• Blue Origin'in New Glenn roketinin motor testleri sırasında patladığına dair video.
    Medya raporlarına göre, Blue Origin'in New Glenn roketi, Cape Canaveral Fırlatma Kompleksi 36'da yapılan bir test sırasında patladı. Video kaydına alınan olay, Perşembe günü yerel saatle 21:00 civarında meydana geldi.

    https://youtu.be/1O90WZJALYc?si=A2hSFCyh5kYza5go

    Blue Origin patlamayla ilgili kısa bir açıklama yaparak, testler sırasında "anormallikler" meydana geldiğini belirtti. Şirket sahibi Jeff Bezos, olayda kimsenin yaralanmadığını vurguladı. Ayrıca, arızanın nedenine ilişkin herhangi bir sonuca varmak için henüz erken olduğunu da ifade etti.

    Başarısız test, bir sonraki fırlatma için yapılan hazırlıkların bir parçasıydı. Plana göre, roket Amazon Leo hizmeti için yörüngeye 48 uydu yerleştirecekti. Patlama anında, yük kayıptı. Başarısızlığın nedeni ve altyapı hasarının boyutu henüz belirlenmedi; şirket detaylı bir soruşturma yürütecek.
    Medya raporlarına göre, Blue Origin'in New Glenn roketi, Cape Canaveral Fırlatma Kompleksi 36'da yapılan bir test sırasında patladı. Video kaydına alınan olay, Perşembe günü yerel saatle 21:00 civarında meydana geldi. https://youtu.be/1O90WZJALYc?si=A2hSFCyh5kYza5go Blue Origin patlamayla ilgili kısa bir açıklama yaparak, testler sırasında "anormallikler" meydana geldiğini belirtti. Şirket sahibi Jeff Bezos, olayda kimsenin yaralanmadığını vurguladı. Ayrıca, arızanın nedenine ilişkin herhangi bir sonuca varmak için henüz erken olduğunu da ifade etti. Başarısız test, bir sonraki fırlatma için yapılan hazırlıkların bir parçasıydı. Plana göre, roket Amazon Leo hizmeti için yörüngeye 48 uydu yerleştirecekti. Patlama anında, yük kayıptı. Başarısızlığın nedeni ve altyapı hasarının boyutu henüz belirlenmedi; şirket detaylı bir soruşturma yürütecek.
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 129 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Microsoft, Üçüncü Taraf Sürücüler İçin Gereksinimleri Sıkılaştırıyor
    Artık geliştiriciler yalnızca sistemin istikrarından değil, aynı zamanda enerji tüketiminden de sorumlu olacaklar.

    Microsoft, geçtiğimiz günlerde düzenlenen WinHEC 2026 konferansında sürücü kalite değerlendirme sisteminde değişiklikler duyurdu. On yıllardır sürücü kararlılığının temel kriteri, mavi ekran hatalarının (BSOD), donmaların veya bellek dökümlerinin olmamasıydı.

    Sürücü teknik olarak ideal kabul ediliyordu, ancak oyunlarda kare hızı düşüşlerine, ses patlamalarına ve yüksek gecikmeye neden oluyordu. Microsoft, Sürücü Kalitesi Girişimi (DQI) kapsamında bu açığı kapattı. Artık bir ürün, daha önce göz ardı edilen sorunlar nedeniyle "kötü" olarak değerlendirilebiliyor.

    Microsoft'un bir komitesi, sürücüleri performans, işlevsellik, güç tüketimi ve ısı dağıtımı gereksinimleri açısından inceleyecek. Özellikle güç tasarrufu modlarına çok sıkı şartlar getiriliyor.

    Daha önce, kötü optimize edilmiş bir kontrolcü veya Wi-Fi sürücüsü, işlemcinin düşük güç moduna girmesini engelliyordu. Bu durum, dizüstü bilgisayarın pilinin sessizce tükenmesine ve ısınmasına neden oluyordu. Ancak telemetri, "her şey yolunda" diye rapor veriyordu. Şimdi ise bu durum cezalandırılacak. Bir sürücü, pilin çok hızlı tükenmesine veya uyku modunda fanın sürekli dönmesine neden olursa, Microsoft bu tür kodları kalitesiz olarak değerlendirecektir.

    Microsoft ayrıca dağıtım tarafında da önlemler alacak. Windows Update, kullanıcı deneyimini olumsuz etkileyen verimsiz kodların yüklenmesini önlemek için eski sürücüleri kademeli olarak kaldıracak. Şirket bu önlemlerle, pil ömrü açısından Windows cihazlarını Apple MacBook'larla daha rekabetçi hale getirmeyi umuyor.
    Artık geliştiriciler yalnızca sistemin istikrarından değil, aynı zamanda enerji tüketiminden de sorumlu olacaklar. Microsoft, geçtiğimiz günlerde düzenlenen WinHEC 2026 konferansında sürücü kalite değerlendirme sisteminde değişiklikler duyurdu. On yıllardır sürücü kararlılığının temel kriteri, mavi ekran hatalarının (BSOD), donmaların veya bellek dökümlerinin olmamasıydı. Sürücü teknik olarak ideal kabul ediliyordu, ancak oyunlarda kare hızı düşüşlerine, ses patlamalarına ve yüksek gecikmeye neden oluyordu. Microsoft, Sürücü Kalitesi Girişimi (DQI) kapsamında bu açığı kapattı. Artık bir ürün, daha önce göz ardı edilen sorunlar nedeniyle "kötü" olarak değerlendirilebiliyor. Microsoft'un bir komitesi, sürücüleri performans, işlevsellik, güç tüketimi ve ısı dağıtımı gereksinimleri açısından inceleyecek. Özellikle güç tasarrufu modlarına çok sıkı şartlar getiriliyor. Daha önce, kötü optimize edilmiş bir kontrolcü veya Wi-Fi sürücüsü, işlemcinin düşük güç moduna girmesini engelliyordu. Bu durum, dizüstü bilgisayarın pilinin sessizce tükenmesine ve ısınmasına neden oluyordu. Ancak telemetri, "her şey yolunda" diye rapor veriyordu. Şimdi ise bu durum cezalandırılacak. Bir sürücü, pilin çok hızlı tükenmesine veya uyku modunda fanın sürekli dönmesine neden olursa, Microsoft bu tür kodları kalitesiz olarak değerlendirecektir. Microsoft ayrıca dağıtım tarafında da önlemler alacak. Windows Update, kullanıcı deneyimini olumsuz etkileyen verimsiz kodların yüklenmesini önlemek için eski sürücüleri kademeli olarak kaldıracak. Şirket bu önlemlerle, pil ömrü açısından Windows cihazlarını Apple MacBook'larla daha rekabetçi hale getirmeyi umuyor.
    Beğen
    5
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 517 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Kasa fanını yağlamak mümkün mü ve neyle?
    Fanınızın hangi tip yatak kullandığını öğrenmek iyi bir fikirdir. Sadece kaymalı yataklı fanlar yağlanabilir. Diğerleri tamir edilemez veya yağlama sadece geçici bir rahatlama sağlar.

    Ancak bu işlem yalnızca belirli sorunlar ortaya çıktığında yapılmalıdır. Özellikle de fan yeterince pahalıysa ve değiştirmek istemiyorsanız.

    Eğer fanınızda gıcırdama veya kuru bir uğultu sesi fark ederseniz yağlama yapmayı düşünmelisiniz. Ayrıca, fanınız hemen çalışmayı durduruyorsa veya düzensiz çalışmaya başlıyorsa yağlama önerilir. Ancak, fanınız aşırı derecede sallanıyorsa veya titreşiyorsa, yeni bir tane almanız gerekecektir; yağlama yardımcı olmayacaktır.

    Dikiş makinesi yağı, yağlama için en iyisidir. Özel elektrik motoru yağı, hafif mineral yağ veya silikon yağı da seçenekler arasındadır. Katı yağ, kalın lityum gres, ayçiçek yağı veya WD-40 asla kullanmayın.

    Kasa fanını yağlamak için, fanı çıkarın, arkasındaki etiketi sökün ve kauçuk tıpayı açın. İçine 1-2 damla yağ dökün, ardından pervaneyi döndürün. Bu işlem tamamlanır ve fanı tekrar monte edip yerine takabilirsiniz. Gürültü kısa süre sonra geri dönebilir, bu da rulmanın aşındığını gösterir. Yeni bir fan satın almanız gerekecektir. Bu durum özellikle 3-5 yıllık ucuz modeller için geçerlidir.
    Fanınızın hangi tip yatak kullandığını öğrenmek iyi bir fikirdir. Sadece kaymalı yataklı fanlar yağlanabilir. Diğerleri tamir edilemez veya yağlama sadece geçici bir rahatlama sağlar. Ancak bu işlem yalnızca belirli sorunlar ortaya çıktığında yapılmalıdır. Özellikle de fan yeterince pahalıysa ve değiştirmek istemiyorsanız. Eğer fanınızda gıcırdama veya kuru bir uğultu sesi fark ederseniz yağlama yapmayı düşünmelisiniz. Ayrıca, fanınız hemen çalışmayı durduruyorsa veya düzensiz çalışmaya başlıyorsa yağlama önerilir. Ancak, fanınız aşırı derecede sallanıyorsa veya titreşiyorsa, yeni bir tane almanız gerekecektir; yağlama yardımcı olmayacaktır. Dikiş makinesi yağı, yağlama için en iyisidir. Özel elektrik motoru yağı, hafif mineral yağ veya silikon yağı da seçenekler arasındadır. Katı yağ, kalın lityum gres, ayçiçek yağı veya WD-40 asla kullanmayın. Kasa fanını yağlamak için, fanı çıkarın, arkasındaki etiketi sökün ve kauçuk tıpayı açın. İçine 1-2 damla yağ dökün, ardından pervaneyi döndürün. Bu işlem tamamlanır ve fanı tekrar monte edip yerine takabilirsiniz. Gürültü kısa süre sonra geri dönebilir, bu da rulmanın aşındığını gösterir. Yeni bir fan satın almanız gerekecektir. Bu durum özellikle 3-5 yıllık ucuz modeller için geçerlidir.
    Beğen
    6
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 4B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Merak uyandıran yeni bir teknoloji konusu yayında:

    **HDD BIP SESI, TORRENT HATASI VE DISK ONARIM UYARISI SORUN NEREDE?**

    Dün yeni bir HDD taktım. İlk formatlama işleminde hemen bir hata verdi (ekran görüntüsü almadım). İkinci denemede bölüm oluşturuldu. Tüm oyunları indirmeye başladım. Sesinden anladığım kadarıyla, sürücü sürekli olarak bip sesiyle kapanıp tekrar açılıyordu. Tüm oyunları indirmeye devam ettim. 40...

    ───────────────
    Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz:

    https://techforum.tr/threads/6315/

    #sesi #torrent #hatası #disk #onarım #teknoloji #techforumtr
    🧠 Merak uyandıran yeni bir teknoloji konusu yayında: 📌 **HDD BIP SESI, TORRENT HATASI VE DISK ONARIM UYARISI SORUN NEREDE?** 📝 Dün yeni bir HDD taktım. İlk formatlama işleminde hemen bir hata verdi (ekran görüntüsü almadım). İkinci denemede bölüm oluşturuldu. Tüm oyunları indirmeye başladım. Sesinden anladığım kadarıyla, sürücü sürekli olarak bip sesiyle kapanıp tekrar açılıyordu. Tüm oyunları indirmeye devam ettim. 40... ─────────────── 👉 Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz: 🔗 https://techforum.tr/threads/6315/ #sesi #torrent #hatası #disk #onarım #teknoloji #techforumtr
    Beğen
    7
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 3B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Yerk Games Scarlet Skips'i duyurdu.
    Yerk Games, ip atlayacağınız ve kahramanın fizik kurallarına hayran kalacağınız sıra dışı roguelike oyunu Scarlet Skips'i duyurdu.

    Bağımsız stüdyo Yerk Games, sıra dışı roguelike oyunu Scarlet Skips'i tanıttı. Oyun, ip atlama üzerine kurulu ve temel amaç, kahramanın kelimenin tam anlamıyla "çimlere dokunarak" hayatın zorluklarının üstesinden gelmesine yardımcı olmak.

    Hikaye, derin bir depresyonda olan Scarlet'in etrafında dönüyor. Geliştiriciler, onu adım adım, sıçrama sıçrama bu çukurdan çıkarmayı öneriyor. Scarlet Skips tek bir düğmeyle kontrol ediliyor ve bas, basılı tut ve bırak. Zamanlama çok önemli. Sistem, yeni başlayanlar için kolay olmayı vaat ediyor, ancak geliştiricilere göre neredeyse bırakılamaz.

    Her koşudan sonra, tamamen özgün bir ilerleme sisteminde rastgele üç yükseltme arasından seçim yapabileceksiniz. Artırılmış zıplama yüksekliği, ikinci bir ip, ateşli ip ve daha fazlasını içeren bir düzineden fazla yükseltme mevcuttur. Yükseltmeler üst üste eklenebilir ve birleştirilebilir, böylece neredeyse sonsuz sayıda konfigürasyon oluşturulabilir.

    Geliştiriciler animasyona özel önem verdiler. Scarlet Skips, gelişmiş animasyon araçları kullanılarak Unreal Engine'de oluşturuldu. Scarlet'in hareketleri, düzinelerce canlı animasyon ve mantıkla yönlendirilen prosedürel mekaniğin bir kombinasyonudur. Bu, karakterin oyun koşullarına dinamik olarak yanıt vermesini sağlarken, aynı zamanda olabildiğince etkileyici ve büyüleyici kalmasını da mümkün kılar. Çıkış tarihi 2026 olarak planlanıyor.

    https://store.steampowered.com/app/4513480/Scarlet_Skips/
    Yerk Games, ip atlayacağınız ve kahramanın fizik kurallarına hayran kalacağınız sıra dışı roguelike oyunu Scarlet Skips'i duyurdu. Bağımsız stüdyo Yerk Games, sıra dışı roguelike oyunu Scarlet Skips'i tanıttı. Oyun, ip atlama üzerine kurulu ve temel amaç, kahramanın kelimenin tam anlamıyla "çimlere dokunarak" hayatın zorluklarının üstesinden gelmesine yardımcı olmak. Hikaye, derin bir depresyonda olan Scarlet'in etrafında dönüyor. Geliştiriciler, onu adım adım, sıçrama sıçrama bu çukurdan çıkarmayı öneriyor. Scarlet Skips tek bir düğmeyle kontrol ediliyor ve bas, basılı tut ve bırak. Zamanlama çok önemli. Sistem, yeni başlayanlar için kolay olmayı vaat ediyor, ancak geliştiricilere göre neredeyse bırakılamaz. Her koşudan sonra, tamamen özgün bir ilerleme sisteminde rastgele üç yükseltme arasından seçim yapabileceksiniz. Artırılmış zıplama yüksekliği, ikinci bir ip, ateşli ip ve daha fazlasını içeren bir düzineden fazla yükseltme mevcuttur. Yükseltmeler üst üste eklenebilir ve birleştirilebilir, böylece neredeyse sonsuz sayıda konfigürasyon oluşturulabilir. Geliştiriciler animasyona özel önem verdiler. Scarlet Skips, gelişmiş animasyon araçları kullanılarak Unreal Engine'de oluşturuldu. Scarlet'in hareketleri, düzinelerce canlı animasyon ve mantıkla yönlendirilen prosedürel mekaniğin bir kombinasyonudur. Bu, karakterin oyun koşullarına dinamik olarak yanıt vermesini sağlarken, aynı zamanda olabildiğince etkileyici ve büyüleyici kalmasını da mümkün kılar. Çıkış tarihi 2026 olarak planlanıyor. https://store.steampowered.com/app/4513480/Scarlet_Skips/
    STORE.STEAMPOWERED.COM
    Scarlet Skips on Steam
    Jump jump jump as much as you can in this silly 1-button Rogue-Like about skipping rope! Power up your jump ropes to help Scarlet jump higher, survive longer, and reach absurdly high scores! boing boing boing boing boing boing boing boing
    Beğen
    8
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 636 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Lambaların renk sıcaklığı: nedir ve neleri etkiler?
    Farklı ampullerden gelen ışık "sarımsı ve rahatlatıcı" veya "sert ve mavimsi" olabilir. Bu, ışığın tonunu gösteren renk sıcaklığına bağlıdır. Kelvin (K) cinsinden ölçülür, ancak ampulün ısı çıkışıyla hiçbir ilgisi yoktur: sadece rengi tanımlamanın bir yoludur.


    Ana türler

    2700–3200 K — Sıcak Beyaz: Sarımsı bir ışık (mum veya akkor ampul gibi). Rahatlatıcı ve sıcak bir atmosfer yaratır. Yatak odaları, oturma odaları ve restoranlar için idealdir.

    4000–4500 K — Nötr Beyaz: Saf beyaz ışık (öğlen güneşi gibi). Renkleri iyi yansıtır ve konsantrasyona yardımcı olur. Mutfaklar, ofisler ve banyolar için uygundur.

    5500–6500 K ve üzeri – soğuk beyaz: mavimsi bir tonu olan parlak ışık. Canlandırıcıdır, konsantrasyonu artırır. Depolarda, fabrikalarda ve sokak aydınlatmasında kullanılır.

    Neleri etkiler?

    -Atmosfer: sıcak – rahat, soğuk – katı ve ferah.

    -Renkler : Nötr renkler tonları en doğru şekilde ifade eder; sıcak "sarılar", soğuk "maviler".

    -İyi hissetme hali: Sıcaklık (akşamları) rahatlamayı ve uykuyu destekler, soğuk ise (sabahları ve gün boyunca) canlandırır.

    -Konfor : Nötr (4000 K) renk sıcaklığı, okuma ve bilgisayar başında çalışma sırasında gözleri daha az yorar.

    Farklı ampullerden gelen ışık "sarımsı ve rahatlatıcı" veya "sert ve mavimsi" olabilir. Bu, ışığın tonunu gösteren renk sıcaklığına bağlıdır. Kelvin (K) cinsinden ölçülür, ancak ampulün ısı çıkışıyla hiçbir ilgisi yoktur: sadece rengi tanımlamanın bir yoludur. Ana türler 2700–3200 K — Sıcak Beyaz: Sarımsı bir ışık (mum veya akkor ampul gibi). Rahatlatıcı ve sıcak bir atmosfer yaratır. Yatak odaları, oturma odaları ve restoranlar için idealdir. 4000–4500 K — Nötr Beyaz: Saf beyaz ışık (öğlen güneşi gibi). Renkleri iyi yansıtır ve konsantrasyona yardımcı olur. Mutfaklar, ofisler ve banyolar için uygundur. 5500–6500 K ve üzeri – soğuk beyaz: mavimsi bir tonu olan parlak ışık. Canlandırıcıdır, konsantrasyonu artırır. Depolarda, fabrikalarda ve sokak aydınlatmasında kullanılır. Neleri etkiler? -Atmosfer: sıcak – rahat, soğuk – katı ve ferah. -Renkler : Nötr renkler tonları en doğru şekilde ifade eder; sıcak "sarılar", soğuk "maviler". -İyi hissetme hali: Sıcaklık (akşamları) rahatlamayı ve uykuyu destekler, soğuk ise (sabahları ve gün boyunca) canlandırır. -Konfor : Nötr (4000 K) renk sıcaklığı, okuma ve bilgisayar başında çalışma sırasında gözleri daha az yorar.
    Beğen
    3
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 852 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Rusların Sovyet N-1 Ay Roketi
    Sovyet N-1 Ay Roketi

    Roket tasarımı, ilk insanlı uzay uçuşundan sadece bir yıl sonra, 1962 yazında onaylandı. Bu zamana kadar SSCB, Ay'a uzay aracı gönderme konusunda zaten deneyime sahipti: 4 Ekim 1959'da Sovyet Luna-3 uzay aracı, tarihte ilk kez Ay'ın uzak tarafını fotoğrafladı ve görüntüleri Dünya'ya iletti.

    Aynı zamanda, içinde insanlar ve yaşam destek sistemleri bulunan, tonlarca ağırlığındaki bir uzay aracını, dönüş yolculuğu için gerekli yakıt da dahil olmak üzere, doğrudan Ay'a ulaştırmak için çok daha güçlü bir rokete ihtiyaç duyuluyordu.

    Ve N-1 işte böyle bir roket haline geldi. Hesaplamalar, gerekli itme kuvvetini sağlamak için roketin birinci aşamasında rekor kıran toplam 5.000 tf'nin üzerinde itme kuvvetine sahip 30 motor bulunması gerektiğini gösterdi (bu devasa rakam, daha sonra yalnızca SpaceX'in Starship roketi tarafından geçildi).

    Roketin yapımı zorlu bir süreçti.
    Tek tek motorlar bağımsız testler sırasında istikrarlı bir çalışma sergilemiş olsa da, bir araya getirilmiş sistem düzgün çalışmadı: tek tek motorların itme kuvvetleri senkronize olmaktan çıktı, bu da sapma momentlerine, kendi kendine salınımlara ve yapının mekanik arızasına neden oldu.

    14 Ocak 1966'da, programın eski itici gücü S.P. Korolev, rutin bir tıbbi operasyon sırasında hayatını kaybetti. 1969 yılının başlarında roket hazır hale geldi.

    İlk fırlatma 21 Şubat 1969'da gerçekleşti.

    Birkaç saniye içinde, otomatik sistem motor senkronizasyon bozukluğunu tespit etmeye ve dikey uçuşu sürdürmek için motorları çiftler halinde kapatmaya başladı. Altı saniye sonra, yapı mekanik olarak arızalanmaya başladı. 68 saniye sonra roket havada patladı. 3 Temmuz 1969'da ikinci bir prototip fırlatıldı.

    Roket sadece 200 metre yükseldikten sonra, itme kuvvetinde tam bir senkronizasyon bozukluğu meydana geldi ve otomatik sistem motorlarından biri hariç hepsini durdurdu. Roket dönmeye başladı ve tamamen kontrolden çıkan fırlatma aracı, fırlatma rampasına geri düşerek rampayı tamamen tahrip etti.

    Amerika Birleşik Devletleri'nde geliştirilen Saturn V ay roketi, Amerikalı astronotlar Neil Armstrong ve Buzz Aldrin'i tüm dünyanın gözleri önünde ay yüzeyine ulaştırdı. Sovyetler Birliği ay yarışını kaybetti.

    Ancak Sovyet programı terk edilmedi. İki yıl sonra, muazzam çabalarla yeni bir fırlatma kompleksi ve yeni bir roket inşa edildi. Roket 27 Haziran 1971'de fırlatıldı, ancak iki dakika sonra yere düşerek fırlatma noktasından 16 kilometre uzaklıkta patladı ve 15 metre derinliğinde (altı katlı bir bina yüksekliğinde) bir krater bıraktı.

    Son deneme 23 Kasım 1972'de yapıldı. Roket 100 saniye içinde 40 km yüksekliğe çıktı ve burada bir patlama daha meydana geldi.

    Beşinci bir deneme yapmadılar.

    Program sonlandırıldı. ABD'nin Ay programı Aralık 1972'ye kadar devam etti. Bu süre zarfında altı Ay inişi gerçekleştirildi. Toplamda 12 kişi Ay'da yürüdü. Bunlardan dördü bugün hala hayatta.

    Hepsi 90 yaşın üzerinde. Ay'da yürüyen ilk insan olan Neil Armstrong, 25 Ağustos 2012'de 82 yaşında hayatını kaybetti.
    Sovyet N-1 Ay Roketi Roket tasarımı, ilk insanlı uzay uçuşundan sadece bir yıl sonra, 1962 yazında onaylandı. Bu zamana kadar SSCB, Ay'a uzay aracı gönderme konusunda zaten deneyime sahipti: 4 Ekim 1959'da Sovyet Luna-3 uzay aracı, tarihte ilk kez Ay'ın uzak tarafını fotoğrafladı ve görüntüleri Dünya'ya iletti. Aynı zamanda, içinde insanlar ve yaşam destek sistemleri bulunan, tonlarca ağırlığındaki bir uzay aracını, dönüş yolculuğu için gerekli yakıt da dahil olmak üzere, doğrudan Ay'a ulaştırmak için çok daha güçlü bir rokete ihtiyaç duyuluyordu. Ve N-1 işte böyle bir roket haline geldi. Hesaplamalar, gerekli itme kuvvetini sağlamak için roketin birinci aşamasında rekor kıran toplam 5.000 tf'nin üzerinde itme kuvvetine sahip 30 motor bulunması gerektiğini gösterdi (bu devasa rakam, daha sonra yalnızca SpaceX'in Starship roketi tarafından geçildi). Roketin yapımı zorlu bir süreçti. Tek tek motorlar bağımsız testler sırasında istikrarlı bir çalışma sergilemiş olsa da, bir araya getirilmiş sistem düzgün çalışmadı: tek tek motorların itme kuvvetleri senkronize olmaktan çıktı, bu da sapma momentlerine, kendi kendine salınımlara ve yapının mekanik arızasına neden oldu. 14 Ocak 1966'da, programın eski itici gücü S.P. Korolev, rutin bir tıbbi operasyon sırasında hayatını kaybetti. 1969 yılının başlarında roket hazır hale geldi. İlk fırlatma 21 Şubat 1969'da gerçekleşti. Birkaç saniye içinde, otomatik sistem motor senkronizasyon bozukluğunu tespit etmeye ve dikey uçuşu sürdürmek için motorları çiftler halinde kapatmaya başladı. Altı saniye sonra, yapı mekanik olarak arızalanmaya başladı. 68 saniye sonra roket havada patladı. 3 Temmuz 1969'da ikinci bir prototip fırlatıldı. Roket sadece 200 metre yükseldikten sonra, itme kuvvetinde tam bir senkronizasyon bozukluğu meydana geldi ve otomatik sistem motorlarından biri hariç hepsini durdurdu. Roket dönmeye başladı ve tamamen kontrolden çıkan fırlatma aracı, fırlatma rampasına geri düşerek rampayı tamamen tahrip etti. Amerika Birleşik Devletleri'nde geliştirilen Saturn V ay roketi, Amerikalı astronotlar Neil Armstrong ve Buzz Aldrin'i tüm dünyanın gözleri önünde ay yüzeyine ulaştırdı. Sovyetler Birliği ay yarışını kaybetti. Ancak Sovyet programı terk edilmedi. İki yıl sonra, muazzam çabalarla yeni bir fırlatma kompleksi ve yeni bir roket inşa edildi. Roket 27 Haziran 1971'de fırlatıldı, ancak iki dakika sonra yere düşerek fırlatma noktasından 16 kilometre uzaklıkta patladı ve 15 metre derinliğinde (altı katlı bir bina yüksekliğinde) bir krater bıraktı. Son deneme 23 Kasım 1972'de yapıldı. Roket 100 saniye içinde 40 km yüksekliğe çıktı ve burada bir patlama daha meydana geldi. Beşinci bir deneme yapmadılar. Program sonlandırıldı. ABD'nin Ay programı Aralık 1972'ye kadar devam etti. Bu süre zarfında altı Ay inişi gerçekleştirildi. Toplamda 12 kişi Ay'da yürüdü. Bunlardan dördü bugün hala hayatta. Hepsi 90 yaşın üzerinde. Ay'da yürüyen ilk insan olan Neil Armstrong, 25 Ağustos 2012'de 82 yaşında hayatını kaybetti.
    Beğen
    12
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 944 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Resident Evil 2, 3 ve 4 Remake Karşılaştırması Hangi Yeniden Yapım Daha İyi?
    Burada sunulan oyunların her biri hakkında fazla bir şey söyleyemem çoğu mükemmel oyunlarama birkaç şeyden bahsetme ihtiyacı hissediyorum.

    Öncelikle birkaç şeyi özetlemekte fayda var: Birincisi, Resident Evil serisinin hayranı değilim, yeniden yapımlarını aynı anda oynamış olsam bile. Asya anlatıları bana biraz yabancı geliyor, ancak Japonlar karakteristik ölüm merkezli şizofrenileri yerine çok kültürlü bir ürün yaptıklarında genellikle sağlam işler ortaya koyuyorlar.

    İkincisi, utanç verici bir şekilde sıradan bir oyuncuyum ve hassas biriyim; bu oyunları orta zorlukta ve bazı tereddütler olmadan bitirdim. Türde tamamen acemi olmama rağmen, deneyimim, seriye on yıllardır aşina olan insanlarınkinden bile daha otantik geldi. Özellikle de zaman zaman inanılmaz derecede zorlayıcı ve rahatsız edici bulduğum için, ki bu da tam olarak "hayatta kalma korkusu"nun ima ettiği şey.
    Evet, fikrim sadece benim fikrim ve kimseyi hiçbir şeye mecbur etmiyor sadece ihtimaline karşı.

    Resident Evil 2 Yeniden Yapımı

    Tüm yeniden yapımlar arasında RE2R, orijinaline en çok benzeyenidir. Ve başlangıçta, bu beni bile memnun etmişti—oyun, kısıtlı bir ortamda, az kaynakla ve sürekli bir tehditle hayatta kalma deneyimini vaat ediyordu ki bu da sonuçta tüm bir türü oluşturdu. Ancak, burada yapılan bir dizi oyun tasarım kararı, ikinci bölüm hakkındaki genel izlenimimi önemli ölçüde zedeledi.

    Örneğin, Souls benzeri oyunların hayranlarının aksine, zorluğu yönetmenin hesaplı bir tasarımı ve kötü uygulamanın bir sonucu olarak ayırma eğilimindeyim. Bir noktada, polis karakolunda, mühimmatım bitti ve bu anın güzelliği, tamamen benim hatam olmasıydı, çünkü RE2R'yi bir nişancı oyunu gibi oynamaya, gördüğüm herkesi öldürmeye başlamıştım. Hata hızla ortaya çıktı, çünkü buradaki zombiler ölmeye son derece isteksiz ve bazıları o kadar inatçı ki, kafaları büyükannenin ev yapımı kıymasına benzese bile tekrar tekrar diriliyorlar.

    Görünüşte adaletsiz olan bu geliştirici kararı, Resident Evil 2 Remake'i ve nasıl oynanması gerektiğini anlamak için temel bir öneme sahip. Özellikle, mümkün olduğunca çatışmadan kaçınmak ve kayıplarınızı en aza indirmek gerekiyor. Bir düşmanı geride bırakmak da her zaman doğru karar olmayabilir, çünkü çoğu zaman adımlarınızı geri takip etmeniz veya aceleyle kaçmanız gerekebilir. Gerilim, doğru hareket tarzı hakkındaki sürekli şüphe ve sık sık hızlı kararlar alma ihtiyacıyla yaratılıyor.

    Bu açıdan RE2R mükemmel ve genel olarak üçüncü şahıs aksiyon-macera tasarımına rağmen, ağır bir tempoda ilerliyor ve bu tempoyu bozanları sık sık cezalandırıyor. Tek dezavantajı, gerekli tüm özelliklere sahip gibi görünmesine rağmen, bir korku oyunu olarak yetersiz kalması. Ancak bu bir sorun değil.

    Oyun kasıtlı olarak size zarar vermeye çalıştığında sorunlar ortaya çıkıyor. Örneğin, yakalanmaktan kurtulma durumunda. Zombiler yavaş bir oyuncuyu yakaladığında, eğer bıçağı varsa hasar almadan onlardan kurtulabiliyor. Daha egzotik bir yöntem ise el bombası gerektiriyor; kahraman el bombasını canavarın boğazına sokuyor, kurtuluyor ve ardından iyi nişan alınmış bir atışla bombayı patlatabiliyor.

    Neyse ki, bu el bombaları bir metre uzaktan bile patlatılabiliyor kahraman onlardan zarar görmeyecek kadar karizmatik ama burada başka bir sorun daha var, o da oyuncuyu seçim hakkından mahrum bırakmak. Hem bıçağınız hem de el bombanız olabilir, ancak karakter kendini daha değerli bir varlık olan ve savaşın gidişatını değiştirebilecek el bombasıyla savunuyor. Siz de şanssız bir şekilde yakalandığınız için onu atıyorsunuz. Ve bu tasarımcı kısıtlamasını hiç de adil bulamıyorum.

    RE2R'da beni gerçekten sinirlendiren bir diğer şey de "sırları"ydı. Oyunun özellikle büyük mekanları yok ve neredeyse her şeyi temizledim, ancak yine de seviyelerdeki dolapların ve kasaların çoğunun şifrelerini bulamadım. Bu yüzden, çekmecede inanılmaz miktarda mermi olmasına rağmen, Leon'un bölümünü tabancayı alamadan bitirdim. Ayrıca bazı odaları da açamadım çünkü özel anahtarları bulamadım—bir şeyin diğerine sıkışmış olması ve anahtarların kasalardan birinde olması tamamen mümkün, ama yine de onlara erişemiyorum. Bu durum beni oldukça rahatsız ediyor burada suçlu ben değilim, daha ziyade seviyeyi ve ilgi noktalarını tasarlayan kişinin ihmalkarlığı olduğunu düşünüyorum.

    Tıpkı lağımlarda olduğu gibi, neredeyse yenilmez et golem'lerle dolu dar bir kanaldan geçmeniz gerekiyor. Onların etrafından koşmanız gerekiyor, ancak oyun size manevra yapacak neredeyse hiç alan bırakmıyor ve bazen hasar almak, onlardan kurtulmanın tek yolu oluyor. Dahası, canavarlar sizi zehirliyor, yavaşlatıyor ve yavaş yavaş öldürüyor; bu da biraz daha uzakta bekleyen bir sonraki benzer canavarla karşılaştığınızda ölümcül olabilir.

    Bu arada, bu şişkin canavarların teknik olarak açıkça kusurlu olduğu ortada ve küçük bir kaideye tırmandığınız anda hemen çaresiz kalıyorlar ve karaktere ulaşmaya bile çalışmıyorlar, sadece yanlarında donup kalıyorlar, kol mesafesinde duruyorlar.

    RE2, genel olarak Capcom'un yeniden yapımlarının en kusurlu olanıdır ve sinematik görsellerine rağmen, Steam'deki bağımsız korku oyunlarından bekleyeceğiniz birçok kusura sahiptir. Aynı gecikmeli dokular; ufukta bir yerde değil de 10 metre uzakta olmalarına rağmen düşük FPS'de hareket eden aynı zombiler. Ayrıca kapılardan geçmeye çalıştılar ve genel olarak, bu oyunda kapılar, arkalarında biri duruyorsa önemli bir rahatsızlık kaynağıydı.

    Hayatta kalmaya verilen öneme rağmen, yeniden yapımda aktif olarak hasar vermenizi gerektiren iki boss dövüşü bulunuyor (toplamda üç, ancak orta dövüşlerde sadece kaçmak ve şarjör düğmesine basmak yeterli).

    Elbette, oyunun ikinci yarısında çok daha fazla merminiz olacak, ancak yine de tamamen hazırlıksız yakalanabileceğiniz sinir bozucu bir durum söz konusu. Dev canavarlarla yapılan dövüşler serinin tanınabilir bir özelliği olsa da, klasik Resident Evil oyunlarında gerekli olduklarını düşünmüyorum. Bununla birlikte, iyi bir şekilde uygulanmışlar ve hiçbir şikayetim yok.

    Oyunun umduğumdan çok daha kısa çıkması da beni hayal kırıklığına uğrattı. Polis karakolu ve altındaki iletişim ağı tek, bütünleşik bir mekân haline geldiğinde, oyunun ölçeği ve ilerleyişiniz sizi motive ediyor; kanalizasyonlarda dolaşmak, orada gizlenen dehşetler olmasa bile biraz sıkıcı.

    Ama sonra sizi küçük bir Umbrella laboratuvarı bekliyor ve bu gösteri aniden sona eriyor. "Gerçekten hepsi bu mu?" diye düşündüm, yolculuğun yarıda kesildiğini hissederek. RE2R'nin en azından yarı yarıya daha kısa olması gerektiğini düşündüm; aşırı uzunluğu hayatta kalma unsurunu değersizleştiriyor ve başarılarınızın ve başarısızlıklarınızın -eşyalarınızın büyüklüğünün- önemli bir rol oynayabileceği mesafeyi size vermiyor.

    Açıkçası, tüm yol boyunca sirk faresi gibi kıvranıp her şeyden kısmaya çalıştınız, ancak tüm bu çabalarınızın birdenbire boşa gittiğini gördünüz. Ve anlıyorum ki, Zorlu modda kaynaklar daha da kıt ve zorluklar daha da çetin, ancak orta zorluk seviyesi, kaydettiğiniz ilerlemeyi değerlendirmek için gayet yeterli. Dahası, son savaşı önceden haber vererek, oyun size şimdiden kaynaklarla ödüllendirmeye başlıyor ve hayatta kalma fikrinin temel tasarım fikrini daha da baltalıyor.

    Tükenmiş ekipman nedeniyle oyunu tamamlayamamaktan daha iyidir, ancak tüm bunları oyun tasarımından sorumlu kişinin veya belki de yayıncının gereksiz yatırım yapmadan ve genel proje vizyonuna bağlı kalarak geliştirmeyi mümkün olduğunca hızlı bir şekilde tamamlama arzusunun bir hatası olarak görüyorum.

    Görünüşe göre kısa süre büyük bir sorun değil, çünkü RE2R'nin iki hikaye modu var—biri Leon için, diğeri Claire için. Ama bunlar tekrarlayıcı. Hem de özensizce tekrarlayıcı. Hem Leon hem de Claire olarak aynı yolları izliyorsunuz, aynı bulmacaları çözüyorsunuz ve her oyun deneyimini bir öncekinden ayıran tek şey karakterin görünümü ve kişisel silahı. Hatta dolap şifreleri bile aynı—şifreyi önceden yazdıysanız veya ekran görüntüsünü aldıysanız zorla açabilirsiniz.

    Ve bu, hikaye açısından inanılmaz derecede aptalca görünüyor. Leon'u kontrol ederek, Claire ile karşılaşmadan önce bir iki saat boyunca bölgede dolaşmayı başardım; Claire'in modunda, binaya yaklaşık 10 dakika içinde gizlice giriyor, ancak orada Leon ile karşılaşmıyor—Leon ortadan kaybolmuş. Ancak soru şu ki, nerede, çünkü Claire şimdi lobideki gizli hava kilidini açmak için bulmacayı da çözüyor.
    Evet, bu olay örgüsü gelecekte farklı yönlere sapıyor, Leon Ada Wong ile tanışıyor ve Claire de Dr. Birkin'in kızıyla tanışıyor, ancak bu gerçek beni hiç teselli etmiyor ve sonuç olarak, ilk oynayışta cazibesinin önemli bir kısmını zaten kaybetmiş olan bir video oyununda tekrarlamayı oynamaktan vazgeçtim.

    Oyunun sonuna doğru beni saran genel hayal kırıklığı duygusu.

    Yeniden yapımın övgüyü hak ettiği nokta, görselleri ve orijinalin büyük ölçüde tek hücreli olay örgüsünü ne kadar incelikle yansıttığıdır. Hakkında çok şey duyduğum Leon ve Ada arasındaki ilişki burada mükemmel bir şekilde ifade edilmişti; tamamen farklı hedeflere ve inançlara sahip iki insanın, aynı anda rakip olup birbirlerine hayatlarını borçlu oldukları, çelişkili bir sevgiyle nasıl bir araya geldiklerinin canlı bir incelemesiydi. Güzel, özlü ve yüzeysel değildi buna inanıyorum.

    Güncellenmiş oynanış olmasa bile, bu tür senaryo yeniden yorumlamaları, bu tür yeniden yapımların var olma nedenidir.

    Resident Evil 3 Yeniden Yapımı

    Jill Valentine'ın 5 dakikalık macerası, klasik oyunlar açısından bile belki de en tartışmalı olanıdır. "Real World"de hayatta kalma unsuru kısa oyun süresi ve boss dövüşlerine giden süreçle zayıflatılırken, burada oyunun tür kimliğinin tüm izlerini neredeyse ilk saat içinde kaybediyoruz.
    Başlangıçta, RE3R tam olarak aynı şekilde işliyor—nispeten büyük bir mekan ve sınırlı mühimmat ancak Nemesis'in ani ortaya çıkışı her şeyi alt üst ediyor ve oyunu hızlı tempolu bir aksiyon oyununa dönüştürüyor.

    Her biri bir öncekinden daha karmaşık olan Nemesis dövüşleri takip ediyor ve bunlarla birlikte, her biri kendi silah ve ekipmanına sahip karakterler arasında geçiş yapılıyor, bu da gizlilik ve becerikli oyun hikayesini daha da değersizleştiriyor.

    Aslında bunu beğendim. "Troika" düzenli olarak aksiyon bölümlerini, alışılagelmiş hayatta kalma ve keşif bölümleriyle dönüşümlü olarak sunuyor ancak bu sefer yağmalama yerleri oldukça küçük, ama ben bunu bir avantaj olarak görüyorum çünkü sıkıcı hale gelmeye vakitleri olmuyor. Tek istisna hastane birkaç saatliğine kaybolabileceğiniz tek tam boyutlu oda.

    Orijinal üçüncü oyun gibi, yeniden yapım da öncelikle bir aksiyon oyunudur; burada isabetli ve agresif atışlar, hayatta kalma korku oyunlarının doğasında var olan ihtiyatlılığın yerini alır. Ve oyun, büyük ölçüde bu formata uygundur.

    Birincisi, basitçe iyi yapılmış ve iki yeniden yapımın doğasında var olan kusurları gidermiştir. İkincisi, seriden kopuş ölümcül değildir ve keşif ve envanter yönetimi hala önemli bir rol oynamaktadır.


    Oyun, oyunun her yönünü aynı anda ele almaya çalışıp hiçbirinde mükemmel olamamakla eleştirilebilir; ben de aynı düşüncelere sahiptim. Ancak nihayetinde, RE3R'ı tamamlamak için geçen 6-7 saatin, ikinci oyunun kötü şöhretli yeniden yapımından, hatta Claire olarak tekrar oynasam bile, üzerimde çok daha büyük bir etki bıraktığını fark ettim.

    Bu sefer, kısa oyun süresi hiç de sorun gibi görünmüyor; oyun bu süre zarfında birçok rol üstlenerek, duygu dolu, canlı ve dinamik bir hikaye anlatıyor. Jill'in başına silah dayadığı açılış sahnesi bile, macerasının sonuna kadar olan gidişatını belirliyor. Evet, yeniden yapımın yaratıcıları, yenilmez bir canavarın bir kadını kovaladığı klişe hikayeyi yeniden hayata geçirme konusunda yine mükemmel bir iş çıkarmışlar.

    Nemesis inanılmaz derecede güçlü bir yaratık. Jill, yarım metre ötede patlayan mermilerden sağ kurtulmayı başarıyor, ama düşmanı akıl almaz derecede güçlü. Onu güneşe atsanız bile bir şekilde hayatta kalır. Serinin tamamen havalılığını kaybettiğini ve parkur yapan canavarlar ve kamyonetlerle ilgili bir süper kahraman filmine dönüştüğünü söylemek cazip geliyor, ama bu 30 yıl önce oldu. Tüm bu absürtlüğe rağmen, oyunu beğendim, çünkü olay örgüsü tamamen karakter merkezli ve oldukça canlı ve sevimli olan karakterlerin eylemleri ve duyguları etrafında şekilleniyor. Seri için önemli hiçbir şey olmuyor burada şehir nükleer bir patlamayla havaya uçuruluyor, ama bunun için ayrı bir oyuna gerek yoktu.

    Troikanın varlığı, ikinci oyunla bağlantı kuramaması nedeniyle olay örgüsünü bir nebze de olsa sekteye uğratıyor. YouTube'da birinin bana açıkladığı gibi, RE3R'ın olayları devam oyunundan daha erken başlıyor ve daha geç bitiyor, ancak yine de "Leon zaten yok etmişken Jill hangi Umbrella laboratuvarına indi?" gibi sorular kalıyor; gerçekten aynı şehirde iki yeraltı laboratuvarı mı var? Ya da Leon, roketatar atışıyla ölen bir Tyrant tarafından kovalanırken, Jill, Ölüm Yıldızı'ndan gelen bir salvoyla bile öldürülemeyen Nemesis tarafından neden kovalanıyor? Leon ve

    Carlos da polis karakolunda iki dakika ile birbirlerini mi kaçırdılar?

    Temelde, bir şişe içki olmadan bunu çözemezsiniz ve gerçekten de gerekli değil; hikaye, hoş bir şekilde anlatılmış olsa da, bu tür beyin fırtınalarını haklı çıkarmıyor.

    Ayrıca, her iki oyun da aynı yerde ve aynı zamanda geçmesine rağmen, kahramanların farklı düşmanlarla karşılaşmasını da seviyorum; işte böyle oluyor.

    Eleştirilere gelince, gerçekten belirgin bir sorun bulamıyorum. Nemesis'in kendisi, ilk versiyonunda, beni sık sık bir duvarla kendi testisleri arasında sıkıştırıyordu, ancak bu, büyük bir canavarın yakın temas aradığı bu tür oyunlarda yaygın bir sorun ve RE3R bu konuda bana en az sorunu yaşattı. Ayrıca zombi yakalama mekaniğini tamamen yanlış anladım oyun size bir QTE tamamlamanızı söylüyor, ancak sonrasında hiçbir şey yapmamış gibi hasar almaya devam ediyorsunuz. Yani bunun amacı ne?

    Bu arada, artık el bombalarını ağzınıza sokamıyorsunuz neredeyse simetrik benzerliklerine rağmen, bu oyunlar temel bir düzeyde birbirinden farklılaşıyor.

    Özetle, troika görsel olarak hoş bir oyun ve yılda bir kez geri dönebileceğiniz kısa, canlı ve çeşitli bir aksiyon-macera oyunu. Orta halli bir hayatta kalma korku oyunu olsa da harika bir oyun.

    Resident Evil 4 Yeniden Yapımı

    Burada çok kısa tutacağım: Oyun kesinlikle muhteşem. Keşif ve bulmacalarla harmanlanmış, onlarca muhteşem durum ve yeterli düzeyde dram içeren saf bir aksiyon gerilim oyunu. Hikaye, orijinalindeki kadar aptalca ve burada da ABD Başkanı'nın kızı, tabancalı tek bir ajan tarafından kurtarılıyor eğer Başkanın kendisini kaçırmış olsalardı, iki ajan gönderirlerdi ve o zaman bile bu kesin değil. Kahramanların o kaleye neden gittikleri de tamamen belirsiz. Ve liste böyle devam ediyor.

    Ancak mümkün olan yerlerde yönetmenler senaryoyu gözden geçirme konusunda iyi bir iş çıkarıyor ve özellikle Leon, bir gençlik animesinden çıkmış saf, iyi huylu bir karakterden ziyade, düşman hatlarının derinliklerinde savaşmış, sert, tecrübeli bir adama benzemeye başlıyor. En azından, kahramanın, işleri hakkında çok fazla şey bilen küstah bir düzenbaza karşı nazik davranmak için hiçbir nedeni yok. Özellikle bu zor zamanlarda RE4R'ın düzgün bir Leon'un burada. Bu, oyunun Japonlar tarafından geliştirildiği ve Japonların davranış ve diyalog kültürünün bizimkinden çok farklı olduğu düşünüldüğünde özellikle ilginç. Ve yine de, organik ve uygun bir şekilde ortaya çıktı.

    Oyunun oynanışını ve artılarını anlatmaya kalkışmayacağım; övülecek çok daha fazla şey var. Sadece şunu belirteyim ki, ahlaksız tüccar, üç sıra halinde dizilmiş mühimmat raflarına rağmen mühimmat satmayı kesinlikle reddediyor. Bu arada, oyun beni başından sonuna kadar diken üstünde tuttu, çünkü her silah için en fazla iki yedek şarjörle sürekli olarak yetersiz mühimmat tedariki vardı. Elbette, bu tür oyunlarda, ezilmiş oyuncuyu düşman cesetlerinden elde edilen ekstra mühimmatla cesaretlendirmenin yaygın olduğunu anlıyorum, ancak mühimmat kıtlığının farkında olmak, beni savaşta etkili çözümler bulmaya ve elbette isabetli olmaya teşvik etti.

    Benim için RE4R, yaşayan bir klasik ve tek oyunculu aksiyon macera oyunlarının, ister nişancı oyunu olsun ister olmasın, nasıl olması gerektiğinin bir örneği. Hatta modern oyun sektöründe gerçekten hoşlanmadığım, silahlar ve yükseltmeleri için hasar değiştiricilerle yapılan gereksiz değişiklikleri bile kolayca affettim. Capcom'a ve kendi geliştirdikleri oyun motoruna, oyunlarının ne kadar iyi tasarlanmış ve optimize edilmiş olduğu konusunda hakkını vermeden edemiyorum. Olması gerektiği gibi çalışan harika bir oyun ne büyük bir keyif.

    Bu noktada söylemek istediklerim sanırım bu kadar. Benim için bu makalede yer alan dijital ürünleri tanımak en azından eğitici, en fazla ise oldukça değerliydi. Öyle ki, daha önce sevmediğim seriye dair fikrimi bile değiştirdim. Aynı derecede ilginç olan şey ise, tüm ortak temalara rağmen ikinci, üçüncü ve özellikle dördüncü filmin tamamen farklı ürünler olması ve her birinin farklı bir kitleye hitap etmesidir. Bu, yayıncının bilinçli olmasa da çok akıllıca bir kararı.

    Modern Resident Evil oyunlarının gerçek bir hayranı olmak için Requiem'i tekrar oynamam gerekecek. RE4R'nin başaramadığı hiçbir şeyi ondan beklemiyorum, bu da başlı başına mükemmel bir video oyunu olması gerektiği anlamına geliyor. Makul beklentilere sahip olmak güzel. Japon oyunlarının hayranı olacağımı hiç hayal etmemiştim.

    Burada sunulan oyunların her biri hakkında fazla bir şey söyleyemem çoğu mükemmel oyunlarama birkaç şeyden bahsetme ihtiyacı hissediyorum. Öncelikle birkaç şeyi özetlemekte fayda var: Birincisi, Resident Evil serisinin hayranı değilim, yeniden yapımlarını aynı anda oynamış olsam bile. Asya anlatıları bana biraz yabancı geliyor, ancak Japonlar karakteristik ölüm merkezli şizofrenileri yerine çok kültürlü bir ürün yaptıklarında genellikle sağlam işler ortaya koyuyorlar. İkincisi, utanç verici bir şekilde sıradan bir oyuncuyum ve hassas biriyim; bu oyunları orta zorlukta ve bazı tereddütler olmadan bitirdim. Türde tamamen acemi olmama rağmen, deneyimim, seriye on yıllardır aşina olan insanlarınkinden bile daha otantik geldi. Özellikle de zaman zaman inanılmaz derecede zorlayıcı ve rahatsız edici bulduğum için, ki bu da tam olarak "hayatta kalma korkusu"nun ima ettiği şey. Evet, fikrim sadece benim fikrim ve kimseyi hiçbir şeye mecbur etmiyor sadece ihtimaline karşı. Resident Evil 2 Yeniden Yapımı Tüm yeniden yapımlar arasında RE2R, orijinaline en çok benzeyenidir. Ve başlangıçta, bu beni bile memnun etmişti—oyun, kısıtlı bir ortamda, az kaynakla ve sürekli bir tehditle hayatta kalma deneyimini vaat ediyordu ki bu da sonuçta tüm bir türü oluşturdu. Ancak, burada yapılan bir dizi oyun tasarım kararı, ikinci bölüm hakkındaki genel izlenimimi önemli ölçüde zedeledi. Örneğin, Souls benzeri oyunların hayranlarının aksine, zorluğu yönetmenin hesaplı bir tasarımı ve kötü uygulamanın bir sonucu olarak ayırma eğilimindeyim. Bir noktada, polis karakolunda, mühimmatım bitti ve bu anın güzelliği, tamamen benim hatam olmasıydı, çünkü RE2R'yi bir nişancı oyunu gibi oynamaya, gördüğüm herkesi öldürmeye başlamıştım. Hata hızla ortaya çıktı, çünkü buradaki zombiler ölmeye son derece isteksiz ve bazıları o kadar inatçı ki, kafaları büyükannenin ev yapımı kıymasına benzese bile tekrar tekrar diriliyorlar. Görünüşte adaletsiz olan bu geliştirici kararı, Resident Evil 2 Remake'i ve nasıl oynanması gerektiğini anlamak için temel bir öneme sahip. Özellikle, mümkün olduğunca çatışmadan kaçınmak ve kayıplarınızı en aza indirmek gerekiyor. Bir düşmanı geride bırakmak da her zaman doğru karar olmayabilir, çünkü çoğu zaman adımlarınızı geri takip etmeniz veya aceleyle kaçmanız gerekebilir. Gerilim, doğru hareket tarzı hakkındaki sürekli şüphe ve sık sık hızlı kararlar alma ihtiyacıyla yaratılıyor. Bu açıdan RE2R mükemmel ve genel olarak üçüncü şahıs aksiyon-macera tasarımına rağmen, ağır bir tempoda ilerliyor ve bu tempoyu bozanları sık sık cezalandırıyor. Tek dezavantajı, gerekli tüm özelliklere sahip gibi görünmesine rağmen, bir korku oyunu olarak yetersiz kalması. Ancak bu bir sorun değil. Oyun kasıtlı olarak size zarar vermeye çalıştığında sorunlar ortaya çıkıyor. Örneğin, yakalanmaktan kurtulma durumunda. Zombiler yavaş bir oyuncuyu yakaladığında, eğer bıçağı varsa hasar almadan onlardan kurtulabiliyor. Daha egzotik bir yöntem ise el bombası gerektiriyor; kahraman el bombasını canavarın boğazına sokuyor, kurtuluyor ve ardından iyi nişan alınmış bir atışla bombayı patlatabiliyor. Neyse ki, bu el bombaları bir metre uzaktan bile patlatılabiliyor kahraman onlardan zarar görmeyecek kadar karizmatik ama burada başka bir sorun daha var, o da oyuncuyu seçim hakkından mahrum bırakmak. Hem bıçağınız hem de el bombanız olabilir, ancak karakter kendini daha değerli bir varlık olan ve savaşın gidişatını değiştirebilecek el bombasıyla savunuyor. Siz de şanssız bir şekilde yakalandığınız için onu atıyorsunuz. Ve bu tasarımcı kısıtlamasını hiç de adil bulamıyorum. RE2R'da beni gerçekten sinirlendiren bir diğer şey de "sırları"ydı. Oyunun özellikle büyük mekanları yok ve neredeyse her şeyi temizledim, ancak yine de seviyelerdeki dolapların ve kasaların çoğunun şifrelerini bulamadım. Bu yüzden, çekmecede inanılmaz miktarda mermi olmasına rağmen, Leon'un bölümünü tabancayı alamadan bitirdim. Ayrıca bazı odaları da açamadım çünkü özel anahtarları bulamadım—bir şeyin diğerine sıkışmış olması ve anahtarların kasalardan birinde olması tamamen mümkün, ama yine de onlara erişemiyorum. Bu durum beni oldukça rahatsız ediyor burada suçlu ben değilim, daha ziyade seviyeyi ve ilgi noktalarını tasarlayan kişinin ihmalkarlığı olduğunu düşünüyorum. Tıpkı lağımlarda olduğu gibi, neredeyse yenilmez et golem'lerle dolu dar bir kanaldan geçmeniz gerekiyor. Onların etrafından koşmanız gerekiyor, ancak oyun size manevra yapacak neredeyse hiç alan bırakmıyor ve bazen hasar almak, onlardan kurtulmanın tek yolu oluyor. Dahası, canavarlar sizi zehirliyor, yavaşlatıyor ve yavaş yavaş öldürüyor; bu da biraz daha uzakta bekleyen bir sonraki benzer canavarla karşılaştığınızda ölümcül olabilir. Bu arada, bu şişkin canavarların teknik olarak açıkça kusurlu olduğu ortada ve küçük bir kaideye tırmandığınız anda hemen çaresiz kalıyorlar ve karaktere ulaşmaya bile çalışmıyorlar, sadece yanlarında donup kalıyorlar, kol mesafesinde duruyorlar. RE2, genel olarak Capcom'un yeniden yapımlarının en kusurlu olanıdır ve sinematik görsellerine rağmen, Steam'deki bağımsız korku oyunlarından bekleyeceğiniz birçok kusura sahiptir. Aynı gecikmeli dokular; ufukta bir yerde değil de 10 metre uzakta olmalarına rağmen düşük FPS'de hareket eden aynı zombiler. Ayrıca kapılardan geçmeye çalıştılar ve genel olarak, bu oyunda kapılar, arkalarında biri duruyorsa önemli bir rahatsızlık kaynağıydı. Hayatta kalmaya verilen öneme rağmen, yeniden yapımda aktif olarak hasar vermenizi gerektiren iki boss dövüşü bulunuyor (toplamda üç, ancak orta dövüşlerde sadece kaçmak ve şarjör düğmesine basmak yeterli). Elbette, oyunun ikinci yarısında çok daha fazla merminiz olacak, ancak yine de tamamen hazırlıksız yakalanabileceğiniz sinir bozucu bir durum söz konusu. Dev canavarlarla yapılan dövüşler serinin tanınabilir bir özelliği olsa da, klasik Resident Evil oyunlarında gerekli olduklarını düşünmüyorum. Bununla birlikte, iyi bir şekilde uygulanmışlar ve hiçbir şikayetim yok. Oyunun umduğumdan çok daha kısa çıkması da beni hayal kırıklığına uğrattı. Polis karakolu ve altındaki iletişim ağı tek, bütünleşik bir mekân haline geldiğinde, oyunun ölçeği ve ilerleyişiniz sizi motive ediyor; kanalizasyonlarda dolaşmak, orada gizlenen dehşetler olmasa bile biraz sıkıcı. Ama sonra sizi küçük bir Umbrella laboratuvarı bekliyor ve bu gösteri aniden sona eriyor. "Gerçekten hepsi bu mu?" diye düşündüm, yolculuğun yarıda kesildiğini hissederek. RE2R'nin en azından yarı yarıya daha kısa olması gerektiğini düşündüm; aşırı uzunluğu hayatta kalma unsurunu değersizleştiriyor ve başarılarınızın ve başarısızlıklarınızın -eşyalarınızın büyüklüğünün- önemli bir rol oynayabileceği mesafeyi size vermiyor. Açıkçası, tüm yol boyunca sirk faresi gibi kıvranıp her şeyden kısmaya çalıştınız, ancak tüm bu çabalarınızın birdenbire boşa gittiğini gördünüz. Ve anlıyorum ki, Zorlu modda kaynaklar daha da kıt ve zorluklar daha da çetin, ancak orta zorluk seviyesi, kaydettiğiniz ilerlemeyi değerlendirmek için gayet yeterli. Dahası, son savaşı önceden haber vererek, oyun size şimdiden kaynaklarla ödüllendirmeye başlıyor ve hayatta kalma fikrinin temel tasarım fikrini daha da baltalıyor. Tükenmiş ekipman nedeniyle oyunu tamamlayamamaktan daha iyidir, ancak tüm bunları oyun tasarımından sorumlu kişinin veya belki de yayıncının gereksiz yatırım yapmadan ve genel proje vizyonuna bağlı kalarak geliştirmeyi mümkün olduğunca hızlı bir şekilde tamamlama arzusunun bir hatası olarak görüyorum. Görünüşe göre kısa süre büyük bir sorun değil, çünkü RE2R'nin iki hikaye modu var—biri Leon için, diğeri Claire için. Ama bunlar tekrarlayıcı. Hem de özensizce tekrarlayıcı. Hem Leon hem de Claire olarak aynı yolları izliyorsunuz, aynı bulmacaları çözüyorsunuz ve her oyun deneyimini bir öncekinden ayıran tek şey karakterin görünümü ve kişisel silahı. Hatta dolap şifreleri bile aynı—şifreyi önceden yazdıysanız veya ekran görüntüsünü aldıysanız zorla açabilirsiniz. Ve bu, hikaye açısından inanılmaz derecede aptalca görünüyor. Leon'u kontrol ederek, Claire ile karşılaşmadan önce bir iki saat boyunca bölgede dolaşmayı başardım; Claire'in modunda, binaya yaklaşık 10 dakika içinde gizlice giriyor, ancak orada Leon ile karşılaşmıyor—Leon ortadan kaybolmuş. Ancak soru şu ki, nerede, çünkü Claire şimdi lobideki gizli hava kilidini açmak için bulmacayı da çözüyor. Evet, bu olay örgüsü gelecekte farklı yönlere sapıyor, Leon Ada Wong ile tanışıyor ve Claire de Dr. Birkin'in kızıyla tanışıyor, ancak bu gerçek beni hiç teselli etmiyor ve sonuç olarak, ilk oynayışta cazibesinin önemli bir kısmını zaten kaybetmiş olan bir video oyununda tekrarlamayı oynamaktan vazgeçtim. Oyunun sonuna doğru beni saran genel hayal kırıklığı duygusu. Yeniden yapımın övgüyü hak ettiği nokta, görselleri ve orijinalin büyük ölçüde tek hücreli olay örgüsünü ne kadar incelikle yansıttığıdır. Hakkında çok şey duyduğum Leon ve Ada arasındaki ilişki burada mükemmel bir şekilde ifade edilmişti; tamamen farklı hedeflere ve inançlara sahip iki insanın, aynı anda rakip olup birbirlerine hayatlarını borçlu oldukları, çelişkili bir sevgiyle nasıl bir araya geldiklerinin canlı bir incelemesiydi. Güzel, özlü ve yüzeysel değildi buna inanıyorum. Güncellenmiş oynanış olmasa bile, bu tür senaryo yeniden yorumlamaları, bu tür yeniden yapımların var olma nedenidir. Resident Evil 3 Yeniden Yapımı Jill Valentine'ın 5 dakikalık macerası, klasik oyunlar açısından bile belki de en tartışmalı olanıdır. "Real World"de hayatta kalma unsuru kısa oyun süresi ve boss dövüşlerine giden süreçle zayıflatılırken, burada oyunun tür kimliğinin tüm izlerini neredeyse ilk saat içinde kaybediyoruz. Başlangıçta, RE3R tam olarak aynı şekilde işliyor—nispeten büyük bir mekan ve sınırlı mühimmat ancak Nemesis'in ani ortaya çıkışı her şeyi alt üst ediyor ve oyunu hızlı tempolu bir aksiyon oyununa dönüştürüyor. Her biri bir öncekinden daha karmaşık olan Nemesis dövüşleri takip ediyor ve bunlarla birlikte, her biri kendi silah ve ekipmanına sahip karakterler arasında geçiş yapılıyor, bu da gizlilik ve becerikli oyun hikayesini daha da değersizleştiriyor. Aslında bunu beğendim. "Troika" düzenli olarak aksiyon bölümlerini, alışılagelmiş hayatta kalma ve keşif bölümleriyle dönüşümlü olarak sunuyor ancak bu sefer yağmalama yerleri oldukça küçük, ama ben bunu bir avantaj olarak görüyorum çünkü sıkıcı hale gelmeye vakitleri olmuyor. Tek istisna hastane birkaç saatliğine kaybolabileceğiniz tek tam boyutlu oda. Orijinal üçüncü oyun gibi, yeniden yapım da öncelikle bir aksiyon oyunudur; burada isabetli ve agresif atışlar, hayatta kalma korku oyunlarının doğasında var olan ihtiyatlılığın yerini alır. Ve oyun, büyük ölçüde bu formata uygundur. Birincisi, basitçe iyi yapılmış ve iki yeniden yapımın doğasında var olan kusurları gidermiştir. İkincisi, seriden kopuş ölümcül değildir ve keşif ve envanter yönetimi hala önemli bir rol oynamaktadır. Oyun, oyunun her yönünü aynı anda ele almaya çalışıp hiçbirinde mükemmel olamamakla eleştirilebilir; ben de aynı düşüncelere sahiptim. Ancak nihayetinde, RE3R'ı tamamlamak için geçen 6-7 saatin, ikinci oyunun kötü şöhretli yeniden yapımından, hatta Claire olarak tekrar oynasam bile, üzerimde çok daha büyük bir etki bıraktığını fark ettim. Bu sefer, kısa oyun süresi hiç de sorun gibi görünmüyor; oyun bu süre zarfında birçok rol üstlenerek, duygu dolu, canlı ve dinamik bir hikaye anlatıyor. Jill'in başına silah dayadığı açılış sahnesi bile, macerasının sonuna kadar olan gidişatını belirliyor. Evet, yeniden yapımın yaratıcıları, yenilmez bir canavarın bir kadını kovaladığı klişe hikayeyi yeniden hayata geçirme konusunda yine mükemmel bir iş çıkarmışlar. Nemesis inanılmaz derecede güçlü bir yaratık. Jill, yarım metre ötede patlayan mermilerden sağ kurtulmayı başarıyor, ama düşmanı akıl almaz derecede güçlü. Onu güneşe atsanız bile bir şekilde hayatta kalır. Serinin tamamen havalılığını kaybettiğini ve parkur yapan canavarlar ve kamyonetlerle ilgili bir süper kahraman filmine dönüştüğünü söylemek cazip geliyor, ama bu 30 yıl önce oldu. Tüm bu absürtlüğe rağmen, oyunu beğendim, çünkü olay örgüsü tamamen karakter merkezli ve oldukça canlı ve sevimli olan karakterlerin eylemleri ve duyguları etrafında şekilleniyor. Seri için önemli hiçbir şey olmuyor burada şehir nükleer bir patlamayla havaya uçuruluyor, ama bunun için ayrı bir oyuna gerek yoktu. Troikanın varlığı, ikinci oyunla bağlantı kuramaması nedeniyle olay örgüsünü bir nebze de olsa sekteye uğratıyor. YouTube'da birinin bana açıkladığı gibi, RE3R'ın olayları devam oyunundan daha erken başlıyor ve daha geç bitiyor, ancak yine de "Leon zaten yok etmişken Jill hangi Umbrella laboratuvarına indi?" gibi sorular kalıyor; gerçekten aynı şehirde iki yeraltı laboratuvarı mı var? Ya da Leon, roketatar atışıyla ölen bir Tyrant tarafından kovalanırken, Jill, Ölüm Yıldızı'ndan gelen bir salvoyla bile öldürülemeyen Nemesis tarafından neden kovalanıyor? Leon ve Carlos da polis karakolunda iki dakika ile birbirlerini mi kaçırdılar? Temelde, bir şişe içki olmadan bunu çözemezsiniz ve gerçekten de gerekli değil; hikaye, hoş bir şekilde anlatılmış olsa da, bu tür beyin fırtınalarını haklı çıkarmıyor. Ayrıca, her iki oyun da aynı yerde ve aynı zamanda geçmesine rağmen, kahramanların farklı düşmanlarla karşılaşmasını da seviyorum; işte böyle oluyor. Eleştirilere gelince, gerçekten belirgin bir sorun bulamıyorum. Nemesis'in kendisi, ilk versiyonunda, beni sık sık bir duvarla kendi testisleri arasında sıkıştırıyordu, ancak bu, büyük bir canavarın yakın temas aradığı bu tür oyunlarda yaygın bir sorun ve RE3R bu konuda bana en az sorunu yaşattı. Ayrıca zombi yakalama mekaniğini tamamen yanlış anladım oyun size bir QTE tamamlamanızı söylüyor, ancak sonrasında hiçbir şey yapmamış gibi hasar almaya devam ediyorsunuz. Yani bunun amacı ne? Bu arada, artık el bombalarını ağzınıza sokamıyorsunuz neredeyse simetrik benzerliklerine rağmen, bu oyunlar temel bir düzeyde birbirinden farklılaşıyor. Özetle, troika görsel olarak hoş bir oyun ve yılda bir kez geri dönebileceğiniz kısa, canlı ve çeşitli bir aksiyon-macera oyunu. Orta halli bir hayatta kalma korku oyunu olsa da harika bir oyun. Resident Evil 4 Yeniden Yapımı Burada çok kısa tutacağım: Oyun kesinlikle muhteşem. Keşif ve bulmacalarla harmanlanmış, onlarca muhteşem durum ve yeterli düzeyde dram içeren saf bir aksiyon gerilim oyunu. Hikaye, orijinalindeki kadar aptalca ve burada da ABD Başkanı'nın kızı, tabancalı tek bir ajan tarafından kurtarılıyor eğer Başkanın kendisini kaçırmış olsalardı, iki ajan gönderirlerdi ve o zaman bile bu kesin değil. Kahramanların o kaleye neden gittikleri de tamamen belirsiz. Ve liste böyle devam ediyor. Ancak mümkün olan yerlerde yönetmenler senaryoyu gözden geçirme konusunda iyi bir iş çıkarıyor ve özellikle Leon, bir gençlik animesinden çıkmış saf, iyi huylu bir karakterden ziyade, düşman hatlarının derinliklerinde savaşmış, sert, tecrübeli bir adama benzemeye başlıyor. En azından, kahramanın, işleri hakkında çok fazla şey bilen küstah bir düzenbaza karşı nazik davranmak için hiçbir nedeni yok. Özellikle bu zor zamanlarda RE4R'ın düzgün bir Leon'un burada. Bu, oyunun Japonlar tarafından geliştirildiği ve Japonların davranış ve diyalog kültürünün bizimkinden çok farklı olduğu düşünüldüğünde özellikle ilginç. Ve yine de, organik ve uygun bir şekilde ortaya çıktı. Oyunun oynanışını ve artılarını anlatmaya kalkışmayacağım; övülecek çok daha fazla şey var. Sadece şunu belirteyim ki, ahlaksız tüccar, üç sıra halinde dizilmiş mühimmat raflarına rağmen mühimmat satmayı kesinlikle reddediyor. Bu arada, oyun beni başından sonuna kadar diken üstünde tuttu, çünkü her silah için en fazla iki yedek şarjörle sürekli olarak yetersiz mühimmat tedariki vardı. Elbette, bu tür oyunlarda, ezilmiş oyuncuyu düşman cesetlerinden elde edilen ekstra mühimmatla cesaretlendirmenin yaygın olduğunu anlıyorum, ancak mühimmat kıtlığının farkında olmak, beni savaşta etkili çözümler bulmaya ve elbette isabetli olmaya teşvik etti. Benim için RE4R, yaşayan bir klasik ve tek oyunculu aksiyon macera oyunlarının, ister nişancı oyunu olsun ister olmasın, nasıl olması gerektiğinin bir örneği. Hatta modern oyun sektöründe gerçekten hoşlanmadığım, silahlar ve yükseltmeleri için hasar değiştiricilerle yapılan gereksiz değişiklikleri bile kolayca affettim. Capcom'a ve kendi geliştirdikleri oyun motoruna, oyunlarının ne kadar iyi tasarlanmış ve optimize edilmiş olduğu konusunda hakkını vermeden edemiyorum. Olması gerektiği gibi çalışan harika bir oyun ne büyük bir keyif. Bu noktada söylemek istediklerim sanırım bu kadar. Benim için bu makalede yer alan dijital ürünleri tanımak en azından eğitici, en fazla ise oldukça değerliydi. Öyle ki, daha önce sevmediğim seriye dair fikrimi bile değiştirdim. Aynı derecede ilginç olan şey ise, tüm ortak temalara rağmen ikinci, üçüncü ve özellikle dördüncü filmin tamamen farklı ürünler olması ve her birinin farklı bir kitleye hitap etmesidir. Bu, yayıncının bilinçli olmasa da çok akıllıca bir kararı. Modern Resident Evil oyunlarının gerçek bir hayranı olmak için Requiem'i tekrar oynamam gerekecek. RE4R'nin başaramadığı hiçbir şeyi ondan beklemiyorum, bu da başlı başına mükemmel bir video oyunu olması gerektiği anlamına geliyor. Makul beklentilere sahip olmak güzel. Japon oyunlarının hayranı olacağımı hiç hayal etmemiştim.
    Beğen
    9
    2 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • 2026'nın en şık oyunu. Gelin Replaced hakkında konuşalım.
    Ben her zaman içeriğin güzel bir paketten çok daha önemli olduğuna inananlardan oldum ve bu yüzden Replaced'in çıkışından önce oldukça endişeliydim. Duyurulduğu andan itibaren oyunun şık ve inanılmaz derecede güzel olacağından şüphe yoktu, ancak geliştiricilerin düzgün bir oyun mekaniği oluşturup ilgi çekici bir hikaye anlatabileceklerinden emin değildim.


    Oyunun geliştirme süreci, kısmen 2022'deki olaylar nedeniyle gecikti; bu olaylarda personelin büyük bir kısmı ve stüdyonun kendisi Kıbrıs'a taşındı. Ancak nihayet 2026'da yaratıcılar eserlerini halka sundular ve biz de onu değerlendirmek ve tartışmak için çok mutluyuz.

    Oyun, alternatif bir 1980'ler Amerika'sında başlıyor. Yerel efsaneye göre, II. Dünya Savaşı'nın sonunda atom bombaları Japonya'ya değil, Amerika Birleşik Devletleri'ne düşmüş ve bu da devasa bir mega şirketin akıl almaz derecede büyük bir güç elde etmesine olanak sağlayan bir dizi krize yol açmıştır. Ve şunu da belirtmek gerekir ki, bu dünyanın anlatısı başlı başına inanılmaz derecede büyüleyici; çünkü kurgusal olaylar, Watergate skandalı ve Küba Füze Krizi gibi gerçek hayattaki olaylarla iç içe geçerek, sadece bir arka plan olsa da, canlı ve unutulmaz benzersiz bir dünya yaratıyor.

    Aynı zamanda, yerel dünya hakkında, Şirketin toplumu devasa bir duvarla ikiye nasıl böldüğü hakkında daha fazla şey öğreniyoruz: bir tarafta çorak arazi, kıyamet sonrası bir dünya ve hayatın diğer sefaletleri varken, diğer tarafta refah ve cesur yeni bir dünya uzanıyor. Bu iki dünya arasında bir bağlantı var, ancak bunun detaylarına girmek istemiyorum, çünkü gerçekten büyüleyici olduğu için kendiniz keşfedebilirsiniz.

    Ayrıca nadiren özel bir şeye dönüşen, genellikle kahramana küçük avantajlar sağlayan önemsiz eşya getir-götür görevleri de var; ancak bunlar dünyanın genel tablosuna katkıda bulunuyor ve birkaç kez gerçekten etkileyici olabiliyorlar. Küçük bir kızdan babasından kalan son hatıra olan dürbünü aldıktan sonra, ağzımda kötü bir tat kaldı ve hatta o görevi tamamladığım için üzüldüm.

    Ancak, oyunun genel havası genellikle melankolik bir tondadır; bu melankolik hava bazen şiddetli saldırganlık patlamalarıyla kesintiye uğrar, ancak çoğunlukla tam olarak bu sessiz hüzün, ya da İngilizlerin dediği gibi spleen, hakimdir.

    Ancak oyun zaman zaman mizah da içeriyor; Kino şarkılarından alıntılar veya komik bir Metal Gear göndermesi gibi birkaç zekice gönderme var. Oyunda bunlardan çok fazla yok, bu yüzden endişelenmeyin, kesinlikle komediye dönüşmüyor.

    Genel olarak, buradaki hikaye beklenmedik bir şekilde beklediğimden çok daha iyi çıktı. Açıkçası, hiç hikaye olmayacağını, sadece ana karakterin eylemlerinin temel bir motivasyonu olacağını düşünmüştüm. Bunun yerine, William Gibson ve Philip K. ****'ten açıkça esinlenilmiş oldukça iyi bir olay örgüsüyle karşılaştım. Bu yüzden yazarlara büyük bir alkış ve şimdi de kişisel olarak şüphelerim olan bir sonraki konuya geçelim. Gördüğünüz gibi, şimdi oyun mekaniğini tartışmak için mükemmel bir zaman. Hadi başlayalım.


    Replaced'in oynanışı üç ana bileşene, daha doğrusu iki büyük bileşene ve nefes almak için bir küçük bileşene ayrılabilir. İlk olarak bundan başlayalım, çünkü her bölümün sonunda oyun bizi tren istasyonuna, etrafta dolaşabileceğimiz, insanlarla sohbet edebileceğimiz ve çeşitli yan mini görevleri tamamlayabileceğimiz yerel bir merkeze geri döndürüyor. Buna biraz RPG diyebilirsiniz, tam anlamıyla bir RPG değil ama bazı yönleri eklenmiş. Genel olarak, bu bölümler ilkel ve özellikle ilgi çekici bir şeyden yoksun, ancak uzun, adrenalin dolu bölümlerden sonra nefes almak için güzel bir yol sunuyorlar. Ve ben buna gerçekten karşı değilim.

    https://www.youtube.com/watch?v=h7pKOeBUyCk
    Ben her zaman içeriğin güzel bir paketten çok daha önemli olduğuna inananlardan oldum ve bu yüzden Replaced'in çıkışından önce oldukça endişeliydim. Duyurulduğu andan itibaren oyunun şık ve inanılmaz derecede güzel olacağından şüphe yoktu, ancak geliştiricilerin düzgün bir oyun mekaniği oluşturup ilgi çekici bir hikaye anlatabileceklerinden emin değildim. Oyunun geliştirme süreci, kısmen 2022'deki olaylar nedeniyle gecikti; bu olaylarda personelin büyük bir kısmı ve stüdyonun kendisi Kıbrıs'a taşındı. Ancak nihayet 2026'da yaratıcılar eserlerini halka sundular ve biz de onu değerlendirmek ve tartışmak için çok mutluyuz. Oyun, alternatif bir 1980'ler Amerika'sında başlıyor. Yerel efsaneye göre, II. Dünya Savaşı'nın sonunda atom bombaları Japonya'ya değil, Amerika Birleşik Devletleri'ne düşmüş ve bu da devasa bir mega şirketin akıl almaz derecede büyük bir güç elde etmesine olanak sağlayan bir dizi krize yol açmıştır. Ve şunu da belirtmek gerekir ki, bu dünyanın anlatısı başlı başına inanılmaz derecede büyüleyici; çünkü kurgusal olaylar, Watergate skandalı ve Küba Füze Krizi gibi gerçek hayattaki olaylarla iç içe geçerek, sadece bir arka plan olsa da, canlı ve unutulmaz benzersiz bir dünya yaratıyor. Aynı zamanda, yerel dünya hakkında, Şirketin toplumu devasa bir duvarla ikiye nasıl böldüğü hakkında daha fazla şey öğreniyoruz: bir tarafta çorak arazi, kıyamet sonrası bir dünya ve hayatın diğer sefaletleri varken, diğer tarafta refah ve cesur yeni bir dünya uzanıyor. Bu iki dünya arasında bir bağlantı var, ancak bunun detaylarına girmek istemiyorum, çünkü gerçekten büyüleyici olduğu için kendiniz keşfedebilirsiniz. Ayrıca nadiren özel bir şeye dönüşen, genellikle kahramana küçük avantajlar sağlayan önemsiz eşya getir-götür görevleri de var; ancak bunlar dünyanın genel tablosuna katkıda bulunuyor ve birkaç kez gerçekten etkileyici olabiliyorlar. Küçük bir kızdan babasından kalan son hatıra olan dürbünü aldıktan sonra, ağzımda kötü bir tat kaldı ve hatta o görevi tamamladığım için üzüldüm. Ancak, oyunun genel havası genellikle melankolik bir tondadır; bu melankolik hava bazen şiddetli saldırganlık patlamalarıyla kesintiye uğrar, ancak çoğunlukla tam olarak bu sessiz hüzün, ya da İngilizlerin dediği gibi spleen, hakimdir. Ancak oyun zaman zaman mizah da içeriyor; Kino şarkılarından alıntılar veya komik bir Metal Gear göndermesi gibi birkaç zekice gönderme var. Oyunda bunlardan çok fazla yok, bu yüzden endişelenmeyin, kesinlikle komediye dönüşmüyor. Genel olarak, buradaki hikaye beklenmedik bir şekilde beklediğimden çok daha iyi çıktı. Açıkçası, hiç hikaye olmayacağını, sadece ana karakterin eylemlerinin temel bir motivasyonu olacağını düşünmüştüm. Bunun yerine, William Gibson ve Philip K. Dick'ten açıkça esinlenilmiş oldukça iyi bir olay örgüsüyle karşılaştım. Bu yüzden yazarlara büyük bir alkış ve şimdi de kişisel olarak şüphelerim olan bir sonraki konuya geçelim. Gördüğünüz gibi, şimdi oyun mekaniğini tartışmak için mükemmel bir zaman. Hadi başlayalım. Replaced'in oynanışı üç ana bileşene, daha doğrusu iki büyük bileşene ve nefes almak için bir küçük bileşene ayrılabilir. İlk olarak bundan başlayalım, çünkü her bölümün sonunda oyun bizi tren istasyonuna, etrafta dolaşabileceğimiz, insanlarla sohbet edebileceğimiz ve çeşitli yan mini görevleri tamamlayabileceğimiz yerel bir merkeze geri döndürüyor. Buna biraz RPG diyebilirsiniz, tam anlamıyla bir RPG değil ama bazı yönleri eklenmiş. Genel olarak, bu bölümler ilkel ve özellikle ilgi çekici bir şeyden yoksun, ancak uzun, adrenalin dolu bölümlerden sonra nefes almak için güzel bir yol sunuyorlar. Ve ben buna gerçekten karşı değilim. https://www.youtube.com/watch?v=h7pKOeBUyCk
    Beğen
    10
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Arkadaşlar, oyunları gamepad ile oynamanızı tavsiye ederim
    Saf bir nişancı veya strateji oyunu (ya da taktiksel bir RPG, ama bu biraz abartı) olmadığı sürece, bir gamepad genellikle klavye ve fareden çok daha iyi performans gösterir. Kendiniz deneyin. Daha az yorulursunuz sandalyenize yaslanabilir veya hatta yatağınıza uzanabilirsiniz. Kumanda kolları ve düğmeler inanılmaz derecede rahat ve kullanışlıdır.

    Klavye ve fare, eğlenceden çok iş gibi hissettirir. Öte yandan, bir gamepad anında rahatlamanızı sağlar. Oyun oynadığınızı bilirsiniz. Birçok kişi için önemli olan titreşim veya arka ışıklandırma da güzel bir bonus. Evet, birçok kişi için oyunların %90'ında klavye ve fare standarttır, ancak bir gamepad'i deneyin! Buna değer.
    Saf bir nişancı veya strateji oyunu (ya da taktiksel bir RPG, ama bu biraz abartı) olmadığı sürece, bir gamepad genellikle klavye ve fareden çok daha iyi performans gösterir. Kendiniz deneyin. Daha az yorulursunuz sandalyenize yaslanabilir veya hatta yatağınıza uzanabilirsiniz. Kumanda kolları ve düğmeler inanılmaz derecede rahat ve kullanışlıdır. Klavye ve fare, eğlenceden çok iş gibi hissettirir. Öte yandan, bir gamepad anında rahatlamanızı sağlar. Oyun oynadığınızı bilirsiniz. Birçok kişi için önemli olan titreşim veya arka ışıklandırma da güzel bir bonus. Evet, birçok kişi için oyunların %90'ında klavye ve fare standarttır, ancak bir gamepad'i deneyin! Buna değer.
    Beğen
    4
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Crysis Oyunun sırrı (en sonunda) ortaya çıktı.
    Crysis oynamayı hiç planlamamıştım, ancak bir video izlerken her bölümün tamamlanmasının biraz zaman aldığı (15 saate kadar) hakkındaki yazısına denk geldim ve son zamanlarda bu tarz oyunlara özlem duyuyordum, bu yüzden bu oyun serisine dalmaya karar verdim.

    Patlama gerçekten muhteşemdi... İlk üç dört saat "alanın yarısını gizlice geç > rastgele bir Koreli tarafından öldürül > tekrarla" modunda geçti. Bir süre sonra siper almanın her şey olduğunu, Rambo gibi belaya dalmanın bir anlamı olmadığını ve gizlilikten sonra enerji harcamamak için zırhınızı açmanız gerektiğini fark ettim.

    Oyun bundan sonra çok daha kolaylaştı, rastgele ölümler önemli ölçüde azaldı, ancak beni rahatsız eden bir şey vardı: silah özelleştirme eksikliği. Uzun süre bu özelliğin hikayenin belirli bir noktasından sonra açılacağını düşündüm, çünkü oyun kumandasında bundan sorumlu bir düğme yoktu. Meğerse sadece "Select" tuşunu basılı tutmanız gerekiyormuş ve bir menü açılıyormuş (benim gibi bunu oyunun ortasında keşfeden bir Reddit kullanıcısına teşekkürler).

    Oyunun ilk yarısı açıkçası sıkıcıydı. Elbette, uzaylılarla ilgili bazı ipuçları vardı, ama bunun dışında Amerikalılar ve Koreliler arasında oldukça ilgisiz bir çatışmaydı. Ancak, zaten bayatlamış olan savaşları güzelce canlandıran tank göreviyle birlikte, olay örgüsü hız kazanmaya başladı ve "Oyunu bırakma zamanı geldi mi?" düşüncesi tamamen ortadan kalktı.

    Oyunun son üçte birlik kısmı en iyi bölümü: ilgi çekici mekanlar ve görseller, bol aksiyon, ilgi çekici bir şekilde sunulan hikaye ve devam oyununa zemin hazırlayan destansı bir son.

    Oyun, Steam Deck'te varsayılan ayarlarda önemli bir düşüş olmadan 50-60 fps civarında iyi çalışıyor. Sadece biraz daha istikrarlı olması için bitki örtüsünü düşüğe indirdim.

    Oyunun başarımları aslında zor değil: En zor zorluk seviyesinde tamamlamanız, tüm yan görevleri bitirmeniz (kaçırmak zor) gerekiyor ve sadece birkaç durumsal başarım zorlayıcı olabilir, ancak gerekli bölümleri tekrar oynayabilirsiniz. Oynamadan önce rehbere göz atmanızı tavsiye ederim; yeterli olacaktır (çok fazla spoiler yok).

    Crysis'i beğendiğimi söyleyebilirim, ancak asıl önemli olan sıkıcı başlangıcı atlatmak, sonrasında oyun ilgi çekici hale geliyor.

    Yarın "her şey harika fiyata" konulu bir yazı hazırlamayı planlıyorum ve Çarşamba günü de Crysis 2 hakkında konuşacağım (spoiler uyarısı).

    Okuduğunuz için teşekkürler ve iyi günler dilerim

    Crysis oynamayı hiç planlamamıştım, ancak bir video izlerken her bölümün tamamlanmasının biraz zaman aldığı (15 saate kadar) hakkındaki yazısına denk geldim ve son zamanlarda bu tarz oyunlara özlem duyuyordum, bu yüzden bu oyun serisine dalmaya karar verdim. Patlama gerçekten muhteşemdi... İlk üç dört saat "alanın yarısını gizlice geç > rastgele bir Koreli tarafından öldürül > tekrarla" modunda geçti. Bir süre sonra siper almanın her şey olduğunu, Rambo gibi belaya dalmanın bir anlamı olmadığını ve gizlilikten sonra enerji harcamamak için zırhınızı açmanız gerektiğini fark ettim. Oyun bundan sonra çok daha kolaylaştı, rastgele ölümler önemli ölçüde azaldı, ancak beni rahatsız eden bir şey vardı: silah özelleştirme eksikliği. Uzun süre bu özelliğin hikayenin belirli bir noktasından sonra açılacağını düşündüm, çünkü oyun kumandasında bundan sorumlu bir düğme yoktu. Meğerse sadece "Select" tuşunu basılı tutmanız gerekiyormuş ve bir menü açılıyormuş (benim gibi bunu oyunun ortasında keşfeden bir Reddit kullanıcısına teşekkürler). Oyunun ilk yarısı açıkçası sıkıcıydı. Elbette, uzaylılarla ilgili bazı ipuçları vardı, ama bunun dışında Amerikalılar ve Koreliler arasında oldukça ilgisiz bir çatışmaydı. Ancak, zaten bayatlamış olan savaşları güzelce canlandıran tank göreviyle birlikte, olay örgüsü hız kazanmaya başladı ve "Oyunu bırakma zamanı geldi mi?" düşüncesi tamamen ortadan kalktı. Oyunun son üçte birlik kısmı en iyi bölümü: ilgi çekici mekanlar ve görseller, bol aksiyon, ilgi çekici bir şekilde sunulan hikaye ve devam oyununa zemin hazırlayan destansı bir son. Oyun, Steam Deck'te varsayılan ayarlarda önemli bir düşüş olmadan 50-60 fps civarında iyi çalışıyor. Sadece biraz daha istikrarlı olması için bitki örtüsünü düşüğe indirdim. Oyunun başarımları aslında zor değil: En zor zorluk seviyesinde tamamlamanız, tüm yan görevleri bitirmeniz (kaçırmak zor) gerekiyor ve sadece birkaç durumsal başarım zorlayıcı olabilir, ancak gerekli bölümleri tekrar oynayabilirsiniz. Oynamadan önce rehbere göz atmanızı tavsiye ederim; yeterli olacaktır (çok fazla spoiler yok). Crysis'i beğendiğimi söyleyebilirim, ancak asıl önemli olan sıkıcı başlangıcı atlatmak, sonrasında oyun ilgi çekici hale geliyor. Yarın "her şey harika fiyata" konulu bir yazı hazırlamayı planlıyorum ve Çarşamba günü de Crysis 2 hakkında konuşacağım (spoiler uyarısı). Okuduğunuz için teşekkürler ve iyi günler dilerim
    Beğen
    2
    2 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Kaçırmamanız gereken güncel bir teknoloji analizi:

    **WINDOWS 10 PROFIL ŞIFRESINI ATLAMA YÖNTEMI?**

    Büyükbabam birkaç hafta önce bir huzurevine yerleşti. Ağır demans hastası ve bu nedenle pek çok şeyi hatırlamıyor. Maalesef, bilgisayarındaki profillerinden birinin şifresini de unutuyor. Birçok şey denedim ama hiçbir şey işe yaramadı. Windows konusunda çok bilgili değilim, bu yüzden birisi bana...

    ───────────────
    Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz:

    https://techforum.tr/threads/6095/

    #windows #profil #şifresini #atlama #yöntemi #teknoloji #techforumtr
    📍 Kaçırmamanız gereken güncel bir teknoloji analizi: 📌 **WINDOWS 10 PROFIL ŞIFRESINI ATLAMA YÖNTEMI?** 📝 Büyükbabam birkaç hafta önce bir huzurevine yerleşti. Ağır demans hastası ve bu nedenle pek çok şeyi hatırlamıyor. Maalesef, bilgisayarındaki profillerinden birinin şifresini de unutuyor. Birçok şey denedim ama hiçbir şey işe yaramadı. Windows konusunda çok bilgili değilim, bu yüzden birisi bana... ─────────────── 👉 Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz: 🔗 https://techforum.tr/threads/6095/ #windows #profil #şifresini #atlama #yöntemi #teknoloji #techforumtr
    Beğen
    4
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 613 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
Daha Fazla Sonuç
Oyun Gündemi
Yükleniyor...
Forum Son Yazılan Konular
TechForumTR https://techforum.tr/sosyal