olarak doğrudan saat kadranında takip etmelerini sağlayan yeni Adımlar özelliğini de mümkün kılıyor.

    Daha büyük bataryalı Ultra 4

    Apple Watch Ultra 4, yukarıda bahsedilen tüm özelliklere ve yeni S11 çipine sahip olmasının yanı sıra, iki güne kadar pil ömrü sunacağı söylenen daha büyük bir bataryaya da sahip. Tıpkı Watch 12 gibi, Ultra 4'ün şarjı da eskisinden daha hızlı olacak. Apple'a göre, 15 dakikalık bir şarj, Watch 12'de 12 saate kadar ek pil ömrü için yeterli oluyor; bu da önceki modele göre %50 daha fazla.

    Apple, Watch 12'nin pil ömrünün 24 saate kadar olduğunu belirtmeye devam ediyor, ancak açık hava egzersizlerinde bu sürenin 10 saate kadar çıktığı, yani Watch 11'e göre %25 daha fazla olduğu söyleniyor.
    Apple, Apple Watch Series 12 ve Apple Watch Ultra Series 4 ile yeni akıllı saatlerini tanıtıyor. Kalp atış hızı izleme için kullanılan sağlık sensörü önemli ölçüde geliştirildi ve artık verileri çok daha sık ve doğru bir şekilde kaydediyor. Siri ve Apple Intelligence de Apple Watch'larda yeni özellikler kazanıyor. [h2]Yeni sağlık sensörü kayıtları çok daha sık[/h2] En önemli yenilik, Apple Watch Series 12 ve Ultra 4'ün alt tarafında bulunan yeni optik ve elektriksel kalp sensörlerine sahip yeni "Sağlık Algılama Sistemi"dir. Apple, bu sistem için elektrot alanını yeniden tasarladı ve genişletti. Fotodiyotlar da yeniden tasarlandı ve artık bir daire şeklinde düzenlendi. Apple'a göre, daha büyük ve daha parlak yeşil LED'ler kalp atış hızı verilerinin yakalanmasını daha da iyileştiriyor. Bu değişiklikler, Apple'ın artık gün boyunca her 5 saniyede bir kalp atış hızını takip ettiği anlamına geliyor; bu da önceki duruma göre 60 kat daha sık demek. Kalp atış hızı değişkenliği ise artık her 5 dakikada bir ölçülüyor; bu da önceki duruma göre 24 kat daha sık demek. Apple'a göre, yeni saatler giyilebilir cihazlar için şimdiye kadar yapılmış en doğru kalp atış hızı ölçümünü sunuyor. Bu sürekli, pasif ölçüm, kullanıcılara fitness ve fizyolojik durumları hakkında daha iyi bir anlayış kazandırmak ve egzersiz ve hareket için aktivite halkalarını daha hassas hale getirmek üzere tasarlanmıştır. Ek olarak, saat kadranındaki yeni kalp atış hızı göstergesi, kullanıcıların gün boyunca kalp atış hızlarını gerçek zamanlı olarak görüntülemelerine olanak tanır. Yeni günlük form değerlendirme sistemi, toparlanma ve antrenmana yardımcı olacak. Apple ayrıca her sabah bir hazır olma puanı, yani performans veya günlük form puanı da sağlayacak. Önceki gün ve geceye ait verilere dayanan bu puan, kişinin o gün dinlenmeye mi yoksa yoğun egzersize mi odaklanması gerektiğini göstermeyi amaçlıyor. Apple, tüm bu bilgileri yeni bir Sağlık uygulamasına entegre edecek. Bu uygulama, daha ayrıntılı analizler sunacak ve diğer özelliklerinin yanı sıra kullanıcılara gerçek yaşlarına kıyasla "Sağlık Yaşlarını" göstererek çeşitli sağlık alanlarındaki fitness seviyelerini belirtecek. Yeni Sağlık uygulaması bu yılın sonlarında piyasaya sürülecek ve başlangıçta İngilizce olarak kullanıma sunulacak. Diğer diller daha sonra eklenecektir. Ses Tanıma özelliği, saatin mikrofonlarını kullanarak siren, alarm veya bebek ağlaması gibi sesleri algılar ve kullanıcıyı akıllı saat üzerinde uyarır. Bu özellik, işitme engelli veya işitme sorunu olan kişilerin önemli sesleri algılamasına yardımcı olmak amacıyla tasarlanmıştır. Canlı Geri Sarma özelliği ise, bir konuşmanın son 15 saniyesini sanal olarak geri sarar ve içeriği saatin ekranında özetler. Dolayısıyla, olaylar çok hızlı geliştiyse, bu özelliği kullanarak son 15 saniyenin içeriğini gözden geçirebilirsiniz. Bunu yapmak için Apple Watch'un Dijital Kurma Koluna iki kez basmanız yeterlidir. Siri Özeti ise, konuşmaların notlarını arka planda otomatik olarak alır ve bunları doğrudan ayrı ayrı etkinlikler halinde düzenler. Bu sayede Siri uygulamasında bir toplantının notlarını görüntüleyebilir veya bir veli-öğretmen toplantısının özetini çıkarabilirsiniz. Siri Özetleri gün boyunca otomatik olarak veya yalnızca bir programa göre, örneğin çalışma saatleriyle sınırlandırılacak şekilde kaydedilebilir. Ayrıca, konuşmaların kaydedilmesini istemiyorsanız istediğiniz zaman devre dışı bırakabilirsiniz. Dahası, ses kayıtları kaydedilmez ve Apple tarafından erişilemez cihazda yalnızca özetler oluşturulur. [h3]Yeni Apple Watch, yeni S11 çipi [/h3]Apple Watch Series 12 ve Apple Watch Ultra 4, özellikle akıllı saatlerdeki yeni Siri özelliklerinden dolayı S11 SoC'den performans artışı alıyor. S11'in, özellikle CPU, GPU ve NPU'sunda iPhone 18 Pro'daki A20 Pro'dan teknoloji içerdiği söyleniyor. Apple Watch Series 11 ve Ultra 3'teki S10, 2023'teki S9 ile büyük ölçüde aynı olduğundan, üç yıl sonra yeni bir çip gerçekten de gelişmiş performans vaat ediyor. [h3]Daha doğru adım sayımı [/h3]S11 çipi ayrıca daha doğru adım sayımı sağlamak üzere tasarlandı. Apple, iç mekanlarda yürüyüş veya koşu egzersizleri sırasında daha hassas mesafe ölçümleri sağlamak için yeni makine öğrenimi algoritmalarıyla adım algılama özelliğini tamamen yeniledi. Apple'a göre, S11 çipi ayrıca kullanıcıların adımlarını gerçek zamanlı olarak doğrudan saat kadranında takip etmelerini sağlayan yeni Adımlar özelliğini de mümkün kılıyor. [h3]Daha büyük bataryalı Ultra 4 [/h3]Apple Watch Ultra 4, yukarıda bahsedilen tüm özelliklere ve yeni S11 çipine sahip olmasının yanı sıra, iki güne kadar pil ömrü sunacağı söylenen daha büyük bir bataryaya da sahip. Tıpkı Watch 12 gibi, Ultra 4'ün şarjı da eskisinden daha hızlı olacak. Apple'a göre, 15 dakikalık bir şarj, Watch 12'de 12 saate kadar ek pil ömrü için yeterli oluyor; bu da önceki modele göre %50 daha fazla. Apple, Watch 12'nin pil ömrünün 24 saate kadar olduğunu belirtmeye devam ediyor, ancak açık hava egzersizlerinde bu sürenin 10 saate kadar çıktığı, yani Watch 11'e göre %25 daha fazla olduğu söyleniyor.
    Beğen
    3
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • GTA V özel sunucularının yaratıcısı olan NoPixel ekibi tarafından geliştiriliyor
    Rockstar, GTA V için nopixel V RP sunucusunu Eylül 2025'te tanıtmıştı. Şimdi ise stüdyo, kapalı testlerin 8 Eylül'de başlayacağını duyurdu.
    GTA V'in resmi rol yapma sunucusunun kapalı testleri eylülün 8'inde başlayacak.
    Nopixel V, rol yapma oyunları için tasarlanmış popüler GTA V özel sunucularının yaratıcısı olan NoPixel ekibi tarafından geliştiriliyor. Bu sunucular, özellikle yayıncılar sayesinde büyük bir popülerlik kazandı.

    Nopixel V, geliştirilmiş bir karakter özelleştirme sistemi ve kumarhaneler ve tüm mahalleler de dahil olmak üzere yeni Los Santos mekanları içerecek. Ekip ayrıca grafikleri güncelledi, ek aktiviteler ekledi ve NPC'leri yeniden tasarladı.

    Oyuncular ayrıca kendi gayrimenkullerini de satın alabilecekler: geliştiriciler, apartman daireleri, evler ve depolar da dahil olmak üzere 1.000'den fazla mülk hazırladı.
    GTA V için ilk resmi rol yapma sunucusu olacak olan nopixel V'nin tam lansman tarihi henüz bilinmiyor.
    Rockstar, GTA V için nopixel V RP sunucusunu Eylül 2025'te tanıtmıştı. Şimdi ise stüdyo, kapalı testlerin 8 Eylül'de başlayacağını duyurdu. [quote]GTA V'in resmi rol yapma sunucusunun kapalı testleri eylülün 8'inde başlayacak.[/quote] Nopixel V, rol yapma oyunları için tasarlanmış popüler GTA V özel sunucularının yaratıcısı olan NoPixel ekibi tarafından geliştiriliyor. Bu sunucular, özellikle yayıncılar sayesinde büyük bir popülerlik kazandı. Nopixel V, geliştirilmiş bir karakter özelleştirme sistemi ve kumarhaneler ve tüm mahalleler de dahil olmak üzere yeni Los Santos mekanları içerecek. Ekip ayrıca grafikleri güncelledi, ek aktiviteler ekledi ve NPC'leri yeniden tasarladı. Oyuncular ayrıca kendi gayrimenkullerini de satın alabilecekler: geliştiriciler, apartman daireleri, evler ve depolar da dahil olmak üzere 1.000'den fazla mülk hazırladı. GTA V için ilk resmi rol yapma sunucusu olacak olan nopixel V'nin tam lansman tarihi henüz bilinmiyor.
    Beğen
    9
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 533 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili?
    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.

    Gerçek dünyada bunların yeri olup olmadığını tartışıyorum.

    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.
    Resident Evil oyunlarını oynarken, her şeyin ne kadar mantıklı olduğunu pek düşünmezsiniz. Bize çok sayıda tehlikeli yaratık ve korkunç virüs gösterilir, ancak polis memurları, özel kuvvetler askerleri veya sıradan siviller tüm bunlarla başa çıkar. Çoğu zaman, hatta yalnız başlarına.

    Peki ya gerçekte durum nasıl olurdu? Umbrella tarafından yaratılan virüsler ve mutantlar gerçekten var olsaydı ne olurdu? Dünyayı yok ederler miydi yoksa kolayca alt edilebilirler miydi? Bu yazıda bunu öğrenmeye çalışacağım.

    Konu FunPay laboratuvarının derinliklerinden kaçtı ve biz de Jacques Paganel'i bunu parasal bir ödül karşılığında yakalamakla görevlendirdik. Yani bu metin için kime teşekkür edeceğinizi biliyorsunuz.

    Gerçek pazar burada: Steam hesabınıza FunPay ile para yükleyin . Biyolojik silah satmıyoruz.
    Ama öncelikle iki önemli şeyden bahsetmemiz gerekiyor.

    Öncelikle, Resident Evil serisindeki virüsler ve mutantların gerçek biyolojiyle pek bir ilgisi yok.
    Evet, hücre fonksiyonlarını değiştirebilen ve vücudun DNA'sına müdahale edebilen virüsler ( insan papillomavirüsü gibi ) mevcuttur, ancak bu süreçler yıllar, hatta on yıllar sürer. Virüsler bir insanı birkaç gün içinde zombiye, hele ki pençeleri ve dokunaçları olan üç metre boyunda bir dev haline getiremez. Bu nedenle, bu makalede bu noktayı atlayacağım; biyolojinin temel yasalarının artık geçerli olmadığını varsayalım.

    İkinci olarak, Resident Evil evreninin kurgusundan daha kaotik, çelişkili ve tutarsız bir şey yoktur.
    Aynı virüsler farklı oyunlarda farklı davranabiliyor, enfeksiyon oranı senaristler tarafından düzenli olarak değiştiriliyor ve hatta önemli olayların tarihleri ​​bile değiştiriliyor. Bu durum özellikle serinin sonraki bölümlerinde ve yeniden yapımlarında geçerli; burada geliştiriciler genellikle evrenin kurallarına bağlı kalmaktan ziyade görselliğe öncelik veriyorlar. Tutarlı ve doğru bir tablo oluşturmak imkansız.

    Öncelikle şunu açıkça belirtmek istiyorum: Operation Racoon City ve diğer yan ürünlerin yanı sıra, resmi olarak kanon kabul edilen animasyon filmleri ve TV dizilerindeki olayları büyük ölçüde göz ardı edeceğim. Sadece serinin ana oyunlarındaki bilgileri kullanacağım.

    Evet, önceden uyardığım gibi, ilerleyen bölümlerde dizinin tamamıyla ilgili birçok spoiler var.

    T virüsü ve şehirdeki enfeksiyon senaryosu

    Her şeyin başlangıcı. Progenitor virüsünden türetilen T-virüsü, birçok kişi tarafından Resident Evil serisiyle sıkı bir şekilde ilişkilendirilir, ancak bu virüsten etkilenen insanlar ve diğer yaratıklar yalnızca serinin ilk bölümlerinde ve bazı yan ürünlerinde görünürler. Ve tabii ki filmlerde de.

    T-virüsü içeren kırık bir şişe, Resident Evil

    Aslında, Umbrella Corporation'ın kurucularının (yani aristokrat Ozwell Spencer ve Edward Ashford ile biyokimyacı James Marcus'un) herhangi bir virüs satma planları olmadığını belirtmekte fayda var. Spencer'ın kendisinin ilaçlara, eczacılığa veya silah pazarına pek ilgisi yoktu. Ölümsüzlük hayalini besliyordu ve Progenitor virüsünü insanlığın ilerlemesi için bir araç olarak kullanmak istiyordu.

    Ancak, tüm bu araştırmaların öncelikle meraklı gözlerden (özellikle hükümetten) gizlenmesi, ikinci olarak da finanse edilmesi gerekiyordu. İşte bu amaçla Umbrella kuruldu ve bu örgütün örtüsü altında karaborsada satılmak üzere biyolojik silahlar üretmeyi amaçlıyorlardı.

    Şirketin kurulmasının ardından kurucularının yolları ayrıldı. Ashford ailesi araştırma odağını genetiğe ve yapay seçilime kaydırdı; bu da yıllar sonra serideki, konakçısının mutasyondan sonra zekasını korumasına izin veren az sayıdaki virüsten biri olan T-Veronica'nın yaratılmasına yol açtı. Spencer, süper insan yaratma ve ölümsüzlüğe ulaşma umuduyla Progenitor virüsüyle deneylerine devam etti, ancak geliştirdiği çoğu şey, konakçıyı faydalı bir şeye dönüştürmekten daha hızlı bir şekilde öldürüyordu.

    James Marcus en büyük başarıyı elde etti. Araştırmaları sonucunda, Progenitor virüsü ve sülük DNA'sından T-virüsü üretildi.

    James Marcus, Resident Evil Zero
    Yeni virüsün en büyük avantajı, nispeten istikrarlı olmasıydı. Daha önce de belirttiğim gibi, öncü virüs genellikle konağını öldürürken, T-virüsü ile enfekte olan bireyler genellikle hayatta kalıyor ve hatta bazı faydalı özellikler kazanıyordu.

    Vücuda girdikten sonra T virüsü metabolizmayı hızlandırır, fiziksel gücü önemli ölçüde artırır, canlılığı yükseltir ve rejeneratif süreçleri başlatır. Enfekte olmuş kişiler, normal bir insanı kesinlikle öldürecek yaralanmalardan sonra bile işlevlerini sürdürür ve bazı örnekler hasarlı dokuyu yenileme konusunda etkileyici bir yetenek göstermektedir.

    Ne yazık ki, tüm bunların üstüne, T virüsü neredeyse her zaman beyni de devre dışı bırakır. Enfekte olan çoğu kişi hızla zekasını, hafızasını ve karmaşık görevleri yerine getirme yeteneğini kaybeder. Sadece ilkel içgüdülerini korurlar, sese ve harekete tepki verirler, enfekte olmayan bireylere karşı saldırganlık gösterirler ve ısırıklar ve vücut sıvıları yoluyla enfeksiyonu yayabilirler.

    Resident Evil 2 Remake'te Claire Redfield, enfekte olmuş bir saldırıya karşı koyuyor.
    Yukarıda da yazdığım gibi, Umbrella şirketi T-virüsünü hiçbir zaman başlı başına bir silah olarak görmedi. Ancak bu, onun bir silah olmadığı anlamına gelmez. Resident Evil: Dead Aim oyununda, eski Umbrella çalışanı Morpheus Duval, virüs yüklü füzeler kullanarak ABD ve Çin'deki şehirleri hedef almayı planlıyordu .

    Teröristlerin gerçek dünyada T-virüsünü kullandığını hayal edelim. Hemen belirtmeliyim ki, sonuçlar saldırının tam olarak nerede gerçekleşeceğine ve tek bir saldırı mı yoksa birden fazla saldırı mı olacağına büyük ölçüde bağlı olacaktır. İşleri basitleştirmek için, Raccoon City'ye en yakın senaryoyu kullanacağım: yaklaşık 100.000 nüfuslu orta büyüklükte tek bir şehir.

    Büyük olasılıkla, bu şehir gerçekten de mahvolacak. Ve işin aslı şu ki, ne yetkililer, ne polis, ne de sağlık personeli neyle karşı karşıya oldukları hakkında hiçbir fikre sahip olmayacak. İlk kurbanlar hastanelere gönderilecek, saldırgan enfekte kişileri gözaltına alıp izole etme girişimleri yapılacak ve panik baş gösterecek. Durumun son derece ciddi olduğu ve sokaklardaki saldırgan kişilerin artık insan olmadığı anlaşıldığında, şehir çoktan kaybedilmiş olacak.

    Raccoon City'de Yıkım, Resident Evil 3 Remake

    Öncelikle enfeksiyon oranına bakalım. Resident Evil 2'deki güvenlik görevlisi Thomas'ın günlüğü gibi bir belge , enfekte bir kişinin bir haftadan fazla süreyle bilincini koruyabileceğini ortaya koyuyor.

    5 Eylül.

    Geçenlerde hurdalıkta çalışan yaşlı bir adamla konuştum. Adı Thomas. Sessiz bir adam ve satrançla çok ilgili görünüyor. Hatta kapılarından biri için satranç deseniyle işlenmiş özel bir anahtar ve kilit bile tasarlamış. Yarın akşam satranç oynamayı planlıyorduk. Ne kadar iyi oynadığından endişeliyim. Bir de beni endişelendiren bir şey daha var. Kaşıntısı bir cilt rahatsızlığından mı kaynaklanıyor, yoksa sadece kaba mı davranıyor?

    12 Eylül.

    Thomas ve ben tekrar satranç oynamayı planlıyorduk ama kendini iyi hissetmediği için iptal etmek zorunda kaldık. Nasıl olduğumu görmek için yanıma geldi ama ona ölü gibi göründüğü için dinlenmesini söyledim. İyi olduğunu ısrarla söyledi ama ciddi sağlık sorunları yaşıyor gibiydi.

    Düşünsenize, ben de kendimi pek iyi hissetmiyorum.

    Bu arada, bu kadar erken tarihlere şaşırmayın. Biyolojik atık işleme tesisindeki kazalar nedeniyle, enfekte olmuş kişiler Ağustos ayının ikinci yarısından itibaren şehirde görünmeye başladı . Sayıları giderek arttı ve Eylül başlarında şehrin hastaneleri "yamyam hastalığı" olarak bilinen hastalığa yakalanmış kişilerle dolup taştı .

    Ancak asıl salgın, 22-23 Eylül gecesi William Birkin'in laboratuvarındaki bir olay ve T-virüsünün şehrin su şebekesine aynı anda karışmasıyla binlerce insanın enfekte olmasıyla meydana geldi. Sonraki günlerde Raccoon City zombilerle dolup taşmaya başladı ve ayın sonuna, 30 Eylül'e gelindiğinde, enfekte olanlar şehri tamamen ele geçirmişti. 1 Ekim'de ise Raccoon City, nükleer füze saldırısıyla yeryüzünden silindi.

    Raccoon City'nin Yıkımı, Resident Evil 3 Yeniden Yapımı

    Tüm bunlardan, insanların enfekte olmuş yerleşim yerini terk etmek için bolca zamanları olacağı sonucuna varabiliriz. Ve kesinlikle terk edecekler. Huzursuzluk baş gösterir göstermez ve toplu cinayetler ve garip bir hastalık söylentileri yayılır yayılmaz, ortalama bir sakin arabasına atlayıp komşu bir kasabadaki akrabalarını veya arkadaşlarını ziyaret etmeye gidecektir. Ve bu tür yüzlerce, hatta binlerce sakin olacaktır. Ve bunlardan bazıları T-virüsünü bölgeye daha da yayacaktır.

    Resident Evil Outbreak File TV haberine göre , bu tür olaylara hazırlıklı olan silahlı Umbrella birlikleri, şehrin ana çıkış yollarını hızla bloke etti ve daha sonra ABD askeri birlikleri de onlara katıldı. Doğru, Leon, Claire ve adı belirtilmeyen yakıt kamyonu şoförünün 29 Eylül gibi erken bir tarihte Raccoon City'ye sorunsuz bir şekilde girdiklerini belirtmekte fayda var. Ancak, hikaye tutarsızlıklarına zaten değindim.

    Gerçekte, büyük bir şehri izole etmek neredeyse imkansızdır. Elbette, tüm ana yollara makineli tüfekli zırhlı personel taşıyıcıları yerleştirip insanlara ateş açabilirsiniz, ancak bu sadece kaçan kalabalığı yavaşlatır, tamamen durdurmaz. Bazıları ablukadan önce geçmeyi başarır, bazıları toprak yollara sapar, bazıları araçlarını terk edip ormandan kaçar ve bazıları da kordonu kırmaya çalışır, çünkü çoğu asker sivillere ateş etmeye hazır olmaz.

    Genel olarak, hepsi olmasa da, insanların önemli bir kısmı neredeyse kesinlikle karantina bölgesini terk edecektir.

    "Resident Evil: Death Island" oyununda Umbrella ajanları Raccoon City'den çıkışı kapatıyor.
    Hükümetin hızla bir abluka kurup insanları içeride tutmayı başardığını varsaysak bile, hâlâ bir sorun var. Çünkü T-virüsü, hayvanlar da dahil olmak üzere neredeyse tüm canlı organizmaları etkiliyor. Ve en önemlisi, kuşları. Serinin ilk oyunlarında da aynı enfekte kargalara rastlanmıştı ve eğer virüs onların uzun uçuşlar yapmasını engellemezse (ki bu pek olası değil), salgını kontrol altına almak imkansız olacaktır. Sonuçta, hiçbir karantina veya abluka vahşi kuşları durduramaz.

    Aynı durum, teorik olarak böcekler için de geçerli, ancak bir sorun var. Küçük boyutları nedeniyle belirli bir türün enfekte olup olamayacağını söylemek zor. Daha doğrusu, hayır, herkes enfekte olabilir, ancak örneğin sivrisineklerin enfeksiyondan kurtulup kurtulamayacağı bilinmiyor. Oyunlarda enfekte hamamböcekleri var, ancak bunlar gözle görülür şekilde daha büyük. Bu yüzden sivrisineklerin T-virüsü taşımadığını varsayalım.

    Enfekte Kargalar, Resident Evil Yeniden Yapımı

    Ancak durum o kadar da vahim değil. Hayır, elbette vahim, ama küresel bir felaket yaşanmayacak (büyük olasılıkla). Bunun da iki sebebi var.

    Birincisi, tüm göstergelere göre T virüsü, konakçının vücudu dışında oldukça hızlı bir şekilde aktivitesini kaybediyor.

    Raccoon City felaketine geri dönelim. Hatırlayacağınız gibi, Birkin olayından sonra T-virüsü, şehrin içme suyunu aldığı Victoria Gölü'ne, yani su şebekesine girdi. Bu durum çok sayıda insanı enfekte etti, ancak açıkça herkesi değil.

    Resident Evil 3 Remake'in başında, şehirde hâlâ çok sayıda enfekte olmamış insan olduğu açıkça görülüyor. Bu insanların hiçbirinin o günlerce musluk suyu içmediğine veya yüzlerini yıkamadığına (ki bu da tehlikelidir, çünkü virüs göz yoluyla da bulaşabilir) inanmak zor. Büyük olasılıkla, sadece virüs göle girdikten sonraki ilk saatlerde su içenler enfekte oldu ve ardından virüs etkisini kaybetti.

    Raccoon City haritasına bakarsanız, Round River'ın şehrin tamamından geçtiğini görürsünüz; bu da izole bir akarsu gibi görünmüyor. Bir yere akıyor olmalı ve eğer T-virüsü akan suda haftalarca hayatta kalabiliyorsa, kolayca aşağı doğru diğer yerleşim yerlerine de yayılabilir. Ancak oyun dünyasında böyle bir şey olmadı.

    Resident Evil 3 Remake Koleksiyoncu Sürümü'nün bir parçası olan Raccoon City haritası.
    Kısacası, T-virüsünü diğer şehirlere yalnızca enfekte olmuş insanlar ve hayvanlar taşıyacak. Elbette başarılı olacaklar, ancak yayılma önemli ölçüde daha yavaş olacak. Bunun nedeni, enfekte olanların mümkün olduğunca çok insanı enfekte etmekle özellikle ilgilenmemeleridir. Onlar sadece açlıkla ilgileniyorlar. Isırıp bırakmak yerine, karşılaştıkları herkesi yemeye çalışacaklar. Ayrıca, o zamana kadar yetkililer zaten neyle karşı karşıya olduklarını anlamış olacaklar: bölge genelinde sıkı bir karantina ilan edilecek, insanlar evlerine kapatılacak ve sokaklar ağır askeri teçhizatla devriye gezilecek; yavaş zombilerin buna karşı hiçbir savunması olmayacak.

    Küresel bir salgının yaşanmamasının ikinci nedeni ise aşıdır.

    Oyun dünyasında, tedavi çok hızlı bir şekilde ve birden fazla versiyonda geliştirildi. İlki, felaketin tam ortasında, Raccoon City Merkez Hastanesi'ndeki doktorlar tarafından yaratıldı . Carlos, RE 3'te Jill'i bu tedaviyle iyileştirdi. Bu arada, Raccoon City Üniversitesi'nden Profesör Peter Jenkins , Daylight adında kendi aşısını geliştirdi .

    Felaketin tam merkezinde bulunan insanların bu kadar kısa sürede işlevsel bir laboratuvar aşı örneği elde edebilmeleri göz önüne alındığında, devlet laboratuvarlarının da herhangi bir sorun yaşamaması gerekir. Ancak, tek bir laboratuvar şişesi ile tüm ülke için bir milyon doz aşının tamamen farklı şeyler olduğunu anlamak önemlidir. Aşıların seri üretimine bir haftada başlamak mümkün olmayacak; bu, aylar sürecektir.

    Carlos, Jill'i kurtarıyor, Resident Evil 3 Remake

    Özetlemek gerekirse, T-virüsü kullanılarak yapılacak ilk saldırı, herhangi bir ülkeye muazzam hasar verebilecek kapasitededir. Bir şehir neredeyse kesinlikle kaybedilecek, birkaç komşu bölge de salgınlarla karşı karşıya kalacak ve yoğun nüfuslu bir bölge vurulursa ölü sayısı yüz binlerce hatta milyonlarca olacaktır. Bununla birlikte, böyle bir virüsün büyük bir ülkeyi yok etmesi muhtemelen mümkün değildir. Dahası, sonraki saldırılar önemli ölçüde daha az etkili olacaktır, çünkü sonunda bir aşı geliştirilecek ve nüfus zorla aşılanacaktır. Ve tüm ülkelerin orduları, enfekte olanlarla nasıl mücadele edecekleri konusunda talimat alacaktır. Ancak yine de, tüm bunlar büyük ölçüde ilk saldırının ölçeğine bağlıdır.

    Şimdi de tüm bunların maliyetine bakalım. Resident Evil: Survivor oyununda, Sheena Adası'ndaki (oyunun geçtiği yer) altyapının Umbrella şirketine milyarlarca dolara mal olduğu belirtiliyor. Oysa bu, şirketin birçok tesisinden sadece biriydi. Buna onlarca gizli laboratuvar, araştırma merkezi, fabrika, binlerce çalışanın maaşı, malzeme taşımacılığı ve on yıllarca süren araştırmaları da ekleyin. Bir de programın faaliyetlerini gizlemek için sağa sola ödenen sayısız rüşvet var. Programın toplam bütçesi kolayca yüz milyarlarca doları bulmuş olabilir. Ve bu, ilk saldırılardan sonra etkisini kaybedecek bir virüs için.

    Sadece karşılaştırma yapmak gerekirse: Üç atom bombası üreten ABD nükleer silah programı Manhattan Projesi , hükümete sadece 2 milyar dolara mal oldu. Ve bunlara karşı bir aşı yok. Temelde, T-virüsünün kendisini bir silah olarak kullanmak kötü bir fikir. Ama dediğim gibi, Umbrella'nın bunu yapma niyeti hiç olmadı.

    Hiroşima'ya atılan "Küçük Çocuk" bombasının bir modeli.

    Ancak mutantlara ve süper askerlere geçmeden önce, diğer virüslerden biraz bahsetmemiz gerekiyor.

    Gördüğünüz gibi, T-virüsü ilginç. Tehlikeli olsa da, her şeye kadir değil; kendine özgü kusurları ve zayıf noktaları var. Bu, Resident Evil evrenindeki diğer tüm virüsler için söylenemez. Ne yazık ki, Capcom çıtayı neredeyse hemen yükseltmeye karar verdi, bu yüzden üçüncü oyundan sonra çoğu virüs, test tüpünden kaçmayı başarabilirlerse, en kısa sürede yaşayan her şeyi yok ediyor.

    Resident Evil 5'ten Ouroboros . Enfekte olanların çoğu ya ölür ya da anında devasa, dokunaçlı bir biyokütleye dönüşür. Sadece nadir, uyumlu konaklar zekalarını korur ve insanüstü yetenekler kazanır. Albert Wesker virüsü atmosfere salmayı amaçlıyordu ve eğer başarılı olsaydı, dünyanın sonu gelirdi, bundan hiç şüphe yok.

    Resident Evil 5'te Ricardo Irving'in Ouroboros virüsünü kendine enjekte ettikten sonra dönüştüğü, metrelerce uzanan anlamsız konuşma.

    Resident Evil Revelations'tan T-Abyss . Oyunun konusuna göre, bir virüs yeterli yoğunlukta dünya okyanuslarına girerse, yayılmasını durdurmak imkansız olacaktır. Deniz organizmaları mutasyona uğramaya ve birbirlerini enfekte etmeye başlayacak ve ardından bir zincirleme reaksiyon etkisini gösterecektir. Burada da fazla spekülasyon yapmaya gerek yok. Dünya mahkum, bundan şüphe yok.

    T-Abyss virüs kabı, Resident Evil Revelations

    Resident Evil 6'daki C virüsü . Aerosol halindeyken, tek bir nefesle bulaşmış havayı solumak bile bir insanı saniyeler içinde saldırgan bir yaratığa dönüştürmeye yeter. Ve enjekte edildiğinde, bazı taşıyıcılar kelimenin tam anlamıyla yürüyen virüs fabrikaları olan Lepotiz'lere dönüşür.

    Lepotitsa, Resident Evil 6

    Başlıca olanlardan sadece üçü kaldı. T-Veronica , T-virüsünün aksine, bazı konakçıların mutasyondan sonra zekalarını korumalarına olanak tanıyor ve fantastik sınırında yetenekler de kazandırıyor. Ayrıca, Code: Veronica'nın yeniden yapımı yakında geliyor ve muhtemelen birçok ayrıntı eklenecek veya değiştirilecek, bu nedenle bu virüse ayrıntılı olarak değinmeyeceğiz.

    Aynı durum Resident Evil 7 ve Village'daki küf için de geçerli . Tamamen farklı yasalara göre işliyor ve çok fazla fantastik özelliğe sahip.

    G virüsü diğerlerinden farklıdır. T virüsünün aksine, kitlesel yayılım için tasarlanmamıştır. Bir kişiyi enfekte etmek için virüsün doğrudan vücuda girmesi gerekir ve taşıyıcıların çoğu uyumsuzluk nedeniyle ölür. Ve enfeksiyondan kurtulan "şanslı kişiler" (örneğin William Birkin) sonunda kontrol edilemez şekilde büyüyen bir biyokütleye dönüşür.

    William Birkin'in son (G5) mutasyona uğramış hali, Resident Evil 2 Remake

    Vardığım sonuç şu: Virüsler son derece tehlikeli. Nispeten "zayıf" bir T-virüsü bile, dünyamıza bulaşırsa, Raccoon City'de yaşananlardan çok daha ciddi bir felakete yol açar. Ve belirli senaryolarda, bir kıyameti bile tetikleyebilir. Bu arada, bu kimseyi ilgilendirmez; insanlar genellikle fethetmek ve yönetmek isterler ve dünyayı yok etmeyi hayal eden kötüler sadece oyunlarda, filmlerde ve edebiyatta bulunur.

    Dolayısıyla Umbrella'nın virüsleri değil, "Biyo Organik Silahlarını" (BOW'larını) satmaya karar vermesi şaşırtıcı değil . Milyarlarca dolar kazandıracak olanlar bunlardı.

    Normal Yaylar
    Serinin otuz yıllık varlığı boyunca Capcom yüzlerce farklı mutant yarattı. Neredeyse her yeni oyun, başka hiçbir yerde görünmemiş birkaç benzersiz BOW türü ekledi. Ancak bunların çoğu aynı fikirlerin varyasyonlarıdır; bu nedenle yerel faunanın en ünlü ve popüler temsilcilerine bir göz atalım.

    Elbette en bariz olanla başlayalım: zombiler (T-virüsünün neden olduğu zombiler). Tüm dizinin sembolü haline gelmiş olsalar da, tam teşekküllü bir biyolojik silah olarak oldukça şüpheli görünüyorlar. Evet, sivil halk arasında büyük yıkıma yol açabiliyorlar, ancak faydaları burada sona eriyor.

    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.
    Ortalama bir zombi çok yavaş ve beceriksizdir, siper kullanamaz, emirleri yerine getiremez ve kendi güvenliğiyle tamamen ilgilenmez. Tek silahları dişleri, elleri ve tükürdüğü mide suyudur. Bu tür rakipler silahlı bir birliğe pek bir tehdit oluşturmaz. Zombiler sayıca onlardan üstün olabilir, ancak 10 tanesi 1'e karşı bile olsa, modern bir orduya karşı savaşı kazanamayacakları açıktır.

    Üstelik ordu hızla kapalı teçhizata geçecek, bu yüzden zombiler kimseyi ısıramayacak bile. Kısacası, normal hallerinde savaş birimi olarak neredeyse işe yaramazlar.

    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.
    Ancak zombilerin de bir kozu var: daha tehlikeli yaratıklara dönüşebiliyorlar. İlk Resident Evil'daki zombiler sonunda Crimsonhead'lere , devam oyunundaki zombiler ise Licker'lara dönüştü . İlk zombiler hakkında söylenecek çok şey yok. Evet, normal zombilerden daha hızlı ve daha dayanıklılar ve ayrıca keskin pençeler geliştiriyorlar. Ancak temel zayıflıkları hala devam ediyor; hala sadece düşmana doğru koşup yakın dövüş saldırıları yapmaya çalışan, özünde akılsız yaratıklar.

    Kertenkelelerle ilgili durum biraz daha ilginç. Güç ve çevikliklerinin artmasının yanı sıra, tavanlarda ve havalandırma kanallarında saklanma ve ardından pusu kurarak saldırma alışkanlığı geliştiriyorlar. Kapalı alanları (metro gibi) temizlerken, bu yaratıklar ordu ve polis için ciddi bir sorun teşkil ediyor.

    Ama bu sadece başlangıçta geçerli olacak. Çok yakında, ordu keşif için termal görüntüleme ve kameralara sahip küçük insansız hava araçları kullanmaya başlayacak. Bir Lizun tespit edildiğinde, geriye kalan tek şey onu imha etmek, belki de bir saldırı insansız hava aracıyla. Bu nedenle, gizlilikleri artık bir avantaj olmayacak.

    Aslında, gerçek hayattaki biyolojiyi göz ardı etme konusunda anlaşmış olsak da, burada dikkat edilmesi gereken bir şey daha var. Oyunun kurgusuna göre hem Crimsonhead'ler hem de Licker'lar mutasyona uğramış zombilerdir. Ancak gerçekte mutasyon son derece nadir bir olgudur ve çoğu durumda organizma için ölümcüldür. Birçok farklı insanın sonunda aynı Licker'a dönüşmesi söz konusu değildir. Bu nedenle, bu tür yaratıkların gerçek hayatta toplu halde ortaya çıkmasını bekleyemeyiz.

    Ama boşverin. Zombiler daha çok T-virüsünün bir yan etkisi. Umbrella'nın özellikle savaş görevleri için geliştirdiği ilk biyolojik silahlardan biri Cerberus'tu (normal zombi köpeklerle karıştırılmamalı).

    MA-39 "Cerberus" Projesi

    Bu arada, bu seride tanıtılan ilk Biyolojik Silah (BOW) buydu. Sonuçta, orijinal Resident Evil'ın açılış sahnesinde Alpha Takımı üyelerinin savaştığı köpekler bunlardı. Cerberuslar esasen T-virüsü ile enfekte olmuş Dobermanlardır. Sağlıklı köpeklerden belirgin şekilde daha güçlü, daha dayanıklı ve daha agresiftirler ve ayrıca yüksek hızlarını ve sürü davranışlarını korurlar. Umbrella bilim insanları ayrıca onları basit komutları takip etmeleri için eğitmeye çalıştılar, ancak ne yazık ki, T-virüsünün konakçının beyni üzerindeki etkisi nedeniyle Cerberuslar herhangi bir kontrolün ötesindedir.

    Gerçek hizmet köpekleri çeşitli savaş görevlerini yerine getirebilir: tesisleri korumak, düşmanları ve saklanma yerlerini tespit etmek, mayın aramak, malzeme teslim etmek ve yaralıları kurtarmak. Ancak Cerberuslar, kendi sahipleri de dahil olmak üzere gördükleri herkese vahşice saldırabilirler.

    Görünüşe göre tek işlevleri siviller arasında panik yaratmak. Teröristler, bir veya iki Cerberus sürüsünü şehre salarak kaos yaratabilirler. Ve bunu yapacaklar da, ancak ateşli silahlara karşı korumaları olmadığı için özel kuvvetler birimi onlarla hızla başa çıkacaktır.

    Umbrella ayrıca virüsü kurtlar gibi benzer türler üzerinde de test etti. Resident Evil Requiem'de yer alan Connection sendikası ise Cerberus'tan esinlenerek yeni bir tür Biyolojik Yay (BOW) olan Garm'ı geliştirdi.

    Proje GM-G-002 "Garm", Resident Evil Requiem

    Esasen bunlar, T virüsü enjekte edilmiş aynı köpekler. Tek fark, sadece Dobermanlar değil, diğer büyük köpek ırkları da kullanılmış olması. Ve kurtlar. Sendikanın bilim insanları ayrıca fiziksel özelliklerini daha da geliştirdi.

    Ancak eski sorunlar ortadan kalkmadı. Hâlâ tamamen kontrol edilemez bir yaratık ve kendisine verilen görevi tamamlamak yerine, büyük olasılıkla sahibini yiyip bitirecektir.

    İlginç bir ayrıntı olmasaydı onlardan hiç bahsetmezdim bile. Garmlar, seride resmi piyasa değeri olan birkaç Biyolojik Silah'tan biridir. Bu değer, Resident Evil Requiem'in en sonundaki belgelerden birinde bulunabilir . Yani, bu köpeklerden birinin fiyatı... 30 milyon dolar.

    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.
    Capcom bu rakamları nereden buldu bilmiyorum. 30 milyon mu? Tek bir köpek için mi? Leon o kovalamaca sırasında yarı otomatik tabancayla yaklaşık 15 köpeği vurdu , hem de kafasına değil, sadece vücuduna? Bu tamamen saçmalık; kimse kontrol edilemeyen bir hayvan için bu fiyatı ödemez. Anlamanız için söylüyorum, modern bir Alman Leopard 2A8 tankı da yaklaşık aynı fiyata geliyor. Ve açıkça daha kullanışlı.

    Ama fiyatı boş verin. Fiyatı 100 kat daha düşük olsa bile, kimsenin Cerberus, Garm veya benzeri mutantları satın alması veya kullanması pek olası değil. Yüzüncü kez tekrarlıyorum: emirleri yerine getiremeyen bir savaş birimine çok az insan ihtiyaç duyar.

    Bu durum, serinin birçok bölümünde yer alan mutant sürüngenler olan Avcılar için bile geçerlidir. Oyunlarda sıklıkla, zombilerin aksine, bir dereceye kadar zekaya sahip oldukları, diğer Avcılarla koordinasyon kurabildikleri, kapıları açabildikleri, siper kullanabildikleri ve pusu kurabildikleri belirtilir. Kısacası, özellikle kentsel ortamlar için mükemmel savaşçılar olarak sunulurlar. Ancak pratikte, hiçbir oyunda canlıları yok etmekten başka bir görev yerine getirdikleri gösterilmemiştir. Hayır, sadece son derece saldırgan hayvanlar olarak tasvir edilirler. Ki özünde de öyledirler.

    Ayrıca Hunter'lar, sürüngen genomları enjekte edilmiş insan embriyolarından yetiştiriliyor ve bu da oldukça uzun zaman alıyor. Tam bir yıl , daha doğrusu. Bu da fiyatlarının aşırı yüksek olması gerektiği anlamına geliyor.

    Avcı, Resident Evil Yeniden Yapımı

    Nadiren bahsedilen başka bir sorun daha var: tüm bu mutantlar canlı organizmalar. Sürekli beslenmeleri gerekiyor. Bu konuyla ilgili çeşitli belgeler oyunlarda bulunabilir, örneğin orijinal Resident Evil'daki bakıcının günlüğü gibi.

    10 Mayıs 1998.

    Bugün, yüksek rütbeli bir araştırmacı benden yeni canavarları gözlemlememi istedi. Derisi yüzülmüş gorillere benziyorlar. Onlara canlı yem vermem söylendi. Onlara bir domuz attığımda, onunla oynadılar... bacaklarını kopardılar, iç organlarını çıkardılar ve sonra yediler.

    Elbette, bu talihsiz domuzu kaç avcının avladığı belirtilmiyor, ancak boyutları ve T-virüsünün iştahı ciddi şekilde etkilediği göz önüne alındığında, ikiden veya üçten fazla avcının avlanmış olması pek olası değil. Bir domuzun fiyatı yaklaşık 200 dolar. Ve büyük olasılıkla her gün bir domuza ihtiyaç duyuyorlar. Öyleyse, bu tür avcılardan oluşan bir sürüyü beslemenin ne kadar pahalıya mal olduğunu bir düşünün.

    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.
    Sürüngenlerden değil, amfibilerden esinlenerek tasarlanmış bir Hunter versiyonu da vardı: Hunter Y. Bunların deniz operasyonlarında son derece etkili olacağı varsayılabilir. Ancak o zaman soru şu: Hangi deniz operasyonları? Savaş gemilerini ele geçirmek mi? Şüpheli; güverteye çıktıkları anda mürettebat kendilerini içeri kilitleyecek ve Hunter'ların içeri girmesini imkansız hale getirecektir. Dahası, su dışında hareket kabiliyetlerini kaybederler ki bu oldukça kritik bir durumdur.

    Ayrıca su altında da işe yaramazlar. Ne Avcılar ne de Neptünler bir denizaltıyı batıramaz; bunun için yeterli güce sahip değiller. Eğitimli bir dalgıç keşif veya patlayıcı yerleştirme işini halledebilir; bunun için bir mutanta gerek yok. Hatta bunun için bir insana bile ihtiyaç duymazsınız, çünkü otonom su altı araçları uzun zamandır var ve askeri amaçlarla başarıyla kullanılıyor. Elbette pahalılar (örneğin REMUS 600'ün fiyatı bir milyon doları aşabiliyor ), ancak uzun bir kuluçka süresi gerektiren Avcılar açıkça daha pahalı.

    ABD Donanması denizcileri REMUS 600 denizaltısını suya indirdi.

    Sonuç olarak, şu soruyu sormak istiyorum: Bütün bunları kim satın alırdı? Oyunlarda düzenli olarak karaborsa ve terör örgütlerinden bahsedilir. Ancak gerçekte teröristlerin bu kadar büyük paraları yok; en ucuz, hatta ev yapımı silahları kullanıyorlar. Aynı parayla koca bir grubu silahlandırabilecekken, kimse tek bir kontrol edilemeyen köpek için on milyonlarca dolar ödemez.

    Hükümetler de bu tür biyolojik silahlara pek ilgi duymuyor. Ordu, her an kontrolden çıkabilecek mutantlara değil, güvenilir ve tahmin edilebilir savaşçılara ihtiyaç duyuyor. Kısacası, Umbrella'nın geliştirdiği çoğu şey için potansiyel alıcı yok.

    Neden "çoğu"? Çünkü henüz en umut vadeden gelişmelere değinmedik bile. Şimdi onlara geçelim.

    Mükemmel biyolojik-organik silah
    Umbrella'nın amiral gemisi ürünü olan süper askerler, sıradan mutantların neredeyse tüm eksikliklerinden arındırılmışlardır.

    Ancak şirket burada da birçok sorunla karşılaştı. Öncelikle, Tiranların yaratılması son derece karmaşık bir süreçti ve enfekte olan kişinin erken ölmemesi için sürekli tıbbi gözetim ve cerrahi işlemler gerektiriyordu. Uygun bir konak bulmak bile zordu, çünkü herkes Tiran olamazdı.

    Ancak burada şunu belirtmeliyim ki, Umbrella'nın yalnızca birkaç uygun test öznesine ihtiyacı vardı ve daha sonraki tüm Tyrant'lar T-002 embriyosunun klonlanmasıyla yaratıldı.

    T-002, Resident Evil Yeniden Yapımı

    İkinci olarak, beyin bozulması sorunu hemen çözülmedi. Orijinal Tyrant varyantlarının (yani T-001, T-002 ve T-011) tamamı birkaç ay içinde kontrolden çıktı. Ve bu, daha önce de söylediğim gibi, onların savaş operasyonlarında potansiyel kullanımına son verdi.

    Üçüncüsü, ilk Tiranlardaki mutasyonların kendileri pek başarılı değildi. Kalpleri o kadar büyüdü ki dışarı doğru çıkıntı yaptı. Sonuç olarak, göğüslerinde kocaman, atan bir hedef taşıyan ve adeta "beni vurun" diye yalvaran bir savaşçı ortaya çıktı.

    Resident Evil Remake'in Finali

    Genel olarak, ilk Tyrant varyantları, tüm normal mutantlarla birlikte güvenle göz ardı edilebilir. Evet, son derece güçlü savaşçılar olup, küçük kalibreli silahlardan gelen çok sayıda darbeyi kaldırabilirler. Bire bir mücadelede çok tehlikeli bir rakiptirler. Ancak RPG'lerle donatılmış eğitimli bir ekibe karşı işe yaramazlar.

    Umbrella, Tyrant'ların bir sonraki versiyonu olan T-103 Tyrant'larla en önemli şeyi başardı: Kontrol edilebilir hale geldiler. Ve bunu biyolojik olarak değil, mühendislik yoluyla başardılar. Resident Evil 2'deki Mr. X'in giydiği şık pelerin sadece bir kamuflaj değildi; Tyrant'ın mutasyona uğramasını ve kontrolden çıkmasını engelleyen özel bir cihaz olan Güç Sınırlayıcı'yı içeriyordu . Bu cihaz, yalnızca Tyrant kritik hasar aldığında devre dışı kalıyordu.

    T-103, Resident Evil 2 Yeniden Yapımı

    Ve bu tek bir ayrıntı büyük bir fark yaratıyor. T-103'ler, tek bir tanksavar füzesi isabetiyle bile imha edildikleri için savaş için uygun olmayabilirler, ancak özel operasyonlar için oldukça uygundurlar. Böyle bir Tiran, binalara yapılan baskınlar sırasında askerlere eşlik edebilir, güçlü direnişin beklendiği özellikle tehlikeli bölgelere ilk giren olabilir, VIP'leri korumak veya düşmanı korkutmak için kullanılabilir.

    Bu arada, benzer bir durum dizinin kendisinde de gösterilmişti. Resident Evil: The Umbrella Chronicles'da Sergei Vladimir'in Ivan ve Ivan B. adında iki T-103'ü vardı . Bunlar onun kişisel korumaları olarak görev yapıyor ve her yere ona eşlik ediyorlardı.

    Ama yine de onları kesin bir yatırım olarak nitelendiremiyorum.

    Yine en önemli şey fiyat. Burada da Resident Evil Requiem'e teşekkür edebiliriz. O filmdeki belgelere göre , bir birimin değeri yaklaşık 120 milyon dolar. Tabii ki Tyrant'ın biraz daha yeni bir versiyonu, ama T-103'e benziyor. Her halükarda, bu meblağ astronomik. Bu parayla, onlarca seçkin özel kuvvetler askerini eğitebilir ve onlara ekipman, iletişim ekipmanı ve modern silahlar sağlayabilirsiniz. Ve böyle bir birimin çok daha geniş bir görev yelpazesi olurdu.

    Ve satın alabileceğiniz ekipman miktarı inanılmaz. Bu kadar parayla sadece tank değil, uçak bile düşünebilirsiniz. Örneğin, Çin yapımı beşinci nesil ağır savaş uçağı Chengdu J-20'yi satın alabilirsiniz . Hatta Tiran'dan bile biraz daha ucuz; bir savaş uçağının değeri yaklaşık 100 milyon dolar civarında .

    Çengdu J-20

    Dahası, yüksek zekasına rağmen, Tiran geleneksel ateşli silahları kullanamaz. Tek silahı kendi fiziksel gücüdür. Bu da her zaman mesafeyi kapatmak zorunda kalacağı anlamına gelir. Gerçek bir dövüşte bu büyük bir dezavantajdır. Ayrıca, sınırlayıcının arızalanması ve Tiran'ın mutasyona uğraması, kontrolden çıkması ve efendisine karşı dönmesi riski de sürekli olarak mevcuttur. Genel olarak, bu tasarımda bile, bu tür bir BOW hala uygulanabilir görünmüyor.

    Bütün bunlar, NE-α parazitiyle enfekte olmuş T-103 için bile geçerli. Ya da daha basitçe, Nemesis için. Muhteşem bir yaratık, normal bir T-103'ten çok daha hızlı ve tehlikeli, ağır silahlar kullanabiliyor, el bombası fırlatıcısından gelen doğrudan isabetlere dayanabiliyor ve inanılmaz derecede zeki ve vahşi. Hatta konuşabiliyor bile! Yani, neredeyse.

    Nemesis, Resident Evil 3 Yeniden Yapımı

    Ancak onun bile modern dünyada yeri yok. Belki 20. yüzyıl savaşları sırasında Nemesis herhangi bir ordu için son derece değerli bir varlık olabilirdi. Biyolojiyi de göz önünde bulundurmalıyız. Tüm bu Tiranlar canlı varlıklar. Onlar da herkes gibi enerjilerini yenilemek için yiyeceğe ve uykuya ihtiyaç duyacaklar. Ve bu canavarların büyüklüğü göz önüne alındığında, muazzam miktarda yiyeceğe ihtiyaç duyacaklardır.

    Tiranların korku hissetmedikleri için iyi olduklarını da düşünebilirsiniz. Ancak bu bir avantaj değil, dezavantajdır. Korku, sonuçta en önemli hayatta kalma mekanizmalarından biridir. Bir savaşçıyı siper almaya, taktik değiştirmeye, geri çekilmeye veya düşmanı kuşatmaya zorlayan şey korkudur. İkinci bir düşünce bile olmadan doğrudan ateş hattına giren bir yaratık uzun süre hayatta kalamaz.

    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.
    Belki de makalenin tamamına burada bir çizgi çekebiliriz. Resident Evil serisindeki en (ve belki de tek) kullanışlı biyolojik silahın virüsler olduğu ortaya çıkıyor. Basit bir T-virüsü bile, hiçbir modifikasyon veya geliştirme yapılmadan, 1998'de bile eskimiş görünen, hele 2026'da hiç görünmeyen bir düzine Tyrant'tan daha fazla hasar verebiliyor.

    Belki de bir şeyi unutmuş veya gözden kaçırmış olabilirim? Umbrella'nın gelişmelerine dair görüşlerinizi okumaktan memnuniyet duyarım.

    Evet, hepsi bu kadar. Okuduğunuz için teşekkürler.
    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Gerçek dünyada bunların yeri olup olmadığını tartışıyorum. Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Resident Evil oyunlarını oynarken, her şeyin ne kadar mantıklı olduğunu pek düşünmezsiniz. Bize çok sayıda tehlikeli yaratık ve korkunç virüs gösterilir, ancak polis memurları, özel kuvvetler askerleri veya sıradan siviller tüm bunlarla başa çıkar. Çoğu zaman, hatta yalnız başlarına. Peki ya gerçekte durum nasıl olurdu? Umbrella tarafından yaratılan virüsler ve mutantlar gerçekten var olsaydı ne olurdu? Dünyayı yok ederler miydi yoksa kolayca alt edilebilirler miydi? Bu yazıda bunu öğrenmeye çalışacağım. Konu FunPay laboratuvarının derinliklerinden kaçtı ve biz de Jacques Paganel'i bunu parasal bir ödül karşılığında yakalamakla görevlendirdik. Yani bu metin için kime teşekkür edeceğinizi biliyorsunuz. Gerçek pazar burada: Steam hesabınıza FunPay ile para yükleyin . Biyolojik silah satmıyoruz. Ama öncelikle iki önemli şeyden bahsetmemiz gerekiyor. Öncelikle, Resident Evil serisindeki virüsler ve mutantların gerçek biyolojiyle pek bir ilgisi yok. Evet, hücre fonksiyonlarını değiştirebilen ve vücudun DNA'sına müdahale edebilen virüsler ( insan papillomavirüsü gibi ) mevcuttur, ancak bu süreçler yıllar, hatta on yıllar sürer. Virüsler bir insanı birkaç gün içinde zombiye, hele ki pençeleri ve dokunaçları olan üç metre boyunda bir dev haline getiremez. Bu nedenle, bu makalede bu noktayı atlayacağım; biyolojinin temel yasalarının artık geçerli olmadığını varsayalım. İkinci olarak, Resident Evil evreninin kurgusundan daha kaotik, çelişkili ve tutarsız bir şey yoktur. Aynı virüsler farklı oyunlarda farklı davranabiliyor, enfeksiyon oranı senaristler tarafından düzenli olarak değiştiriliyor ve hatta önemli olayların tarihleri ​​bile değiştiriliyor. Bu durum özellikle serinin sonraki bölümlerinde ve yeniden yapımlarında geçerli; burada geliştiriciler genellikle evrenin kurallarına bağlı kalmaktan ziyade görselliğe öncelik veriyorlar. Tutarlı ve doğru bir tablo oluşturmak imkansız. Öncelikle şunu açıkça belirtmek istiyorum: Operation Racoon City ve diğer yan ürünlerin yanı sıra, resmi olarak kanon kabul edilen animasyon filmleri ve TV dizilerindeki olayları büyük ölçüde göz ardı edeceğim. Sadece serinin ana oyunlarındaki bilgileri kullanacağım. Evet, önceden uyardığım gibi, ilerleyen bölümlerde dizinin tamamıyla ilgili birçok spoiler var. [h2]T virüsü ve şehirdeki enfeksiyon senaryosu[/h2] Her şeyin başlangıcı. Progenitor virüsünden türetilen T-virüsü, birçok kişi tarafından Resident Evil serisiyle sıkı bir şekilde ilişkilendirilir, ancak bu virüsten etkilenen insanlar ve diğer yaratıklar yalnızca serinin ilk bölümlerinde ve bazı yan ürünlerinde görünürler. Ve tabii ki filmlerde de. [h2]T-virüsü içeren kırık bir şişe, Resident Evil[/h2] Aslında, Umbrella Corporation'ın kurucularının (yani aristokrat Ozwell Spencer ve Edward Ashford ile biyokimyacı James Marcus'un) herhangi bir virüs satma planları olmadığını belirtmekte fayda var. Spencer'ın kendisinin ilaçlara, eczacılığa veya silah pazarına pek ilgisi yoktu. Ölümsüzlük hayalini besliyordu ve Progenitor virüsünü insanlığın ilerlemesi için bir araç olarak kullanmak istiyordu. Ancak, tüm bu araştırmaların öncelikle meraklı gözlerden (özellikle hükümetten) gizlenmesi, ikinci olarak da finanse edilmesi gerekiyordu. İşte bu amaçla Umbrella kuruldu ve bu örgütün örtüsü altında karaborsada satılmak üzere biyolojik silahlar üretmeyi amaçlıyorlardı. Şirketin kurulmasının ardından kurucularının yolları ayrıldı. Ashford ailesi araştırma odağını genetiğe ve yapay seçilime kaydırdı; bu da yıllar sonra serideki, konakçısının mutasyondan sonra zekasını korumasına izin veren az sayıdaki virüsten biri olan T-Veronica'nın yaratılmasına yol açtı. Spencer, süper insan yaratma ve ölümsüzlüğe ulaşma umuduyla Progenitor virüsüyle deneylerine devam etti, ancak geliştirdiği çoğu şey, konakçıyı faydalı bir şeye dönüştürmekten daha hızlı bir şekilde öldürüyordu. James Marcus en büyük başarıyı elde etti. Araştırmaları sonucunda, Progenitor virüsü ve sülük DNA'sından T-virüsü üretildi. James Marcus, Resident Evil Zero Yeni virüsün en büyük avantajı, nispeten istikrarlı olmasıydı. Daha önce de belirttiğim gibi, öncü virüs genellikle konağını öldürürken, T-virüsü ile enfekte olan bireyler genellikle hayatta kalıyor ve hatta bazı faydalı özellikler kazanıyordu. Vücuda girdikten sonra T virüsü metabolizmayı hızlandırır, fiziksel gücü önemli ölçüde artırır, canlılığı yükseltir ve rejeneratif süreçleri başlatır. Enfekte olmuş kişiler, normal bir insanı kesinlikle öldürecek yaralanmalardan sonra bile işlevlerini sürdürür ve bazı örnekler hasarlı dokuyu yenileme konusunda etkileyici bir yetenek göstermektedir. Ne yazık ki, tüm bunların üstüne, T virüsü neredeyse her zaman beyni de devre dışı bırakır. Enfekte olan çoğu kişi hızla zekasını, hafızasını ve karmaşık görevleri yerine getirme yeteneğini kaybeder. Sadece ilkel içgüdülerini korurlar, sese ve harekete tepki verirler, enfekte olmayan bireylere karşı saldırganlık gösterirler ve ısırıklar ve vücut sıvıları yoluyla enfeksiyonu yayabilirler. Resident Evil 2 Remake'te Claire Redfield, enfekte olmuş bir saldırıya karşı koyuyor. Yukarıda da yazdığım gibi, Umbrella şirketi T-virüsünü hiçbir zaman başlı başına bir silah olarak görmedi. Ancak bu, onun bir silah olmadığı anlamına gelmez. Resident Evil: Dead Aim oyununda, eski Umbrella çalışanı Morpheus Duval, virüs yüklü füzeler kullanarak ABD ve Çin'deki şehirleri hedef almayı planlıyordu . Teröristlerin gerçek dünyada T-virüsünü kullandığını hayal edelim. Hemen belirtmeliyim ki, sonuçlar saldırının tam olarak nerede gerçekleşeceğine ve tek bir saldırı mı yoksa birden fazla saldırı mı olacağına büyük ölçüde bağlı olacaktır. İşleri basitleştirmek için, Raccoon City'ye en yakın senaryoyu kullanacağım: yaklaşık 100.000 nüfuslu orta büyüklükte tek bir şehir. Büyük olasılıkla, bu şehir gerçekten de mahvolacak. Ve işin aslı şu ki, ne yetkililer, ne polis, ne de sağlık personeli neyle karşı karşıya oldukları hakkında hiçbir fikre sahip olmayacak. İlk kurbanlar hastanelere gönderilecek, saldırgan enfekte kişileri gözaltına alıp izole etme girişimleri yapılacak ve panik baş gösterecek. Durumun son derece ciddi olduğu ve sokaklardaki saldırgan kişilerin artık insan olmadığı anlaşıldığında, şehir çoktan kaybedilmiş olacak. [h2]Raccoon City'de Yıkım, Resident Evil 3 Remake[/h2] Öncelikle enfeksiyon oranına bakalım. Resident Evil 2'deki güvenlik görevlisi Thomas'ın günlüğü gibi bir belge , enfekte bir kişinin bir haftadan fazla süreyle bilincini koruyabileceğini ortaya koyuyor. 5 Eylül. Geçenlerde hurdalıkta çalışan yaşlı bir adamla konuştum. Adı Thomas. Sessiz bir adam ve satrançla çok ilgili görünüyor. Hatta kapılarından biri için satranç deseniyle işlenmiş özel bir anahtar ve kilit bile tasarlamış. Yarın akşam satranç oynamayı planlıyorduk. Ne kadar iyi oynadığından endişeliyim. Bir de beni endişelendiren bir şey daha var. Kaşıntısı bir cilt rahatsızlığından mı kaynaklanıyor, yoksa sadece kaba mı davranıyor? 12 Eylül. Thomas ve ben tekrar satranç oynamayı planlıyorduk ama kendini iyi hissetmediği için iptal etmek zorunda kaldık. Nasıl olduğumu görmek için yanıma geldi ama ona ölü gibi göründüğü için dinlenmesini söyledim. İyi olduğunu ısrarla söyledi ama ciddi sağlık sorunları yaşıyor gibiydi. Düşünsenize, ben de kendimi pek iyi hissetmiyorum. Bu arada, bu kadar erken tarihlere şaşırmayın. Biyolojik atık işleme tesisindeki kazalar nedeniyle, enfekte olmuş kişiler Ağustos ayının ikinci yarısından itibaren şehirde görünmeye başladı . Sayıları giderek arttı ve Eylül başlarında şehrin hastaneleri "yamyam hastalığı" olarak bilinen hastalığa yakalanmış kişilerle dolup taştı . Ancak asıl salgın, 22-23 Eylül gecesi William Birkin'in laboratuvarındaki bir olay ve T-virüsünün şehrin su şebekesine aynı anda karışmasıyla binlerce insanın enfekte olmasıyla meydana geldi. Sonraki günlerde Raccoon City zombilerle dolup taşmaya başladı ve ayın sonuna, 30 Eylül'e gelindiğinde, enfekte olanlar şehri tamamen ele geçirmişti. 1 Ekim'de ise Raccoon City, nükleer füze saldırısıyla yeryüzünden silindi. [h3]Raccoon City'nin Yıkımı, Resident Evil 3 Yeniden Yapımı[/h3] Tüm bunlardan, insanların enfekte olmuş yerleşim yerini terk etmek için bolca zamanları olacağı sonucuna varabiliriz. Ve kesinlikle terk edecekler. Huzursuzluk baş gösterir göstermez ve toplu cinayetler ve garip bir hastalık söylentileri yayılır yayılmaz, ortalama bir sakin arabasına atlayıp komşu bir kasabadaki akrabalarını veya arkadaşlarını ziyaret etmeye gidecektir. Ve bu tür yüzlerce, hatta binlerce sakin olacaktır. Ve bunlardan bazıları T-virüsünü bölgeye daha da yayacaktır. Resident Evil Outbreak File TV haberine göre , bu tür olaylara hazırlıklı olan silahlı Umbrella birlikleri, şehrin ana çıkış yollarını hızla bloke etti ve daha sonra ABD askeri birlikleri de onlara katıldı. Doğru, Leon, Claire ve adı belirtilmeyen yakıt kamyonu şoförünün 29 Eylül gibi erken bir tarihte Raccoon City'ye sorunsuz bir şekilde girdiklerini belirtmekte fayda var. Ancak, hikaye tutarsızlıklarına zaten değindim. Gerçekte, büyük bir şehri izole etmek neredeyse imkansızdır. Elbette, tüm ana yollara makineli tüfekli zırhlı personel taşıyıcıları yerleştirip insanlara ateş açabilirsiniz, ancak bu sadece kaçan kalabalığı yavaşlatır, tamamen durdurmaz. Bazıları ablukadan önce geçmeyi başarır, bazıları toprak yollara sapar, bazıları araçlarını terk edip ormandan kaçar ve bazıları da kordonu kırmaya çalışır, çünkü çoğu asker sivillere ateş etmeye hazır olmaz. Genel olarak, hepsi olmasa da, insanların önemli bir kısmı neredeyse kesinlikle karantina bölgesini terk edecektir. "Resident Evil: Death Island" oyununda Umbrella ajanları Raccoon City'den çıkışı kapatıyor. Hükümetin hızla bir abluka kurup insanları içeride tutmayı başardığını varsaysak bile, hâlâ bir sorun var. Çünkü T-virüsü, hayvanlar da dahil olmak üzere neredeyse tüm canlı organizmaları etkiliyor. Ve en önemlisi, kuşları. Serinin ilk oyunlarında da aynı enfekte kargalara rastlanmıştı ve eğer virüs onların uzun uçuşlar yapmasını engellemezse (ki bu pek olası değil), salgını kontrol altına almak imkansız olacaktır. Sonuçta, hiçbir karantina veya abluka vahşi kuşları durduramaz. Aynı durum, teorik olarak böcekler için de geçerli, ancak bir sorun var. Küçük boyutları nedeniyle belirli bir türün enfekte olup olamayacağını söylemek zor. Daha doğrusu, hayır, herkes enfekte olabilir, ancak örneğin sivrisineklerin enfeksiyondan kurtulup kurtulamayacağı bilinmiyor. Oyunlarda enfekte hamamböcekleri var, ancak bunlar gözle görülür şekilde daha büyük. Bu yüzden sivrisineklerin T-virüsü taşımadığını varsayalım. [h3]Enfekte Kargalar, Resident Evil Yeniden Yapımı[/h3] Ancak durum o kadar da vahim değil. Hayır, elbette vahim, ama küresel bir felaket yaşanmayacak (büyük olasılıkla). Bunun da iki sebebi var. Birincisi, tüm göstergelere göre T virüsü, konakçının vücudu dışında oldukça hızlı bir şekilde aktivitesini kaybediyor. Raccoon City felaketine geri dönelim. Hatırlayacağınız gibi, Birkin olayından sonra T-virüsü, şehrin içme suyunu aldığı Victoria Gölü'ne, yani su şebekesine girdi. Bu durum çok sayıda insanı enfekte etti, ancak açıkça herkesi değil. Resident Evil 3 Remake'in başında, şehirde hâlâ çok sayıda enfekte olmamış insan olduğu açıkça görülüyor. Bu insanların hiçbirinin o günlerce musluk suyu içmediğine veya yüzlerini yıkamadığına (ki bu da tehlikelidir, çünkü virüs göz yoluyla da bulaşabilir) inanmak zor. Büyük olasılıkla, sadece virüs göle girdikten sonraki ilk saatlerde su içenler enfekte oldu ve ardından virüs etkisini kaybetti. Raccoon City haritasına bakarsanız, Round River'ın şehrin tamamından geçtiğini görürsünüz; bu da izole bir akarsu gibi görünmüyor. Bir yere akıyor olmalı ve eğer T-virüsü akan suda haftalarca hayatta kalabiliyorsa, kolayca aşağı doğru diğer yerleşim yerlerine de yayılabilir. Ancak oyun dünyasında böyle bir şey olmadı. Resident Evil 3 Remake Koleksiyoncu Sürümü'nün bir parçası olan Raccoon City haritası. Kısacası, T-virüsünü diğer şehirlere yalnızca enfekte olmuş insanlar ve hayvanlar taşıyacak. Elbette başarılı olacaklar, ancak yayılma önemli ölçüde daha yavaş olacak. Bunun nedeni, enfekte olanların mümkün olduğunca çok insanı enfekte etmekle özellikle ilgilenmemeleridir. Onlar sadece açlıkla ilgileniyorlar. Isırıp bırakmak yerine, karşılaştıkları herkesi yemeye çalışacaklar. Ayrıca, o zamana kadar yetkililer zaten neyle karşı karşıya olduklarını anlamış olacaklar: bölge genelinde sıkı bir karantina ilan edilecek, insanlar evlerine kapatılacak ve sokaklar ağır askeri teçhizatla devriye gezilecek; yavaş zombilerin buna karşı hiçbir savunması olmayacak. [h3]Küresel bir salgının yaşanmamasının ikinci nedeni ise aşıdır.[/h3] Oyun dünyasında, tedavi çok hızlı bir şekilde ve birden fazla versiyonda geliştirildi. İlki, felaketin tam ortasında, Raccoon City Merkez Hastanesi'ndeki doktorlar tarafından yaratıldı . Carlos, RE 3'te Jill'i bu tedaviyle iyileştirdi. Bu arada, Raccoon City Üniversitesi'nden Profesör Peter Jenkins , Daylight adında kendi aşısını geliştirdi . Felaketin tam merkezinde bulunan insanların bu kadar kısa sürede işlevsel bir laboratuvar aşı örneği elde edebilmeleri göz önüne alındığında, devlet laboratuvarlarının da herhangi bir sorun yaşamaması gerekir. Ancak, tek bir laboratuvar şişesi ile tüm ülke için bir milyon doz aşının tamamen farklı şeyler olduğunu anlamak önemlidir. Aşıların seri üretimine bir haftada başlamak mümkün olmayacak; bu, aylar sürecektir. [h3]Carlos, Jill'i kurtarıyor, Resident Evil 3 Remake[/h3] Özetlemek gerekirse, T-virüsü kullanılarak yapılacak ilk saldırı, herhangi bir ülkeye muazzam hasar verebilecek kapasitededir. Bir şehir neredeyse kesinlikle kaybedilecek, birkaç komşu bölge de salgınlarla karşı karşıya kalacak ve yoğun nüfuslu bir bölge vurulursa ölü sayısı yüz binlerce hatta milyonlarca olacaktır. Bununla birlikte, böyle bir virüsün büyük bir ülkeyi yok etmesi muhtemelen mümkün değildir. Dahası, sonraki saldırılar önemli ölçüde daha az etkili olacaktır, çünkü sonunda bir aşı geliştirilecek ve nüfus zorla aşılanacaktır. Ve tüm ülkelerin orduları, enfekte olanlarla nasıl mücadele edecekleri konusunda talimat alacaktır. Ancak yine de, tüm bunlar büyük ölçüde ilk saldırının ölçeğine bağlıdır. Şimdi de tüm bunların maliyetine bakalım. Resident Evil: Survivor oyununda, Sheena Adası'ndaki (oyunun geçtiği yer) altyapının Umbrella şirketine milyarlarca dolara mal olduğu belirtiliyor. Oysa bu, şirketin birçok tesisinden sadece biriydi. Buna onlarca gizli laboratuvar, araştırma merkezi, fabrika, binlerce çalışanın maaşı, malzeme taşımacılığı ve on yıllarca süren araştırmaları da ekleyin. Bir de programın faaliyetlerini gizlemek için sağa sola ödenen sayısız rüşvet var. Programın toplam bütçesi kolayca yüz milyarlarca doları bulmuş olabilir. Ve bu, ilk saldırılardan sonra etkisini kaybedecek bir virüs için. Sadece karşılaştırma yapmak gerekirse: Üç atom bombası üreten ABD nükleer silah programı Manhattan Projesi , hükümete sadece 2 milyar dolara mal oldu. Ve bunlara karşı bir aşı yok. Temelde, T-virüsünün kendisini bir silah olarak kullanmak kötü bir fikir. Ama dediğim gibi, Umbrella'nın bunu yapma niyeti hiç olmadı. [h3]Hiroşima'ya atılan "Küçük Çocuk" bombasının bir modeli.[/h3] Ancak mutantlara ve süper askerlere geçmeden önce, diğer virüslerden biraz bahsetmemiz gerekiyor. Gördüğünüz gibi, T-virüsü ilginç. Tehlikeli olsa da, her şeye kadir değil; kendine özgü kusurları ve zayıf noktaları var. Bu, Resident Evil evrenindeki diğer tüm virüsler için söylenemez. Ne yazık ki, Capcom çıtayı neredeyse hemen yükseltmeye karar verdi, bu yüzden üçüncü oyundan sonra çoğu virüs, test tüpünden kaçmayı başarabilirlerse, en kısa sürede yaşayan her şeyi yok ediyor. Resident Evil 5'ten Ouroboros . Enfekte olanların çoğu ya ölür ya da anında devasa, dokunaçlı bir biyokütleye dönüşür. Sadece nadir, uyumlu konaklar zekalarını korur ve insanüstü yetenekler kazanır. Albert Wesker virüsü atmosfere salmayı amaçlıyordu ve eğer başarılı olsaydı, dünyanın sonu gelirdi, bundan hiç şüphe yok. Resident Evil 5'te Ricardo Irving'in Ouroboros virüsünü kendine enjekte ettikten sonra dönüştüğü, metrelerce uzanan anlamsız konuşma. Resident Evil Revelations'tan T-Abyss . Oyunun konusuna göre, bir virüs yeterli yoğunlukta dünya okyanuslarına girerse, yayılmasını durdurmak imkansız olacaktır. Deniz organizmaları mutasyona uğramaya ve birbirlerini enfekte etmeye başlayacak ve ardından bir zincirleme reaksiyon etkisini gösterecektir. Burada da fazla spekülasyon yapmaya gerek yok. Dünya mahkum, bundan şüphe yok. [h3]T-Abyss virüs kabı, Resident Evil Revelations[/h3] Resident Evil 6'daki C virüsü . Aerosol halindeyken, tek bir nefesle bulaşmış havayı solumak bile bir insanı saniyeler içinde saldırgan bir yaratığa dönüştürmeye yeter. Ve enjekte edildiğinde, bazı taşıyıcılar kelimenin tam anlamıyla yürüyen virüs fabrikaları olan Lepotiz'lere dönüşür. [h3]Lepotitsa, Resident Evil 6[/h3] Başlıca olanlardan sadece üçü kaldı. T-Veronica , T-virüsünün aksine, bazı konakçıların mutasyondan sonra zekalarını korumalarına olanak tanıyor ve fantastik sınırında yetenekler de kazandırıyor. Ayrıca, Code: Veronica'nın yeniden yapımı yakında geliyor ve muhtemelen birçok ayrıntı eklenecek veya değiştirilecek, bu nedenle bu virüse ayrıntılı olarak değinmeyeceğiz. Aynı durum Resident Evil 7 ve Village'daki küf için de geçerli . Tamamen farklı yasalara göre işliyor ve çok fazla fantastik özelliğe sahip. G virüsü diğerlerinden farklıdır. T virüsünün aksine, kitlesel yayılım için tasarlanmamıştır. Bir kişiyi enfekte etmek için virüsün doğrudan vücuda girmesi gerekir ve taşıyıcıların çoğu uyumsuzluk nedeniyle ölür. Ve enfeksiyondan kurtulan "şanslı kişiler" (örneğin William Birkin) sonunda kontrol edilemez şekilde büyüyen bir biyokütleye dönüşür. [h3]William Birkin'in son (G5) mutasyona uğramış hali, Resident Evil 2 Remake[/h3] Vardığım sonuç şu: Virüsler son derece tehlikeli. Nispeten "zayıf" bir T-virüsü bile, dünyamıza bulaşırsa, Raccoon City'de yaşananlardan çok daha ciddi bir felakete yol açar. Ve belirli senaryolarda, bir kıyameti bile tetikleyebilir. Bu arada, bu kimseyi ilgilendirmez; insanlar genellikle fethetmek ve yönetmek isterler ve dünyayı yok etmeyi hayal eden kötüler sadece oyunlarda, filmlerde ve edebiyatta bulunur. Dolayısıyla Umbrella'nın virüsleri değil, "Biyo Organik Silahlarını" (BOW'larını) satmaya karar vermesi şaşırtıcı değil . Milyarlarca dolar kazandıracak olanlar bunlardı. Normal Yaylar Serinin otuz yıllık varlığı boyunca Capcom yüzlerce farklı mutant yarattı. Neredeyse her yeni oyun, başka hiçbir yerde görünmemiş birkaç benzersiz BOW türü ekledi. Ancak bunların çoğu aynı fikirlerin varyasyonlarıdır; bu nedenle yerel faunanın en ünlü ve popüler temsilcilerine bir göz atalım. Elbette en bariz olanla başlayalım: zombiler (T-virüsünün neden olduğu zombiler). Tüm dizinin sembolü haline gelmiş olsalar da, tam teşekküllü bir biyolojik silah olarak oldukça şüpheli görünüyorlar. Evet, sivil halk arasında büyük yıkıma yol açabiliyorlar, ancak faydaları burada sona eriyor. Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Ortalama bir zombi çok yavaş ve beceriksizdir, siper kullanamaz, emirleri yerine getiremez ve kendi güvenliğiyle tamamen ilgilenmez. Tek silahları dişleri, elleri ve tükürdüğü mide suyudur. Bu tür rakipler silahlı bir birliğe pek bir tehdit oluşturmaz. Zombiler sayıca onlardan üstün olabilir, ancak 10 tanesi 1'e karşı bile olsa, modern bir orduya karşı savaşı kazanamayacakları açıktır. Üstelik ordu hızla kapalı teçhizata geçecek, bu yüzden zombiler kimseyi ısıramayacak bile. Kısacası, normal hallerinde savaş birimi olarak neredeyse işe yaramazlar. Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Ancak zombilerin de bir kozu var: daha tehlikeli yaratıklara dönüşebiliyorlar. İlk Resident Evil'daki zombiler sonunda Crimsonhead'lere , devam oyunundaki zombiler ise Licker'lara dönüştü . İlk zombiler hakkında söylenecek çok şey yok. Evet, normal zombilerden daha hızlı ve daha dayanıklılar ve ayrıca keskin pençeler geliştiriyorlar. Ancak temel zayıflıkları hala devam ediyor; hala sadece düşmana doğru koşup yakın dövüş saldırıları yapmaya çalışan, özünde akılsız yaratıklar. Kertenkelelerle ilgili durum biraz daha ilginç. Güç ve çevikliklerinin artmasının yanı sıra, tavanlarda ve havalandırma kanallarında saklanma ve ardından pusu kurarak saldırma alışkanlığı geliştiriyorlar. Kapalı alanları (metro gibi) temizlerken, bu yaratıklar ordu ve polis için ciddi bir sorun teşkil ediyor. Ama bu sadece başlangıçta geçerli olacak. Çok yakında, ordu keşif için termal görüntüleme ve kameralara sahip küçük insansız hava araçları kullanmaya başlayacak. Bir Lizun tespit edildiğinde, geriye kalan tek şey onu imha etmek, belki de bir saldırı insansız hava aracıyla. Bu nedenle, gizlilikleri artık bir avantaj olmayacak. Aslında, gerçek hayattaki biyolojiyi göz ardı etme konusunda anlaşmış olsak da, burada dikkat edilmesi gereken bir şey daha var. Oyunun kurgusuna göre hem Crimsonhead'ler hem de Licker'lar mutasyona uğramış zombilerdir. Ancak gerçekte mutasyon son derece nadir bir olgudur ve çoğu durumda organizma için ölümcüldür. Birçok farklı insanın sonunda aynı Licker'a dönüşmesi söz konusu değildir. Bu nedenle, bu tür yaratıkların gerçek hayatta toplu halde ortaya çıkmasını bekleyemeyiz. Ama boşverin. Zombiler daha çok T-virüsünün bir yan etkisi. Umbrella'nın özellikle savaş görevleri için geliştirdiği ilk biyolojik silahlardan biri Cerberus'tu (normal zombi köpeklerle karıştırılmamalı). [h3]MA-39 "Cerberus" Projesi [/h3] Bu arada, bu seride tanıtılan ilk Biyolojik Silah (BOW) buydu. Sonuçta, orijinal Resident Evil'ın açılış sahnesinde Alpha Takımı üyelerinin savaştığı köpekler bunlardı. Cerberuslar esasen T-virüsü ile enfekte olmuş Dobermanlardır. Sağlıklı köpeklerden belirgin şekilde daha güçlü, daha dayanıklı ve daha agresiftirler ve ayrıca yüksek hızlarını ve sürü davranışlarını korurlar. Umbrella bilim insanları ayrıca onları basit komutları takip etmeleri için eğitmeye çalıştılar, ancak ne yazık ki, T-virüsünün konakçının beyni üzerindeki etkisi nedeniyle Cerberuslar herhangi bir kontrolün ötesindedir. Gerçek hizmet köpekleri çeşitli savaş görevlerini yerine getirebilir: tesisleri korumak, düşmanları ve saklanma yerlerini tespit etmek, mayın aramak, malzeme teslim etmek ve yaralıları kurtarmak. Ancak Cerberuslar, kendi sahipleri de dahil olmak üzere gördükleri herkese vahşice saldırabilirler. Görünüşe göre tek işlevleri siviller arasında panik yaratmak. Teröristler, bir veya iki Cerberus sürüsünü şehre salarak kaos yaratabilirler. Ve bunu yapacaklar da, ancak ateşli silahlara karşı korumaları olmadığı için özel kuvvetler birimi onlarla hızla başa çıkacaktır. Umbrella ayrıca virüsü kurtlar gibi benzer türler üzerinde de test etti. Resident Evil Requiem'de yer alan Connection sendikası ise Cerberus'tan esinlenerek yeni bir tür Biyolojik Yay (BOW) olan Garm'ı geliştirdi. [h3]Proje GM-G-002 "Garm", Resident Evil Requiem[/h3] Esasen bunlar, T virüsü enjekte edilmiş aynı köpekler. Tek fark, sadece Dobermanlar değil, diğer büyük köpek ırkları da kullanılmış olması. Ve kurtlar. Sendikanın bilim insanları ayrıca fiziksel özelliklerini daha da geliştirdi. Ancak eski sorunlar ortadan kalkmadı. Hâlâ tamamen kontrol edilemez bir yaratık ve kendisine verilen görevi tamamlamak yerine, büyük olasılıkla sahibini yiyip bitirecektir. İlginç bir ayrıntı olmasaydı onlardan hiç bahsetmezdim bile. Garmlar, seride resmi piyasa değeri olan birkaç Biyolojik Silah'tan biridir. Bu değer, Resident Evil Requiem'in en sonundaki belgelerden birinde bulunabilir . Yani, bu köpeklerden birinin fiyatı... 30 milyon dolar. Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Capcom bu rakamları nereden buldu bilmiyorum. 30 milyon mu? Tek bir köpek için mi? Leon o kovalamaca sırasında yarı otomatik tabancayla yaklaşık 15 köpeği vurdu , hem de kafasına değil, sadece vücuduna? Bu tamamen saçmalık; kimse kontrol edilemeyen bir hayvan için bu fiyatı ödemez. Anlamanız için söylüyorum, modern bir Alman Leopard 2A8 tankı da yaklaşık aynı fiyata geliyor. Ve açıkça daha kullanışlı. Ama fiyatı boş verin. Fiyatı 100 kat daha düşük olsa bile, kimsenin Cerberus, Garm veya benzeri mutantları satın alması veya kullanması pek olası değil. Yüzüncü kez tekrarlıyorum: emirleri yerine getiremeyen bir savaş birimine çok az insan ihtiyaç duyar. Bu durum, serinin birçok bölümünde yer alan mutant sürüngenler olan Avcılar için bile geçerlidir. Oyunlarda sıklıkla, zombilerin aksine, bir dereceye kadar zekaya sahip oldukları, diğer Avcılarla koordinasyon kurabildikleri, kapıları açabildikleri, siper kullanabildikleri ve pusu kurabildikleri belirtilir. Kısacası, özellikle kentsel ortamlar için mükemmel savaşçılar olarak sunulurlar. Ancak pratikte, hiçbir oyunda canlıları yok etmekten başka bir görev yerine getirdikleri gösterilmemiştir. Hayır, sadece son derece saldırgan hayvanlar olarak tasvir edilirler. Ki özünde de öyledirler. Ayrıca Hunter'lar, sürüngen genomları enjekte edilmiş insan embriyolarından yetiştiriliyor ve bu da oldukça uzun zaman alıyor. Tam bir yıl , daha doğrusu. Bu da fiyatlarının aşırı yüksek olması gerektiği anlamına geliyor. [h3]Avcı, Resident Evil Yeniden Yapımı[/h3] Nadiren bahsedilen başka bir sorun daha var: tüm bu mutantlar canlı organizmalar. Sürekli beslenmeleri gerekiyor. Bu konuyla ilgili çeşitli belgeler oyunlarda bulunabilir, örneğin orijinal Resident Evil'daki bakıcının günlüğü gibi. 10 Mayıs 1998. Bugün, yüksek rütbeli bir araştırmacı benden yeni canavarları gözlemlememi istedi. Derisi yüzülmüş gorillere benziyorlar. Onlara canlı yem vermem söylendi. Onlara bir domuz attığımda, onunla oynadılar... bacaklarını kopardılar, iç organlarını çıkardılar ve sonra yediler. Elbette, bu talihsiz domuzu kaç avcının avladığı belirtilmiyor, ancak boyutları ve T-virüsünün iştahı ciddi şekilde etkilediği göz önüne alındığında, ikiden veya üçten fazla avcının avlanmış olması pek olası değil. Bir domuzun fiyatı yaklaşık 200 dolar. Ve büyük olasılıkla her gün bir domuza ihtiyaç duyuyorlar. Öyleyse, bu tür avcılardan oluşan bir sürüyü beslemenin ne kadar pahalıya mal olduğunu bir düşünün. Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Sürüngenlerden değil, amfibilerden esinlenerek tasarlanmış bir Hunter versiyonu da vardı: Hunter Y. Bunların deniz operasyonlarında son derece etkili olacağı varsayılabilir. Ancak o zaman soru şu: Hangi deniz operasyonları? Savaş gemilerini ele geçirmek mi? Şüpheli; güverteye çıktıkları anda mürettebat kendilerini içeri kilitleyecek ve Hunter'ların içeri girmesini imkansız hale getirecektir. Dahası, su dışında hareket kabiliyetlerini kaybederler ki bu oldukça kritik bir durumdur. Ayrıca su altında da işe yaramazlar. Ne Avcılar ne de Neptünler bir denizaltıyı batıramaz; bunun için yeterli güce sahip değiller. Eğitimli bir dalgıç keşif veya patlayıcı yerleştirme işini halledebilir; bunun için bir mutanta gerek yok. Hatta bunun için bir insana bile ihtiyaç duymazsınız, çünkü otonom su altı araçları uzun zamandır var ve askeri amaçlarla başarıyla kullanılıyor. Elbette pahalılar (örneğin REMUS 600'ün fiyatı bir milyon doları aşabiliyor ), ancak uzun bir kuluçka süresi gerektiren Avcılar açıkça daha pahalı. [h3]ABD Donanması denizcileri REMUS 600 denizaltısını suya indirdi.[/h3] Sonuç olarak, şu soruyu sormak istiyorum: Bütün bunları kim satın alırdı? Oyunlarda düzenli olarak karaborsa ve terör örgütlerinden bahsedilir. Ancak gerçekte teröristlerin bu kadar büyük paraları yok; en ucuz, hatta ev yapımı silahları kullanıyorlar. Aynı parayla koca bir grubu silahlandırabilecekken, kimse tek bir kontrol edilemeyen köpek için on milyonlarca dolar ödemez. Hükümetler de bu tür biyolojik silahlara pek ilgi duymuyor. Ordu, her an kontrolden çıkabilecek mutantlara değil, güvenilir ve tahmin edilebilir savaşçılara ihtiyaç duyuyor. Kısacası, Umbrella'nın geliştirdiği çoğu şey için potansiyel alıcı yok. Neden "çoğu"? Çünkü henüz en umut vadeden gelişmelere değinmedik bile. Şimdi onlara geçelim. Mükemmel biyolojik-organik silah Umbrella'nın amiral gemisi ürünü olan süper askerler, sıradan mutantların neredeyse tüm eksikliklerinden arındırılmışlardır. Ancak şirket burada da birçok sorunla karşılaştı. Öncelikle, Tiranların yaratılması son derece karmaşık bir süreçti ve enfekte olan kişinin erken ölmemesi için sürekli tıbbi gözetim ve cerrahi işlemler gerektiriyordu. Uygun bir konak bulmak bile zordu, çünkü herkes Tiran olamazdı. Ancak burada şunu belirtmeliyim ki, Umbrella'nın yalnızca birkaç uygun test öznesine ihtiyacı vardı ve daha sonraki tüm Tyrant'lar T-002 embriyosunun klonlanmasıyla yaratıldı. [h3]T-002, Resident Evil Yeniden Yapımı[/h3] İkinci olarak, beyin bozulması sorunu hemen çözülmedi. Orijinal Tyrant varyantlarının (yani T-001, T-002 ve T-011) tamamı birkaç ay içinde kontrolden çıktı. Ve bu, daha önce de söylediğim gibi, onların savaş operasyonlarında potansiyel kullanımına son verdi. Üçüncüsü, ilk Tiranlardaki mutasyonların kendileri pek başarılı değildi. Kalpleri o kadar büyüdü ki dışarı doğru çıkıntı yaptı. Sonuç olarak, göğüslerinde kocaman, atan bir hedef taşıyan ve adeta "beni vurun" diye yalvaran bir savaşçı ortaya çıktı. [h3]Resident Evil Remake'in Finali[/h3] Genel olarak, ilk Tyrant varyantları, tüm normal mutantlarla birlikte güvenle göz ardı edilebilir. Evet, son derece güçlü savaşçılar olup, küçük kalibreli silahlardan gelen çok sayıda darbeyi kaldırabilirler. Bire bir mücadelede çok tehlikeli bir rakiptirler. Ancak RPG'lerle donatılmış eğitimli bir ekibe karşı işe yaramazlar. Umbrella, Tyrant'ların bir sonraki versiyonu olan T-103 Tyrant'larla en önemli şeyi başardı: Kontrol edilebilir hale geldiler. Ve bunu biyolojik olarak değil, mühendislik yoluyla başardılar. Resident Evil 2'deki Mr. X'in giydiği şık pelerin sadece bir kamuflaj değildi; Tyrant'ın mutasyona uğramasını ve kontrolden çıkmasını engelleyen özel bir cihaz olan Güç Sınırlayıcı'yı içeriyordu . Bu cihaz, yalnızca Tyrant kritik hasar aldığında devre dışı kalıyordu. [h3]T-103, Resident Evil 2 Yeniden Yapımı[/h3] Ve bu tek bir ayrıntı büyük bir fark yaratıyor. T-103'ler, tek bir tanksavar füzesi isabetiyle bile imha edildikleri için savaş için uygun olmayabilirler, ancak özel operasyonlar için oldukça uygundurlar. Böyle bir Tiran, binalara yapılan baskınlar sırasında askerlere eşlik edebilir, güçlü direnişin beklendiği özellikle tehlikeli bölgelere ilk giren olabilir, VIP'leri korumak veya düşmanı korkutmak için kullanılabilir. Bu arada, benzer bir durum dizinin kendisinde de gösterilmişti. Resident Evil: The Umbrella Chronicles'da Sergei Vladimir'in Ivan ve Ivan B. adında iki T-103'ü vardı . Bunlar onun kişisel korumaları olarak görev yapıyor ve her yere ona eşlik ediyorlardı. Ama yine de onları kesin bir yatırım olarak nitelendiremiyorum. Yine en önemli şey fiyat. Burada da Resident Evil Requiem'e teşekkür edebiliriz. O filmdeki belgelere göre , bir birimin değeri yaklaşık 120 milyon dolar. Tabii ki Tyrant'ın biraz daha yeni bir versiyonu, ama T-103'e benziyor. Her halükarda, bu meblağ astronomik. Bu parayla, onlarca seçkin özel kuvvetler askerini eğitebilir ve onlara ekipman, iletişim ekipmanı ve modern silahlar sağlayabilirsiniz. Ve böyle bir birimin çok daha geniş bir görev yelpazesi olurdu. Ve satın alabileceğiniz ekipman miktarı inanılmaz. Bu kadar parayla sadece tank değil, uçak bile düşünebilirsiniz. Örneğin, Çin yapımı beşinci nesil ağır savaş uçağı Chengdu J-20'yi satın alabilirsiniz . Hatta Tiran'dan bile biraz daha ucuz; bir savaş uçağının değeri yaklaşık 100 milyon dolar civarında . Çengdu J-20 Dahası, yüksek zekasına rağmen, Tiran geleneksel ateşli silahları kullanamaz. Tek silahı kendi fiziksel gücüdür. Bu da her zaman mesafeyi kapatmak zorunda kalacağı anlamına gelir. Gerçek bir dövüşte bu büyük bir dezavantajdır. Ayrıca, sınırlayıcının arızalanması ve Tiran'ın mutasyona uğraması, kontrolden çıkması ve efendisine karşı dönmesi riski de sürekli olarak mevcuttur. Genel olarak, bu tasarımda bile, bu tür bir BOW hala uygulanabilir görünmüyor. Bütün bunlar, NE-α parazitiyle enfekte olmuş T-103 için bile geçerli. Ya da daha basitçe, Nemesis için. Muhteşem bir yaratık, normal bir T-103'ten çok daha hızlı ve tehlikeli, ağır silahlar kullanabiliyor, el bombası fırlatıcısından gelen doğrudan isabetlere dayanabiliyor ve inanılmaz derecede zeki ve vahşi. Hatta konuşabiliyor bile! Yani, neredeyse. [h3]Nemesis, Resident Evil 3 Yeniden Yapımı[/h3] Ancak onun bile modern dünyada yeri yok. Belki 20. yüzyıl savaşları sırasında Nemesis herhangi bir ordu için son derece değerli bir varlık olabilirdi. Biyolojiyi de göz önünde bulundurmalıyız. Tüm bu Tiranlar canlı varlıklar. Onlar da herkes gibi enerjilerini yenilemek için yiyeceğe ve uykuya ihtiyaç duyacaklar. Ve bu canavarların büyüklüğü göz önüne alındığında, muazzam miktarda yiyeceğe ihtiyaç duyacaklardır. Tiranların korku hissetmedikleri için iyi olduklarını da düşünebilirsiniz. Ancak bu bir avantaj değil, dezavantajdır. Korku, sonuçta en önemli hayatta kalma mekanizmalarından biridir. Bir savaşçıyı siper almaya, taktik değiştirmeye, geri çekilmeye veya düşmanı kuşatmaya zorlayan şey korkudur. İkinci bir düşünce bile olmadan doğrudan ateş hattına giren bir yaratık uzun süre hayatta kalamaz. Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Belki de makalenin tamamına burada bir çizgi çekebiliriz. Resident Evil serisindeki en (ve belki de tek) kullanışlı biyolojik silahın virüsler olduğu ortaya çıkıyor. Basit bir T-virüsü bile, hiçbir modifikasyon veya geliştirme yapılmadan, 1998'de bile eskimiş görünen, hele 2026'da hiç görünmeyen bir düzine Tyrant'tan daha fazla hasar verebiliyor. Belki de bir şeyi unutmuş veya gözden kaçırmış olabilirim? Umbrella'nın gelişmelerine dair görüşlerinizi okumaktan memnuniyet duyarım. Evet, hepsi bu kadar. Okuduğunuz için teşekkürler.
    Beğen
    7
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 5B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Kedinin garip bir şekilde prize baktığını ve prizden su sızdığını görüyorum.
    İki kat aşağıda biraz su baskını olmuştu. Pazar günü su diskosu şuan çok şaşkınım.

    Komşu yedinci kattaki banyoda uyuyakalmıştı dairesindeki su dizine kadar yükselmişti. Giriş holündeki duvarlarda da su lekeleri vardı.

    Altıncı katta iki kişi, "Aa, burada bir şey damlıyor," diyor ve tavanın tamamı suyla kaplı. Ne damlıyor olabilir? Bilmiyorum, muhtemelen bir su parkı.

    Tüm gelenler 5. ve 6. katlarda. 5. kattaki daire boş ve temizleyecek kimse olmayacak. Zamanında yapılan düzenlemeler sayesinde hasarım önemli değil.

    Henüz paneldeki elektriği açmadım, Wi-Fi ve ışık olmadan oturuyorum. Çok güzel bir hafta sonu geçiriyoruz teşekkürler komşular.
    İki kat aşağıda biraz su baskını olmuştu. Pazar günü su diskosu şuan çok şaşkınım. 😄 Komşu yedinci kattaki banyoda uyuyakalmıştı dairesindeki su dizine kadar yükselmişti. Giriş holündeki duvarlarda da su lekeleri vardı. Altıncı katta iki kişi, "Aa, burada bir şey damlıyor," diyor ve tavanın tamamı suyla kaplı. Ne damlıyor olabilir? Bilmiyorum, muhtemelen bir su parkı. Tüm gelenler 5. ve 6. katlarda. 5. kattaki daire boş ve temizleyecek kimse olmayacak. Zamanında yapılan düzenlemeler sayesinde hasarım önemli değil. Henüz paneldeki elektriği açmadım, Wi-Fi ve ışık olmadan oturuyorum. Çok güzel bir hafta sonu geçiriyoruz teşekkürler komşular. 🤣
    Beğen
    Haha
    7
    1 Cevaplar 0 Paylaşımlar 646 Görüntülemeler 6 0 Değerlendirmeler
  • iPhone'un en büyük dezavantajlarının bir listesi?
    iPhone'un en büyük dezavantajlarının bir listesini derledim; bu liste, iPhone satın almayı düşünenler için faydalı olabilir.

    Yaklaşık altı ay önce, güzel Google Pixel 7'mi iPhone 14 Pro'ya yükselttim (kız arkadaşıma yeni bir tane verdikten sonra ondan miras aldım ve bin dolardan fazla bir fiyata mal oldu). Ardından, birkaç ay sonra, bu yazıda bahsettiğim iPhone 12 mini'ye yükselttim (150 dolara mal oldu) . Ama şu anki konumuz bu değil. Herkesin iPhone'un ne kadar kötü olduğu, en kötü işletim sistemine sahip olduğu vb. hakkında milyonlarca liste, en iyi liste, inceleme ve diğer şeyleri gördüğünü biliyorum. Ve birçok kişi bunların hepsinden oldukça sıkıldı, ancak şu anda iPhone'u bazı popüler özellikleri için değil, kişisel olarak beğenmediğim özellikleri için eleştireceğim.

    Öncelikle şunu söyleyeyim, genel olarak telefondan memnunum. Çalışıyor, müzik dinleyebiliyorsunuz, Telegram'da sohbet edebiliyorsunuz ve komik videolar izleyebiliyorsunuz ki ben de zamanımın %90'ını bu amaçla kullanıyorum. Ancak, beni gerçekten rahatsız eden veya çok özlediğim bazı özellikler de var. Tabii ki her şey tamamen öznel.

    Öyleyse başlayalım.
    Coğrafi konum
    Öncelikle en çok kafa karıştıran şeyle başlayayım: Neden perdeyi indirip kapatamıyorum?

    Bilmeyenler için, iPhone'da nasıl yapılacağını açıklayacağım:

    Ayarlar - Güvenlik - Konum - Konum belirleme kaydırıcısını kapatın

    Bu işlem, telefondaki tüm konum belirleme özelliklerini devre dışı bırakıyor. Bu da, arka planda konumunuzu paylaşmak istediğiniz uygulamaların da konumunuzu alamayacağı anlamına geliyor. Ayrıca, sarı ekranın belirli bir saatte açılmasını ayarladıysanız, bu da çalışmayı durduracaktır. Bunu kimin yaptığını sadece tahmin edebiliriz, ancak sonunda pes ettim ve devre dışı bırakmayı bıraktım.

    Paranoyak olduğumu söyleyenlere şunu söyleyeyim: Evet, telefonumun sürekli konumumu bir yerlere göndermesini istemiyorum ve fotoğraflarımın her zaman konum etiketi taşımasını da istemiyorum. Ama bunu günde on kere açıp kapatmaktan hoşlanmıyorum. Bu yüzden çoğu uygulama için konum servislerini engelledim.

    Alarm
    Bu tamamen gerçeküstü. Tekrar söylüyorum, bilmeyenler için, iPhone'da sadece BİR alarm kurabilirsiniz. Evet, teknik olarak istediğiniz kadar kurabilirsiniz, ancak maalesef her birinin ses seviyesini ayarlayamazsınız.

    Ses seviyesini ayarlayabileceğiniz tek bir çalar saat var. Bunun için yatma saatinizi ve tüm süreyi ayarlamanız, sağlık uygulamasını yapılandırmanız gerekiyor, ancak bu saçmalığı sadece başlangıçta bir kere yapıyor.

    Ancak tek avantajı, ses seviyesinin genel bildirim ses seviyesinden ayrı olarak ayarlanabilmesidir. Diğer tüm alarmlar, telefonunuzun mevcut ayarıyla aynı ses seviyesinde çalacaktır ve örneğin, sesi kısmayı unutup uyuyakalırsanız, telefonunuzun tüm dairede yüksek sesle çalması ve komşuları uyandırması beklenebilir.

    Titreşim
    Küçük bağımsız şirket Apple'ın bir başka kusurlu özelliği. Belki de benim modelimdeki titreşim sorunu berbat olan modeldir, ama ben buna kesinlikle katlanamıyorum. İlk gün tüm titreşimi kapattım. Genellikle tüm telefonlarımı varsayılan olarak sessiz moda alıyorum ve sadece gece gelen aramaları duyabilmek için titreşimi açıyorum.

    Asıl sorun titreşimin çok kötü olması ve şiddetini değiştirememem. Ayrıca telefonu sert bir yüzeye koyarsam, yakındaki her şey onunla birlikte titreşiyor.

    Pano yok
    Pixel telefonlarda, özellikle Gboard'da, pano adı verilen harika bir özellik vardı ve birden fazla öğeyi aynı anda kopyalayıp, resimler de dahil olmak üzere doğrudan klavyede görüntüleyebiliyordum. Genel olarak, anladığım kadarıyla Apple, diğer cihazlarında, MacBook'lar da dahil olmak üzere, pano bulunmadığı için panoya pek sıcak bakmıyor. Başlangıçta, bunu sık sık unutuyordum, arka arkaya birkaç şey kopyalıyordum ve sonuncusundan önce kopyaladığım her şeyi tamamen kaybediyordum.

    Bildirim kaydı yok.
    Bence her Android akıllı telefonda, tüm bildirimleri temizledikten veya açtıktan sonra bile, önemli bir şeye yanlışlıkla dokunmuş olmanız ihtimaline karşı, bildirimleri kayıtta görüntüleyebileceğiniz bir özellik zaten mevcut. iPhone'da ise bir bildirimi bir kez temizlersiniz ve geri getirmenin hiçbir yolu yoktur.

    Birden fazla numarası olan kişilerden gelen aramalar
    Bu benim için kişisel olarak büyük bir sorun değil, çünkü ben hiç kişi kaydı tutmuyorum, sadece numaraları hatırlıyorum. Ancak bazen geçici olarak bir kişiyi kaydetmem ve içine birkaç numara saklamam gerektiği zamanlar oldu. Fark ettim ki, o kişi sizi ararsa, arayanın hangi numaradan arandığı arama kaydında görünmüyor, sadece telefona kaydedilen kişinin kendisi görünüyor.

    Saatimle düzgün çalışmıyor.
    Huawei GT 5 Pro akıllı saatim var ve hepimizin bildiği gibi, Cupertino şirketi Apple Watch dışında hiçbir saati tanımıyor . Ama bence o kadar da kötü değil. Muhtemelen fonksiyonların dörtte biri hiç çalışmıyor ve Huawei Health uygulamasını kapatırsam saat telefonla bağlantısını kaybediyor. Bu da demek oluyor ki, uygulamanın sürekli arka planda çalışması gerekiyor, aksi takdirde bildirim alamam, aramaları cevaplayamam, müzik değiştiremem vb. Bu arada, komik olan bir diğer şey de herkesin iPhone'da uygulamaları tamamen kapatmamanız gerektiğini söylemesi, her şeyi otomatik olarak kontrol ettiğini söylemesi. Ben aynı anda birden fazla veya iki uygulama çalıştırmayı pek sevmiyorum ve genellikle uygulamadan çıkar çıkmaz hepsini kapatıyorum.

    Tarayıcıda reklamları devre dışı bırakamıyorum.
    Pixel telefonumda, tarayıcıdaki tüm reklamları tamamen engelleyen AdGuard'ı kullandım. Ve filmleri, dizileri vb. sorunsuz bir şekilde izleyebiliyordum. iPhone'da ise aynı program sadece Safari'deki reklamları engelliyor, ama aklı başında hiç kimse o eski moda tarayıcıyı kullanmaz.

    Torrent izleyicileri yok.
    Çok büyük bir avantaj olmayabilir ama ben bir dizinin tüm sezonunu tek seferde indirip internet bağlantısı olmadan istediğim zaman, istediğim yerde izlemeyi seviyorum. Maalesef torrentleri doğrudan iPhone'unuza indiremiyorsunuz. Önce bilgisayarınıza indirmeniz, sonra telefonunuza kopyalamanız gerekiyor.

    iPhone'lar objektif olarak kötü telefonlar değil. Bu dezavantajlarına rağmen, bazı avantajlarını da buldum, ama kimin umurunda ki, değil mi?

    Her durumda, 11. modelin piyasaya sürülmesini bekleyerek sevgili Pixel telefonuma geri dönmeyi planlıyorum.

    Okuduğunuz için hepinize teşekkür ederim!
    iPhone'un en büyük dezavantajlarının bir listesini derledim; bu liste, iPhone satın almayı düşünenler için faydalı olabilir. Yaklaşık altı ay önce, güzel Google Pixel 7'mi iPhone 14 Pro'ya yükselttim (kız arkadaşıma yeni bir tane verdikten sonra ondan miras aldım ve bin dolardan fazla bir fiyata mal oldu). Ardından, birkaç ay sonra, bu yazıda bahsettiğim iPhone 12 mini'ye yükselttim (150 dolara mal oldu) . Ama şu anki konumuz bu değil. Herkesin iPhone'un ne kadar kötü olduğu, en kötü işletim sistemine sahip olduğu vb. hakkında milyonlarca liste, en iyi liste, inceleme ve diğer şeyleri gördüğünü biliyorum. Ve birçok kişi bunların hepsinden oldukça sıkıldı, ancak şu anda iPhone'u bazı popüler özellikleri için değil, kişisel olarak beğenmediğim özellikleri için eleştireceğim. Öncelikle şunu söyleyeyim, genel olarak telefondan memnunum. Çalışıyor, müzik dinleyebiliyorsunuz, Telegram'da sohbet edebiliyorsunuz ve komik videolar izleyebiliyorsunuz ki ben de zamanımın %90'ını bu amaçla kullanıyorum. Ancak, beni gerçekten rahatsız eden veya çok özlediğim bazı özellikler de var. Tabii ki her şey tamamen öznel. Öyleyse başlayalım. Coğrafi konum Öncelikle en çok kafa karıştıran şeyle başlayayım: Neden perdeyi indirip kapatamıyorum? Bilmeyenler için, iPhone'da nasıl yapılacağını açıklayacağım: Ayarlar - Güvenlik - Konum - Konum belirleme kaydırıcısını kapatın Bu işlem, telefondaki tüm konum belirleme özelliklerini devre dışı bırakıyor. Bu da, arka planda konumunuzu paylaşmak istediğiniz uygulamaların da konumunuzu alamayacağı anlamına geliyor. Ayrıca, sarı ekranın belirli bir saatte açılmasını ayarladıysanız, bu da çalışmayı durduracaktır. Bunu kimin yaptığını sadece tahmin edebiliriz, ancak sonunda pes ettim ve devre dışı bırakmayı bıraktım. Paranoyak olduğumu söyleyenlere şunu söyleyeyim: Evet, telefonumun sürekli konumumu bir yerlere göndermesini istemiyorum ve fotoğraflarımın her zaman konum etiketi taşımasını da istemiyorum. Ama bunu günde on kere açıp kapatmaktan hoşlanmıyorum. Bu yüzden çoğu uygulama için konum servislerini engelledim. Alarm Bu tamamen gerçeküstü. Tekrar söylüyorum, bilmeyenler için, iPhone'da sadece BİR alarm kurabilirsiniz. Evet, teknik olarak istediğiniz kadar kurabilirsiniz, ancak maalesef her birinin ses seviyesini ayarlayamazsınız. Ses seviyesini ayarlayabileceğiniz tek bir çalar saat var. Bunun için yatma saatinizi ve tüm süreyi ayarlamanız, sağlık uygulamasını yapılandırmanız gerekiyor, ancak bu saçmalığı sadece başlangıçta bir kere yapıyor. Ancak tek avantajı, ses seviyesinin genel bildirim ses seviyesinden ayrı olarak ayarlanabilmesidir. Diğer tüm alarmlar, telefonunuzun mevcut ayarıyla aynı ses seviyesinde çalacaktır ve örneğin, sesi kısmayı unutup uyuyakalırsanız, telefonunuzun tüm dairede yüksek sesle çalması ve komşuları uyandırması beklenebilir. Titreşim Küçük bağımsız şirket Apple'ın bir başka kusurlu özelliği. Belki de benim modelimdeki titreşim sorunu berbat olan modeldir, ama ben buna kesinlikle katlanamıyorum. İlk gün tüm titreşimi kapattım. Genellikle tüm telefonlarımı varsayılan olarak sessiz moda alıyorum ve sadece gece gelen aramaları duyabilmek için titreşimi açıyorum. Asıl sorun titreşimin çok kötü olması ve şiddetini değiştirememem. Ayrıca telefonu sert bir yüzeye koyarsam, yakındaki her şey onunla birlikte titreşiyor. Pano yok Pixel telefonlarda, özellikle Gboard'da, pano adı verilen harika bir özellik vardı ve birden fazla öğeyi aynı anda kopyalayıp, resimler de dahil olmak üzere doğrudan klavyede görüntüleyebiliyordum. Genel olarak, anladığım kadarıyla Apple, diğer cihazlarında, MacBook'lar da dahil olmak üzere, pano bulunmadığı için panoya pek sıcak bakmıyor. Başlangıçta, bunu sık sık unutuyordum, arka arkaya birkaç şey kopyalıyordum ve sonuncusundan önce kopyaladığım her şeyi tamamen kaybediyordum. Bildirim kaydı yok. Bence her Android akıllı telefonda, tüm bildirimleri temizledikten veya açtıktan sonra bile, önemli bir şeye yanlışlıkla dokunmuş olmanız ihtimaline karşı, bildirimleri kayıtta görüntüleyebileceğiniz bir özellik zaten mevcut. iPhone'da ise bir bildirimi bir kez temizlersiniz ve geri getirmenin hiçbir yolu yoktur. Birden fazla numarası olan kişilerden gelen aramalar Bu benim için kişisel olarak büyük bir sorun değil, çünkü ben hiç kişi kaydı tutmuyorum, sadece numaraları hatırlıyorum. Ancak bazen geçici olarak bir kişiyi kaydetmem ve içine birkaç numara saklamam gerektiği zamanlar oldu. Fark ettim ki, o kişi sizi ararsa, arayanın hangi numaradan arandığı arama kaydında görünmüyor, sadece telefona kaydedilen kişinin kendisi görünüyor. Saatimle düzgün çalışmıyor. Huawei GT 5 Pro akıllı saatim var ve hepimizin bildiği gibi, Cupertino şirketi Apple Watch dışında hiçbir saati tanımıyor . Ama bence o kadar da kötü değil. Muhtemelen fonksiyonların dörtte biri hiç çalışmıyor ve Huawei Health uygulamasını kapatırsam saat telefonla bağlantısını kaybediyor. Bu da demek oluyor ki, uygulamanın sürekli arka planda çalışması gerekiyor, aksi takdirde bildirim alamam, aramaları cevaplayamam, müzik değiştiremem vb. Bu arada, komik olan bir diğer şey de herkesin iPhone'da uygulamaları tamamen kapatmamanız gerektiğini söylemesi, her şeyi otomatik olarak kontrol ettiğini söylemesi. Ben aynı anda birden fazla veya iki uygulama çalıştırmayı pek sevmiyorum ve genellikle uygulamadan çıkar çıkmaz hepsini kapatıyorum. Tarayıcıda reklamları devre dışı bırakamıyorum. Pixel telefonumda, tarayıcıdaki tüm reklamları tamamen engelleyen AdGuard'ı kullandım. Ve filmleri, dizileri vb. sorunsuz bir şekilde izleyebiliyordum. iPhone'da ise aynı program sadece Safari'deki reklamları engelliyor, ama aklı başında hiç kimse o eski moda tarayıcıyı kullanmaz. Torrent izleyicileri yok. Çok büyük bir avantaj olmayabilir ama ben bir dizinin tüm sezonunu tek seferde indirip internet bağlantısı olmadan istediğim zaman, istediğim yerde izlemeyi seviyorum. Maalesef torrentleri doğrudan iPhone'unuza indiremiyorsunuz. Önce bilgisayarınıza indirmeniz, sonra telefonunuza kopyalamanız gerekiyor. iPhone'lar objektif olarak kötü telefonlar değil. Bu dezavantajlarına rağmen, bazı avantajlarını da buldum, ama kimin umurunda ki, değil mi? Her durumda, 11. modelin piyasaya sürülmesini bekleyerek sevgili Pixel telefonuma geri dönmeyi planlıyorum. Okuduğunuz için hepinize teşekkür ederim!
    Beğen
    5
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 3B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Bugünün dikkat çeken forum başlığı burada:

    **WINDOWS 11 HER AÇILIŞTA BITLOCKER VE PIN SIFIRLAMA EKRANI AÇILIYOR?**

    Merhaba. Öncelikle kendimden biraz bahsedeyim. Bilgisayarlar hakkındaki bilgim, fişten çekili olduklarında çalışmadıklarını bilmek kadar sınırlı. Bu yüzden lütfen beni mazur görün. İşte sorunum: Yıllarca yarı bozuk bir Windows 7 çalıştıran eski bilgisayarımla uğraştıktan sonra, ikinci bir daireye...

    ───────────────
    Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz:

    https://techforum.tr/threads/6776/

    #windows #açılışta #bitlocker #sıfırlama #ekranı #teknoloji #techforumtr
    📌 Bugünün dikkat çeken forum başlığı burada: 📌 **WINDOWS 11 HER AÇILIŞTA BITLOCKER VE PIN SIFIRLAMA EKRANI AÇILIYOR?** 📝 Merhaba. Öncelikle kendimden biraz bahsedeyim. Bilgisayarlar hakkındaki bilgim, fişten çekili olduklarında çalışmadıklarını bilmek kadar sınırlı. Bu yüzden lütfen beni mazur görün. İşte sorunum: Yıllarca yarı bozuk bir Windows 7 çalıştıran eski bilgisayarımla uğraştıktan sonra, ikinci bir daireye... ─────────────── 👉 Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz: 🔗 https://techforum.tr/threads/6776/ #windows #açılışta #bitlocker #sıfırlama #ekranı #teknoloji #techforumtr
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Sorun yaşayanlara yardımcı olabilecek yeni başlık:

    **FIBER OPTIK BAĞLANTI ÇOK FAZLA KABLO VAR BUNLAR NE IŞI YARIYOR?**

    İlk daireme taşınıyorum ve ev sahibim fiber optik internetimiz olduğunu söylüyor, ancak kendi evindeki fiber optik bağlantısı bozulduğu için bakır hat çekmek zorunda kalmış (daire yeni bir binada). Şimdi Telekom'dan fiber optik internet sözleşmesi sipariş etmek istiyorum. Ama dairede çok fazla...

    ───────────────
    Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz:

    https://techforum.tr/threads/6775/

    #fiber #optik #bağlantı #fazla #kablo #teknoloji #techforumtr
    🔧 Sorun yaşayanlara yardımcı olabilecek yeni başlık: 📌 **FIBER OPTIK BAĞLANTI ÇOK FAZLA KABLO VAR BUNLAR NE IŞI YARIYOR?** 📝 İlk daireme taşınıyorum ve ev sahibim fiber optik internetimiz olduğunu söylüyor, ancak kendi evindeki fiber optik bağlantısı bozulduğu için bakır hat çekmek zorunda kalmış (daire yeni bir binada). Şimdi Telekom'dan fiber optik internet sözleşmesi sipariş etmek istiyorum. Ama dairede çok fazla... ─────────────── 👉 Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz: 🔗 https://techforum.tr/threads/6775/ #fiber #optik #bağlantı #fazla #kablo #teknoloji #techforumtr
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Fahrenheit Five Neden Beş Kez Oynadım
    Bir kere oynayıp bitirdiğiniz, kapatıp unuttuğunuz oyunlar vardır. Yıllar sonra geri dönüp, güneşin daha parlak parladığı ve dünyanın daha nazik olduğu zamanları nostaljik bir şekilde anımsadığınız oyunlar da vardır. Ve sonra, içinizde bir kıymık gibi yaşayan ve her oynadığınızda yeniden aşık olduğunuz bir oyun vardır. Özellikle de güncellenmiş dokulara sahip yeniden düzenlenmiş bir sürümü yayınlandıktan sonra, oynamayanlara da oynama ve ne tür bir meyve olduğunu görme fırsatı verdi. 2005 yılında piyasaya sürüldüğünü düşünürsek, oyun hala keyifli ve sürükleyici.

    Benim için bu, tüm QTE oyunlarının ve interaktif filmlerin atası olan Fahrenheit Indigo Prophecy. Beş kez bitirdim. Ve açıkçası, altıncı kez oynamaya da hazırım.

    İlk buluşma. 14 yaşındaydım.
    Tam olarak nasıl edindiğimi hatırlamak zor. Muhtemelen oyunları YouTube fragmanları veya Metacritic puanlarıyla değil, "kapağı güzel göründüğü için torrentten bir klasör indirerek" keşfettiğimiz zamanlardı. 14 veya 15 yaşındaydım, odamda oturuyordum, dışarıda kış vardı (atmosfer de buna uyuyordu) ve Quantic Dream'in daha sonra Heavy Rain, Beyond Two Souls ve Detroit'i yapacak olan aynı kişiler olduğunu bilmiyordum.

    Oyunu yeni başlattım ve sonuna kadar kendimi oyundan ayıramadım.

    İlk sahne bir lokantanın tuvaletinde geçiyor. Kahraman Lucas Kane, tuvaletin başında oturuyor, başı zonkluyor, elleri titriyor ve sonra tuvaletten çıkıp bir bıçak alıyor ve... bir adamı öldürüyor. Hiçbir sebep yokken. Nedenini bile anlamadan.

    14 yaşında bir çocuk için şok ediciydi. O zamanlar oyunlarda böyle bir şey hiç görmemiştim.

    Fahrenheit tam olarak nedir?
    Kısaca özetlemek gerekirse: 2005 yılında yayınlanan, David Cage tarafından yapılmış interaktif bir film. New York şehri anormal derecede soğuk bir döneme giriyor, şehirde bir dizi garip cinayet işleniyor ve siz aynı anda üç karakteri birden kontrol ediyorsunuz:

    Lucas Kane, sıradan bir programcıdır ve öfke nöbeti sırasında tanımadığı birini öldürür ve başına gelenleri anlamaz. Carla Valenti, cinayetleri araştıran dedektiftir. Tyler Miles ise Carla'nın ortağı olan ikinci dedektiftir.

    Bundan sonra, mistisizm, kadim kahinler, Hint ritüelleri, dünyanın sonu ve sonunda ağzınız açık kalacak kadar çılgın bir olay içeren bir dedektiflik öyküsü geliyor.

    Ama asıl önemli olan bu değil. Önemli olan, bunu nasıl anlattığı.

    Neden beş kez oynadım?
    Dürüst olmak gerekirse, "başarımlar için tekrar oynamak" veya "tüm sonları görmek" gibi şeylerin hayranı değilim. Daha çok tembel bir oyuncuyum; bir kere oynarım ve unuturum. Ama Fahrenheit beni her seferinde yeniden kendine bağlamayı başardı.

    İlk seferinde olay örgüsüne şok olmuş bir şekilde içinden geçtim.

    İkinci denememde ise bunu bilinçli olarak yaptım; diyaloglarda farklı replikler seçtim ve Carla ile Tyler'ın tepkilerinin nasıl değiştiğini gözlemledim.

    Üçüncü deneme - Hızlı Zamanlı Etkinlikte (QTE) hata yapmamaya çalıştım (daha fazlası aşağıda).

    Dördüncü ve beşinci bölümleri nostalji için ve yeniden düzenlenmiş versiyonda nelerin değiştiğini deneyimlemek için izledim. Onları bir dizi izler gibi izledim. Tıpkı yılbaşından önce her yıl tekrar izlediğiniz, bayram ruhunu hissettiğiniz ve nostalji duygusunu yaşadığınız filmler gibi. Benim için Fahrenheit, oyun sektöründe bu rolü oynuyor.

    Onu neden seviyorum?
    1. New York'un kış atmosferi
    Karla kaplı bir şehir, boş sokaklar, buğulu nefes, kafelerde kısık sesle çalan caz müziği, neon tabelalar. Oyun, genellikle sadece iyi bir film noir'da bulunan "büyük şehirde yalnızlık" hissini bir şekilde aktarmayı başarıyor. Olağanüstü soğukluğu ve bunaltıcı atmosferi fiziksel olarak hissedebiliyorsunuz.

    2. Hayatta olan karakterler
    Lucas, Carla ve Tyler "görevleri olan oyun kuklaları" değiller. Onlar da insanlar. Carla klostrofobiyle mücadele ediyor ve kabuslarıyla başa çıkmaya çalışıyor. Tyler uykusuz gecelerden ve soruşturmadan bitkin düşmüş durumda (oyunda, yanlış hatırlamıyorsam, bir de ruh sağlığı göstergesi var). Lucas normal bir hayat yaşamaya çalışıyor, ta ki bir gün bir kafede yaşanan bir olaydan sonra polisler dairesine baskın yapıp hayatını altüst edene kadar.

    3. Hala dinlediğim film müzikleri
    Angelo Badalamenti (evet, Lynch ile Twin Peaks'te çalışan aynı kişi) bu oyunun müziklerini besteledi ve bu müzikler hâlâ tüylerimi diken diken ediyor. Ana tema, "Dreams of a Murder", "Overdose."

    4. Anlamlı QTE'ler
    Günümüzde Hızlı Zamanlı Etkinlikler (Quick Time Events) çoğu zaman oyunculara yönelik bir hakaret olarak kullanılıyor. "Ölmekten kaçınmak için X'e basın."

    Ama Fahrenheit'te QTE'ler (Hızlı Zamanlı Etkinlikler) anlatının bir parçasıydı. Polislerden panik içinde kaçıyorsunuz ve panik, ekrandaki panikle senkronize oluyor. Kavga ediyorsunuz ve refleksleriniz Lucas'ın yüzüne yumruk yiyip yemeyeceğini belirliyor. Bir kızla yataktasınız ve evet, orada da QTE'ler vardı ve beklenmedik bir şekilde hem komik hem de garip bir durum yaratıyordu.

    5. Tuhaf olmaktan çekinmeyen bir olay örgüsü
    Oyunun sonunu spoiler vermeden anlatayım: Fahrenheit, oyunun sonuna doğru öyle kozmik bir boyuta ulaşıyor ki, oturup "Az önce ne oldu böyle?" diye merak edeceksiniz. Antik uygarlıklar, kahinler, iklim felaketi, insanlığın kaderi için son savaş yine de oyun, samimi bir havayı korumayı başarıyor; belirli bireylerin hikayesi merkezde kalıyor.

    Olumsuz yönleri mi? Bazıları var.
    Dürüst olmak gerekirse: oyun eski ve şu an biraz itici gelebilir.

    Grafikler 2005'ten kalma. Yüzler bazı yerlerde biraz sert, animasyonlar garip. Sonu -evet, çılgınca ama biraz tutarsız ve kafa karıştırıcı olabiliyor. Cage'in cilalı bir son için zamanı yokmuş gibi geliyor ve bazı sonlar, şahsen benim için, biraz sıkıcı ve ilgisizdi. Daha destansı bir sürpriz ve bazı açıklamalar bekliyordum, ama genel olarak, korkunç değil; neredeyse tüm sorularımı yanıtlıyor. Bazı QTE'ler özellikle dövüş sahnelerinde- sinir bozucu ve kafa karıştırıcı o kadar garip ki iki veya üç kez tekrar oynamanız gerekiyor.

    Ancak tüm bunlar affedilebilir çünkü oyunun bir ruhu var; modern AAA oyunlarının %90'ının baştan beri ruhtan yoksun olduğunu düşünürsek. O zamanlar farklı bir dünyaydı, ajandalar veya sansür yoktu, gerçek anlamda, hatta sanat eserleri diyebileceğim bir dönemdi.

    Neden bugün almalısınız?
    Eğer daha önce Fahrenheit oynamadıysanız, bir deneyin. Ciddi söylüyorum. Her açıdan iyi yaşlanmış bir oyun değil. Ama benim için, benimle birlikte olgunlaşan bir oyun.

    14 yaşında, onu cinayetler ve mistisizm içeren sert bir dedektif hikayesi olarak görürsünüz. 20 yaşında, yalnızlık ve kendini keşfetme üzerine bir hikaye olur. 30 yaşında ise, etrafınızdaki dünya çıldırırken insan olmanın ve insan kalmanın ne anlama geldiğine dair bir yansıma olarak algılarsınız.

    O tıpkı iyi bir kitap gibi. Her okuduğunuzda yeni bir şey keşfediyorsunuz.

    Epilog
    Altıncı kez geri döner miyim bilmiyorum. Büyük ihtimalle evet. Kışa kadar bekleyeceğim, hafta sonu açacağım, pizza sipariş edeceğim, kimse beni rahatsız etmesin diye telefonumu kapatacağım ve Lucas Kane'in bir lokanta tuvaletinde bir yabancıyı öldürmesine ve olaylar zincirini başlatmasına izin vereceğim.

    Çünkü bazı oyunlar ilgi çekicidir. Bir de anılar yaratan oyunlar vardır; Fahrenheit benim için işte böyle bir oyun. O tasasız zamanların anıları.

    Ve bu aşkın sonsuza dek süreceği anlaşılıyor.

    Birden fazla kez oynadığınız ve kalbinizde özel bir yeri olan, geçmişin ve o zamanların bir anısı olan oyun hangisi? Yorumlarda bildirin.
    Bir kere oynayıp bitirdiğiniz, kapatıp unuttuğunuz oyunlar vardır. Yıllar sonra geri dönüp, güneşin daha parlak parladığı ve dünyanın daha nazik olduğu zamanları nostaljik bir şekilde anımsadığınız oyunlar da vardır. Ve sonra, içinizde bir kıymık gibi yaşayan ve her oynadığınızda yeniden aşık olduğunuz bir oyun vardır. Özellikle de güncellenmiş dokulara sahip yeniden düzenlenmiş bir sürümü yayınlandıktan sonra, oynamayanlara da oynama ve ne tür bir meyve olduğunu görme fırsatı verdi. 2005 yılında piyasaya sürüldüğünü düşünürsek, oyun hala keyifli ve sürükleyici. Benim için bu, tüm QTE oyunlarının ve interaktif filmlerin atası olan Fahrenheit Indigo Prophecy. Beş kez bitirdim. Ve açıkçası, altıncı kez oynamaya da hazırım. İlk buluşma. 14 yaşındaydım. Tam olarak nasıl edindiğimi hatırlamak zor. Muhtemelen oyunları YouTube fragmanları veya Metacritic puanlarıyla değil, "kapağı güzel göründüğü için torrentten bir klasör indirerek" keşfettiğimiz zamanlardı. 14 veya 15 yaşındaydım, odamda oturuyordum, dışarıda kış vardı (atmosfer de buna uyuyordu) ve Quantic Dream'in daha sonra Heavy Rain, Beyond Two Souls ve Detroit'i yapacak olan aynı kişiler olduğunu bilmiyordum. Oyunu yeni başlattım ve sonuna kadar kendimi oyundan ayıramadım. İlk sahne bir lokantanın tuvaletinde geçiyor. Kahraman Lucas Kane, tuvaletin başında oturuyor, başı zonkluyor, elleri titriyor ve sonra tuvaletten çıkıp bir bıçak alıyor ve... bir adamı öldürüyor. Hiçbir sebep yokken. Nedenini bile anlamadan. 14 yaşında bir çocuk için şok ediciydi. O zamanlar oyunlarda böyle bir şey hiç görmemiştim. Fahrenheit tam olarak nedir? Kısaca özetlemek gerekirse: 2005 yılında yayınlanan, David Cage tarafından yapılmış interaktif bir film. New York şehri anormal derecede soğuk bir döneme giriyor, şehirde bir dizi garip cinayet işleniyor ve siz aynı anda üç karakteri birden kontrol ediyorsunuz: Lucas Kane, sıradan bir programcıdır ve öfke nöbeti sırasında tanımadığı birini öldürür ve başına gelenleri anlamaz. Carla Valenti, cinayetleri araştıran dedektiftir. Tyler Miles ise Carla'nın ortağı olan ikinci dedektiftir. Bundan sonra, mistisizm, kadim kahinler, Hint ritüelleri, dünyanın sonu ve sonunda ağzınız açık kalacak kadar çılgın bir olay içeren bir dedektiflik öyküsü geliyor. Ama asıl önemli olan bu değil. Önemli olan, bunu nasıl anlattığı. Neden beş kez oynadım? Dürüst olmak gerekirse, "başarımlar için tekrar oynamak" veya "tüm sonları görmek" gibi şeylerin hayranı değilim. Daha çok tembel bir oyuncuyum; bir kere oynarım ve unuturum. Ama Fahrenheit beni her seferinde yeniden kendine bağlamayı başardı. İlk seferinde olay örgüsüne şok olmuş bir şekilde içinden geçtim. İkinci denememde ise bunu bilinçli olarak yaptım; diyaloglarda farklı replikler seçtim ve Carla ile Tyler'ın tepkilerinin nasıl değiştiğini gözlemledim. Üçüncü deneme - Hızlı Zamanlı Etkinlikte (QTE) hata yapmamaya çalıştım (daha fazlası aşağıda). Dördüncü ve beşinci bölümleri nostalji için ve yeniden düzenlenmiş versiyonda nelerin değiştiğini deneyimlemek için izledim. Onları bir dizi izler gibi izledim. Tıpkı yılbaşından önce her yıl tekrar izlediğiniz, bayram ruhunu hissettiğiniz ve nostalji duygusunu yaşadığınız filmler gibi. Benim için Fahrenheit, oyun sektöründe bu rolü oynuyor. Onu neden seviyorum? 1. New York'un kış atmosferi Karla kaplı bir şehir, boş sokaklar, buğulu nefes, kafelerde kısık sesle çalan caz müziği, neon tabelalar. Oyun, genellikle sadece iyi bir film noir'da bulunan "büyük şehirde yalnızlık" hissini bir şekilde aktarmayı başarıyor. Olağanüstü soğukluğu ve bunaltıcı atmosferi fiziksel olarak hissedebiliyorsunuz. 2. Hayatta olan karakterler Lucas, Carla ve Tyler "görevleri olan oyun kuklaları" değiller. Onlar da insanlar. Carla klostrofobiyle mücadele ediyor ve kabuslarıyla başa çıkmaya çalışıyor. Tyler uykusuz gecelerden ve soruşturmadan bitkin düşmüş durumda (oyunda, yanlış hatırlamıyorsam, bir de ruh sağlığı göstergesi var). Lucas normal bir hayat yaşamaya çalışıyor, ta ki bir gün bir kafede yaşanan bir olaydan sonra polisler dairesine baskın yapıp hayatını altüst edene kadar. 3. Hala dinlediğim film müzikleri Angelo Badalamenti (evet, Lynch ile Twin Peaks'te çalışan aynı kişi) bu oyunun müziklerini besteledi ve bu müzikler hâlâ tüylerimi diken diken ediyor. Ana tema, "Dreams of a Murder", "Overdose." 4. Anlamlı QTE'ler Günümüzde Hızlı Zamanlı Etkinlikler (Quick Time Events) çoğu zaman oyunculara yönelik bir hakaret olarak kullanılıyor. "Ölmekten kaçınmak için X'e basın." Ama Fahrenheit'te QTE'ler (Hızlı Zamanlı Etkinlikler) anlatının bir parçasıydı. Polislerden panik içinde kaçıyorsunuz ve panik, ekrandaki panikle senkronize oluyor. Kavga ediyorsunuz ve refleksleriniz Lucas'ın yüzüne yumruk yiyip yemeyeceğini belirliyor. Bir kızla yataktasınız ve evet, orada da QTE'ler vardı ve beklenmedik bir şekilde hem komik hem de garip bir durum yaratıyordu. 5. Tuhaf olmaktan çekinmeyen bir olay örgüsü Oyunun sonunu spoiler vermeden anlatayım: Fahrenheit, oyunun sonuna doğru öyle kozmik bir boyuta ulaşıyor ki, oturup "Az önce ne oldu böyle?" diye merak edeceksiniz. Antik uygarlıklar, kahinler, iklim felaketi, insanlığın kaderi için son savaş yine de oyun, samimi bir havayı korumayı başarıyor; belirli bireylerin hikayesi merkezde kalıyor. Olumsuz yönleri mi? Bazıları var. Dürüst olmak gerekirse: oyun eski ve şu an biraz itici gelebilir. Grafikler 2005'ten kalma. Yüzler bazı yerlerde biraz sert, animasyonlar garip. Sonu -evet, çılgınca ama biraz tutarsız ve kafa karıştırıcı olabiliyor. Cage'in cilalı bir son için zamanı yokmuş gibi geliyor ve bazı sonlar, şahsen benim için, biraz sıkıcı ve ilgisizdi. Daha destansı bir sürpriz ve bazı açıklamalar bekliyordum, ama genel olarak, korkunç değil; neredeyse tüm sorularımı yanıtlıyor. Bazı QTE'ler özellikle dövüş sahnelerinde- sinir bozucu ve kafa karıştırıcı o kadar garip ki iki veya üç kez tekrar oynamanız gerekiyor. Ancak tüm bunlar affedilebilir çünkü oyunun bir ruhu var; modern AAA oyunlarının %90'ının baştan beri ruhtan yoksun olduğunu düşünürsek. O zamanlar farklı bir dünyaydı, ajandalar veya sansür yoktu, gerçek anlamda, hatta sanat eserleri diyebileceğim bir dönemdi. Neden bugün almalısınız? Eğer daha önce Fahrenheit oynamadıysanız, bir deneyin. Ciddi söylüyorum. Her açıdan iyi yaşlanmış bir oyun değil. Ama benim için, benimle birlikte olgunlaşan bir oyun. 14 yaşında, onu cinayetler ve mistisizm içeren sert bir dedektif hikayesi olarak görürsünüz. 20 yaşında, yalnızlık ve kendini keşfetme üzerine bir hikaye olur. 30 yaşında ise, etrafınızdaki dünya çıldırırken insan olmanın ve insan kalmanın ne anlama geldiğine dair bir yansıma olarak algılarsınız. O tıpkı iyi bir kitap gibi. Her okuduğunuzda yeni bir şey keşfediyorsunuz. Epilog Altıncı kez geri döner miyim bilmiyorum. Büyük ihtimalle evet. Kışa kadar bekleyeceğim, hafta sonu açacağım, pizza sipariş edeceğim, kimse beni rahatsız etmesin diye telefonumu kapatacağım ve Lucas Kane'in bir lokanta tuvaletinde bir yabancıyı öldürmesine ve olaylar zincirini başlatmasına izin vereceğim. Çünkü bazı oyunlar ilgi çekicidir. Bir de anılar yaratan oyunlar vardır; Fahrenheit benim için işte böyle bir oyun. O tasasız zamanların anıları. Ve bu aşkın sonsuza dek süreceği anlaşılıyor. Birden fazla kez oynadığınız ve kalbinizde özel bir yeri olan, geçmişin ve o zamanların bir anısı olan oyun hangisi? Yorumlarda bildirin.
    Beğen
    5
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 3B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Resident Evil Veronica Remake Sadece Üçüncü Şahıs Oynanacak
    Capcom, Resident Evil Veronica'nın yalnızca üçüncü şahıs bakış açısıyla oynanacağını doğruladı.

    Resident Evil Veronica'nın yaratıcıları, önde gelen uluslararası medya kuruluşlarından yazarlarla görüştü ve yakında çıkacak oyun üzerindeki çalışmaları hakkında biraz daha detay paylaştı.

    Yapımcı Yoshiaki Hirabayashi , oyunun yalnızca üçüncü şahıs bakış açısıyla oynanacağını doğruladı. Ayrıca, korku türündeki bu oyunun RE2 yeniden yapımına benzer bir yapıya sahip olacağını da belirtti.

    Claire, kardeşi Chris tarafından eğitildiği için önceki oyununa göre daha fazla fırsata sahip olacak. Buna rağmen, zombilerle dolu Rockfort Adası'nda kendini yine de çok zor bir durumda bulacak.
    Hirabayashi, tanıtım fragmanındaki bakış açısı sahnesinin final versiyonda değiştirilebileceğini ima etti. Ayrıca, bu bölümün kampanyanın en başında yer alması da şart değil.

    Resident Evil Veronica'nın üçüncü şahıs bakış açısına sahip olmasının nedenlerinden biri, 2000 yılında piyasaya sürülen orijinal oyuna bir saygı duruşu niteliğinde olmasıdır. Capcom'un önceki yeniden yorumlamaları da benzer bir vizyonu izlemişti.

    Korku oyununun yaratıcılarına göre Leon, RE2R'de Raccoon City'den kaçtıktan sonra gelişti ve RE4R ile RE Requiem'de dikkat çekti. Şimdi ise geliştiriciler, şehirden kaçmayı başaran başka bir karaktere odaklanmaya karar verdiler.

    İkonik orijinal oyunun adı Resident Evil Code: Veronica'ydı, ancak güncellenmiş versiyonun yaratıcıları "Code" referansını kaldırmaya karar verdiler. Bunu, korku oyununun alt başlığını, "Resident Evil"in ardından sadece tek bir kelime gelen ancak oyunun özünü tam olarak yansıtan yeni serilerle daha uyumlu hale getirmek için yaptılar; bu sefer kelime "Veronica" oldu. Stüdyo ayrıca, yan oyunun da orijinal oyunlar kadar önemli olduğunu göstermek istiyor.

    Capcom, Claire'in hikayenin merkezinde yer aldığı bir yaklaşımla, hikayenin, olayların ve karakterlerin birçok unsurunu her zamankinden daha fazla yeniden ele alıyor gibi görünüyor.

    Her Resident Evil oyununda geliştiriciler "farklı korku türlerini" keşfediyor. Code: Veronica'da "insan zihninin ve kalbinin daha karanlık, daha korkutucu yönlerine" odaklandılar; bu temayı, kötü karakter Alfred Ashford'u daha da geliştirmek de dahil olmak üzere, güncellenmiş sürüme de taşımayı planlıyorlar.

    Proje, serinin ikinci ve dördüncü bölümlerinin yeniden yapımlarını geliştiren aynı ekip tarafından geliştiriliyor. Resident Evil Veronica, 2027 yılında PC, PS5, Xbox Series X ve Nintendo Switch 2 platformlarında piyasaya sürülecek.
    Capcom, Resident Evil Veronica'nın yalnızca üçüncü şahıs bakış açısıyla oynanacağını doğruladı. Resident Evil Veronica'nın yaratıcıları, önde gelen uluslararası medya kuruluşlarından yazarlarla görüştü ve yakında çıkacak oyun üzerindeki çalışmaları hakkında biraz daha detay paylaştı. Yapımcı Yoshiaki Hirabayashi , oyunun yalnızca üçüncü şahıs bakış açısıyla oynanacağını doğruladı. Ayrıca, korku türündeki bu oyunun RE2 yeniden yapımına benzer bir yapıya sahip olacağını da belirtti. Claire, kardeşi Chris tarafından eğitildiği için önceki oyununa göre daha fazla fırsata sahip olacak. Buna rağmen, zombilerle dolu Rockfort Adası'nda kendini yine de çok zor bir durumda bulacak. Hirabayashi, tanıtım fragmanındaki bakış açısı sahnesinin final versiyonda değiştirilebileceğini ima etti. Ayrıca, bu bölümün kampanyanın en başında yer alması da şart değil. Resident Evil Veronica'nın üçüncü şahıs bakış açısına sahip olmasının nedenlerinden biri, 2000 yılında piyasaya sürülen orijinal oyuna bir saygı duruşu niteliğinde olmasıdır. Capcom'un önceki yeniden yorumlamaları da benzer bir vizyonu izlemişti. Korku oyununun yaratıcılarına göre Leon, RE2R'de Raccoon City'den kaçtıktan sonra gelişti ve RE4R ile RE Requiem'de dikkat çekti. Şimdi ise geliştiriciler, şehirden kaçmayı başaran başka bir karaktere odaklanmaya karar verdiler. İkonik orijinal oyunun adı Resident Evil Code: Veronica'ydı, ancak güncellenmiş versiyonun yaratıcıları "Code" referansını kaldırmaya karar verdiler. Bunu, korku oyununun alt başlığını, "Resident Evil"in ardından sadece tek bir kelime gelen ancak oyunun özünü tam olarak yansıtan yeni serilerle daha uyumlu hale getirmek için yaptılar; bu sefer kelime "Veronica" oldu. Stüdyo ayrıca, yan oyunun da orijinal oyunlar kadar önemli olduğunu göstermek istiyor. Capcom, Claire'in hikayenin merkezinde yer aldığı bir yaklaşımla, hikayenin, olayların ve karakterlerin birçok unsurunu her zamankinden daha fazla yeniden ele alıyor gibi görünüyor. Her Resident Evil oyununda geliştiriciler "farklı korku türlerini" keşfediyor. Code: Veronica'da "insan zihninin ve kalbinin daha karanlık, daha korkutucu yönlerine" odaklandılar; bu temayı, kötü karakter Alfred Ashford'u daha da geliştirmek de dahil olmak üzere, güncellenmiş sürüme de taşımayı planlıyorlar. Proje, serinin ikinci ve dördüncü bölümlerinin yeniden yapımlarını geliştiren aynı ekip tarafından geliştiriliyor. Resident Evil Veronica, 2027 yılında PC, PS5, Xbox Series X ve Nintendo Switch 2 platformlarında piyasaya sürülecek.
    Beğen
    4
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Antik Yunanistan'da Hayatta Kalamamanızın 5 Nedeni
    Antik Yunanistan, kaosun hüküm sürdüğü bir dünyada, antik dünyanın süper medeniyetlerinden biriydi. Ve binlerce yıl önce orada olsaydık, sonsuza dek mutlu yaşardık gibi görünüyor. Güneşten bronzlaşmış, güçlü bir eş, şarap ve peynir, üzüm gibi temiz yiyecekler. Trafik sıkışıklığı yok, fabrika bacalarından duman yok, yiyeceklerde kimyasal madde yok.

    Ve ders kitaplarından edindiğimiz bilgilerle, siz ve ben Büyük İskender veya Pisagor olup, ilkel dünyaya ışık tutabilirdik. Ama gerçekte, Antik Yunanistan'da ölümümüz beklenmedik ve hızlı bir şekilde gelirdi. İşte nedeni.

    1. Zalim yasalar
    İnsan hayatı değersizdi, bu yüzden önemsiz meseleler için bile cezalar acımasızdı. Özgürlüğe düşkün Atina'da, bir elma veya lahana çalmak köle olarak satılmak veya kafa kesilmekle cezalandırılıyordu.

    Zehirleme, aşkta, ailede, siyasette ve ticarette rekabetin en sevilen yöntemlerinden biriydi. Yunan şehirlerinde halka açık taşlama gösterileri oldukça yaygındı. Tapınaklarda uygunsuz davranışlar uçurumdan aşağı atılarak cezalandırılırdı ve Sparta'da 100 kanunun tamamını bilmek bile imkansızdı. Tabii asker veya kaslı bir adam değilseniz.

    Sparta'da erkekler 60 yaşına kadar orduda hizmet ederdi; ders kitaplarından edinilen bilgiye gerek yoktu, sadece kas gücü yeterliydi. Distrofik erkekler, entelektüeller ve kısırlık sorunu yaşayan kadınların evlenme, şehirlerde yaşama, yasal temsil hakkı gibi hakları yoktu. Sparta'da güçsüzler köylerde diğer güçsüzlerle birlikte yaşardı. Spartalı çocuklar kendilerini kanıtlamak ve savaşçı ziyafeti için ebeveynlerine kafa getirmek üzere oraya koşarlardı.

    2. Ameliyat yok
    Antik Yunanistan'da insan vücudunun yapısı bilinmiyordu; anatomi yoktu, dolayısıyla cerrah da yoktu. Kral Darius ayak bileğini kırdığında, en iyi doktorlar ameliyat etmeye karar verdiler. Büyük kral neredeyse ölüyordu ve 40 gün boyunca yatakta yattı. Peki ya sizin hakkınızda ne diyebiliriz?

    Savaştan sonra, Yunan doktorlar okları ağrı kesici kullanmadan kirli penseyle çıkardılar ve yaralıların yarısı iltihaplanma ve enfeksiyondan öldü. Saha doktorları ayrıca sebepsiz yere yaraları dağlamayı da seviyorlardı. Yaralıların diğer yarısı ise kan akışı sorunları nedeniyle sakat kaldı, parmaklarını, kollarını ve bacaklarını kaybetti.

    3. İlaç eksikliği
    Yunanistan'da tüm hastalıklar, şifa tapınakları olarak adlandırılan tanrı tapınaklarında yapılan dualarla iyileştirilirdi. Körler, öksürenler ve epilepsi hastaları daireler halinde toplanır, şarkı söyler, eğilir ve tanrılara kurban olarak kuzu keserlerdi. Sonra evlerine gider ve bir mucize beklerlerdi.

    En sevilen tıbbi yöntemler arasında oruç tutmak, müshil kullanmak ve hastalığı atmak için banyo yapmak vardı. Ve hepsinden daha çok sevilen yöntem ise kan alma işlemiydi; sülük kullanmak veya bıçakla damar açmak. Hipokrat, mide veya baş ağrısı olsa bile kan alınmasını tavsiye ediyordu.

    4. Ölümcül güzellik salonları
    Eski zamanlarda kimyagerler yoktu. Bu nedenle, güzel bir ten rengi elde etmek için, moda düşkünü erkekler ve kadınlar yanaklarını kurşun tozuyla beyazlatır, dut ve idrar karışımıyla allık sürer, kirpiklerini ve kaşlarını ise kurşun bazlı sürme ve antimonla boyarlardı.

    Sonuç olarak, böbrekleri ve kemikleri tahrip eder, görme ve işitme kaybına neden olur ve zehirlere günlük maruz kalma nedeniyle yaşam süresini kısaltır.

    5. Savaşlar, kıtlık, salgın hastalıklar
    Çok zeki olsanız ve 4. maddenin etkilerinden kaçınmayı başarsanız bile, Antik Yunanistan'da 5. madde sizi vuracaktır ve bundan kaçınmak imkansızdır. Kıtlıklar ve salgın hastalıklar. Antik çağlarda insanlar çok çoğaldığı ve su ve yiyecek elde etme teknolojisi geride kaldığı için, kuraklığın neden olduğu kıtlıklar genellikle savaşlara yol açmıştır.

    Eğer bir Yunan Pyaterochka dükkanındaki boş raflar yüzünden ölmeseydiniz, yiyecek için savaşmaya gönderilir veya galipler tarafından köleleştirilirdiniz. Miken uygarlığı, 3200 yıl önce Yunanistan'da başlayan Karanlık Çağlar sırasında çöktü; bu dönemde kıtlıklar ve savaşlar Yunan nüfusunu kırıp geçirdi, devletler dağıldı ve Yunanlar yeniden yerli halka dönüştü.

    Salgın hastalıklar tanrıların cezası olarak görülüyordu ve kimse bunlarla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Peloponez Savaşı sırasında Atina'da yaşanan veba (MÖ 430-426) nüfusun %30'unu öldürmüştü ve 2. yüzyılın sonlarındaki geç Roma İmparatorluğu'nda milyonlarca insan ölmüştü.

    Alıntıdır.
    Antik Yunanistan, kaosun hüküm sürdüğü bir dünyada, antik dünyanın süper medeniyetlerinden biriydi. Ve binlerce yıl önce orada olsaydık, sonsuza dek mutlu yaşardık gibi görünüyor. Güneşten bronzlaşmış, güçlü bir eş, şarap ve peynir, üzüm gibi temiz yiyecekler. Trafik sıkışıklığı yok, fabrika bacalarından duman yok, yiyeceklerde kimyasal madde yok. Ve ders kitaplarından edindiğimiz bilgilerle, siz ve ben Büyük İskender veya Pisagor olup, ilkel dünyaya ışık tutabilirdik. Ama gerçekte, Antik Yunanistan'da ölümümüz beklenmedik ve hızlı bir şekilde gelirdi. İşte nedeni. 1. Zalim yasalar İnsan hayatı değersizdi, bu yüzden önemsiz meseleler için bile cezalar acımasızdı. Özgürlüğe düşkün Atina'da, bir elma veya lahana çalmak köle olarak satılmak veya kafa kesilmekle cezalandırılıyordu. Zehirleme, aşkta, ailede, siyasette ve ticarette rekabetin en sevilen yöntemlerinden biriydi. Yunan şehirlerinde halka açık taşlama gösterileri oldukça yaygındı. Tapınaklarda uygunsuz davranışlar uçurumdan aşağı atılarak cezalandırılırdı ve Sparta'da 100 kanunun tamamını bilmek bile imkansızdı. Tabii asker veya kaslı bir adam değilseniz. Sparta'da erkekler 60 yaşına kadar orduda hizmet ederdi; ders kitaplarından edinilen bilgiye gerek yoktu, sadece kas gücü yeterliydi. Distrofik erkekler, entelektüeller ve kısırlık sorunu yaşayan kadınların evlenme, şehirlerde yaşama, yasal temsil hakkı gibi hakları yoktu. Sparta'da güçsüzler köylerde diğer güçsüzlerle birlikte yaşardı. Spartalı çocuklar kendilerini kanıtlamak ve savaşçı ziyafeti için ebeveynlerine kafa getirmek üzere oraya koşarlardı. 2. Ameliyat yok Antik Yunanistan'da insan vücudunun yapısı bilinmiyordu; anatomi yoktu, dolayısıyla cerrah da yoktu. Kral Darius ayak bileğini kırdığında, en iyi doktorlar ameliyat etmeye karar verdiler. Büyük kral neredeyse ölüyordu ve 40 gün boyunca yatakta yattı. Peki ya sizin hakkınızda ne diyebiliriz? Savaştan sonra, Yunan doktorlar okları ağrı kesici kullanmadan kirli penseyle çıkardılar ve yaralıların yarısı iltihaplanma ve enfeksiyondan öldü. Saha doktorları ayrıca sebepsiz yere yaraları dağlamayı da seviyorlardı. Yaralıların diğer yarısı ise kan akışı sorunları nedeniyle sakat kaldı, parmaklarını, kollarını ve bacaklarını kaybetti. 3. İlaç eksikliği Yunanistan'da tüm hastalıklar, şifa tapınakları olarak adlandırılan tanrı tapınaklarında yapılan dualarla iyileştirilirdi. Körler, öksürenler ve epilepsi hastaları daireler halinde toplanır, şarkı söyler, eğilir ve tanrılara kurban olarak kuzu keserlerdi. Sonra evlerine gider ve bir mucize beklerlerdi. En sevilen tıbbi yöntemler arasında oruç tutmak, müshil kullanmak ve hastalığı atmak için banyo yapmak vardı. Ve hepsinden daha çok sevilen yöntem ise kan alma işlemiydi; sülük kullanmak veya bıçakla damar açmak. Hipokrat, mide veya baş ağrısı olsa bile kan alınmasını tavsiye ediyordu. 4. Ölümcül güzellik salonları Eski zamanlarda kimyagerler yoktu. Bu nedenle, güzel bir ten rengi elde etmek için, moda düşkünü erkekler ve kadınlar yanaklarını kurşun tozuyla beyazlatır, dut ve idrar karışımıyla allık sürer, kirpiklerini ve kaşlarını ise kurşun bazlı sürme ve antimonla boyarlardı. Sonuç olarak, böbrekleri ve kemikleri tahrip eder, görme ve işitme kaybına neden olur ve zehirlere günlük maruz kalma nedeniyle yaşam süresini kısaltır. 5. Savaşlar, kıtlık, salgın hastalıklar Çok zeki olsanız ve 4. maddenin etkilerinden kaçınmayı başarsanız bile, Antik Yunanistan'da 5. madde sizi vuracaktır ve bundan kaçınmak imkansızdır. Kıtlıklar ve salgın hastalıklar. Antik çağlarda insanlar çok çoğaldığı ve su ve yiyecek elde etme teknolojisi geride kaldığı için, kuraklığın neden olduğu kıtlıklar genellikle savaşlara yol açmıştır. Eğer bir Yunan Pyaterochka dükkanındaki boş raflar yüzünden ölmeseydiniz, yiyecek için savaşmaya gönderilir veya galipler tarafından köleleştirilirdiniz. Miken uygarlığı, 3200 yıl önce Yunanistan'da başlayan Karanlık Çağlar sırasında çöktü; bu dönemde kıtlıklar ve savaşlar Yunan nüfusunu kırıp geçirdi, devletler dağıldı ve Yunanlar yeniden yerli halka dönüştü. Salgın hastalıklar tanrıların cezası olarak görülüyordu ve kimse bunlarla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Peloponez Savaşı sırasında Atina'da yaşanan veba (MÖ 430-426) nüfusun %30'unu öldürmüştü ve 2. yüzyılın sonlarındaki geç Roma İmparatorluğu'nda milyonlarca insan ölmüştü. Alıntıdır.
    Beğen
    2
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
Daha Fazla Sonuç
Oyun Gündemi
Yükleniyor...
Forum Son Yazılan Konular
TechForumTR https://techforum.tr/sosyal