• iOS 27, iPadOS 27, macOS 27 ve watchOS 27 Yayınlandı Hangi Cihazlar Güncelleme Alacak?
    Apple, iOS 27, iPadOS 27, macOS 27, watchOS 27, tvOS 27 ve visionOS 27 güncellemelerini kullanıma sundu.

    Yeni sürümlerle birlikte performans, fotoğraf düzenleme, bağlantı özellikleri ve kullanıcı arayüzünde çeşitli yenilikler gelirken bazı eski iPad, Apple Watch ve Intel işlemcili Mac modellerinin desteği sona erdi.

    iOS 27 Hangi iPhone Modellerine Geliyor?

    iOS 27, iOS 26 çalıştırabilen tüm iPhone modellerine yüklenebiliyor.

    Bu yıl iPhone tarafında herhangi bir model destek dışı bırakılmadı.

    Desteklenen modeller arasında şunlar bulunuyor.
    1. iPhone 17 Pro Max
    2. iPhone 17 Pro
    3. iPhone Air
    4. iPhone 17
    5. iPhone 17e
    6. iPhone 16 Pro Max
    7. iPhone 16 Pro
    8. iPhone 16 Plus
    9. iPhone 16
    10. iPhone 16e
    11. iPhone 15 Pro Max
    12. iPhone 15 Pro
    13. iPhone 15 Plus
    14. iPhone 15
    15. iPhone 14 Pro Max
    16. iPhone 14 Pro
    17. iPhone 14 Plus
    18. iPhone 14
    19. iPhone 13 Pro Max
    20. iPhone 13 Pro
    21. iPhone 13
    22. iPhone 13 mini
    23. iPhone 12 Pro Max
    24. iPhone 12 Pro
    25. iPhone 12
    26. iPhone 12 mini
    27. iPhone 11 Pro Max
    28. iPhone 11 Pro
    29. iPhone 11
    30. iPhone SE 2. nesil ve daha yeni modeller

    Bazı iPad Modellerinin Desteği Sona Erdi

    iPad tarafında ise bazı eski modeller iPadOS 27 güncellemesini alamıyor.

    Apple A12X Bionic yongasına sahip iPad Pro modelleri destek dışında kalırken, Apple A12Z Bionic kullanan modeller güncellemeyi almaya devam ediyor.

    Ayrıca aşağıdaki modeller iPadOS 27 desteğini kaybediyor:
    1. iPad Air 3. nesil
    2. iPad 8. nesil
    3. iPad mini 5. nesil
    4. 12,9 inç iPad Pro 3. nesil
    5. 11 inç iPad Pro 1. nesil
    iPadOS 27 desteği devam eden modeller arasında daha yeni iPad Pro, iPad Air, iPad ve iPad mini modelleri bulunuyor.

    watchOS 27 İçin Destek Listesi Daraldı

    En büyük destek değişikliklerinden biri Apple Watch tarafında yaşandı.

    Apple Watch Series 6, Series 7 ve Series 8 artık watchOS 27 güncellemesini alamıyor.

    İlk nesil Apple Watch Ultra ve Apple Watch SE 2 de destek dışında kaldı.

    watchOS 27 desteği alan modeller arasında:
    1. Apple Watch Series 9
    2. Apple Watch Series 10
    3. Apple Watch Series 11
    4. Apple Watch SE 3
    5. Apple Watch Ultra 2
    6. Apple Watch Ultra 3
    bulunuyor.

    Intel İşlemcili Mac Modellerine macOS 27 Gelmiyor

    macOS 27 Golden Gate ile birlikte Intel işlemcili Mac modelleri için büyük bir değişiklik yapıldı.

    Intel işlemcili hiçbir Mac modeli macOS 27 güncellemesini almıyor.

    Destek dışında kalan modeller arasında 2020 Mac mini, 2020 iMac ve 2019 model 16 inç MacBook Pro gibi son Intel işlemcili modeller de bulunuyor.

    Apple işlemcili daha yeni Mac modellerinin tamamı ise macOS 27 desteğini sürdürüyor.

    Desteklenen başlıca modeller:
    1. MacBook Neo 2026
    2. Apple işlemcili MacBook Air 2020 ve sonrası
    3. Apple işlemcili MacBook Pro 2020 ve sonrası
    4. Apple işlemcili iMac 2021 ve sonrası
    5. Apple işlemcili Mac mini 2020 ve sonrası
    6. Mac Studio 2022 ve sonrası
    7. Apple işlemcili Mac Pro 2023

    Güncelleme Her Cihazda Aynı Anda Görünmeyebilir

    Apple yeni işletim sistemi sürümlerini bütün cihazlara aynı anda ulaştırmayabiliyor.

    Bu nedenle güncelleme hemen görünmüyorsa cihazın ayarlar bölümünden yazılım güncellemesini manuel olarak kontrol etmek gerekebiliyor.

    iOS 27 ile Gelen Yenilikler

    iOS 27 yalnızca yeni iPhone modellerine yönelik özellikler getirmiyor. Mevcut iPhone modellerinde de çeşitli performans ve kullanım geliştirmeleri bulunuyor.

    Apple'ın hedeflediği iyileştirmeler arasında uygulamaların yüzde 30'a kadar daha hızlı açılması yer alıyor.

    Ayrıca AirDrop ile yapılan dosya aktarımlarının hızlandırılması ve fotoğrafların fotoğraf arşivinde daha hızlı kullanılabilir hale gelmesi hedefleniyor.

    Fotoğraf Düzenleme Özellikleri Geliştirildi

    Fotoğraf düzenleme sistemi de yenilendi.

    Yapay zekâ yardımıyla görüntülerin yeniden konumlandırılması ve iyileştirilmesi mümkün hale geliyor.

    Görüntülerdeki istenmeyen nesneleri kaldırmaya yarayan aracın da geliştirildiği belirtiliyor.

    Sıvı Cam Tasarımında Değişiklikler

    Apple, Sıvı Cam olarak adlandırılan arayüz tasarımını da geliştirdi.

    Yeni ayar sayesinde kullanıcılar arayüzdeki şeffaflık seviyesinin yoğunluğunu değiştirebiliyor.

    Kontrastın artırılması da yeni sürümde yapılan düzenlemeler arasında.

    Safari ve Mail Yenilikleri

    Safari artık açık sekmeleri konularına göre otomatik şekilde gruplandırabiliyor.

    Mail uygulamasındaki arama sistemi de geliştirilmiş durumda.

    Wi-Fi ile hücresel veri arasında geçişin de önceki sürüme göre daha hızlı gerçekleşmesi hedefleniyor.

    CarPlay İçin Video Desteği

    iOS 27 ile birlikte bazı araçlarda CarPlay üzerinden video oynatma desteği sunuluyor.

    AirPlay yardımıyla aracın bilgi ve eğlence ekranına video aktarılabiliyor.

    Geliştiriciler de CarPlay uygulamalarına video içeriği ekleyebiliyor.

    Ancak güvenlik nedeniyle video oynatma yalnızca araç hareketsiz durumdayken kullanılabiliyor.

    Konum Paylaşımında Daha Fazla Kontrol

    Konumumu Bul uygulamasında konum paylaşımı için daha ayrıntılı zaman seçenekleri sunuluyor.

    Kullanıcılar konum paylaşımının ne zaman sona ereceğini belirli bir süre veya tarih seçerek ayarlayabiliyor.

    Konum paylaşımı gün sonuna kadar geçici olarak da duraklatılabiliyor.

    Çocuk Güvenliği Özellikleri Geliştirildi

    iOS 27, iPadOS 27 ve macOS 27 ile birlikte çocuk güvenliği alanında da çeşitli geliştirmeler yapıldı.

    Bu yenilikler Apple'ın farklı cihaz türlerinde sunduğu güvenlik araçlarını kapsıyor.

    Avrupa Birliği'nde Siri Yapay Zekâsı Kullanılamıyor

    Kaynakta belirtilen bilgilere göre Siri'nin yeni yapay zekâ özellikleri Avrupa Birliği'nde iOS 27, iPadOS 27 ve watchOS 27 üzerinde kullanılamıyor.

    Apple bunun nedenini Avrupa Birliği'nin Dijital Pazarlar Yasası kapsamındaki düzenlemelere bağlıyor.

    Siri'nin yapay zekâ özellikleri Avrupa Birliği'nde macOS 27 ve visionOS 27 tarafında ise kullanılabiliyor.

    iOS 26.7 Güncellemesi de Yayınlandı

    Apple, iOS 27 ile birlikte güvenlik güncellemeleri içeren iOS 26.7 sürümünü de yayınladı.

    Kullanıcılar iOS 27'ye hemen geçmek istemiyorsa iOS 26.7 seçeneğini kullanabiliyor.

    Bazı cihazlarda güncelleme ekranında iOS 27 seçildikten sonraki aşamada iOS 26.7 adı görünebiliyor.

    Kaynakta yapılan kontrolde, kullanıcı daha önce iOS 27'yi seçmişse sonraki ekranda iOS 26.7 görünmesine rağmen iOS 27'nin doğru şekilde yüklendiği belirtiliyor.

    Özet

    Apple'ın 27 serisi işletim sistemi güncellemeleri iPhone, iPad, Apple Watch ve Mac tarafında kullanıma sunuldu.

    iPhone tarafında iOS 26 desteğine sahip modeller iOS 27'yi almaya devam ederken, bazı eski iPad ve Apple Watch modellerinin desteği sona erdi.

    Mac tarafında ise Intel işlemcili modeller artık macOS 27 güncellemesini alamıyor.

    iOS 27 ile performans geliştirmeleri, yenilenen fotoğraf düzenleme araçları, Sıvı Cam arayüzündeki değişiklikler, Safari sekme gruplandırması, geliştirilmiş konum paylaşımı ve CarPlay video desteği gibi çeşitli yenilikler sunuluyor.
    Apple, iOS 27, iPadOS 27, macOS 27, watchOS 27, tvOS 27 ve visionOS 27 güncellemelerini kullanıma sundu. Yeni sürümlerle birlikte performans, fotoğraf düzenleme, bağlantı özellikleri ve kullanıcı arayüzünde çeşitli yenilikler gelirken bazı eski iPad, Apple Watch ve Intel işlemcili Mac modellerinin desteği sona erdi. [h2]iOS 27 Hangi iPhone Modellerine Geliyor?[/h2] iOS 27, iOS 26 çalıştırabilen tüm iPhone modellerine yüklenebiliyor. Bu yıl iPhone tarafında herhangi bir model destek dışı bırakılmadı. [b]Desteklenen modeller arasında şunlar bulunuyor.[/b] [ol] [li]iPhone 17 Pro Max[/li] [li]iPhone 17 Pro[/li] [li]iPhone Air[/li] [li]iPhone 17[/li] [li]iPhone 17e[/li] [li]iPhone 16 Pro Max[/li] [li]iPhone 16 Pro[/li] [li]iPhone 16 Plus[/li] [li]iPhone 16[/li] [li]iPhone 16e[/li] [li]iPhone 15 Pro Max[/li] [li]iPhone 15 Pro[/li] [li]iPhone 15 Plus[/li] [li]iPhone 15[/li] [li]iPhone 14 Pro Max[/li] [li]iPhone 14 Pro[/li] [li]iPhone 14 Plus[/li] [li]iPhone 14[/li] [li]iPhone 13 Pro Max[/li] [li]iPhone 13 Pro[/li] [li]iPhone 13[/li] [li]iPhone 13 mini[/li] [li]iPhone 12 Pro Max[/li] [li]iPhone 12 Pro[/li] [li]iPhone 12[/li] [li]iPhone 12 mini[/li] [li]iPhone 11 Pro Max[/li] [li]iPhone 11 Pro[/li] [li]iPhone 11[/li] [li]iPhone SE 2. nesil ve daha yeni modeller[/li] [/ol] [h2]Bazı iPad Modellerinin Desteği Sona Erdi[/h2] iPad tarafında ise bazı eski modeller iPadOS 27 güncellemesini alamıyor. Apple A12X Bionic yongasına sahip iPad Pro modelleri destek dışında kalırken, Apple A12Z Bionic kullanan modeller güncellemeyi almaya devam ediyor. Ayrıca aşağıdaki modeller iPadOS 27 desteğini kaybediyor: [ol] [li]iPad Air 3. nesil[/li] [li]iPad 8. nesil[/li] [li]iPad mini 5. nesil[/li] [li]12,9 inç iPad Pro 3. nesil[/li] [li]11 inç iPad Pro 1. nesil[/li] [/ol] iPadOS 27 desteği devam eden modeller arasında daha yeni iPad Pro, iPad Air, iPad ve iPad mini modelleri bulunuyor. [h2]watchOS 27 İçin Destek Listesi Daraldı[/h2] En büyük destek değişikliklerinden biri Apple Watch tarafında yaşandı. Apple Watch Series 6, Series 7 ve Series 8 artık watchOS 27 güncellemesini alamıyor. İlk nesil Apple Watch Ultra ve Apple Watch SE 2 de destek dışında kaldı. watchOS 27 desteği alan modeller arasında: [ol] [li]Apple Watch Series 9[/li] [li]Apple Watch Series 10[/li] [li]Apple Watch Series 11[/li] [li]Apple Watch SE 3[/li] [li]Apple Watch Ultra 2[/li] [li]Apple Watch Ultra 3[/li] [/ol] bulunuyor. [h2]Intel İşlemcili Mac Modellerine macOS 27 Gelmiyor[/h2] macOS 27 Golden Gate ile birlikte Intel işlemcili Mac modelleri için büyük bir değişiklik yapıldı. Intel işlemcili hiçbir Mac modeli macOS 27 güncellemesini almıyor. Destek dışında kalan modeller arasında 2020 Mac mini, 2020 iMac ve 2019 model 16 inç MacBook Pro gibi son Intel işlemcili modeller de bulunuyor. Apple işlemcili daha yeni Mac modellerinin tamamı ise macOS 27 desteğini sürdürüyor. Desteklenen başlıca modeller: [ol] [li]MacBook Neo 2026[/li] [li]Apple işlemcili MacBook Air 2020 ve sonrası[/li] [li]Apple işlemcili MacBook Pro 2020 ve sonrası[/li] [li]Apple işlemcili iMac 2021 ve sonrası[/li] [li]Apple işlemcili Mac mini 2020 ve sonrası[/li] [li]Mac Studio 2022 ve sonrası[/li] [li]Apple işlemcili Mac Pro 2023[/li] [/ol] [h2]Güncelleme Her Cihazda Aynı Anda Görünmeyebilir[/h2] Apple yeni işletim sistemi sürümlerini bütün cihazlara aynı anda ulaştırmayabiliyor. Bu nedenle güncelleme hemen görünmüyorsa cihazın ayarlar bölümünden yazılım güncellemesini manuel olarak kontrol etmek gerekebiliyor. [h2]iOS 27 ile Gelen Yenilikler[/h2] iOS 27 yalnızca yeni iPhone modellerine yönelik özellikler getirmiyor. Mevcut iPhone modellerinde de çeşitli performans ve kullanım geliştirmeleri bulunuyor. Apple'ın hedeflediği iyileştirmeler arasında uygulamaların yüzde 30'a kadar daha hızlı açılması yer alıyor. Ayrıca AirDrop ile yapılan dosya aktarımlarının hızlandırılması ve fotoğrafların fotoğraf arşivinde daha hızlı kullanılabilir hale gelmesi hedefleniyor. [h2]Fotoğraf Düzenleme Özellikleri Geliştirildi[/h2] Fotoğraf düzenleme sistemi de yenilendi. Yapay zekâ yardımıyla görüntülerin yeniden konumlandırılması ve iyileştirilmesi mümkün hale geliyor. Görüntülerdeki istenmeyen nesneleri kaldırmaya yarayan aracın da geliştirildiği belirtiliyor. [h2]Sıvı Cam Tasarımında Değişiklikler[/h2] Apple, Sıvı Cam olarak adlandırılan arayüz tasarımını da geliştirdi. Yeni ayar sayesinde kullanıcılar arayüzdeki şeffaflık seviyesinin yoğunluğunu değiştirebiliyor. Kontrastın artırılması da yeni sürümde yapılan düzenlemeler arasında. [h2]Safari ve Mail Yenilikleri[/h2] Safari artık açık sekmeleri konularına göre otomatik şekilde gruplandırabiliyor. Mail uygulamasındaki arama sistemi de geliştirilmiş durumda. Wi-Fi ile hücresel veri arasında geçişin de önceki sürüme göre daha hızlı gerçekleşmesi hedefleniyor. [h2]CarPlay İçin Video Desteği[/h2] iOS 27 ile birlikte bazı araçlarda CarPlay üzerinden video oynatma desteği sunuluyor. AirPlay yardımıyla aracın bilgi ve eğlence ekranına video aktarılabiliyor. Geliştiriciler de CarPlay uygulamalarına video içeriği ekleyebiliyor. Ancak güvenlik nedeniyle video oynatma yalnızca araç hareketsiz durumdayken kullanılabiliyor. [h2]Konum Paylaşımında Daha Fazla Kontrol[/h2] Konumumu Bul uygulamasında konum paylaşımı için daha ayrıntılı zaman seçenekleri sunuluyor. Kullanıcılar konum paylaşımının ne zaman sona ereceğini belirli bir süre veya tarih seçerek ayarlayabiliyor. Konum paylaşımı gün sonuna kadar geçici olarak da duraklatılabiliyor. [h2]Çocuk Güvenliği Özellikleri Geliştirildi[/h2] iOS 27, iPadOS 27 ve macOS 27 ile birlikte çocuk güvenliği alanında da çeşitli geliştirmeler yapıldı. Bu yenilikler Apple'ın farklı cihaz türlerinde sunduğu güvenlik araçlarını kapsıyor. [h2]Avrupa Birliği'nde Siri Yapay Zekâsı Kullanılamıyor[/h2] Kaynakta belirtilen bilgilere göre Siri'nin yeni yapay zekâ özellikleri Avrupa Birliği'nde iOS 27, iPadOS 27 ve watchOS 27 üzerinde kullanılamıyor. Apple bunun nedenini Avrupa Birliği'nin Dijital Pazarlar Yasası kapsamındaki düzenlemelere bağlıyor. Siri'nin yapay zekâ özellikleri Avrupa Birliği'nde macOS 27 ve visionOS 27 tarafında ise kullanılabiliyor. [h2]iOS 26.7 Güncellemesi de Yayınlandı[/h2] Apple, iOS 27 ile birlikte güvenlik güncellemeleri içeren iOS 26.7 sürümünü de yayınladı. Kullanıcılar iOS 27'ye hemen geçmek istemiyorsa iOS 26.7 seçeneğini kullanabiliyor. Bazı cihazlarda güncelleme ekranında iOS 27 seçildikten sonraki aşamada iOS 26.7 adı görünebiliyor. Kaynakta yapılan kontrolde, kullanıcı daha önce iOS 27'yi seçmişse sonraki ekranda iOS 26.7 görünmesine rağmen iOS 27'nin doğru şekilde yüklendiği belirtiliyor. [h2]Özet[/h2] Apple'ın 27 serisi işletim sistemi güncellemeleri iPhone, iPad, Apple Watch ve Mac tarafında kullanıma sunuldu. iPhone tarafında iOS 26 desteğine sahip modeller iOS 27'yi almaya devam ederken, bazı eski iPad ve Apple Watch modellerinin desteği sona erdi. Mac tarafında ise Intel işlemcili modeller artık macOS 27 güncellemesini alamıyor. iOS 27 ile performans geliştirmeleri, yenilenen fotoğraf düzenleme araçları, Sıvı Cam arayüzündeki değişiklikler, Safari sekme gruplandırması, geliştirilmiş konum paylaşımı ve CarPlay video desteği gibi çeşitli yenilikler sunuluyor.
    Beğen
    3
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Huawei FreeBuds Neo İncelemesi

    Huawei FreeBuds Neo İncelemesi ANC, LDAC ve Bluetooth 6.0 Bir Arada

    Huawei FreeBuds Neo, kompakt tasarımıyla birlikte aktif gürültü engelleme, LDAC, Bluetooth 6.0 ve uzun pil ömrü gibi özellikleri bir araya getiriyor. Kağıt üzerinde oldukça güçlü görünen kulaklık, günlük kullanımda başarılı olduğu noktalar kadar bazı eksikleriyle de dikkat çekiyor.

    Huawei FreeBuds Neo Neler Sunuyor?

    FreeBuds Neo, Huawei'nin kulak içi kablosuz kulaklık ailesinde orta seviyeye konumlanan modellerden biri. Özellikle küçük tasarım, gelişmiş Bluetooth özellikleri, yüksek çözünürlüklü ses desteği ve aktif gürültü engelleme gibi özelliklerle öne çıkıyor.

    Kulaklıkta 11 mm dinamik sürücüler bulunuyor ve 20 Hz ile 40 kHz arasında frekans aralığı sunuluyor.

    Öne çıkan teknik özellikler:

    -Bluetooth 6.0
    -LDAC desteği
    -L2HC desteği
    -AAC ve SBC desteği
    -Aktif gürültü engelleme (ANC)
    -Şeffaflık modu
    -IP55 su ve toz dayanıklılığı
    -Çoklu cihaz bağlantısı
    -Kulaklık başına yaklaşık 4,9 gram ağırlık

    LDAC ve Yüksek Çözünürlüklü Ses

    FreeBuds Neo'nun dikkat çeken özelliklerinden biri yüksek kaliteli kablosuz ses desteği.

    Huawei telefonlarda L2HC 4.0 ile 48 kHz / 24 bit çözünürlükte 2,3 Mbps seviyesine kadar aktarım yapılabiliyor. Diğer uyumlu Android cihazlarda ise LDAC üzerinden 990 kbps seviyesine kadar ses aktarımı destekleniyor.

    AAC ve SBC desteğinin bulunması sayesinde kulaklık Android ve iPhone cihazlarla da kullanılabiliyor.

    Kompakt ve Hafif Tasarım

    Kulaklıkların her biri yaklaşık 4,9 gram ağırlığında. Sap uzunluğu ise 23 mm civarında. Bu kısa yapı FreeBuds Neo'ya oldukça kompakt bir görünüm kazandırıyor.

    Sap bölümünün tamamen kaldırılmamış olması anten ve mikrofonların daha uygun konumlandırılmasına da yardımcı oluyor.

    Dokunmatik kontrol alanı üzerinden müzik oynatma, duraklatma, şarkı değiştirme, ses seviyesini ayarlama ve gürültü engelleme modları arasında geçiş yapılabiliyor.

    Kontroller Tamamen Özelleştirilemiyor

    Kulaklığın dokunmatik kontrolleri günlük kullanım için yeterli olsa da her hareketi istediğiniz işleve atamak mümkün değil.

    Çift dokunma, üçlü dokunma, kaydırma ve basılı tutma hareketleri için belirli seçenekler bulunuyor fakat tamamen serbest bir kontrol sistemi sunulmuyor.

    Baş Hareketleri ve Takma Algılama

    FreeBuds Neo'da baş hareketleriyle gelen aramaları kabul etme veya reddetme özelliği bulunuyor.

    Kulaklık takma algılama sistemi de kulaklık çıkarıldığında müziği otomatik durdurabiliyor ve tekrar takıldığında oynatmaya devam edebiliyor.

    Ayrıca konuşmaya başladığınızda ortam seslerini daha fazla duymanızı amaçlayan uyarlanabilir ses özellikleri de mevcut.

    Ancak testlerde bu geçişlerin bazı rakiplere göre daha yavaş çalışabildiği görülmüş.

    IP55 Koruma ve Şarj Kutusu

    FreeBuds Neo kulaklıklar IP55 sertifikasına sahip.

    Bu sayede yağmur veya spor sırasında oluşabilecek su sıçramalarına karşı belirli seviyede koruma sağlanıyor. Ancak IP55 sertifikasının yalnızca kulaklıklar için geçerli olduğunu belirtmek gerekiyor. Şarj kutusunun özel bir su ve toz koruması bulunmuyor.

    Şarj kutusu yaklaşık 31 gram, kulaklıklarla birlikte toplam ağırlık ise yaklaşık 42 grama ulaşıyor.

    Pil Ömrü Nasıl?

    Huawei'nin verdiği değerlere göre FreeBuds Neo:
    1. ANC kapalıyken 10 saate kadar
    2. ANC açıkken 6,5 saate kadar
    3. Şarj kutusuyla ANC kapalıyken toplam 40 saate kadar
    4. ANC açıkken kutuyla birlikte yaklaşık 24 saate kadar
    kullanım süresi sunabiliyor.

    Gerçek kullanım testinde ANC açıkken yaklaşık 5 saat 53 dakikalık kullanım süresi elde edilmiş.

    Kulaklıkların yaklaşık 10 dakikalık hızlı şarjla 4 saate kadar müzik dinleme süresi sunabildiği belirtiliyor.

    Kablosuz şarj desteği ise bulunmuyor.

    Huawei Audio Connect Uygulaması

    FreeBuds Neo, Android ve iOS üzerinde Huawei Audio Connect uygulaması üzerinden yönetilebiliyor.

    Uygulama içerisinde:
    1. Pil durumunu görüntüleme
    2. ANC seviyesini değiştirme
    3. Şeffaflık modunu açma
    4. Ses efektlerini düzenleme
    5. 10 bantlı ekolayzır kullanma
    6. Çoklu bağlantıyı yönetme
    7. Takma algılamayı açıp kapatma
    8. Kulaklık uçlarının uyumunu test etme
    9. Yazılım güncelleme
    gibi birçok özellik bulunuyor.

    Ses Kalitesi

    FreeBuds Neo'nun ses performansı genel olarak başarılı.

    Ses tamamen nötr bir karaktere sahip olmasa da güçlü ve dinamik bir sunum yapıyor. Basların gereğinden fazla yükseltilmemiş olması olumlu bir detay.

    Orta frekanslar belirgin şekilde duyulurken tizlerde biraz daha fazla netlik ve parlaklık beklenebilir.

    Düşük ses seviyelerinde özellikle derin basların etkisi azalabiliyor. Çok yüksek ses seviyelerinde ise bas ve tizlerde sertleşme oluşabiliyor.

    Genel olarak günlük müzik dinleme açısından tatmin edici bir ses karakteri sunuyor.

    ANC Performansı

    FreeBuds Neo'da aktif gürültü engelleme bulunması önemli bir avantaj olsa da sistemin performansı üst seviye rakiplerle aynı seviyede değil.

    Monoton ve düşük frekanslı seslerin azaltılmasında etkili olabiliyor fakat konuşma, tren sesi, uçak uğultusu veya çevredeki çeşitli gürültüler tamamen ortadan kaldırılamıyor.

    ANC için farklı seviyeler seçilebiliyor.
    1. Rahat
    2. Dengeli
    3. Ultra
    Ayrıca ortam koşullarına göre seviyeyi otomatik belirleyen dinamik bir mod da bulunuyor.

    Ancak test sırasında otomatik sistemin her zaman en uygun seviyeyi seçmediği görülmüş.

    Şeffaflık Modu

    Şeffaflık modu çevredeki seslerin kulaklığa aktarılmasını sağlıyor.

    Ortam sesi anlaşılır şekilde duyulabiliyor fakat tamamen doğal bir deneyim oluşmuyor. Arka planda hafif bir hışırtı hissedilebiliyor.

    Rüzgarlı ortamlarda da rüzgarın mikrofonlara geliş açısına göre rahatsız edici sesler oluşabiliyor.

    Telefon Görüşmelerinde Mikrofon Kalitesi

    FreeBuds Neo'da telefon görüşmeleri için üç mikrofon ve kemik iletim sensörü kullanılıyor.

    Gürültülü ortamlarda çevredeki sesleri oldukça güçlü şekilde filtreleyebiliyor. Bunun olumlu tarafı karşı tarafa daha az çevre gürültüsü gitmesi.

    Ancak güçlü filtreleme kullanıcının sesini de etkileyebiliyor.

    Testlerde zaman zaman.
    1. Doğal olmayan ses tonu
    2. Yankı
    3. Eko hissi
    4. Aşırı ses filtreleme
    Bu nedenle mikrofon performansı kullanılabilir seviyede olsa da sınıfının en iyileri arasında görünmüyor.

    Gecikme Performansı

    FreeBuds Neo, özel ve evrensel bir düşük gecikme kodeğine sahip değil.

    Huawei uygulamasında oyunlar için düşük ses gecikmesi seçeneği bulunuyor ancak bu mod oyun dışında sürekli şekilde etkinleştirilemiyor.

    Normal kullanımda ölçülen ses gecikmesi yaklaşık 160-180 ms seviyesinde.

    Video izlerken cihazın ses ve görüntüyü senkronize ettiği uygulamalarda ciddi bir sorun hissedilmeyebilir. Ancak gerçek zamanlı tepki gerektiren oyunlarda daha düşük gecikmeli kulaklıklara göre fark oluşabilir.

    Kullanım Konforu

    Doğru silikon uç seçildiğinde FreeBuds Neo günlük kullanımda rahat.

    Ancak test sırasında kulaklıkların özellikle hareketli kullanımda her zaman tamamen sabit kalmadığı görülmüş. Spor yaparken veya yoğun hareket sırasında zaman zaman yeniden ayarlamak gerekebiliyor.

    Takma algılama sisteminin de bazı durumlarda fazla hassas davranabildiği belirtiliyor.

    İşçilik kalitesi tarafında ise FreeBuds Neo oldukça başarılı bulunmuş.

    Huawei FreeBuds Neo Artıları

    1. Başarılı ses kalitesi
    2. LDAC ve L2HC desteği
    3. Aktif gürültü engelleme
    4. Şeffaflık modu
    5. Bluetooth 6.0
    6. İyi pil ömrü
    7. Çoklu cihaz bağlantısı
    8. Tek kulaklıkla kullanım
    9. IP55 sertifikası
    10. Kompakt ve hafif tasarım
    11. Başarılı işçilik
    12. Gelişmiş mobil uygulama

    Huawei FreeBuds Neo Eksileri

    1. ANC performansı üst düzey rakipler kadar güçlü değil
    2. Şeffaflık modunda hafif arka plan gürültüsü oluşabiliyor
    3. Kulakta her zaman çok sıkı durmayabiliyor
    4. Takma algılama zaman zaman fazla hassas çalışabiliyor
    5. Telefon görüşmelerinde ses fazla filtrelenebiliyor
    6. Kontroller tamamen serbest şekilde özelleştirilemiyor
    7. Kablosuz şarj desteği bulunmuyor

    Genel Değerlendirme

    Huawei FreeBuds Neo, özellikle kompakt tasarım, iyi ses kalitesi, LDAC desteği, Bluetooth 6.0, uzun pil ömrü ve zengin uygulama özelliklerini bir arada isteyen kullanıcılar için dikkat çekici bir model.

    Ses performansı günlük kullanım açısından başarılı ve ürünün işçilik kalitesi de oldukça iyi.

    Bununla birlikte ANC performansı beklentiyi çok yükseltmemek gereken alanlardan biri. Gürültü engelleme çalışıyor fakat çevreyi tamamen sessiz hale getiren üst sınıf modeller seviyesine ulaşmıyor.

    Telefon görüşmelerindeki yoğun filtreleme ve kulaklıkların hareket sırasında zaman zaman yeniden ayarlanma ihtiyacı da dikkate alınması gereken noktalar arasında.
    FreeBuds Neo'nun en güçlü tarafları ses kalitesi, bağlantı özellikleri ve zengin yazılım desteği. En belirgin eksikleri ise ANC gücü, telefon görüşmelerindeki aşırı filtreleme ve kulakta her zaman tamamen sabit kalmaması.
    7250TL seviyesindeki fiyatıyla oldukça fazla özellik sunan FreeBuds Neo, özellik zenginliğini ön planda tutan kullanıcılar için değerlendirmeye değer bir kablosuz kulaklık olarak öne çıkıyor.
    [h2]Huawei FreeBuds Neo İncelemesi ANC, LDAC ve Bluetooth 6.0 Bir Arada [/h2] Huawei FreeBuds Neo, kompakt tasarımıyla birlikte aktif gürültü engelleme, LDAC, Bluetooth 6.0 ve uzun pil ömrü gibi özellikleri bir araya getiriyor. Kağıt üzerinde oldukça güçlü görünen kulaklık, günlük kullanımda başarılı olduğu noktalar kadar bazı eksikleriyle de dikkat çekiyor. [h2]Huawei FreeBuds Neo Neler Sunuyor?[/h2] FreeBuds Neo, Huawei'nin kulak içi kablosuz kulaklık ailesinde orta seviyeye konumlanan modellerden biri. Özellikle küçük tasarım, gelişmiş Bluetooth özellikleri, yüksek çözünürlüklü ses desteği ve aktif gürültü engelleme gibi özelliklerle öne çıkıyor. Kulaklıkta 11 mm dinamik sürücüler bulunuyor ve 20 Hz ile 40 kHz arasında frekans aralığı sunuluyor. [b]Öne çıkan teknik özellikler:[/b] -Bluetooth 6.0 -LDAC desteği -L2HC desteği -AAC ve SBC desteği -Aktif gürültü engelleme (ANC) -Şeffaflık modu -IP55 su ve toz dayanıklılığı -Çoklu cihaz bağlantısı -Kulaklık başına yaklaşık 4,9 gram ağırlık [h2]LDAC ve Yüksek Çözünürlüklü Ses[/h2] FreeBuds Neo'nun dikkat çeken özelliklerinden biri yüksek kaliteli kablosuz ses desteği. Huawei telefonlarda L2HC 4.0 ile 48 kHz / 24 bit çözünürlükte 2,3 Mbps seviyesine kadar aktarım yapılabiliyor. Diğer uyumlu Android cihazlarda ise LDAC üzerinden 990 kbps seviyesine kadar ses aktarımı destekleniyor. AAC ve SBC desteğinin bulunması sayesinde kulaklık Android ve iPhone cihazlarla da kullanılabiliyor. [h2]Kompakt ve Hafif Tasarım[/h2] Kulaklıkların her biri yaklaşık 4,9 gram ağırlığında. Sap uzunluğu ise 23 mm civarında. Bu kısa yapı FreeBuds Neo'ya oldukça kompakt bir görünüm kazandırıyor. Sap bölümünün tamamen kaldırılmamış olması anten ve mikrofonların daha uygun konumlandırılmasına da yardımcı oluyor. Dokunmatik kontrol alanı üzerinden müzik oynatma, duraklatma, şarkı değiştirme, ses seviyesini ayarlama ve gürültü engelleme modları arasında geçiş yapılabiliyor. [h3]Kontroller Tamamen Özelleştirilemiyor[/h3] Kulaklığın dokunmatik kontrolleri günlük kullanım için yeterli olsa da her hareketi istediğiniz işleve atamak mümkün değil. Çift dokunma, üçlü dokunma, kaydırma ve basılı tutma hareketleri için belirli seçenekler bulunuyor fakat tamamen serbest bir kontrol sistemi sunulmuyor. [h2]Baş Hareketleri ve Takma Algılama[/h2] FreeBuds Neo'da baş hareketleriyle gelen aramaları kabul etme veya reddetme özelliği bulunuyor. Kulaklık takma algılama sistemi de kulaklık çıkarıldığında müziği otomatik durdurabiliyor ve tekrar takıldığında oynatmaya devam edebiliyor. Ayrıca konuşmaya başladığınızda ortam seslerini daha fazla duymanızı amaçlayan uyarlanabilir ses özellikleri de mevcut. Ancak testlerde bu geçişlerin bazı rakiplere göre daha yavaş çalışabildiği görülmüş. [h2]IP55 Koruma ve Şarj Kutusu[/h2] FreeBuds Neo kulaklıklar IP55 sertifikasına sahip. Bu sayede yağmur veya spor sırasında oluşabilecek su sıçramalarına karşı belirli seviyede koruma sağlanıyor. Ancak IP55 sertifikasının yalnızca kulaklıklar için geçerli olduğunu belirtmek gerekiyor. Şarj kutusunun özel bir su ve toz koruması bulunmuyor. Şarj kutusu yaklaşık 31 gram, kulaklıklarla birlikte toplam ağırlık ise yaklaşık 42 grama ulaşıyor. [h2]Pil Ömrü Nasıl?[/h2] Huawei'nin verdiği değerlere göre FreeBuds Neo: [ol] [li]ANC kapalıyken 10 saate kadar[/li] [li]ANC açıkken 6,5 saate kadar[/li] [li]Şarj kutusuyla ANC kapalıyken toplam 40 saate kadar[/li] [li]ANC açıkken kutuyla birlikte yaklaşık 24 saate kadar[/li][/ol] kullanım süresi sunabiliyor. Gerçek kullanım testinde ANC açıkken yaklaşık 5 saat 53 dakikalık kullanım süresi elde edilmiş. Kulaklıkların yaklaşık 10 dakikalık hızlı şarjla 4 saate kadar müzik dinleme süresi sunabildiği belirtiliyor. Kablosuz şarj desteği ise bulunmuyor. [h2]Huawei Audio Connect Uygulaması[/h2] FreeBuds Neo, Android ve iOS üzerinde Huawei Audio Connect uygulaması üzerinden yönetilebiliyor. Uygulama içerisinde: [ol][li]Pil durumunu görüntüleme[/li] [li]ANC seviyesini değiştirme[/li] [li]Şeffaflık modunu açma[/li] [li]Ses efektlerini düzenleme[/li] [li]10 bantlı ekolayzır kullanma[/li] [li]Çoklu bağlantıyı yönetme[/li] [li]Takma algılamayı açıp kapatma[/li] [li]Kulaklık uçlarının uyumunu test etme[/li] [li]Yazılım güncelleme[/li][/ol] gibi birçok özellik bulunuyor. [h2]Ses Kalitesi[/h2] FreeBuds Neo'nun ses performansı genel olarak başarılı. Ses tamamen nötr bir karaktere sahip olmasa da güçlü ve dinamik bir sunum yapıyor. Basların gereğinden fazla yükseltilmemiş olması olumlu bir detay. Orta frekanslar belirgin şekilde duyulurken tizlerde biraz daha fazla netlik ve parlaklık beklenebilir. Düşük ses seviyelerinde özellikle derin basların etkisi azalabiliyor. Çok yüksek ses seviyelerinde ise bas ve tizlerde sertleşme oluşabiliyor. Genel olarak günlük müzik dinleme açısından tatmin edici bir ses karakteri sunuyor. [h2]ANC Performansı[/h2] FreeBuds Neo'da aktif gürültü engelleme bulunması önemli bir avantaj olsa da sistemin performansı üst seviye rakiplerle aynı seviyede değil. Monoton ve düşük frekanslı seslerin azaltılmasında etkili olabiliyor fakat konuşma, tren sesi, uçak uğultusu veya çevredeki çeşitli gürültüler tamamen ortadan kaldırılamıyor. ANC için farklı seviyeler seçilebiliyor. [ol]/[li]Rahat[/li] [li]Dengeli[/li] [li]Ultra[/li][/ol] Ayrıca ortam koşullarına göre seviyeyi otomatik belirleyen dinamik bir mod da bulunuyor. Ancak test sırasında otomatik sistemin her zaman en uygun seviyeyi seçmediği görülmüş. [h2]Şeffaflık Modu[/h2] Şeffaflık modu çevredeki seslerin kulaklığa aktarılmasını sağlıyor. Ortam sesi anlaşılır şekilde duyulabiliyor fakat tamamen doğal bir deneyim oluşmuyor. Arka planda hafif bir hışırtı hissedilebiliyor. Rüzgarlı ortamlarda da rüzgarın mikrofonlara geliş açısına göre rahatsız edici sesler oluşabiliyor. [h2]Telefon Görüşmelerinde Mikrofon Kalitesi[/h2] FreeBuds Neo'da telefon görüşmeleri için üç mikrofon ve kemik iletim sensörü kullanılıyor. Gürültülü ortamlarda çevredeki sesleri oldukça güçlü şekilde filtreleyebiliyor. Bunun olumlu tarafı karşı tarafa daha az çevre gürültüsü gitmesi. Ancak güçlü filtreleme kullanıcının sesini de etkileyebiliyor. Testlerde zaman zaman. [ol][li]Doğal olmayan ses tonu[/li] [li]Yankı[/li] [li]Eko hissi[/li] [li]Aşırı ses filtreleme[/li][/ol] Bu nedenle mikrofon performansı kullanılabilir seviyede olsa da sınıfının en iyileri arasında görünmüyor. [h2]Gecikme Performansı[/h2] FreeBuds Neo, özel ve evrensel bir düşük gecikme kodeğine sahip değil. Huawei uygulamasında oyunlar için düşük ses gecikmesi seçeneği bulunuyor ancak bu mod oyun dışında sürekli şekilde etkinleştirilemiyor. Normal kullanımda ölçülen ses gecikmesi yaklaşık 160-180 ms seviyesinde. Video izlerken cihazın ses ve görüntüyü senkronize ettiği uygulamalarda ciddi bir sorun hissedilmeyebilir. Ancak gerçek zamanlı tepki gerektiren oyunlarda daha düşük gecikmeli kulaklıklara göre fark oluşabilir. [h2]Kullanım Konforu[/h2] Doğru silikon uç seçildiğinde FreeBuds Neo günlük kullanımda rahat. Ancak test sırasında kulaklıkların özellikle hareketli kullanımda her zaman tamamen sabit kalmadığı görülmüş. Spor yaparken veya yoğun hareket sırasında zaman zaman yeniden ayarlamak gerekebiliyor. Takma algılama sisteminin de bazı durumlarda fazla hassas davranabildiği belirtiliyor. İşçilik kalitesi tarafında ise FreeBuds Neo oldukça başarılı bulunmuş. [h2]Huawei FreeBuds Neo Artıları[/h2] [ol] [li]Başarılı ses kalitesi[/li] [li]LDAC ve L2HC desteği[/li] [li]Aktif gürültü engelleme[/li] [li]Şeffaflık modu[/li] [li]Bluetooth 6.0[/li] [li]İyi pil ömrü[/li] [li]Çoklu cihaz bağlantısı[/li] [li]Tek kulaklıkla kullanım[/li] [li]IP55 sertifikası[/li] [li]Kompakt ve hafif tasarım[/li] [li]Başarılı işçilik[/li] [li]Gelişmiş mobil uygulama[/li] [/ol] [h2]Huawei FreeBuds Neo Eksileri[/h2] [ol] [li]ANC performansı üst düzey rakipler kadar güçlü değil[/li] [li]Şeffaflık modunda hafif arka plan gürültüsü oluşabiliyor[/li] [li]Kulakta her zaman çok sıkı durmayabiliyor[/li] [li]Takma algılama zaman zaman fazla hassas çalışabiliyor[/li] [li]Telefon görüşmelerinde ses fazla filtrelenebiliyor[/li] [li]Kontroller tamamen serbest şekilde özelleştirilemiyor[/li] [li]Kablosuz şarj desteği bulunmuyor[/li] [/ol] [h2]Genel Değerlendirme[/h2] Huawei FreeBuds Neo, özellikle kompakt tasarım, iyi ses kalitesi, LDAC desteği, Bluetooth 6.0, uzun pil ömrü ve zengin uygulama özelliklerini bir arada isteyen kullanıcılar için dikkat çekici bir model. Ses performansı günlük kullanım açısından başarılı ve ürünün işçilik kalitesi de oldukça iyi. Bununla birlikte ANC performansı beklentiyi çok yükseltmemek gereken alanlardan biri. Gürültü engelleme çalışıyor fakat çevreyi tamamen sessiz hale getiren üst sınıf modeller seviyesine ulaşmıyor. Telefon görüşmelerindeki yoğun filtreleme ve kulaklıkların hareket sırasında zaman zaman yeniden ayarlanma ihtiyacı da dikkate alınması gereken noktalar arasında. [quote]FreeBuds Neo'nun en güçlü tarafları ses kalitesi, bağlantı özellikleri ve zengin yazılım desteği. En belirgin eksikleri ise ANC gücü, telefon görüşmelerindeki aşırı filtreleme ve kulakta her zaman tamamen sabit kalmaması.[/quote] 7250TL seviyesindeki fiyatıyla oldukça fazla özellik sunan FreeBuds Neo, özellik zenginliğini ön planda tutan kullanıcılar için değerlendirmeye değer bir kablosuz kulaklık olarak öne çıkıyor.
    Beğen
    8
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • DLSS 5 Gerçekten Değer mi? Görüntü Kalitesi, FPS Kaybı ve Oyunlardaki Sonuçlar
    DLSS 5 hakkında ilk görüntüler ortaya çıktığından beri iki tamamen farklı görüş var.

    Bir taraf yeni nöral görüntü işleme teknolojisinin oyun grafiklerinde büyük bir sıçrama yaratacağını düşünüyor.

    Diğer taraf ise görüntünün yapaylaştığını, performansın gereksiz yere düştüğünü ve bazı oyunların özgün sanat tarzının bozulduğunu savunuyor.

    Gerçek kullanım örnekleri ortaya çıktıkça bence daha ilginç bir sonuç belirginleşmeye başladı:

    DLSS 5 ne mucizevi bir "grafikleri güzelleştir" düğmesi ne de tamamen gereksiz bir teknoloji.

    Doğru oyunda ve doğru sahnede gerçekten etkileyici sonuçlar verebiliyor.

    Yanlış kullanıldığında ise görüntüde çok küçük bir fark için ciddi performans kaybına neden olabiliyor.

    Bu yazıda DLSS 5'in farklı oyun türlerindeki sonuçlarını, performans maliyetini ve hangi durumlarda gerçekten anlamlı olduğunu değerlendireceğiz.

    DLSS 5 ile Asıl Sorun: Her Yerde Kullanmak Gerekmiyor

    Yeni grafik teknolojileri ortaya çıktığında geliştiricilerin yaptığı en büyük hatalardan biri onları mümkün olan her yerde kullanmaya çalışmak oluyor.

    DLSS 5 için de benzer bir durum söz konusu.

    Nöral görüntü işleme bazı sahnelerde;
    1. Daha doğal aydınlatma
    2. Daha ayrıntılı yüzeyler
    3. Daha gerçekçi malzeme davranışı
    4. Daha güçlü derinlik hissi
    5. Daha başarılı gölgelendirme
    sağlayabiliyor.

    Ancak görüntü zaten yeterince iyi görünüyorsa bu fark bazen son derece küçük kalıyor.

    Buna karşılık performans maliyeti oldukça büyük olabiliyor.

    İşte tartışmanın gerçek merkezi burada.

    NBA 2K27 Örneği: Görüntü Güzel Ama FPS Bedeli Ağır

    DLSS 5'in ilk dikkat çekici uygulamalarından biri NBA 2K27 oldu.

    Bir spor oyunu olması bu testi özellikle ilginç hale getiriyor.

    Çünkü basketbol oyunlarında yalnızca oyuncuların yüzlerinin güzel görünmesi önemli değil.

    Kontrollerin akıcı olması da en az görüntü kalitesi kadar önemli.

    Kaynak metindeki testlerde DLSS 5'in görüntüyü bazı noktalarda geliştirdiği ancak performansın yaklaşık yarıya kadar düşebildiği belirtiliyor.

    Bu noktada şu soru ortaya çıkıyor:
    Oyun sırasında fark edilmesi zor bir görüntü iyileştirmesi için kare hızının yarısını vermek mantıklı mı?
    Bence çoğu oyuncu için cevap hayır olacaktır.

    Oyun Sırasında Başka, Tekrarlarda Başka Ayar Kullanılabilir

    NBA gibi bir oyunda güzel bir çözüm aslında oldukça açık.

    Maç sırasında performans, düşük gecikme, yüksek FPS öncelikli olabilir.

    Tekrar görüntülerinde, ara sahnelerde ve oyuncuların yakın plan gösterildiği bölümlerde ise nöral görüntü işleme daha yoğun kullanılabilir.

    Böylece her sahneye aynı grafik yükünü bindirmek yerine teknoloji gerçekten faydalı olduğu yerde devreye girer.

    DLSS 5'in geleceği büyük ihtimalle "her şeyi maksimuma çıkar" yaklaşımından çok, sahneye göre akıllı kullanımda yatıyor.

    Geliştirici Kontrolü Çok Önemli

    Nöral görüntü işleme yalnızca açılıp kapatılan tek bir seçenek olarak düşünülmemeli.

    Geliştiricinin hangi nesnelerde ve hangi sahnelerde kullanılacağını kontrol edebilmesi büyük önem taşıyor.

    Örneğin bir oyunda;
    1. Karakter yüzlerinde düşük yoğunluk
    2. Çevre aydınlatmasında yüksek yoğunluk
    3. İç mekânlarda daha güçlü kullanım
    4. Hızlı oynanış sırasında daha düşük kullanım
    5. Tekrar ve sinematik sahnelerde maksimum kalite
    tercih edilebilir.

    Kaynak metinde buna "geliştirici maskeleme" yaklaşımı üzerinden değiniliyor.

    Mantık basit:

    Nöral işlemi bütün kareye aynı seviyede uygulamak yerine gerçekten ihtiyaç olan bölgelere yoğunlaştırmak.

    Bu hem görüntü kalitesini koruyabilir hem de performans maliyetini azaltabilir.

    Gerçekçi Oyunlarda DLSS 5 Her Zaman Şart Değil

    İlginç şekilde DLSS 5'in en az gerekli olduğu oyunlardan bazıları zaten son derece gerçekçi görünen yapımlar olabilir.

    Kingdom Come: Deliverance 2 buna güzel bir örnek.

    Oyun zaten oldukça doğal bir görüntüye sahip.

    Çevreler, ışıklandırma ve materyaller başarılı.

    DLSS 5 etkinleştirildiğinde bazı ayrıntılar daha iyi görünebilir.

    Gölgelendirme biraz daha doğal olabilir.

    Fakat genel görüntü değişimi her sahnede büyük olmayabilir.

    Böyle durumlarda performans kaybıyla görüntü kazancı arasında ciddi bir dengesizlik oluşabilir.
    Bir teknoloji görüntüyü iyileştiriyor olabilir. Ancak asıl soru, bu iyileştirmenin ödediğiniz performans bedeline değip değmediğidir.

    Stilize Oyunlarda İş Daha da Karmaşık

    Zelda veya Genshin Impact gibi stilize grafiklere sahip oyunlarda konu yalnızca performans değil.

    Burada sanat tarzı da işin içine giriyor.

    Bu oyunlar gerçek dünyayı birebir taklit etmeye çalışmıyor.

    Renkler, ışıklar ve materyaller belirli bir görsel kimliğe göre tasarlanıyor.

    Nöral işleme bazı sahnelerde görüntüyü daha ayrıntılı hale getirebilir.

    Ancak bazen bu iyileştirme oyunun orijinal havasına uymayabilir.

    Aynı Oyunda Bile Sonuç Değişebiliyor

    İşin ilginç tarafı DLSS 5'in başarısı yalnızca oyundan oyuna değişmiyor.

    Aynı oyun içerisinde bile sahneden sahneye değişebiliyor.

    Bir açık alanda fark neredeyse görünmeyebilir.

    Birkaç metre ilerleyip kapalı bir mekâna girdiğinizde ise aydınlatma, yüzey detayları, derinlik, malzeme görünümü çok daha başarılı hale gelebilir.

    Bu da DLSS 5'in tek bir kalite ayarı olarak değerlendirilmesinin zor olduğunu gösteriyor.

    İç Mekânlarda Neden Daha Etkileyici Olabiliyor?

    Nöral görüntü işleme özellikle karmaşık ışık dağılımının bulunduğu iç mekânlarda daha etkileyici sonuçlar verebiliyor.

    Bir odada duvarlardan yansıyan ışık, farklı malzemeler, gölgeler, küçük dekorasyon öğeleri, kapalı alan derinliği aynı anda görüntünün genel atmosferini etkiliyor.

    Bu tür sahnelerde küçük aydınlatma iyileştirmeleri bile görüntünün daha üç boyutlu görünmesini sağlayabiliyor.

    Açık arazide neredeyse fark edilmeyen teknoloji, aynı oyunun kapalı mekânında bir anda çok daha anlamlı hale gelebiliyor.

    DLSS 5 İçin En İlginç Oyun Grubu: Yarı Gerçekçi Yapımlar

    Bence teknolojinin en dikkat çekici olduğu oyunlardan bazıları ne tamamen fotogerçekçi ne de tamamen stilize olan yapımlar.

    Bu gruba örnek olarak;
    1. GTA serisi
    2. Marvel's Spider-Man
    3. BioShock Infinite
    4. Hogwarts Legacy
    5. Atomic Heart
    gibi oyunlar verilebilir.

    Bu oyunların kendine özgü bir sanat tarzı var ancak aynı zamanda gerçek dünyaya benzeyen materyaller, ışıklandırma ve şehir ortamları kullanıyorlar.

    Dolayısıyla nöral görüntü işleme burada oyunun kimliğini tamamen değiştirmeden ekstra gerçekçilik sağlayabilir.

    GTA Gibi Oyunlarda Neden Daha İyi Çalışabilir?

    GTA oyunları bu konuda ilginç bir orta noktada bulunuyor.

    Dünya gerçekçi.

    Araçlar gerçekçi.

    Şehir yapısı gerçekçi.

    Ancak oyun tamamen fotogerçekçi değil.

    Özellikle eski GTA oyunlarında modeller ve materyaller teknolojik dönemlerinin izlerini taşıyor.

    Nöral işleme;

    aydınlatmayı,

    yüzeyleri,

    gölgeleri

    ve çevresel ayrıntıları geliştirerek eski oyunun temel tasarımını değiştirmeden daha modern bir görüntü oluşturabilir.

    Bu nedenle DLSS 5'in en ilginç kullanım alanlarından biri eski fakat hâlâ güçlü sanat tasarımına sahip oyunlar olabilir.

    FPS Oyunları DLSS 5 İçin Çok Uygun Olabilir

    Kaynak metindeki ilginç gözlemlerden biri de birinci şahıs nişancı oyunlarıyla ilgili.

    Üçüncü şahıs oyunlarda karakter modeline sürekli baktığımız için küçük değişiklikler hemen fark ediliyor.

    Karakterin yüzü veya kıyafetleri değiştiğinde oyuncu bunu doğrudan görebiliyor.

    FPS oyunlarında ise ana karakter çoğu zaman ekranda görünmüyor.

    Bunun yerine çevreye odaklanıyoruz.

    Bu nedenle nöral işleme;
    1. Duvar malzemelerinde
    2. Işıklandırmada
    3. Silahlarda
    4. Çevre detaylarında
    5. Gölgelerde
    daha rahat kullanılabiliyor.

    Karakterin sanatsal kimliğini değiştirme riski daha düşük olduğu için teknoloji bazı FPS oyunlarında daha doğal hissettirebilir.

    Eski FPS Oyunları İçin Özellikle İlginç

    Eski oyunlarda temel geometri hâlâ işlevsel olabilir.

    Ancak materyaller, ışıklandırma ve yüzey detayları artık yaşını belli eder.

    Burada nöral görüntü işleme ilginç bir alternatif sunuyor.

    Tam remake yapmak yerine oyunun mevcut yapısının üzerine yeni bir görsel katman eklenebilir.

    Elbette bu gerçek bir remake ile aynı şey değil.

    Animasyonlar, geometri ve oyun mekanikleri değişmez.

    Fakat yalnızca görüntü açısından eski oyuna yeniden bakmak için oldukça ilginç bir yöntem olabilir.

    Simülasyon Oyunları DLSS 5'ten Çok Faydalanabilir

    Simülasyon oyunları grafik teknolojileri açısından farklı bir kategori.

    Bu oyunlarda geliştiriciler genellikle önceliği fizik, mekanikler, araç davranışı, harita büyüklüğü, simülasyon doğruluğu gibi alanlara verir.

    Grafik bütçesi her zaman AAA aksiyon oyunları kadar yüksek olmayabilir.

    İşte bu nedenle nöral görüntü işleme simülasyonlarda oldukça işe yarayabilir.

    Örneğin;
    1. Farming Simulator
    2. Dirt Rally
    3. Araç simülasyonları
    4. Uçuş simülasyonları
    gibi oyunlarda çevre görünümünün daha gerçekçi hale gelmesi sürükleyiciliğe doğrudan katkı sağlayabilir.

    Simülasyonlarda küçük bir grafik iyileştirmesi bile gerçek dünyadaymış hissini ciddi şekilde artırabilir.

    Eski Oyunlar İçin Yapay Bir Remaster Dönemi Başlayabilir mi?

    DLSS 5'in bana göre en ilginç kullanım alanlarından biri eski oyunlar.

    Bugün birçok klasik oyun hâlâ oynanabilir durumda.

    Sorun genellikle mekaniklerden çok görsel yaşlanma.

    Eski dokular.

    Basit aydınlatma.

    Yetersiz materyaller.

    Zayıf gölgeler.

    Nöral işleme bu alanlarda oyunun kaynak dosyalarını tamamen yeniden üretmeden görüntüyü daha modern hale getirebilir.
    Bu gerçek bir remaster değildir ancak eski bir oyunu tekrar oynamak için oldukça güçlü bir görsel yenileme yöntemi olabilir.
    Özellikle mod topluluklarının bu teknolojiyi nasıl kullanacağı bence önümüzdeki dönemde oldukça ilginç olacak.

    Remaster ile Remake Arasındaki Farkı Unutmamak Gerekiyor

    Yine de burada sınırı doğru çizmek lazım.

    DLSS 5 yeni animasyonlar oluşturmaz, eski görev tasarımını değiştirmez, düşük poligonlu modeli tamamen yeniden yapmaz, oyunun mekaniklerini modernleştirmez.

    Bu nedenle gerçek bir remake'in yerini tutmaz.

    Daha doğru tanım şu olabilir:

    Eski oyunun mevcut görsel verisini daha modern ve etkileyici göstermeye çalışan gelişmiş bir görüntü işleme katmanı.

    Korku Oyunları İçin Çok Güçlü Bir Araç Olabilir

    Korku oyunlarında grafik kalitesi yalnızca güzel görüntü anlamına gelmiyor.

    Atmosfer doğrudan oynanışın parçası.

    Gölgeler.

    Karanlık.

    Sis.

    Dar koridorlar.

    Işığın yüzeylerden yansıması.

    Bütün bunlar oyuncunun psikolojik durumunu etkiliyor.

    Bu nedenle DLSS 5 gibi nöral görüntü teknolojileri korku oyunlarında diğer türlerden daha büyük etki yaratabilir.

    Silent Hill 2 Remake

    Kaynak metindeki deneyimde Silent Hill 2 Remake özellikle dikkat çekiyor.

    Normal görüntü zaten başarılı olmasına rağmen nöral işlemenin aydınlatmayı, atmosferi, malzeme görünümünü ve genel sahne derinliğini geliştirdiği belirtiliyor.

    Buradaki önemli nokta görüntünün yalnızca "daha keskin" olması değil.

    Atmosferin değişmesi.

    Korku oyunlarında gerçek başarı tam olarak burada ortaya çıkıyor.

    Alien: Isolation ve Resident Evil 7

    Alien: Isolation veya Resident Evil 7 gibi oyunlar da bu teknoloji için oldukça ilginç adaylar.

    Her iki oyun da atmosferi büyük ölçüde ışıklandırma ve çevre tasarımı üzerinden kuruyor.

    Nöral işlemeyle karanlık sahnelerin daha doğal hale gelmesi, materyallerin gerçekçiliğinin artması ve ışık kaynaklarının daha iyi görünmesi oyunun genel hissini güçlendirebilir.

    Peki DLSS 5 Gerçekten Ne Kadar Performans Harcıyor?

    En önemli konu burası.

    Çünkü grafik teknolojisinin ne kadar güzel olduğu tek başına yeterli değil.

    Oyunun oynanabilir kalması gerekiyor.

    Kaynak metindeki testlerde DLSS 5'in bazı durumlarda oldukça ağır performans maliyeti oluşturduğu belirtiliyor.

    Bu yüzden DLSS 5'i ücretsiz bir görüntü iyileştirmesi gibi düşünmek yanlış olur.

    Bir anlamda;

    ışın izleme,

    yüksek çözünürlüklü gölgeler,

    yüksek kaliteli yansımalar

    gibi başka bir grafik ayarıdır.

    Kalite arttıkça donanım maliyeti de artar.

    Model Çözünürlüğünü Düşürmek Çözüm Olabilir mi?

    Kaynak metinde resmi olmayan uygulamalarda nöral modelin çalışma çözünürlüğünün ayrı olarak ayarlanabildiğinden bahsediliyor.

    Buradaki fikir oldukça mantıklı.

    Nöral sistemin mutlaka tam çözünürlükte çalışması gerekmeyebilir.

    Model daha düşük çözünürlükte çalıştırılarak performans artırılabilir.

    Örneğin kaynak testinde model çözünürlüğünün yaklaşık yüzde 75 seviyesine düşürülmesinin görüntünün büyük bölümünü korurken performansı artırabildiği belirtiliyor.

    Daha düşük seviyelerde performans daha fazla yükselse de saç gibi ince detaylarda bozulmalar görülebiliyor.

    Bu yaklaşım gelecekte önemli olabilir.
    DLSS 5'in başarısı yalnızca görüntünün ne kadar iyi olduğu değil, aynı görüntünün ne kadar düşük maliyetle üretilebildiğiyle belirlenecek.

    DLSS 5'in Geleceğini Optimizasyon Belirleyecek

    Şu anda teknolojinin en büyük problemi bence görüntü kalitesinden çok maliyeti.

    Çünkü iyi sonuç alabildiğini artık görebiliyoruz.

    Asıl soru şu:

    Bu kaliteyi kaç FPS karşılığında alacağız?

    Eğer geliştiriciler;
    1. Sahne bazlı kullanım
    2. Nesne maskeleme
    3. Dinamik kalite seviyeleri
    4. Düşük model çözünürlüğü
    5. Donanıma göre otomatik ayar
    gibi yöntemleri doğru kullanırsa DLSS 5 çok daha mantıklı hale gelebilir.

    Her Oyunda Açılması Gereken Bir Özellik Değil

    Bence DLSS 5 hakkındaki en önemli sonuç bu.

    Ray Tracing için de aynı durum geçerli.

    Her oyunda maksimum seviyede açmak zorunda değilsiniz.

    Bazı oyunlarda görüntüyü ciddi şekilde geliştirir.

    Bazılarında küçük bir fark yaratır.

    Bazılarında ise oyunun sanat tarzını bozabilir.

    DLSS 5 de aynı şekilde değerlendirilmeli.

    Teknolojinin var olması, her oyunda kullanılması gerektiği anlamına gelmiyor.

    Hangi Oyunlarda DLSS 5 Daha Mantıklı Görünüyor?

    Bugünkü örneklere bakınca teknoloji özellikle şu türlerde daha anlamlı görünüyor:
    1. Eski oyunlar
    2. Gerçekçi veya yarı gerçekçi grafiklere sahip oyunlar
    3. FPS oyunları
    4. Simülasyonlar
    5. Atmosfer ağırlıklı korku oyunları
    6. Karmaşık iç mekân aydınlatmasına sahip yapımlar
    Buna karşılık tamamen stilize grafiklere sahip oyunlarda daha dikkatli kullanılması gerekiyor.

    DLSS 5 İyi mi Kötü mü?

    Bence artık bu soruyu yalnızca "iyi" veya "kötü" şeklinde cevaplamak doğru değil.

    DLSS 5 güçlü bir araç.

    Ama her güçlü araç gibi doğru kullanılması gerekiyor.

    NBA 2K27 örneği bize görüntü kalitesi ile performans arasındaki dengenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

    Stilize oyunlar sanatsal kontrolün önemini gösteriyor.

    Eski oyunlar ise teknolojinin ne kadar heyecan verici olabileceğini gösteriyor.

    Korku oyunları ve simülasyonlar da doğru uygulandığında nöral görüntü işlemenin yalnızca grafik kalitesini değil oyunun atmosferini değiştirebileceğini gösteriyor.
    DLSS 5'in gerçek başarısı "en güzel görüntüyü" üretmek değil, oyuncunun fark edebileceği kadar iyi bir görüntüyü kabul edilebilir performansla üretmek olacak.
    Şu anda teknoloji etkileyici.

    Ama pahalı.

    Bazı oyunlarda harika.

    Bazılarında gereksiz.

    Bazı sahnelerde ise oyunun tamamından daha etkileyici sonuç verebiliyor.

    Bence tam da bu nedenle DLSS 5'i değerlendirmek için tek bir ekran görüntüsüne bakmak yeterli değil.

    Asıl görmek istediğim şey, geliştiricilerin birkaç ay içerisinde bu teknolojiyi ne kadar akıllı ve seçici kullanmayı öğreneceği.

    Sizce DLSS 5 için yüzde 30-50 civarında performans kaybı kabul edilebilir mi? Görüntü belirgin şekilde iyileşiyorsa FPS'den vazgeçer misiniz, yoksa akıcılık her zaman önce mi gelir?
    DLSS 5 hakkında ilk görüntüler ortaya çıktığından beri iki tamamen farklı görüş var. Bir taraf yeni nöral görüntü işleme teknolojisinin oyun grafiklerinde büyük bir sıçrama yaratacağını düşünüyor. Diğer taraf ise görüntünün yapaylaştığını, performansın gereksiz yere düştüğünü ve bazı oyunların özgün sanat tarzının bozulduğunu savunuyor. Gerçek kullanım örnekleri ortaya çıktıkça bence daha ilginç bir sonuç belirginleşmeye başladı: [b]DLSS 5 ne mucizevi bir "grafikleri güzelleştir" düğmesi ne de tamamen gereksiz bir teknoloji.[/b] Doğru oyunda ve doğru sahnede gerçekten etkileyici sonuçlar verebiliyor. Yanlış kullanıldığında ise görüntüde çok küçük bir fark için ciddi performans kaybına neden olabiliyor. [i]Bu yazıda DLSS 5'in farklı oyun türlerindeki sonuçlarını, performans maliyetini ve hangi durumlarda gerçekten anlamlı olduğunu değerlendireceğiz.[/i] [h2]DLSS 5 ile Asıl Sorun: Her Yerde Kullanmak Gerekmiyor[/h2] Yeni grafik teknolojileri ortaya çıktığında geliştiricilerin yaptığı en büyük hatalardan biri onları mümkün olan her yerde kullanmaya çalışmak oluyor. DLSS 5 için de benzer bir durum söz konusu. Nöral görüntü işleme bazı sahnelerde; [ol] [li]Daha doğal aydınlatma[/li] [li]Daha ayrıntılı yüzeyler[/li] [li]Daha gerçekçi malzeme davranışı[/li] [li]Daha güçlü derinlik hissi[/li] [li]Daha başarılı gölgelendirme[/li] [/ol] sağlayabiliyor. Ancak görüntü zaten yeterince iyi görünüyorsa bu fark bazen son derece küçük kalıyor. Buna karşılık performans maliyeti oldukça büyük olabiliyor. İşte tartışmanın gerçek merkezi burada. [h2]NBA 2K27 Örneği: Görüntü Güzel Ama FPS Bedeli Ağır[/h2] DLSS 5'in ilk dikkat çekici uygulamalarından biri NBA 2K27 oldu. Bir spor oyunu olması bu testi özellikle ilginç hale getiriyor. Çünkü basketbol oyunlarında yalnızca oyuncuların yüzlerinin güzel görünmesi önemli değil. Kontrollerin akıcı olması da en az görüntü kalitesi kadar önemli. Kaynak metindeki testlerde DLSS 5'in görüntüyü bazı noktalarda geliştirdiği ancak performansın yaklaşık yarıya kadar düşebildiği belirtiliyor. Bu noktada şu soru ortaya çıkıyor: [quote]Oyun sırasında fark edilmesi zor bir görüntü iyileştirmesi için kare hızının yarısını vermek mantıklı mı?[/quote] Bence çoğu oyuncu için cevap hayır olacaktır. [h3]Oyun Sırasında Başka, Tekrarlarda Başka Ayar Kullanılabilir[/h3] NBA gibi bir oyunda güzel bir çözüm aslında oldukça açık. Maç sırasında performans, düşük gecikme, yüksek FPS öncelikli olabilir. Tekrar görüntülerinde, ara sahnelerde ve oyuncuların yakın plan gösterildiği bölümlerde ise nöral görüntü işleme daha yoğun kullanılabilir. Böylece her sahneye aynı grafik yükünü bindirmek yerine teknoloji gerçekten faydalı olduğu yerde devreye girer. [b]DLSS 5'in geleceği büyük ihtimalle "her şeyi maksimuma çıkar" yaklaşımından çok, sahneye göre akıllı kullanımda yatıyor.[/b] [h2]Geliştirici Kontrolü Çok Önemli[/h2] Nöral görüntü işleme yalnızca açılıp kapatılan tek bir seçenek olarak düşünülmemeli. Geliştiricinin hangi nesnelerde ve hangi sahnelerde kullanılacağını kontrol edebilmesi büyük önem taşıyor. Örneğin bir oyunda; [ol] [li]Karakter yüzlerinde düşük yoğunluk[/li] [li]Çevre aydınlatmasında yüksek yoğunluk[/li] [li]İç mekânlarda daha güçlü kullanım[/li] [li]Hızlı oynanış sırasında daha düşük kullanım[/li] [li]Tekrar ve sinematik sahnelerde maksimum kalite[/li] [/ol] tercih edilebilir. Kaynak metinde buna "geliştirici maskeleme" yaklaşımı üzerinden değiniliyor. Mantık basit: [b]Nöral işlemi bütün kareye aynı seviyede uygulamak yerine gerçekten ihtiyaç olan bölgelere yoğunlaştırmak.[/b] Bu hem görüntü kalitesini koruyabilir hem de performans maliyetini azaltabilir. [h2]Gerçekçi Oyunlarda DLSS 5 Her Zaman Şart Değil[/h2] İlginç şekilde DLSS 5'in en az gerekli olduğu oyunlardan bazıları zaten son derece gerçekçi görünen yapımlar olabilir. Kingdom Come: Deliverance 2 buna güzel bir örnek. Oyun zaten oldukça doğal bir görüntüye sahip. Çevreler, ışıklandırma ve materyaller başarılı. DLSS 5 etkinleştirildiğinde bazı ayrıntılar daha iyi görünebilir. Gölgelendirme biraz daha doğal olabilir. Fakat genel görüntü değişimi her sahnede büyük olmayabilir. Böyle durumlarda performans kaybıyla görüntü kazancı arasında ciddi bir dengesizlik oluşabilir. [quote]Bir teknoloji görüntüyü iyileştiriyor olabilir. Ancak asıl soru, bu iyileştirmenin ödediğiniz performans bedeline değip değmediğidir.[/quote] [h2]Stilize Oyunlarda İş Daha da Karmaşık[/h2] Zelda veya Genshin Impact gibi stilize grafiklere sahip oyunlarda konu yalnızca performans değil. Burada sanat tarzı da işin içine giriyor. Bu oyunlar gerçek dünyayı birebir taklit etmeye çalışmıyor. Renkler, ışıklar ve materyaller belirli bir görsel kimliğe göre tasarlanıyor. Nöral işleme bazı sahnelerde görüntüyü daha ayrıntılı hale getirebilir. Ancak bazen bu iyileştirme oyunun orijinal havasına uymayabilir. [h3]Aynı Oyunda Bile Sonuç Değişebiliyor[/h3] İşin ilginç tarafı DLSS 5'in başarısı yalnızca oyundan oyuna değişmiyor. Aynı oyun içerisinde bile sahneden sahneye değişebiliyor. Bir açık alanda fark neredeyse görünmeyebilir. Birkaç metre ilerleyip kapalı bir mekâna girdiğinizde ise aydınlatma, yüzey detayları, derinlik, malzeme görünümü çok daha başarılı hale gelebilir. Bu da DLSS 5'in tek bir kalite ayarı olarak değerlendirilmesinin zor olduğunu gösteriyor. [h2]İç Mekânlarda Neden Daha Etkileyici Olabiliyor?[/h2] Nöral görüntü işleme özellikle karmaşık ışık dağılımının bulunduğu iç mekânlarda daha etkileyici sonuçlar verebiliyor. Bir odada duvarlardan yansıyan ışık, farklı malzemeler, gölgeler, küçük dekorasyon öğeleri, kapalı alan derinliği aynı anda görüntünün genel atmosferini etkiliyor. Bu tür sahnelerde küçük aydınlatma iyileştirmeleri bile görüntünün daha üç boyutlu görünmesini sağlayabiliyor. Açık arazide neredeyse fark edilmeyen teknoloji, aynı oyunun kapalı mekânında bir anda çok daha anlamlı hale gelebiliyor. [h2]DLSS 5 İçin En İlginç Oyun Grubu: Yarı Gerçekçi Yapımlar[/h2] Bence teknolojinin en dikkat çekici olduğu oyunlardan bazıları ne tamamen fotogerçekçi ne de tamamen stilize olan yapımlar. Bu gruba örnek olarak; [ol] [li]GTA serisi[/li] [li]Marvel's Spider-Man[/li] [li]BioShock Infinite[/li] [li]Hogwarts Legacy[/li] [li]Atomic Heart[/li] [/ol] gibi oyunlar verilebilir. Bu oyunların kendine özgü bir sanat tarzı var ancak aynı zamanda gerçek dünyaya benzeyen materyaller, ışıklandırma ve şehir ortamları kullanıyorlar. Dolayısıyla nöral görüntü işleme burada oyunun kimliğini tamamen değiştirmeden ekstra gerçekçilik sağlayabilir. [h2]GTA Gibi Oyunlarda Neden Daha İyi Çalışabilir?[/h2] GTA oyunları bu konuda ilginç bir orta noktada bulunuyor. Dünya gerçekçi. Araçlar gerçekçi. Şehir yapısı gerçekçi. Ancak oyun tamamen fotogerçekçi değil. Özellikle eski GTA oyunlarında modeller ve materyaller teknolojik dönemlerinin izlerini taşıyor. Nöral işleme; aydınlatmayı, yüzeyleri, gölgeleri ve çevresel ayrıntıları geliştirerek eski oyunun temel tasarımını değiştirmeden daha modern bir görüntü oluşturabilir. Bu nedenle DLSS 5'in en ilginç kullanım alanlarından biri eski fakat hâlâ güçlü sanat tasarımına sahip oyunlar olabilir. [h2]FPS Oyunları DLSS 5 İçin Çok Uygun Olabilir[/h2] Kaynak metindeki ilginç gözlemlerden biri de birinci şahıs nişancı oyunlarıyla ilgili. Üçüncü şahıs oyunlarda karakter modeline sürekli baktığımız için küçük değişiklikler hemen fark ediliyor. Karakterin yüzü veya kıyafetleri değiştiğinde oyuncu bunu doğrudan görebiliyor. FPS oyunlarında ise ana karakter çoğu zaman ekranda görünmüyor. Bunun yerine çevreye odaklanıyoruz. Bu nedenle nöral işleme; [ol] [li]Duvar malzemelerinde[/li] [li]Işıklandırmada[/li] [li]Silahlarda[/li] [li]Çevre detaylarında[/li] [li]Gölgelerde[/li] [/ol] daha rahat kullanılabiliyor. Karakterin sanatsal kimliğini değiştirme riski daha düşük olduğu için teknoloji bazı FPS oyunlarında daha doğal hissettirebilir. [h2]Eski FPS Oyunları İçin Özellikle İlginç[/h2] Eski oyunlarda temel geometri hâlâ işlevsel olabilir. Ancak materyaller, ışıklandırma ve yüzey detayları artık yaşını belli eder. Burada nöral görüntü işleme ilginç bir alternatif sunuyor. Tam remake yapmak yerine oyunun mevcut yapısının üzerine yeni bir görsel katman eklenebilir. Elbette bu gerçek bir remake ile aynı şey değil. Animasyonlar, geometri ve oyun mekanikleri değişmez. Fakat yalnızca görüntü açısından eski oyuna yeniden bakmak için oldukça ilginç bir yöntem olabilir. [h2]Simülasyon Oyunları DLSS 5'ten Çok Faydalanabilir[/h2] Simülasyon oyunları grafik teknolojileri açısından farklı bir kategori. Bu oyunlarda geliştiriciler genellikle önceliği fizik, mekanikler, araç davranışı, harita büyüklüğü, simülasyon doğruluğu gibi alanlara verir. Grafik bütçesi her zaman AAA aksiyon oyunları kadar yüksek olmayabilir. İşte bu nedenle nöral görüntü işleme simülasyonlarda oldukça işe yarayabilir. Örneğin; [ol] [li]Farming Simulator[/li] [li]Dirt Rally[/li] [li]Araç simülasyonları[/li] [li]Uçuş simülasyonları[/li] [/ol] gibi oyunlarda çevre görünümünün daha gerçekçi hale gelmesi sürükleyiciliğe doğrudan katkı sağlayabilir. [b]Simülasyonlarda küçük bir grafik iyileştirmesi bile gerçek dünyadaymış hissini ciddi şekilde artırabilir.[/b] [h2]Eski Oyunlar İçin Yapay Bir Remaster Dönemi Başlayabilir mi?[/h2] DLSS 5'in bana göre en ilginç kullanım alanlarından biri eski oyunlar. Bugün birçok klasik oyun hâlâ oynanabilir durumda. Sorun genellikle mekaniklerden çok görsel yaşlanma. Eski dokular. Basit aydınlatma. Yetersiz materyaller. Zayıf gölgeler. Nöral işleme bu alanlarda oyunun kaynak dosyalarını tamamen yeniden üretmeden görüntüyü daha modern hale getirebilir. [quote]Bu gerçek bir remaster değildir ancak eski bir oyunu tekrar oynamak için oldukça güçlü bir görsel yenileme yöntemi olabilir.[/quote] Özellikle mod topluluklarının bu teknolojiyi nasıl kullanacağı bence önümüzdeki dönemde oldukça ilginç olacak. [h2]Remaster ile Remake Arasındaki Farkı Unutmamak Gerekiyor[/h2] Yine de burada sınırı doğru çizmek lazım. DLSS 5 yeni animasyonlar oluşturmaz, eski görev tasarımını değiştirmez, düşük poligonlu modeli tamamen yeniden yapmaz, oyunun mekaniklerini modernleştirmez. Bu nedenle gerçek bir remake'in yerini tutmaz. Daha doğru tanım şu olabilir: [b]Eski oyunun mevcut görsel verisini daha modern ve etkileyici göstermeye çalışan gelişmiş bir görüntü işleme katmanı.[/b] [h2]Korku Oyunları İçin Çok Güçlü Bir Araç Olabilir[/h2] Korku oyunlarında grafik kalitesi yalnızca güzel görüntü anlamına gelmiyor. Atmosfer doğrudan oynanışın parçası. Gölgeler. Karanlık. Sis. Dar koridorlar. Işığın yüzeylerden yansıması. Bütün bunlar oyuncunun psikolojik durumunu etkiliyor. Bu nedenle DLSS 5 gibi nöral görüntü teknolojileri korku oyunlarında diğer türlerden daha büyük etki yaratabilir. [h3]Silent Hill 2 Remake[/h3] Kaynak metindeki deneyimde Silent Hill 2 Remake özellikle dikkat çekiyor. Normal görüntü zaten başarılı olmasına rağmen nöral işlemenin aydınlatmayı, atmosferi, malzeme görünümünü ve genel sahne derinliğini geliştirdiği belirtiliyor. Buradaki önemli nokta görüntünün yalnızca "daha keskin" olması değil. Atmosferin değişmesi. [b]Korku oyunlarında gerçek başarı tam olarak burada ortaya çıkıyor.[/b] [h3]Alien: Isolation ve Resident Evil 7[/h3] Alien: Isolation veya Resident Evil 7 gibi oyunlar da bu teknoloji için oldukça ilginç adaylar. Her iki oyun da atmosferi büyük ölçüde ışıklandırma ve çevre tasarımı üzerinden kuruyor. Nöral işlemeyle karanlık sahnelerin daha doğal hale gelmesi, materyallerin gerçekçiliğinin artması ve ışık kaynaklarının daha iyi görünmesi oyunun genel hissini güçlendirebilir. [h2]Peki DLSS 5 Gerçekten Ne Kadar Performans Harcıyor?[/h2] En önemli konu burası. Çünkü grafik teknolojisinin ne kadar güzel olduğu tek başına yeterli değil. Oyunun oynanabilir kalması gerekiyor. Kaynak metindeki testlerde DLSS 5'in bazı durumlarda oldukça ağır performans maliyeti oluşturduğu belirtiliyor. Bu yüzden DLSS 5'i ücretsiz bir görüntü iyileştirmesi gibi düşünmek yanlış olur. Bir anlamda; ışın izleme, yüksek çözünürlüklü gölgeler, yüksek kaliteli yansımalar gibi başka bir grafik ayarıdır. Kalite arttıkça donanım maliyeti de artar. [h2]Model Çözünürlüğünü Düşürmek Çözüm Olabilir mi?[/h2] Kaynak metinde resmi olmayan uygulamalarda nöral modelin çalışma çözünürlüğünün ayrı olarak ayarlanabildiğinden bahsediliyor. Buradaki fikir oldukça mantıklı. Nöral sistemin mutlaka tam çözünürlükte çalışması gerekmeyebilir. Model daha düşük çözünürlükte çalıştırılarak performans artırılabilir. Örneğin kaynak testinde model çözünürlüğünün yaklaşık yüzde 75 seviyesine düşürülmesinin görüntünün büyük bölümünü korurken performansı artırabildiği belirtiliyor. Daha düşük seviyelerde performans daha fazla yükselse de saç gibi ince detaylarda bozulmalar görülebiliyor. Bu yaklaşım gelecekte önemli olabilir. [quote]DLSS 5'in başarısı yalnızca görüntünün ne kadar iyi olduğu değil, aynı görüntünün ne kadar düşük maliyetle üretilebildiğiyle belirlenecek.[/quote] [h2]DLSS 5'in Geleceğini Optimizasyon Belirleyecek[/h2] Şu anda teknolojinin en büyük problemi bence görüntü kalitesinden çok maliyeti. Çünkü iyi sonuç alabildiğini artık görebiliyoruz. Asıl soru şu: Bu kaliteyi kaç FPS karşılığında alacağız? Eğer geliştiriciler; [ol] [li]Sahne bazlı kullanım[/li] [li]Nesne maskeleme[/li] [li]Dinamik kalite seviyeleri[/li] [li]Düşük model çözünürlüğü[/li] [li]Donanıma göre otomatik ayar[/li] [/ol] gibi yöntemleri doğru kullanırsa DLSS 5 çok daha mantıklı hale gelebilir. [h2]Her Oyunda Açılması Gereken Bir Özellik Değil[/h2] Bence DLSS 5 hakkındaki en önemli sonuç bu. Ray Tracing için de aynı durum geçerli. Her oyunda maksimum seviyede açmak zorunda değilsiniz. Bazı oyunlarda görüntüyü ciddi şekilde geliştirir. Bazılarında küçük bir fark yaratır. Bazılarında ise oyunun sanat tarzını bozabilir. DLSS 5 de aynı şekilde değerlendirilmeli. [b]Teknolojinin var olması, her oyunda kullanılması gerektiği anlamına gelmiyor.[/b] [h2]Hangi Oyunlarda DLSS 5 Daha Mantıklı Görünüyor?[/h2] Bugünkü örneklere bakınca teknoloji özellikle şu türlerde daha anlamlı görünüyor: [ol] [li]Eski oyunlar[/li] [li]Gerçekçi veya yarı gerçekçi grafiklere sahip oyunlar[/li] [li]FPS oyunları[/li] [li]Simülasyonlar[/li] [li]Atmosfer ağırlıklı korku oyunları[/li] [li]Karmaşık iç mekân aydınlatmasına sahip yapımlar[/li] [/ol] Buna karşılık tamamen stilize grafiklere sahip oyunlarda daha dikkatli kullanılması gerekiyor. [h2]DLSS 5 İyi mi Kötü mü?[/h2] Bence artık bu soruyu yalnızca "iyi" veya "kötü" şeklinde cevaplamak doğru değil. DLSS 5 güçlü bir araç. Ama her güçlü araç gibi doğru kullanılması gerekiyor. NBA 2K27 örneği bize görüntü kalitesi ile performans arasındaki dengenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Stilize oyunlar sanatsal kontrolün önemini gösteriyor. Eski oyunlar ise teknolojinin ne kadar heyecan verici olabileceğini gösteriyor. Korku oyunları ve simülasyonlar da doğru uygulandığında nöral görüntü işlemenin yalnızca grafik kalitesini değil oyunun atmosferini değiştirebileceğini gösteriyor. [quote]DLSS 5'in gerçek başarısı "en güzel görüntüyü" üretmek değil, oyuncunun fark edebileceği kadar iyi bir görüntüyü kabul edilebilir performansla üretmek olacak.[/quote] Şu anda teknoloji etkileyici. Ama pahalı. Bazı oyunlarda harika. Bazılarında gereksiz. Bazı sahnelerde ise oyunun tamamından daha etkileyici sonuç verebiliyor. Bence tam da bu nedenle DLSS 5'i değerlendirmek için tek bir ekran görüntüsüne bakmak yeterli değil. [i]Asıl görmek istediğim şey, geliştiricilerin birkaç ay içerisinde bu teknolojiyi ne kadar akıllı ve seçici kullanmayı öğreneceği.[/i] [b]Sizce DLSS 5 için yüzde 30-50 civarında performans kaybı kabul edilebilir mi? Görüntü belirgin şekilde iyileşiyorsa FPS'den vazgeçer misiniz, yoksa akıcılık her zaman önce mi gelir?[/b]
    Beğen
    13
    2 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Monolith'in Dönüşü, Zalissya Savunması ve Rostok Arenası
    Bölge'de işler sonunda tamamen kontrolden çıktı.

    Deneyin engellenememesiyle birlikte araştırma merkezi alevler içinde kaldı, Varta ile aramızdaki bütün köprüler yıkıldı ve daha birkaç saat önce yan yana savaştığım Monolith üyeleri bir anda silahlarını bana çevirmeye başladı.

    Başta bunun yalnızca yerel bir olay olduğunu düşündüm.

    Yanılmışım.

    Kısa süre içerisinde Monolith güçlerinin farklı bölgelerde organize saldırılara başladığı haberleri gelmeye başladı. Önlerine çıkan grupları dağıtıyor, yerleşimlere saldırıyor ve Bölge'nin dengesini hızla bozuyorlardı.

    Bu yazı hikâye görevleriyle ilgili önemli spoiler'lar içerir.

    Monolith Neden Bir Anda Geri Döndü?

    Yaşananların merkezinde yapılan deney vardı.

    Deney sırasında kullanılan eser yalnızca beklenmeyen bir tepkiye neden olmamıştı. Görünüşe göre uzun süredir bastırılmış bir şey yeniden harekete geçmişti.

    Monolith üyeleri tekrar fanatik davranışlar göstermeye başladı.

    Artık eski dostlarını tanımıyorlardı.

    Karşılarına çıkan herkesi düşman olarak görüyor ve tek bir amaç etrafında hareket ediyorlardı.
    Bir anda karşımda eski müttefiklerim değil, yeniden uyandırılmış fanatik bir ordu vardı.
    Bu noktada tek hedefim ne olduğunu anlamaktı.

    Profesör Lodochka'nın Yardım Çağrısı

    Olayların ortasında Profesör Lodochka'dan bir yardım çağrısı aldım.

    Paralı askerler tarafından ele geçirilmişti.

    Bölge'de böyle mesajlar genellikle kötü haber anlamına gelir ve bu sefer de durum farklı değildi.

    Paralı askerlerle çatıştıktan sonra profesörü kurtarmayı başardım.

    Lodochka önemli bir şey anlattı.

    Adadaki insanlar savunma hazırlığı yaparken bir anda davranışları değişmişti.

    Birbirlerini bırakıp aynı çağrıya cevap vermiş gibi bölgeden uzaklaşmışlardı.

    Daha sonra üssün altında güçlü bir psiyonik sinyal tespit edilmişti.

    Bu sinyalin kaynağını bulmak artık her şeyden önemliydi.

    Yeraltındaki Psi-Yayıcı

    Üssün altında gizli bir geçit buldum.

    Aşağı indikçe ortam daha rahatsız edici hale geliyordu.

    Sonunda Monolith'in kutsal kabul ettiği yapıya benzeyen bir odanın içerisine ulaştım.

    Ama asıl sorun o yapı değildi.

    Yakınında çalışan güçlü bir psi-yayıcı vardı.

    Cihaza yaklaşmamla birlikte etkisini fiziksel olarak hissetmeye başladım.

    Baş dönmesi.

    Mide bulantısı.

    Zihinsel baskı.

    Ve sonra parçalar birleşmeye başladı.

    Faust'un Planı

    Psi-yayıcının oraya tesadüfen bırakılmadığı açıktı.

    Faust, Monolith üyelerini tekrar kontrol altına almak için cihazı bilinçli olarak yerleştirmiş görünüyordu.

    Deney sırasında kullanılan eser ise bu sistemin tetikleyicisi olmuştu.

    Yani başından beri yaşananların önemli bir bölümü planlanmış olabilir.
    Bize verilen cihazlar, yapılan deney ve psi-yayıcılar birbirinden bağımsız değildi. Hepsi aynı planın parçalarıydı.
    O anda Faust'un neden bazı ekipmanları bana verdiği de daha anlamlı hale geldi.

    Asıl hedef deneyin gerçekleşmesiydi.

    Artık Bölge Monolith ile Savaşmak Zorundaydı

    Psi-yayıcıyı aldıktan sonra tekrar Lodochka'ya döndüm.

    Tabii Bölge hiçbir işi kolaylaştırmadığı için paralı askerler bir kez daha yolumu kesti.

    Cihazı isteyen bir müşterileri vardı.

    Ama bu kadar tehlikeli bir şeyi teslim etmek gibi bir niyetim yoktu.

    Çatışmadan sonra yayıcıyı Lodochka'ya ulaştırdım.

    Profesör şüphelerimi doğruladı.

    Adadaki insanların değişmesinin temel nedeni psi-radyasyonuydu.

    Daha kötüsü, bunun tek cihaz olmadığı ortaya çıktı.

    Başka bölgelerde de benzer yayıcılar bulunuyordu.

    Bu noktadan sonra mesele birkaç kişinin kurtarılması olmaktan çıkmıştı.

    Monolith yeniden büyük bir tehdit haline gelmişti.

    Sıradaki Hedef: Küre

    Lodochka'nın verdiği bilgiler beni Küre'ye yönlendirdi.

    Ancak yolda yeni bir yardım çağrısı aldım.

    Zalissya saldırı altındaydı.

    Monolith güçleri yerleşimin savunmasını kırmak üzereydi.

    Teknik olarak bu çağrıyı görmezden gelip görevime devam edebilirdim.

    Ama Bölge'nin ortasında bir yerleşim yardım istiyorsa ve birkaç dakika sonra tamamen yok olacağını biliyorsanız yürüyüp gitmek pek kolay değil.

    Zalissya Savunması

    Zalissya'ya ulaştığımda çatışma çoktan başlamıştı.

    Yerleşimin çevresi Monolith birlikleriyle doluydu.

    Savunmadaki takipçiler ise hem sayı hem ekipman açısından gerideydi.

    İlk saldırı dalgasına doğrudan girdim.

    Ve fark hemen ortaya çıktı.

    Monolith savaşçıları iyi donanımlıydı, disiplinli hareket ediyordu ve yeni gelen takipçileri kısa sürede etkisiz hale getiriyordu.

    Benim yardımım olmasaydı savunmanın uzun süre dayanması pek mümkün görünmüyordu.

    Bir noktadan sonra görev yapmak için değil, Zalissya'yı gerçekten ayakta tutmak için savaşıyordum.

    Savunma Neredeyse Çöktü

    Çatışma ilerledikçe kayıplar arttı.

    Bir ara savunmada geriye yalnızca birkaç kişi kalmıştı.

    Yeni saldırı dalgaları gelmeye devam ediyordu.

    Üstelik içeriden de sorun çıktı.

    Rehberlerden birinin Monolith tarafında olduğu ortaya çıktı.

    Onu etkisiz hale getirdikten sonra kalan saldırıları birlikte püskürttük.

    Uzun çatışmanın sonunda Zalissya ayakta kalmayı başardı.
    Biz ayakta kaldığımız sürece buranın da bir şansı vardı.
    Yerleşim ağır kayıp verdi ancak tamamen yok olmaktan kurtuldu.

    Küre'deki İkinci Psi-Yayıcı

    Zalissya'nın savunması tamamlandıktan sonra tekrar ana hedefime yöneldim.

    Küre'de işler beklediğim kadar sakin değildi.

    Askerlerin arasında Monolith etkisine girmiş bir kişi bulunuyordu ve kısa süre içerisinde yeniden çatışmanın ortasında kaldım.

    Bölgeyi temizledikten sonra aradığım şeyi buldum:

    Bir başka psi-yayıcı.

    Artık Faust'un kurduğu sistemin sandığımdan daha geniş olduğu kesindi.

    Cihazı aldıktan sonra Scar ile buluşmak üzere Rostok'a doğru yola çıktım.

    Scar Gerçekten Ne Kadar Masum?

    Rostok yakınlarında Scar ve Spark ile buluştum.

    Bir operasyon hazırlığındaydılar.

    Daha da ilginç olan ise etraftaki kasaların psi-yayıcı parçalarıyla dolu olmasıydı.

    Scar'a bulduğum cihazları gösterip hesap sordum.

    Parçaları gerçekten sattığını kabul etti.

    Ancak ne amaçla kullanılacağını bilmediğini söyledi.

    Ona göre bu yalnızca ticari bir anlaşmaydı.

    Faust'un planından haberi yoktu.

    Doğru söylüyor olabilir.

    Ama Bölge'de birinin "ne için kullanılacağını bilmiyordum" demesi insanı çok da rahatlatmıyor.

    Scar'ın Yeni Planı: Duga

    Scar'ın artık başka bir hedefi vardı.

    Duga.

    Plan son derece riskliydi.

    Scar ve adamları doğrudan saldırarak Varta'nın dikkatini üzerine çekecekti.

    Ben ise bir psi-yayıcıyla üsse gizlice girecek ve cihazı aktive edecektim.

    Teoride yayıcı, üs içerisindeki insanları etkisiz hale getirecek ve saldırıyı kolaylaştıracaktı.

    Yani Faust'un kullandığı yöntemi bu kez başka bir gruba karşı kullanacaktık.

    İtiraf etmem gerekirse bu fikir hiç hoşuma gitmedi.

    Scar'ın Faust'tan gerçekten ne kadar farklı olduğunu sorgulamaya başladım.

    Ama Varta zaten düşmanımızdı ve seçenekler giderek azalıyordu.

    Yine de Duga biraz bekleyebilirdi.

    Çünkü sonunda Rostok'a ulaşmıştım.

    Rostok: Bölge'nin Medeniyet Merkezi

    Uzun zamandır ilk kez sürekli silah seslerinin olmadığı bir yere ulaştım.

    Rostok, Bölge'nin geri kalanından farklı hissettiriyor.

    İnsanlar ticaret yapıyor.

    İçki içiyor.

    Hikâyeler anlatıyor.

    Arena dövüşlerine bahis oynuyor.

    Yeni ekipman arıyor.

    Ve birkaç saatliğine de olsa dışarıdaki cehennemi unutmaya çalışıyor.
    Bölge'de medeniyet diye bir şey hâlâ varsa, Rostok ona en çok yaklaşan yerlerden biri.

    Rostok'ta Neler Var?

    Arena

    Rostok'un en dikkat çekici noktalarından biri arena.

    Burada takipçiler çeşitli rakiplere ve mutantlara karşı dövüşebiliyor.

    Seyirciler mücadeleleri izliyor ve bahis oynuyor.

    Kısacası Bölge'nin gladyatör arenası.

    Pazar

    Rostok'un ticaret alanı da oldukça hareketli.

    Silahlar, zırhlar, mühimmat ve keşif sırasında ihtiyaç duyabileceğiniz çeşitli ekipmanlar bulmak mümkün.

    Uzun süre Bölge'de dolaştıktan sonra tek bir noktada bu kadar fazla tüccar görmek gerçekten lüks gibi geliyor.

    Konaklama Alanları

    Rostok yalnızca ticaret ve savaş için kullanılmıyor.

    Takipçilerin dinlenebileceği ve sonraki sefere hazırlanabileceği alanlar da bulunuyor.

    Bölge şartları düşünüldüğünde düzgün bir yatak bile ödül sayılır.

    100 Röntgen Barı

    Ve tabii ki Rostok denildiğinde barı atlamak mümkün değil.

    Bir şeyler içmek, yemek yemek, söylentileri dinlemek ve yeni işler hakkında bilgi almak için Bölge'nin en doğal buluşma noktalarından biri.

    Birkaç saat önce psi-yayıcılarla uğraşıp Monolith saldırılarını püskürtürken şimdi bir barda oturabilmek gerçekten tuhaf bir rahatlama hissi yaratıyor.

    Biraz Dinlenmek Yetti: Arenaya Giriyorum

    Rostok'ta biraz dolaştım.

    Barda oturdum.

    Pazarı gezdim.

    Eksik malzemeleri tamamladım.

    Sonra aklıma son derece mantıklı (!) bir fikir geldi:

    Neden arenaya katılıp kendimi öldürtmeyi denemeyeyim?

    Kaydımı yaptırdım ve dövüşlere başladım.

    Arena Dövüşleri

    Arena beklediğimden daha eğlenceliydi.

    Farklı takipçilerle savaştım.

    Mutantlarla karşılaştım.

    Her tur ilerledikçe rakipler daha tehlikeli hale geldi.

    Aynı zamanda seyirciler arasında tanınmaya başladım.

    Kazandıkça para geliyor, ün artıyor ve sonunda herkes finalde kiminle karşılaşacağımı konuşuyordu.

    Arena şampiyonu:

    Tiran.

    Final: Tiran'a Karşı

    Bu dövüşün adil olduğunu söylemek biraz zor.

    Tiran oldukça iyi korunmuştu.

    Benim ekipmanım ise onunkiyle kıyaslanamayacak durumdaydı.

    Dolayısıyla doğrudan karşısına çıkıp ateş etmek pek işe yaramadı.

    Yeni bir taktik geliştirmek zorunda kaldım.
    1. Siper al
    2. Arkasına geç
    3. Mümkün olduğunca kafasına ateş et
    4. Tekrar saklan
    5. Aynı şeyi sabırla tekrar et
    Kağıt üzerinde kolay.

    Gerçekte ise hiç değil.

    Defalarca öldüm.

    Ama sonunda Tiran düştü.

    Rostok'un Yeni Arena Şampiyonu

    Ve böylece beklenmedik şekilde Rostok'un arena şampiyonu oldum.

    Ödül olarak kazandım.
    1. Yüklü miktarda para
    2. Özel bir av tüfeği
    3. Arena şampiyonluğu
    4. Rostok'ta ciddi bir itibar
    Ama bence en büyük ödül birkaç saatliğine ana hikâyedeki kaostan uzaklaşmaktı.

    Faust.

    Monolith.

    Psi-yayıcılar.

    Varta.

    Duga.

    Bütün bunlar dışarıda hâlâ beni bekliyordu.

    Ama o an için umurumda değildi.

    Ben Rostok'un yeni arena şampiyonuydum.

    Bu Bölümde En Çok Hoşuma Giden Şey

    Bu bölümün en başarılı tarafı bence temposuydu.

    Bir tarafta Bölge'nin geleceğini etkileyen ciddi olaylarla uğraşıyoruz.

    Diğer tarafta küçük yerleşimleri savunuyoruz.

    Sonra Rostok'a ulaşıp birkaç saat boyunca ticaret, bar ve arena gibi tamamen farklı etkinliklerle uğraşabiliyoruz.

    Bu geçiş Bölge'yi yalnızca görevlerden oluşan bir harita gibi değil, gerçekten yaşayan bir yer gibi hissettiriyor.

    Özellikle Zalissya savunması ile Rostok arasındaki fark çok hoşuma gitti.

    Bir yerde birkaç kişiyle birlikte hayatta kalmaya çalışıyorsunuz.

    Bir süre sonra kalabalık bir barda oturup arena dövüşlerine hazırlanıyorsunuz.

    Sırada Duga Var

    Dinlenme bitti.

    Scar'ın operasyonu hâlâ bekliyor.

    Psi-yayıcı elimizde.

    Varta ile hesap kapanmış değil.

    Faust ise Bölge'nin bir yerinde planının sonraki aşamasını hazırlıyor olabilir.

    Rostok güzel bir mola oldu ancak Bölge'de huzur uzun sürmüyor.

    Bir sonraki adım Duga olacak gibi görünüyor ve açıkçası Scar'ın planının düşündüğü kadar kontrollü ilerleyeceğine hiç inanmıyorum.
    Siz bu bölümde ne yaptınız? Zalissya'yı savunabildiniz mi? Scar'a güveniyor musunuz ve Rostok arenasında şampiyon olmayı başardınız mı?
    Bölge'de işler sonunda tamamen kontrolden çıktı. Deneyin engellenememesiyle birlikte araştırma merkezi alevler içinde kaldı, Varta ile aramızdaki bütün köprüler yıkıldı ve daha birkaç saat önce yan yana savaştığım Monolith üyeleri bir anda silahlarını bana çevirmeye başladı. Başta bunun yalnızca yerel bir olay olduğunu düşündüm. Yanılmışım. Kısa süre içerisinde Monolith güçlerinin farklı bölgelerde organize saldırılara başladığı haberleri gelmeye başladı. Önlerine çıkan grupları dağıtıyor, yerleşimlere saldırıyor ve Bölge'nin dengesini hızla bozuyorlardı. [i]Bu yazı hikâye görevleriyle ilgili önemli spoiler'lar içerir.[/i] [h2]Monolith Neden Bir Anda Geri Döndü?[/h2] Yaşananların merkezinde yapılan deney vardı. Deney sırasında kullanılan eser yalnızca beklenmeyen bir tepkiye neden olmamıştı. Görünüşe göre uzun süredir bastırılmış bir şey yeniden harekete geçmişti. Monolith üyeleri tekrar fanatik davranışlar göstermeye başladı. Artık eski dostlarını tanımıyorlardı. Karşılarına çıkan herkesi düşman olarak görüyor ve tek bir amaç etrafında hareket ediyorlardı. [quote]Bir anda karşımda eski müttefiklerim değil, yeniden uyandırılmış fanatik bir ordu vardı.[/quote] Bu noktada tek hedefim ne olduğunu anlamaktı. [h2]Profesör Lodochka'nın Yardım Çağrısı[/h2] Olayların ortasında Profesör Lodochka'dan bir yardım çağrısı aldım. Paralı askerler tarafından ele geçirilmişti. Bölge'de böyle mesajlar genellikle kötü haber anlamına gelir ve bu sefer de durum farklı değildi. Paralı askerlerle çatıştıktan sonra profesörü kurtarmayı başardım. Lodochka önemli bir şey anlattı. Adadaki insanlar savunma hazırlığı yaparken bir anda davranışları değişmişti. Birbirlerini bırakıp aynı çağrıya cevap vermiş gibi bölgeden uzaklaşmışlardı. Daha sonra üssün altında güçlü bir psiyonik sinyal tespit edilmişti. Bu sinyalin kaynağını bulmak artık her şeyden önemliydi. [h2]Yeraltındaki Psi-Yayıcı[/h2] Üssün altında gizli bir geçit buldum. Aşağı indikçe ortam daha rahatsız edici hale geliyordu. Sonunda Monolith'in kutsal kabul ettiği yapıya benzeyen bir odanın içerisine ulaştım. Ama asıl sorun o yapı değildi. Yakınında çalışan güçlü bir [b]psi-yayıcı[/b] vardı. Cihaza yaklaşmamla birlikte etkisini fiziksel olarak hissetmeye başladım. Baş dönmesi. Mide bulantısı. Zihinsel baskı. Ve sonra parçalar birleşmeye başladı. [h3]Faust'un Planı[/h3] Psi-yayıcının oraya tesadüfen bırakılmadığı açıktı. Faust, Monolith üyelerini tekrar kontrol altına almak için cihazı bilinçli olarak yerleştirmiş görünüyordu. Deney sırasında kullanılan eser ise bu sistemin tetikleyicisi olmuştu. Yani başından beri yaşananların önemli bir bölümü planlanmış olabilir. [quote]Bize verilen cihazlar, yapılan deney ve psi-yayıcılar birbirinden bağımsız değildi. Hepsi aynı planın parçalarıydı.[/quote] O anda Faust'un neden bazı ekipmanları bana verdiği de daha anlamlı hale geldi. Asıl hedef deneyin gerçekleşmesiydi. [h2]Artık Bölge Monolith ile Savaşmak Zorundaydı[/h2] Psi-yayıcıyı aldıktan sonra tekrar Lodochka'ya döndüm. Tabii Bölge hiçbir işi kolaylaştırmadığı için paralı askerler bir kez daha yolumu kesti. Cihazı isteyen bir müşterileri vardı. Ama bu kadar tehlikeli bir şeyi teslim etmek gibi bir niyetim yoktu. Çatışmadan sonra yayıcıyı Lodochka'ya ulaştırdım. Profesör şüphelerimi doğruladı. Adadaki insanların değişmesinin temel nedeni psi-radyasyonuydu. Daha kötüsü, bunun tek cihaz olmadığı ortaya çıktı. Başka bölgelerde de benzer yayıcılar bulunuyordu. Bu noktadan sonra mesele birkaç kişinin kurtarılması olmaktan çıkmıştı. [b]Monolith yeniden büyük bir tehdit haline gelmişti.[/b] [h2]Sıradaki Hedef: Küre[/h2] Lodochka'nın verdiği bilgiler beni Küre'ye yönlendirdi. Ancak yolda yeni bir yardım çağrısı aldım. Zalissya saldırı altındaydı. Monolith güçleri yerleşimin savunmasını kırmak üzereydi. Teknik olarak bu çağrıyı görmezden gelip görevime devam edebilirdim. Ama Bölge'nin ortasında bir yerleşim yardım istiyorsa ve birkaç dakika sonra tamamen yok olacağını biliyorsanız yürüyüp gitmek pek kolay değil. [h2]Zalissya Savunması[/h2] Zalissya'ya ulaştığımda çatışma çoktan başlamıştı. Yerleşimin çevresi Monolith birlikleriyle doluydu. Savunmadaki takipçiler ise hem sayı hem ekipman açısından gerideydi. İlk saldırı dalgasına doğrudan girdim. Ve fark hemen ortaya çıktı. Monolith savaşçıları iyi donanımlıydı, disiplinli hareket ediyordu ve yeni gelen takipçileri kısa sürede etkisiz hale getiriyordu. Benim yardımım olmasaydı savunmanın uzun süre dayanması pek mümkün görünmüyordu. [b]Bir noktadan sonra görev yapmak için değil, Zalissya'yı gerçekten ayakta tutmak için savaşıyordum.[/b] [h3]Savunma Neredeyse Çöktü[/h3] Çatışma ilerledikçe kayıplar arttı. Bir ara savunmada geriye yalnızca birkaç kişi kalmıştı. Yeni saldırı dalgaları gelmeye devam ediyordu. Üstelik içeriden de sorun çıktı. Rehberlerden birinin Monolith tarafında olduğu ortaya çıktı. Onu etkisiz hale getirdikten sonra kalan saldırıları birlikte püskürttük. Uzun çatışmanın sonunda Zalissya ayakta kalmayı başardı. [quote]Biz ayakta kaldığımız sürece buranın da bir şansı vardı.[/quote] Yerleşim ağır kayıp verdi ancak tamamen yok olmaktan kurtuldu. [h2]Küre'deki İkinci Psi-Yayıcı[/h2] Zalissya'nın savunması tamamlandıktan sonra tekrar ana hedefime yöneldim. Küre'de işler beklediğim kadar sakin değildi. Askerlerin arasında Monolith etkisine girmiş bir kişi bulunuyordu ve kısa süre içerisinde yeniden çatışmanın ortasında kaldım. Bölgeyi temizledikten sonra aradığım şeyi buldum: [b]Bir başka psi-yayıcı.[/b] Artık Faust'un kurduğu sistemin sandığımdan daha geniş olduğu kesindi. Cihazı aldıktan sonra Scar ile buluşmak üzere Rostok'a doğru yola çıktım. [h2]Scar Gerçekten Ne Kadar Masum?[/h2] Rostok yakınlarında Scar ve Spark ile buluştum. Bir operasyon hazırlığındaydılar. Daha da ilginç olan ise etraftaki kasaların psi-yayıcı parçalarıyla dolu olmasıydı. Scar'a bulduğum cihazları gösterip hesap sordum. Parçaları gerçekten sattığını kabul etti. Ancak ne amaçla kullanılacağını bilmediğini söyledi. Ona göre bu yalnızca ticari bir anlaşmaydı. Faust'un planından haberi yoktu. Doğru söylüyor olabilir. Ama Bölge'de birinin "ne için kullanılacağını bilmiyordum" demesi insanı çok da rahatlatmıyor. [h2]Scar'ın Yeni Planı: Duga[/h2] Scar'ın artık başka bir hedefi vardı. [b]Duga.[/b] Plan son derece riskliydi. Scar ve adamları doğrudan saldırarak Varta'nın dikkatini üzerine çekecekti. Ben ise bir psi-yayıcıyla üsse gizlice girecek ve cihazı aktive edecektim. Teoride yayıcı, üs içerisindeki insanları etkisiz hale getirecek ve saldırıyı kolaylaştıracaktı. Yani Faust'un kullandığı yöntemi bu kez başka bir gruba karşı kullanacaktık. İtiraf etmem gerekirse bu fikir hiç hoşuma gitmedi. Scar'ın Faust'tan gerçekten ne kadar farklı olduğunu sorgulamaya başladım. Ama Varta zaten düşmanımızdı ve seçenekler giderek azalıyordu. Yine de Duga biraz bekleyebilirdi. Çünkü sonunda Rostok'a ulaşmıştım. [h2]Rostok: Bölge'nin Medeniyet Merkezi[/h2] Uzun zamandır ilk kez sürekli silah seslerinin olmadığı bir yere ulaştım. Rostok, Bölge'nin geri kalanından farklı hissettiriyor. İnsanlar ticaret yapıyor. İçki içiyor. Hikâyeler anlatıyor. Arena dövüşlerine bahis oynuyor. Yeni ekipman arıyor. Ve birkaç saatliğine de olsa dışarıdaki cehennemi unutmaya çalışıyor. [quote]Bölge'de medeniyet diye bir şey hâlâ varsa, Rostok ona en çok yaklaşan yerlerden biri.[/quote] [h2]Rostok'ta Neler Var?[/h2] [h3]Arena[/h3] Rostok'un en dikkat çekici noktalarından biri arena. Burada takipçiler çeşitli rakiplere ve mutantlara karşı dövüşebiliyor. Seyirciler mücadeleleri izliyor ve bahis oynuyor. Kısacası Bölge'nin gladyatör arenası. [h3]Pazar[/h3] Rostok'un ticaret alanı da oldukça hareketli. Silahlar, zırhlar, mühimmat ve keşif sırasında ihtiyaç duyabileceğiniz çeşitli ekipmanlar bulmak mümkün. Uzun süre Bölge'de dolaştıktan sonra tek bir noktada bu kadar fazla tüccar görmek gerçekten lüks gibi geliyor. [h3]Konaklama Alanları[/h3] Rostok yalnızca ticaret ve savaş için kullanılmıyor. Takipçilerin dinlenebileceği ve sonraki sefere hazırlanabileceği alanlar da bulunuyor. Bölge şartları düşünüldüğünde düzgün bir yatak bile ödül sayılır. [h3]100 Röntgen Barı[/h3] Ve tabii ki Rostok denildiğinde barı atlamak mümkün değil. Bir şeyler içmek, yemek yemek, söylentileri dinlemek ve yeni işler hakkında bilgi almak için Bölge'nin en doğal buluşma noktalarından biri. Birkaç saat önce psi-yayıcılarla uğraşıp Monolith saldırılarını püskürtürken şimdi bir barda oturabilmek gerçekten tuhaf bir rahatlama hissi yaratıyor. [h2]Biraz Dinlenmek Yetti: Arenaya Giriyorum[/h2] Rostok'ta biraz dolaştım. Barda oturdum. Pazarı gezdim. Eksik malzemeleri tamamladım. Sonra aklıma son derece mantıklı (!) bir fikir geldi: [b]Neden arenaya katılıp kendimi öldürtmeyi denemeyeyim?[/b] Kaydımı yaptırdım ve dövüşlere başladım. [h2]Arena Dövüşleri[/h2] Arena beklediğimden daha eğlenceliydi. Farklı takipçilerle savaştım. Mutantlarla karşılaştım. Her tur ilerledikçe rakipler daha tehlikeli hale geldi. Aynı zamanda seyirciler arasında tanınmaya başladım. Kazandıkça para geliyor, ün artıyor ve sonunda herkes finalde kiminle karşılaşacağımı konuşuyordu. Arena şampiyonu: [b]Tiran.[/b] [h2]Final: Tiran'a Karşı[/h2] Bu dövüşün adil olduğunu söylemek biraz zor. Tiran oldukça iyi korunmuştu. Benim ekipmanım ise onunkiyle kıyaslanamayacak durumdaydı. Dolayısıyla doğrudan karşısına çıkıp ateş etmek pek işe yaramadı. Yeni bir taktik geliştirmek zorunda kaldım. [ol] [li]Siper al[/li] [li]Arkasına geç[/li] [li]Mümkün olduğunca kafasına ateş et[/li] [li]Tekrar saklan[/li] [li]Aynı şeyi sabırla tekrar et[/li] [/ol] Kağıt üzerinde kolay. Gerçekte ise hiç değil. Defalarca öldüm. Ama sonunda Tiran düştü. [h2]Rostok'un Yeni Arena Şampiyonu[/h2] Ve böylece beklenmedik şekilde Rostok'un arena şampiyonu oldum. Ödül olarak kazandım. [ol] [li]Yüklü miktarda para[/li] [li]Özel bir av tüfeği[/li] [li]Arena şampiyonluğu[/li] [li]Rostok'ta ciddi bir itibar[/li] [/ol] Ama bence en büyük ödül birkaç saatliğine ana hikâyedeki kaostan uzaklaşmaktı. Faust. Monolith. Psi-yayıcılar. Varta. Duga. Bütün bunlar dışarıda hâlâ beni bekliyordu. Ama o an için umurumda değildi. [b]Ben Rostok'un yeni arena şampiyonuydum.[/b] [h2]Bu Bölümde En Çok Hoşuma Giden Şey[/h2] Bu bölümün en başarılı tarafı bence temposuydu. Bir tarafta Bölge'nin geleceğini etkileyen ciddi olaylarla uğraşıyoruz. Diğer tarafta küçük yerleşimleri savunuyoruz. Sonra Rostok'a ulaşıp birkaç saat boyunca ticaret, bar ve arena gibi tamamen farklı etkinliklerle uğraşabiliyoruz. Bu geçiş Bölge'yi yalnızca görevlerden oluşan bir harita gibi değil, gerçekten yaşayan bir yer gibi hissettiriyor. Özellikle Zalissya savunması ile Rostok arasındaki fark çok hoşuma gitti. Bir yerde birkaç kişiyle birlikte hayatta kalmaya çalışıyorsunuz. Bir süre sonra kalabalık bir barda oturup arena dövüşlerine hazırlanıyorsunuz. [h2]Sırada Duga Var[/h2] Dinlenme bitti. Scar'ın operasyonu hâlâ bekliyor. Psi-yayıcı elimizde. Varta ile hesap kapanmış değil. Faust ise Bölge'nin bir yerinde planının sonraki aşamasını hazırlıyor olabilir. Rostok güzel bir mola oldu ancak Bölge'de huzur uzun sürmüyor. [i]Bir sonraki adım Duga olacak gibi görünüyor ve açıkçası Scar'ın planının düşündüğü kadar kontrollü ilerleyeceğine hiç inanmıyorum.[/i] [quote]Siz bu bölümde ne yaptınız? Zalissya'yı savunabildiniz mi? Scar'a güveniyor musunuz ve Rostok arenasında şampiyon olmayı başardınız mı?[/quote]
    Beğen
    11
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili?
    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.

    Gerçek dünyada bunların yeri olup olmadığını tartışıyorum.

    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.
    Resident Evil oyunlarını oynarken, her şeyin ne kadar mantıklı olduğunu pek düşünmezsiniz. Bize çok sayıda tehlikeli yaratık ve korkunç virüs gösterilir, ancak polis memurları, özel kuvvetler askerleri veya sıradan siviller tüm bunlarla başa çıkar. Çoğu zaman, hatta yalnız başlarına.

    Peki ya gerçekte durum nasıl olurdu? Umbrella tarafından yaratılan virüsler ve mutantlar gerçekten var olsaydı ne olurdu? Dünyayı yok ederler miydi yoksa kolayca alt edilebilirler miydi? Bu yazıda bunu öğrenmeye çalışacağım.

    Konu FunPay laboratuvarının derinliklerinden kaçtı ve biz de Jacques Paganel'i bunu parasal bir ödül karşılığında yakalamakla görevlendirdik. Yani bu metin için kime teşekkür edeceğinizi biliyorsunuz.

    Gerçek pazar burada: Steam hesabınıza FunPay ile para yükleyin . Biyolojik silah satmıyoruz.
    Ama öncelikle iki önemli şeyden bahsetmemiz gerekiyor.

    Öncelikle, Resident Evil serisindeki virüsler ve mutantların gerçek biyolojiyle pek bir ilgisi yok.
    Evet, hücre fonksiyonlarını değiştirebilen ve vücudun DNA'sına müdahale edebilen virüsler ( insan papillomavirüsü gibi ) mevcuttur, ancak bu süreçler yıllar, hatta on yıllar sürer. Virüsler bir insanı birkaç gün içinde zombiye, hele ki pençeleri ve dokunaçları olan üç metre boyunda bir dev haline getiremez. Bu nedenle, bu makalede bu noktayı atlayacağım; biyolojinin temel yasalarının artık geçerli olmadığını varsayalım.

    İkinci olarak, Resident Evil evreninin kurgusundan daha kaotik, çelişkili ve tutarsız bir şey yoktur.
    Aynı virüsler farklı oyunlarda farklı davranabiliyor, enfeksiyon oranı senaristler tarafından düzenli olarak değiştiriliyor ve hatta önemli olayların tarihleri ​​bile değiştiriliyor. Bu durum özellikle serinin sonraki bölümlerinde ve yeniden yapımlarında geçerli; burada geliştiriciler genellikle evrenin kurallarına bağlı kalmaktan ziyade görselliğe öncelik veriyorlar. Tutarlı ve doğru bir tablo oluşturmak imkansız.

    Öncelikle şunu açıkça belirtmek istiyorum: Operation Racoon City ve diğer yan ürünlerin yanı sıra, resmi olarak kanon kabul edilen animasyon filmleri ve TV dizilerindeki olayları büyük ölçüde göz ardı edeceğim. Sadece serinin ana oyunlarındaki bilgileri kullanacağım.

    Evet, önceden uyardığım gibi, ilerleyen bölümlerde dizinin tamamıyla ilgili birçok spoiler var.

    T virüsü ve şehirdeki enfeksiyon senaryosu

    Her şeyin başlangıcı. Progenitor virüsünden türetilen T-virüsü, birçok kişi tarafından Resident Evil serisiyle sıkı bir şekilde ilişkilendirilir, ancak bu virüsten etkilenen insanlar ve diğer yaratıklar yalnızca serinin ilk bölümlerinde ve bazı yan ürünlerinde görünürler. Ve tabii ki filmlerde de.

    T-virüsü içeren kırık bir şişe, Resident Evil

    Aslında, Umbrella Corporation'ın kurucularının (yani aristokrat Ozwell Spencer ve Edward Ashford ile biyokimyacı James Marcus'un) herhangi bir virüs satma planları olmadığını belirtmekte fayda var. Spencer'ın kendisinin ilaçlara, eczacılığa veya silah pazarına pek ilgisi yoktu. Ölümsüzlük hayalini besliyordu ve Progenitor virüsünü insanlığın ilerlemesi için bir araç olarak kullanmak istiyordu.

    Ancak, tüm bu araştırmaların öncelikle meraklı gözlerden (özellikle hükümetten) gizlenmesi, ikinci olarak da finanse edilmesi gerekiyordu. İşte bu amaçla Umbrella kuruldu ve bu örgütün örtüsü altında karaborsada satılmak üzere biyolojik silahlar üretmeyi amaçlıyorlardı.

    Şirketin kurulmasının ardından kurucularının yolları ayrıldı. Ashford ailesi araştırma odağını genetiğe ve yapay seçilime kaydırdı; bu da yıllar sonra serideki, konakçısının mutasyondan sonra zekasını korumasına izin veren az sayıdaki virüsten biri olan T-Veronica'nın yaratılmasına yol açtı. Spencer, süper insan yaratma ve ölümsüzlüğe ulaşma umuduyla Progenitor virüsüyle deneylerine devam etti, ancak geliştirdiği çoğu şey, konakçıyı faydalı bir şeye dönüştürmekten daha hızlı bir şekilde öldürüyordu.

    James Marcus en büyük başarıyı elde etti. Araştırmaları sonucunda, Progenitor virüsü ve sülük DNA'sından T-virüsü üretildi.

    James Marcus, Resident Evil Zero
    Yeni virüsün en büyük avantajı, nispeten istikrarlı olmasıydı. Daha önce de belirttiğim gibi, öncü virüs genellikle konağını öldürürken, T-virüsü ile enfekte olan bireyler genellikle hayatta kalıyor ve hatta bazı faydalı özellikler kazanıyordu.

    Vücuda girdikten sonra T virüsü metabolizmayı hızlandırır, fiziksel gücü önemli ölçüde artırır, canlılığı yükseltir ve rejeneratif süreçleri başlatır. Enfekte olmuş kişiler, normal bir insanı kesinlikle öldürecek yaralanmalardan sonra bile işlevlerini sürdürür ve bazı örnekler hasarlı dokuyu yenileme konusunda etkileyici bir yetenek göstermektedir.

    Ne yazık ki, tüm bunların üstüne, T virüsü neredeyse her zaman beyni de devre dışı bırakır. Enfekte olan çoğu kişi hızla zekasını, hafızasını ve karmaşık görevleri yerine getirme yeteneğini kaybeder. Sadece ilkel içgüdülerini korurlar, sese ve harekete tepki verirler, enfekte olmayan bireylere karşı saldırganlık gösterirler ve ısırıklar ve vücut sıvıları yoluyla enfeksiyonu yayabilirler.

    Resident Evil 2 Remake'te Claire Redfield, enfekte olmuş bir saldırıya karşı koyuyor.
    Yukarıda da yazdığım gibi, Umbrella şirketi T-virüsünü hiçbir zaman başlı başına bir silah olarak görmedi. Ancak bu, onun bir silah olmadığı anlamına gelmez. Resident Evil: Dead Aim oyununda, eski Umbrella çalışanı Morpheus Duval, virüs yüklü füzeler kullanarak ABD ve Çin'deki şehirleri hedef almayı planlıyordu .

    Teröristlerin gerçek dünyada T-virüsünü kullandığını hayal edelim. Hemen belirtmeliyim ki, sonuçlar saldırının tam olarak nerede gerçekleşeceğine ve tek bir saldırı mı yoksa birden fazla saldırı mı olacağına büyük ölçüde bağlı olacaktır. İşleri basitleştirmek için, Raccoon City'ye en yakın senaryoyu kullanacağım: yaklaşık 100.000 nüfuslu orta büyüklükte tek bir şehir.

    Büyük olasılıkla, bu şehir gerçekten de mahvolacak. Ve işin aslı şu ki, ne yetkililer, ne polis, ne de sağlık personeli neyle karşı karşıya oldukları hakkında hiçbir fikre sahip olmayacak. İlk kurbanlar hastanelere gönderilecek, saldırgan enfekte kişileri gözaltına alıp izole etme girişimleri yapılacak ve panik baş gösterecek. Durumun son derece ciddi olduğu ve sokaklardaki saldırgan kişilerin artık insan olmadığı anlaşıldığında, şehir çoktan kaybedilmiş olacak.

    Raccoon City'de Yıkım, Resident Evil 3 Remake

    Öncelikle enfeksiyon oranına bakalım. Resident Evil 2'deki güvenlik görevlisi Thomas'ın günlüğü gibi bir belge , enfekte bir kişinin bir haftadan fazla süreyle bilincini koruyabileceğini ortaya koyuyor.

    5 Eylül.

    Geçenlerde hurdalıkta çalışan yaşlı bir adamla konuştum. Adı Thomas. Sessiz bir adam ve satrançla çok ilgili görünüyor. Hatta kapılarından biri için satranç deseniyle işlenmiş özel bir anahtar ve kilit bile tasarlamış. Yarın akşam satranç oynamayı planlıyorduk. Ne kadar iyi oynadığından endişeliyim. Bir de beni endişelendiren bir şey daha var. Kaşıntısı bir cilt rahatsızlığından mı kaynaklanıyor, yoksa sadece kaba mı davranıyor?

    12 Eylül.

    Thomas ve ben tekrar satranç oynamayı planlıyorduk ama kendini iyi hissetmediği için iptal etmek zorunda kaldık. Nasıl olduğumu görmek için yanıma geldi ama ona ölü gibi göründüğü için dinlenmesini söyledim. İyi olduğunu ısrarla söyledi ama ciddi sağlık sorunları yaşıyor gibiydi.

    Düşünsenize, ben de kendimi pek iyi hissetmiyorum.

    Bu arada, bu kadar erken tarihlere şaşırmayın. Biyolojik atık işleme tesisindeki kazalar nedeniyle, enfekte olmuş kişiler Ağustos ayının ikinci yarısından itibaren şehirde görünmeye başladı . Sayıları giderek arttı ve Eylül başlarında şehrin hastaneleri "yamyam hastalığı" olarak bilinen hastalığa yakalanmış kişilerle dolup taştı .

    Ancak asıl salgın, 22-23 Eylül gecesi William Birkin'in laboratuvarındaki bir olay ve T-virüsünün şehrin su şebekesine aynı anda karışmasıyla binlerce insanın enfekte olmasıyla meydana geldi. Sonraki günlerde Raccoon City zombilerle dolup taşmaya başladı ve ayın sonuna, 30 Eylül'e gelindiğinde, enfekte olanlar şehri tamamen ele geçirmişti. 1 Ekim'de ise Raccoon City, nükleer füze saldırısıyla yeryüzünden silindi.

    Raccoon City'nin Yıkımı, Resident Evil 3 Yeniden Yapımı

    Tüm bunlardan, insanların enfekte olmuş yerleşim yerini terk etmek için bolca zamanları olacağı sonucuna varabiliriz. Ve kesinlikle terk edecekler. Huzursuzluk baş gösterir göstermez ve toplu cinayetler ve garip bir hastalık söylentileri yayılır yayılmaz, ortalama bir sakin arabasına atlayıp komşu bir kasabadaki akrabalarını veya arkadaşlarını ziyaret etmeye gidecektir. Ve bu tür yüzlerce, hatta binlerce sakin olacaktır. Ve bunlardan bazıları T-virüsünü bölgeye daha da yayacaktır.

    Resident Evil Outbreak File TV haberine göre , bu tür olaylara hazırlıklı olan silahlı Umbrella birlikleri, şehrin ana çıkış yollarını hızla bloke etti ve daha sonra ABD askeri birlikleri de onlara katıldı. Doğru, Leon, Claire ve adı belirtilmeyen yakıt kamyonu şoförünün 29 Eylül gibi erken bir tarihte Raccoon City'ye sorunsuz bir şekilde girdiklerini belirtmekte fayda var. Ancak, hikaye tutarsızlıklarına zaten değindim.

    Gerçekte, büyük bir şehri izole etmek neredeyse imkansızdır. Elbette, tüm ana yollara makineli tüfekli zırhlı personel taşıyıcıları yerleştirip insanlara ateş açabilirsiniz, ancak bu sadece kaçan kalabalığı yavaşlatır, tamamen durdurmaz. Bazıları ablukadan önce geçmeyi başarır, bazıları toprak yollara sapar, bazıları araçlarını terk edip ormandan kaçar ve bazıları da kordonu kırmaya çalışır, çünkü çoğu asker sivillere ateş etmeye hazır olmaz.

    Genel olarak, hepsi olmasa da, insanların önemli bir kısmı neredeyse kesinlikle karantina bölgesini terk edecektir.

    "Resident Evil: Death Island" oyununda Umbrella ajanları Raccoon City'den çıkışı kapatıyor.
    Hükümetin hızla bir abluka kurup insanları içeride tutmayı başardığını varsaysak bile, hâlâ bir sorun var. Çünkü T-virüsü, hayvanlar da dahil olmak üzere neredeyse tüm canlı organizmaları etkiliyor. Ve en önemlisi, kuşları. Serinin ilk oyunlarında da aynı enfekte kargalara rastlanmıştı ve eğer virüs onların uzun uçuşlar yapmasını engellemezse (ki bu pek olası değil), salgını kontrol altına almak imkansız olacaktır. Sonuçta, hiçbir karantina veya abluka vahşi kuşları durduramaz.

    Aynı durum, teorik olarak böcekler için de geçerli, ancak bir sorun var. Küçük boyutları nedeniyle belirli bir türün enfekte olup olamayacağını söylemek zor. Daha doğrusu, hayır, herkes enfekte olabilir, ancak örneğin sivrisineklerin enfeksiyondan kurtulup kurtulamayacağı bilinmiyor. Oyunlarda enfekte hamamböcekleri var, ancak bunlar gözle görülür şekilde daha büyük. Bu yüzden sivrisineklerin T-virüsü taşımadığını varsayalım.

    Enfekte Kargalar, Resident Evil Yeniden Yapımı

    Ancak durum o kadar da vahim değil. Hayır, elbette vahim, ama küresel bir felaket yaşanmayacak (büyük olasılıkla). Bunun da iki sebebi var.

    Birincisi, tüm göstergelere göre T virüsü, konakçının vücudu dışında oldukça hızlı bir şekilde aktivitesini kaybediyor.

    Raccoon City felaketine geri dönelim. Hatırlayacağınız gibi, Birkin olayından sonra T-virüsü, şehrin içme suyunu aldığı Victoria Gölü'ne, yani su şebekesine girdi. Bu durum çok sayıda insanı enfekte etti, ancak açıkça herkesi değil.

    Resident Evil 3 Remake'in başında, şehirde hâlâ çok sayıda enfekte olmamış insan olduğu açıkça görülüyor. Bu insanların hiçbirinin o günlerce musluk suyu içmediğine veya yüzlerini yıkamadığına (ki bu da tehlikelidir, çünkü virüs göz yoluyla da bulaşabilir) inanmak zor. Büyük olasılıkla, sadece virüs göle girdikten sonraki ilk saatlerde su içenler enfekte oldu ve ardından virüs etkisini kaybetti.

    Raccoon City haritasına bakarsanız, Round River'ın şehrin tamamından geçtiğini görürsünüz; bu da izole bir akarsu gibi görünmüyor. Bir yere akıyor olmalı ve eğer T-virüsü akan suda haftalarca hayatta kalabiliyorsa, kolayca aşağı doğru diğer yerleşim yerlerine de yayılabilir. Ancak oyun dünyasında böyle bir şey olmadı.

    Resident Evil 3 Remake Koleksiyoncu Sürümü'nün bir parçası olan Raccoon City haritası.
    Kısacası, T-virüsünü diğer şehirlere yalnızca enfekte olmuş insanlar ve hayvanlar taşıyacak. Elbette başarılı olacaklar, ancak yayılma önemli ölçüde daha yavaş olacak. Bunun nedeni, enfekte olanların mümkün olduğunca çok insanı enfekte etmekle özellikle ilgilenmemeleridir. Onlar sadece açlıkla ilgileniyorlar. Isırıp bırakmak yerine, karşılaştıkları herkesi yemeye çalışacaklar. Ayrıca, o zamana kadar yetkililer zaten neyle karşı karşıya olduklarını anlamış olacaklar: bölge genelinde sıkı bir karantina ilan edilecek, insanlar evlerine kapatılacak ve sokaklar ağır askeri teçhizatla devriye gezilecek; yavaş zombilerin buna karşı hiçbir savunması olmayacak.

    Küresel bir salgının yaşanmamasının ikinci nedeni ise aşıdır.

    Oyun dünyasında, tedavi çok hızlı bir şekilde ve birden fazla versiyonda geliştirildi. İlki, felaketin tam ortasında, Raccoon City Merkez Hastanesi'ndeki doktorlar tarafından yaratıldı . Carlos, RE 3'te Jill'i bu tedaviyle iyileştirdi. Bu arada, Raccoon City Üniversitesi'nden Profesör Peter Jenkins , Daylight adında kendi aşısını geliştirdi .

    Felaketin tam merkezinde bulunan insanların bu kadar kısa sürede işlevsel bir laboratuvar aşı örneği elde edebilmeleri göz önüne alındığında, devlet laboratuvarlarının da herhangi bir sorun yaşamaması gerekir. Ancak, tek bir laboratuvar şişesi ile tüm ülke için bir milyon doz aşının tamamen farklı şeyler olduğunu anlamak önemlidir. Aşıların seri üretimine bir haftada başlamak mümkün olmayacak; bu, aylar sürecektir.

    Carlos, Jill'i kurtarıyor, Resident Evil 3 Remake

    Özetlemek gerekirse, T-virüsü kullanılarak yapılacak ilk saldırı, herhangi bir ülkeye muazzam hasar verebilecek kapasitededir. Bir şehir neredeyse kesinlikle kaybedilecek, birkaç komşu bölge de salgınlarla karşı karşıya kalacak ve yoğun nüfuslu bir bölge vurulursa ölü sayısı yüz binlerce hatta milyonlarca olacaktır. Bununla birlikte, böyle bir virüsün büyük bir ülkeyi yok etmesi muhtemelen mümkün değildir. Dahası, sonraki saldırılar önemli ölçüde daha az etkili olacaktır, çünkü sonunda bir aşı geliştirilecek ve nüfus zorla aşılanacaktır. Ve tüm ülkelerin orduları, enfekte olanlarla nasıl mücadele edecekleri konusunda talimat alacaktır. Ancak yine de, tüm bunlar büyük ölçüde ilk saldırının ölçeğine bağlıdır.

    Şimdi de tüm bunların maliyetine bakalım. Resident Evil: Survivor oyununda, Sheena Adası'ndaki (oyunun geçtiği yer) altyapının Umbrella şirketine milyarlarca dolara mal olduğu belirtiliyor. Oysa bu, şirketin birçok tesisinden sadece biriydi. Buna onlarca gizli laboratuvar, araştırma merkezi, fabrika, binlerce çalışanın maaşı, malzeme taşımacılığı ve on yıllarca süren araştırmaları da ekleyin. Bir de programın faaliyetlerini gizlemek için sağa sola ödenen sayısız rüşvet var. Programın toplam bütçesi kolayca yüz milyarlarca doları bulmuş olabilir. Ve bu, ilk saldırılardan sonra etkisini kaybedecek bir virüs için.

    Sadece karşılaştırma yapmak gerekirse: Üç atom bombası üreten ABD nükleer silah programı Manhattan Projesi , hükümete sadece 2 milyar dolara mal oldu. Ve bunlara karşı bir aşı yok. Temelde, T-virüsünün kendisini bir silah olarak kullanmak kötü bir fikir. Ama dediğim gibi, Umbrella'nın bunu yapma niyeti hiç olmadı.

    Hiroşima'ya atılan "Küçük Çocuk" bombasının bir modeli.

    Ancak mutantlara ve süper askerlere geçmeden önce, diğer virüslerden biraz bahsetmemiz gerekiyor.

    Gördüğünüz gibi, T-virüsü ilginç. Tehlikeli olsa da, her şeye kadir değil; kendine özgü kusurları ve zayıf noktaları var. Bu, Resident Evil evrenindeki diğer tüm virüsler için söylenemez. Ne yazık ki, Capcom çıtayı neredeyse hemen yükseltmeye karar verdi, bu yüzden üçüncü oyundan sonra çoğu virüs, test tüpünden kaçmayı başarabilirlerse, en kısa sürede yaşayan her şeyi yok ediyor.

    Resident Evil 5'ten Ouroboros . Enfekte olanların çoğu ya ölür ya da anında devasa, dokunaçlı bir biyokütleye dönüşür. Sadece nadir, uyumlu konaklar zekalarını korur ve insanüstü yetenekler kazanır. Albert Wesker virüsü atmosfere salmayı amaçlıyordu ve eğer başarılı olsaydı, dünyanın sonu gelirdi, bundan hiç şüphe yok.

    Resident Evil 5'te Ricardo Irving'in Ouroboros virüsünü kendine enjekte ettikten sonra dönüştüğü, metrelerce uzanan anlamsız konuşma.

    Resident Evil Revelations'tan T-Abyss . Oyunun konusuna göre, bir virüs yeterli yoğunlukta dünya okyanuslarına girerse, yayılmasını durdurmak imkansız olacaktır. Deniz organizmaları mutasyona uğramaya ve birbirlerini enfekte etmeye başlayacak ve ardından bir zincirleme reaksiyon etkisini gösterecektir. Burada da fazla spekülasyon yapmaya gerek yok. Dünya mahkum, bundan şüphe yok.

    T-Abyss virüs kabı, Resident Evil Revelations

    Resident Evil 6'daki C virüsü . Aerosol halindeyken, tek bir nefesle bulaşmış havayı solumak bile bir insanı saniyeler içinde saldırgan bir yaratığa dönüştürmeye yeter. Ve enjekte edildiğinde, bazı taşıyıcılar kelimenin tam anlamıyla yürüyen virüs fabrikaları olan Lepotiz'lere dönüşür.

    Lepotitsa, Resident Evil 6

    Başlıca olanlardan sadece üçü kaldı. T-Veronica , T-virüsünün aksine, bazı konakçıların mutasyondan sonra zekalarını korumalarına olanak tanıyor ve fantastik sınırında yetenekler de kazandırıyor. Ayrıca, Code: Veronica'nın yeniden yapımı yakında geliyor ve muhtemelen birçok ayrıntı eklenecek veya değiştirilecek, bu nedenle bu virüse ayrıntılı olarak değinmeyeceğiz.

    Aynı durum Resident Evil 7 ve Village'daki küf için de geçerli . Tamamen farklı yasalara göre işliyor ve çok fazla fantastik özelliğe sahip.

    G virüsü diğerlerinden farklıdır. T virüsünün aksine, kitlesel yayılım için tasarlanmamıştır. Bir kişiyi enfekte etmek için virüsün doğrudan vücuda girmesi gerekir ve taşıyıcıların çoğu uyumsuzluk nedeniyle ölür. Ve enfeksiyondan kurtulan "şanslı kişiler" (örneğin William Birkin) sonunda kontrol edilemez şekilde büyüyen bir biyokütleye dönüşür.

    William Birkin'in son (G5) mutasyona uğramış hali, Resident Evil 2 Remake

    Vardığım sonuç şu: Virüsler son derece tehlikeli. Nispeten "zayıf" bir T-virüsü bile, dünyamıza bulaşırsa, Raccoon City'de yaşananlardan çok daha ciddi bir felakete yol açar. Ve belirli senaryolarda, bir kıyameti bile tetikleyebilir. Bu arada, bu kimseyi ilgilendirmez; insanlar genellikle fethetmek ve yönetmek isterler ve dünyayı yok etmeyi hayal eden kötüler sadece oyunlarda, filmlerde ve edebiyatta bulunur.

    Dolayısıyla Umbrella'nın virüsleri değil, "Biyo Organik Silahlarını" (BOW'larını) satmaya karar vermesi şaşırtıcı değil . Milyarlarca dolar kazandıracak olanlar bunlardı.

    Normal Yaylar
    Serinin otuz yıllık varlığı boyunca Capcom yüzlerce farklı mutant yarattı. Neredeyse her yeni oyun, başka hiçbir yerde görünmemiş birkaç benzersiz BOW türü ekledi. Ancak bunların çoğu aynı fikirlerin varyasyonlarıdır; bu nedenle yerel faunanın en ünlü ve popüler temsilcilerine bir göz atalım.

    Elbette en bariz olanla başlayalım: zombiler (T-virüsünün neden olduğu zombiler). Tüm dizinin sembolü haline gelmiş olsalar da, tam teşekküllü bir biyolojik silah olarak oldukça şüpheli görünüyorlar. Evet, sivil halk arasında büyük yıkıma yol açabiliyorlar, ancak faydaları burada sona eriyor.

    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.
    Ortalama bir zombi çok yavaş ve beceriksizdir, siper kullanamaz, emirleri yerine getiremez ve kendi güvenliğiyle tamamen ilgilenmez. Tek silahları dişleri, elleri ve tükürdüğü mide suyudur. Bu tür rakipler silahlı bir birliğe pek bir tehdit oluşturmaz. Zombiler sayıca onlardan üstün olabilir, ancak 10 tanesi 1'e karşı bile olsa, modern bir orduya karşı savaşı kazanamayacakları açıktır.

    Üstelik ordu hızla kapalı teçhizata geçecek, bu yüzden zombiler kimseyi ısıramayacak bile. Kısacası, normal hallerinde savaş birimi olarak neredeyse işe yaramazlar.

    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.
    Ancak zombilerin de bir kozu var: daha tehlikeli yaratıklara dönüşebiliyorlar. İlk Resident Evil'daki zombiler sonunda Crimsonhead'lere , devam oyunundaki zombiler ise Licker'lara dönüştü . İlk zombiler hakkında söylenecek çok şey yok. Evet, normal zombilerden daha hızlı ve daha dayanıklılar ve ayrıca keskin pençeler geliştiriyorlar. Ancak temel zayıflıkları hala devam ediyor; hala sadece düşmana doğru koşup yakın dövüş saldırıları yapmaya çalışan, özünde akılsız yaratıklar.

    Kertenkelelerle ilgili durum biraz daha ilginç. Güç ve çevikliklerinin artmasının yanı sıra, tavanlarda ve havalandırma kanallarında saklanma ve ardından pusu kurarak saldırma alışkanlığı geliştiriyorlar. Kapalı alanları (metro gibi) temizlerken, bu yaratıklar ordu ve polis için ciddi bir sorun teşkil ediyor.

    Ama bu sadece başlangıçta geçerli olacak. Çok yakında, ordu keşif için termal görüntüleme ve kameralara sahip küçük insansız hava araçları kullanmaya başlayacak. Bir Lizun tespit edildiğinde, geriye kalan tek şey onu imha etmek, belki de bir saldırı insansız hava aracıyla. Bu nedenle, gizlilikleri artık bir avantaj olmayacak.

    Aslında, gerçek hayattaki biyolojiyi göz ardı etme konusunda anlaşmış olsak da, burada dikkat edilmesi gereken bir şey daha var. Oyunun kurgusuna göre hem Crimsonhead'ler hem de Licker'lar mutasyona uğramış zombilerdir. Ancak gerçekte mutasyon son derece nadir bir olgudur ve çoğu durumda organizma için ölümcüldür. Birçok farklı insanın sonunda aynı Licker'a dönüşmesi söz konusu değildir. Bu nedenle, bu tür yaratıkların gerçek hayatta toplu halde ortaya çıkmasını bekleyemeyiz.

    Ama boşverin. Zombiler daha çok T-virüsünün bir yan etkisi. Umbrella'nın özellikle savaş görevleri için geliştirdiği ilk biyolojik silahlardan biri Cerberus'tu (normal zombi köpeklerle karıştırılmamalı).

    MA-39 "Cerberus" Projesi

    Bu arada, bu seride tanıtılan ilk Biyolojik Silah (BOW) buydu. Sonuçta, orijinal Resident Evil'ın açılış sahnesinde Alpha Takımı üyelerinin savaştığı köpekler bunlardı. Cerberuslar esasen T-virüsü ile enfekte olmuş Dobermanlardır. Sağlıklı köpeklerden belirgin şekilde daha güçlü, daha dayanıklı ve daha agresiftirler ve ayrıca yüksek hızlarını ve sürü davranışlarını korurlar. Umbrella bilim insanları ayrıca onları basit komutları takip etmeleri için eğitmeye çalıştılar, ancak ne yazık ki, T-virüsünün konakçının beyni üzerindeki etkisi nedeniyle Cerberuslar herhangi bir kontrolün ötesindedir.

    Gerçek hizmet köpekleri çeşitli savaş görevlerini yerine getirebilir: tesisleri korumak, düşmanları ve saklanma yerlerini tespit etmek, mayın aramak, malzeme teslim etmek ve yaralıları kurtarmak. Ancak Cerberuslar, kendi sahipleri de dahil olmak üzere gördükleri herkese vahşice saldırabilirler.

    Görünüşe göre tek işlevleri siviller arasında panik yaratmak. Teröristler, bir veya iki Cerberus sürüsünü şehre salarak kaos yaratabilirler. Ve bunu yapacaklar da, ancak ateşli silahlara karşı korumaları olmadığı için özel kuvvetler birimi onlarla hızla başa çıkacaktır.

    Umbrella ayrıca virüsü kurtlar gibi benzer türler üzerinde de test etti. Resident Evil Requiem'de yer alan Connection sendikası ise Cerberus'tan esinlenerek yeni bir tür Biyolojik Yay (BOW) olan Garm'ı geliştirdi.

    Proje GM-G-002 "Garm", Resident Evil Requiem

    Esasen bunlar, T virüsü enjekte edilmiş aynı köpekler. Tek fark, sadece Dobermanlar değil, diğer büyük köpek ırkları da kullanılmış olması. Ve kurtlar. Sendikanın bilim insanları ayrıca fiziksel özelliklerini daha da geliştirdi.

    Ancak eski sorunlar ortadan kalkmadı. Hâlâ tamamen kontrol edilemez bir yaratık ve kendisine verilen görevi tamamlamak yerine, büyük olasılıkla sahibini yiyip bitirecektir.

    İlginç bir ayrıntı olmasaydı onlardan hiç bahsetmezdim bile. Garmlar, seride resmi piyasa değeri olan birkaç Biyolojik Silah'tan biridir. Bu değer, Resident Evil Requiem'in en sonundaki belgelerden birinde bulunabilir . Yani, bu köpeklerden birinin fiyatı... 30 milyon dolar.

    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.
    Capcom bu rakamları nereden buldu bilmiyorum. 30 milyon mu? Tek bir köpek için mi? Leon o kovalamaca sırasında yarı otomatik tabancayla yaklaşık 15 köpeği vurdu , hem de kafasına değil, sadece vücuduna? Bu tamamen saçmalık; kimse kontrol edilemeyen bir hayvan için bu fiyatı ödemez. Anlamanız için söylüyorum, modern bir Alman Leopard 2A8 tankı da yaklaşık aynı fiyata geliyor. Ve açıkça daha kullanışlı.

    Ama fiyatı boş verin. Fiyatı 100 kat daha düşük olsa bile, kimsenin Cerberus, Garm veya benzeri mutantları satın alması veya kullanması pek olası değil. Yüzüncü kez tekrarlıyorum: emirleri yerine getiremeyen bir savaş birimine çok az insan ihtiyaç duyar.

    Bu durum, serinin birçok bölümünde yer alan mutant sürüngenler olan Avcılar için bile geçerlidir. Oyunlarda sıklıkla, zombilerin aksine, bir dereceye kadar zekaya sahip oldukları, diğer Avcılarla koordinasyon kurabildikleri, kapıları açabildikleri, siper kullanabildikleri ve pusu kurabildikleri belirtilir. Kısacası, özellikle kentsel ortamlar için mükemmel savaşçılar olarak sunulurlar. Ancak pratikte, hiçbir oyunda canlıları yok etmekten başka bir görev yerine getirdikleri gösterilmemiştir. Hayır, sadece son derece saldırgan hayvanlar olarak tasvir edilirler. Ki özünde de öyledirler.

    Ayrıca Hunter'lar, sürüngen genomları enjekte edilmiş insan embriyolarından yetiştiriliyor ve bu da oldukça uzun zaman alıyor. Tam bir yıl , daha doğrusu. Bu da fiyatlarının aşırı yüksek olması gerektiği anlamına geliyor.

    Avcı, Resident Evil Yeniden Yapımı

    Nadiren bahsedilen başka bir sorun daha var: tüm bu mutantlar canlı organizmalar. Sürekli beslenmeleri gerekiyor. Bu konuyla ilgili çeşitli belgeler oyunlarda bulunabilir, örneğin orijinal Resident Evil'daki bakıcının günlüğü gibi.

    10 Mayıs 1998.

    Bugün, yüksek rütbeli bir araştırmacı benden yeni canavarları gözlemlememi istedi. Derisi yüzülmüş gorillere benziyorlar. Onlara canlı yem vermem söylendi. Onlara bir domuz attığımda, onunla oynadılar... bacaklarını kopardılar, iç organlarını çıkardılar ve sonra yediler.

    Elbette, bu talihsiz domuzu kaç avcının avladığı belirtilmiyor, ancak boyutları ve T-virüsünün iştahı ciddi şekilde etkilediği göz önüne alındığında, ikiden veya üçten fazla avcının avlanmış olması pek olası değil. Bir domuzun fiyatı yaklaşık 200 dolar. Ve büyük olasılıkla her gün bir domuza ihtiyaç duyuyorlar. Öyleyse, bu tür avcılardan oluşan bir sürüyü beslemenin ne kadar pahalıya mal olduğunu bir düşünün.

    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.
    Sürüngenlerden değil, amfibilerden esinlenerek tasarlanmış bir Hunter versiyonu da vardı: Hunter Y. Bunların deniz operasyonlarında son derece etkili olacağı varsayılabilir. Ancak o zaman soru şu: Hangi deniz operasyonları? Savaş gemilerini ele geçirmek mi? Şüpheli; güverteye çıktıkları anda mürettebat kendilerini içeri kilitleyecek ve Hunter'ların içeri girmesini imkansız hale getirecektir. Dahası, su dışında hareket kabiliyetlerini kaybederler ki bu oldukça kritik bir durumdur.

    Ayrıca su altında da işe yaramazlar. Ne Avcılar ne de Neptünler bir denizaltıyı batıramaz; bunun için yeterli güce sahip değiller. Eğitimli bir dalgıç keşif veya patlayıcı yerleştirme işini halledebilir; bunun için bir mutanta gerek yok. Hatta bunun için bir insana bile ihtiyaç duymazsınız, çünkü otonom su altı araçları uzun zamandır var ve askeri amaçlarla başarıyla kullanılıyor. Elbette pahalılar (örneğin REMUS 600'ün fiyatı bir milyon doları aşabiliyor ), ancak uzun bir kuluçka süresi gerektiren Avcılar açıkça daha pahalı.

    ABD Donanması denizcileri REMUS 600 denizaltısını suya indirdi.

    Sonuç olarak, şu soruyu sormak istiyorum: Bütün bunları kim satın alırdı? Oyunlarda düzenli olarak karaborsa ve terör örgütlerinden bahsedilir. Ancak gerçekte teröristlerin bu kadar büyük paraları yok; en ucuz, hatta ev yapımı silahları kullanıyorlar. Aynı parayla koca bir grubu silahlandırabilecekken, kimse tek bir kontrol edilemeyen köpek için on milyonlarca dolar ödemez.

    Hükümetler de bu tür biyolojik silahlara pek ilgi duymuyor. Ordu, her an kontrolden çıkabilecek mutantlara değil, güvenilir ve tahmin edilebilir savaşçılara ihtiyaç duyuyor. Kısacası, Umbrella'nın geliştirdiği çoğu şey için potansiyel alıcı yok.

    Neden "çoğu"? Çünkü henüz en umut vadeden gelişmelere değinmedik bile. Şimdi onlara geçelim.

    Mükemmel biyolojik-organik silah
    Umbrella'nın amiral gemisi ürünü olan süper askerler, sıradan mutantların neredeyse tüm eksikliklerinden arındırılmışlardır.

    Ancak şirket burada da birçok sorunla karşılaştı. Öncelikle, Tiranların yaratılması son derece karmaşık bir süreçti ve enfekte olan kişinin erken ölmemesi için sürekli tıbbi gözetim ve cerrahi işlemler gerektiriyordu. Uygun bir konak bulmak bile zordu, çünkü herkes Tiran olamazdı.

    Ancak burada şunu belirtmeliyim ki, Umbrella'nın yalnızca birkaç uygun test öznesine ihtiyacı vardı ve daha sonraki tüm Tyrant'lar T-002 embriyosunun klonlanmasıyla yaratıldı.

    T-002, Resident Evil Yeniden Yapımı

    İkinci olarak, beyin bozulması sorunu hemen çözülmedi. Orijinal Tyrant varyantlarının (yani T-001, T-002 ve T-011) tamamı birkaç ay içinde kontrolden çıktı. Ve bu, daha önce de söylediğim gibi, onların savaş operasyonlarında potansiyel kullanımına son verdi.

    Üçüncüsü, ilk Tiranlardaki mutasyonların kendileri pek başarılı değildi. Kalpleri o kadar büyüdü ki dışarı doğru çıkıntı yaptı. Sonuç olarak, göğüslerinde kocaman, atan bir hedef taşıyan ve adeta "beni vurun" diye yalvaran bir savaşçı ortaya çıktı.

    Resident Evil Remake'in Finali

    Genel olarak, ilk Tyrant varyantları, tüm normal mutantlarla birlikte güvenle göz ardı edilebilir. Evet, son derece güçlü savaşçılar olup, küçük kalibreli silahlardan gelen çok sayıda darbeyi kaldırabilirler. Bire bir mücadelede çok tehlikeli bir rakiptirler. Ancak RPG'lerle donatılmış eğitimli bir ekibe karşı işe yaramazlar.

    Umbrella, Tyrant'ların bir sonraki versiyonu olan T-103 Tyrant'larla en önemli şeyi başardı: Kontrol edilebilir hale geldiler. Ve bunu biyolojik olarak değil, mühendislik yoluyla başardılar. Resident Evil 2'deki Mr. X'in giydiği şık pelerin sadece bir kamuflaj değildi; Tyrant'ın mutasyona uğramasını ve kontrolden çıkmasını engelleyen özel bir cihaz olan Güç Sınırlayıcı'yı içeriyordu . Bu cihaz, yalnızca Tyrant kritik hasar aldığında devre dışı kalıyordu.

    T-103, Resident Evil 2 Yeniden Yapımı

    Ve bu tek bir ayrıntı büyük bir fark yaratıyor. T-103'ler, tek bir tanksavar füzesi isabetiyle bile imha edildikleri için savaş için uygun olmayabilirler, ancak özel operasyonlar için oldukça uygundurlar. Böyle bir Tiran, binalara yapılan baskınlar sırasında askerlere eşlik edebilir, güçlü direnişin beklendiği özellikle tehlikeli bölgelere ilk giren olabilir, VIP'leri korumak veya düşmanı korkutmak için kullanılabilir.

    Bu arada, benzer bir durum dizinin kendisinde de gösterilmişti. Resident Evil: The Umbrella Chronicles'da Sergei Vladimir'in Ivan ve Ivan B. adında iki T-103'ü vardı . Bunlar onun kişisel korumaları olarak görev yapıyor ve her yere ona eşlik ediyorlardı.

    Ama yine de onları kesin bir yatırım olarak nitelendiremiyorum.

    Yine en önemli şey fiyat. Burada da Resident Evil Requiem'e teşekkür edebiliriz. O filmdeki belgelere göre , bir birimin değeri yaklaşık 120 milyon dolar. Tabii ki Tyrant'ın biraz daha yeni bir versiyonu, ama T-103'e benziyor. Her halükarda, bu meblağ astronomik. Bu parayla, onlarca seçkin özel kuvvetler askerini eğitebilir ve onlara ekipman, iletişim ekipmanı ve modern silahlar sağlayabilirsiniz. Ve böyle bir birimin çok daha geniş bir görev yelpazesi olurdu.

    Ve satın alabileceğiniz ekipman miktarı inanılmaz. Bu kadar parayla sadece tank değil, uçak bile düşünebilirsiniz. Örneğin, Çin yapımı beşinci nesil ağır savaş uçağı Chengdu J-20'yi satın alabilirsiniz . Hatta Tiran'dan bile biraz daha ucuz; bir savaş uçağının değeri yaklaşık 100 milyon dolar civarında .

    Çengdu J-20

    Dahası, yüksek zekasına rağmen, Tiran geleneksel ateşli silahları kullanamaz. Tek silahı kendi fiziksel gücüdür. Bu da her zaman mesafeyi kapatmak zorunda kalacağı anlamına gelir. Gerçek bir dövüşte bu büyük bir dezavantajdır. Ayrıca, sınırlayıcının arızalanması ve Tiran'ın mutasyona uğraması, kontrolden çıkması ve efendisine karşı dönmesi riski de sürekli olarak mevcuttur. Genel olarak, bu tasarımda bile, bu tür bir BOW hala uygulanabilir görünmüyor.

    Bütün bunlar, NE-α parazitiyle enfekte olmuş T-103 için bile geçerli. Ya da daha basitçe, Nemesis için. Muhteşem bir yaratık, normal bir T-103'ten çok daha hızlı ve tehlikeli, ağır silahlar kullanabiliyor, el bombası fırlatıcısından gelen doğrudan isabetlere dayanabiliyor ve inanılmaz derecede zeki ve vahşi. Hatta konuşabiliyor bile! Yani, neredeyse.

    Nemesis, Resident Evil 3 Yeniden Yapımı

    Ancak onun bile modern dünyada yeri yok. Belki 20. yüzyıl savaşları sırasında Nemesis herhangi bir ordu için son derece değerli bir varlık olabilirdi. Biyolojiyi de göz önünde bulundurmalıyız. Tüm bu Tiranlar canlı varlıklar. Onlar da herkes gibi enerjilerini yenilemek için yiyeceğe ve uykuya ihtiyaç duyacaklar. Ve bu canavarların büyüklüğü göz önüne alındığında, muazzam miktarda yiyeceğe ihtiyaç duyacaklardır.

    Tiranların korku hissetmedikleri için iyi olduklarını da düşünebilirsiniz. Ancak bu bir avantaj değil, dezavantajdır. Korku, sonuçta en önemli hayatta kalma mekanizmalarından biridir. Bir savaşçıyı siper almaya, taktik değiştirmeye, geri çekilmeye veya düşmanı kuşatmaya zorlayan şey korkudur. İkinci bir düşünce bile olmadan doğrudan ateş hattına giren bir yaratık uzun süre hayatta kalamaz.

    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum.
    Belki de makalenin tamamına burada bir çizgi çekebiliriz. Resident Evil serisindeki en (ve belki de tek) kullanışlı biyolojik silahın virüsler olduğu ortaya çıkıyor. Basit bir T-virüsü bile, hiçbir modifikasyon veya geliştirme yapılmadan, 1998'de bile eskimiş görünen, hele 2026'da hiç görünmeyen bir düzine Tyrant'tan daha fazla hasar verebiliyor.

    Belki de bir şeyi unutmuş veya gözden kaçırmış olabilirim? Umbrella'nın gelişmelerine dair görüşlerinizi okumaktan memnuniyet duyarım.

    Evet, hepsi bu kadar. Okuduğunuz için teşekkürler.
    Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Gerçek dünyada bunların yeri olup olmadığını tartışıyorum. Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Resident Evil oyunlarını oynarken, her şeyin ne kadar mantıklı olduğunu pek düşünmezsiniz. Bize çok sayıda tehlikeli yaratık ve korkunç virüs gösterilir, ancak polis memurları, özel kuvvetler askerleri veya sıradan siviller tüm bunlarla başa çıkar. Çoğu zaman, hatta yalnız başlarına. Peki ya gerçekte durum nasıl olurdu? Umbrella tarafından yaratılan virüsler ve mutantlar gerçekten var olsaydı ne olurdu? Dünyayı yok ederler miydi yoksa kolayca alt edilebilirler miydi? Bu yazıda bunu öğrenmeye çalışacağım. Konu FunPay laboratuvarının derinliklerinden kaçtı ve biz de Jacques Paganel'i bunu parasal bir ödül karşılığında yakalamakla görevlendirdik. Yani bu metin için kime teşekkür edeceğinizi biliyorsunuz. Gerçek pazar burada: Steam hesabınıza FunPay ile para yükleyin . Biyolojik silah satmıyoruz. Ama öncelikle iki önemli şeyden bahsetmemiz gerekiyor. Öncelikle, Resident Evil serisindeki virüsler ve mutantların gerçek biyolojiyle pek bir ilgisi yok. Evet, hücre fonksiyonlarını değiştirebilen ve vücudun DNA'sına müdahale edebilen virüsler ( insan papillomavirüsü gibi ) mevcuttur, ancak bu süreçler yıllar, hatta on yıllar sürer. Virüsler bir insanı birkaç gün içinde zombiye, hele ki pençeleri ve dokunaçları olan üç metre boyunda bir dev haline getiremez. Bu nedenle, bu makalede bu noktayı atlayacağım; biyolojinin temel yasalarının artık geçerli olmadığını varsayalım. İkinci olarak, Resident Evil evreninin kurgusundan daha kaotik, çelişkili ve tutarsız bir şey yoktur. Aynı virüsler farklı oyunlarda farklı davranabiliyor, enfeksiyon oranı senaristler tarafından düzenli olarak değiştiriliyor ve hatta önemli olayların tarihleri ​​bile değiştiriliyor. Bu durum özellikle serinin sonraki bölümlerinde ve yeniden yapımlarında geçerli; burada geliştiriciler genellikle evrenin kurallarına bağlı kalmaktan ziyade görselliğe öncelik veriyorlar. Tutarlı ve doğru bir tablo oluşturmak imkansız. Öncelikle şunu açıkça belirtmek istiyorum: Operation Racoon City ve diğer yan ürünlerin yanı sıra, resmi olarak kanon kabul edilen animasyon filmleri ve TV dizilerindeki olayları büyük ölçüde göz ardı edeceğim. Sadece serinin ana oyunlarındaki bilgileri kullanacağım. Evet, önceden uyardığım gibi, ilerleyen bölümlerde dizinin tamamıyla ilgili birçok spoiler var. [h2]T virüsü ve şehirdeki enfeksiyon senaryosu[/h2] Her şeyin başlangıcı. Progenitor virüsünden türetilen T-virüsü, birçok kişi tarafından Resident Evil serisiyle sıkı bir şekilde ilişkilendirilir, ancak bu virüsten etkilenen insanlar ve diğer yaratıklar yalnızca serinin ilk bölümlerinde ve bazı yan ürünlerinde görünürler. Ve tabii ki filmlerde de. [h2]T-virüsü içeren kırık bir şişe, Resident Evil[/h2] Aslında, Umbrella Corporation'ın kurucularının (yani aristokrat Ozwell Spencer ve Edward Ashford ile biyokimyacı James Marcus'un) herhangi bir virüs satma planları olmadığını belirtmekte fayda var. Spencer'ın kendisinin ilaçlara, eczacılığa veya silah pazarına pek ilgisi yoktu. Ölümsüzlük hayalini besliyordu ve Progenitor virüsünü insanlığın ilerlemesi için bir araç olarak kullanmak istiyordu. Ancak, tüm bu araştırmaların öncelikle meraklı gözlerden (özellikle hükümetten) gizlenmesi, ikinci olarak da finanse edilmesi gerekiyordu. İşte bu amaçla Umbrella kuruldu ve bu örgütün örtüsü altında karaborsada satılmak üzere biyolojik silahlar üretmeyi amaçlıyorlardı. Şirketin kurulmasının ardından kurucularının yolları ayrıldı. Ashford ailesi araştırma odağını genetiğe ve yapay seçilime kaydırdı; bu da yıllar sonra serideki, konakçısının mutasyondan sonra zekasını korumasına izin veren az sayıdaki virüsten biri olan T-Veronica'nın yaratılmasına yol açtı. Spencer, süper insan yaratma ve ölümsüzlüğe ulaşma umuduyla Progenitor virüsüyle deneylerine devam etti, ancak geliştirdiği çoğu şey, konakçıyı faydalı bir şeye dönüştürmekten daha hızlı bir şekilde öldürüyordu. James Marcus en büyük başarıyı elde etti. Araştırmaları sonucunda, Progenitor virüsü ve sülük DNA'sından T-virüsü üretildi. James Marcus, Resident Evil Zero Yeni virüsün en büyük avantajı, nispeten istikrarlı olmasıydı. Daha önce de belirttiğim gibi, öncü virüs genellikle konağını öldürürken, T-virüsü ile enfekte olan bireyler genellikle hayatta kalıyor ve hatta bazı faydalı özellikler kazanıyordu. Vücuda girdikten sonra T virüsü metabolizmayı hızlandırır, fiziksel gücü önemli ölçüde artırır, canlılığı yükseltir ve rejeneratif süreçleri başlatır. Enfekte olmuş kişiler, normal bir insanı kesinlikle öldürecek yaralanmalardan sonra bile işlevlerini sürdürür ve bazı örnekler hasarlı dokuyu yenileme konusunda etkileyici bir yetenek göstermektedir. Ne yazık ki, tüm bunların üstüne, T virüsü neredeyse her zaman beyni de devre dışı bırakır. Enfekte olan çoğu kişi hızla zekasını, hafızasını ve karmaşık görevleri yerine getirme yeteneğini kaybeder. Sadece ilkel içgüdülerini korurlar, sese ve harekete tepki verirler, enfekte olmayan bireylere karşı saldırganlık gösterirler ve ısırıklar ve vücut sıvıları yoluyla enfeksiyonu yayabilirler. Resident Evil 2 Remake'te Claire Redfield, enfekte olmuş bir saldırıya karşı koyuyor. Yukarıda da yazdığım gibi, Umbrella şirketi T-virüsünü hiçbir zaman başlı başına bir silah olarak görmedi. Ancak bu, onun bir silah olmadığı anlamına gelmez. Resident Evil: Dead Aim oyununda, eski Umbrella çalışanı Morpheus Duval, virüs yüklü füzeler kullanarak ABD ve Çin'deki şehirleri hedef almayı planlıyordu . Teröristlerin gerçek dünyada T-virüsünü kullandığını hayal edelim. Hemen belirtmeliyim ki, sonuçlar saldırının tam olarak nerede gerçekleşeceğine ve tek bir saldırı mı yoksa birden fazla saldırı mı olacağına büyük ölçüde bağlı olacaktır. İşleri basitleştirmek için, Raccoon City'ye en yakın senaryoyu kullanacağım: yaklaşık 100.000 nüfuslu orta büyüklükte tek bir şehir. Büyük olasılıkla, bu şehir gerçekten de mahvolacak. Ve işin aslı şu ki, ne yetkililer, ne polis, ne de sağlık personeli neyle karşı karşıya oldukları hakkında hiçbir fikre sahip olmayacak. İlk kurbanlar hastanelere gönderilecek, saldırgan enfekte kişileri gözaltına alıp izole etme girişimleri yapılacak ve panik baş gösterecek. Durumun son derece ciddi olduğu ve sokaklardaki saldırgan kişilerin artık insan olmadığı anlaşıldığında, şehir çoktan kaybedilmiş olacak. [h2]Raccoon City'de Yıkım, Resident Evil 3 Remake[/h2] Öncelikle enfeksiyon oranına bakalım. Resident Evil 2'deki güvenlik görevlisi Thomas'ın günlüğü gibi bir belge , enfekte bir kişinin bir haftadan fazla süreyle bilincini koruyabileceğini ortaya koyuyor. 5 Eylül. Geçenlerde hurdalıkta çalışan yaşlı bir adamla konuştum. Adı Thomas. Sessiz bir adam ve satrançla çok ilgili görünüyor. Hatta kapılarından biri için satranç deseniyle işlenmiş özel bir anahtar ve kilit bile tasarlamış. Yarın akşam satranç oynamayı planlıyorduk. Ne kadar iyi oynadığından endişeliyim. Bir de beni endişelendiren bir şey daha var. Kaşıntısı bir cilt rahatsızlığından mı kaynaklanıyor, yoksa sadece kaba mı davranıyor? 12 Eylül. Thomas ve ben tekrar satranç oynamayı planlıyorduk ama kendini iyi hissetmediği için iptal etmek zorunda kaldık. Nasıl olduğumu görmek için yanıma geldi ama ona ölü gibi göründüğü için dinlenmesini söyledim. İyi olduğunu ısrarla söyledi ama ciddi sağlık sorunları yaşıyor gibiydi. Düşünsenize, ben de kendimi pek iyi hissetmiyorum. Bu arada, bu kadar erken tarihlere şaşırmayın. Biyolojik atık işleme tesisindeki kazalar nedeniyle, enfekte olmuş kişiler Ağustos ayının ikinci yarısından itibaren şehirde görünmeye başladı . Sayıları giderek arttı ve Eylül başlarında şehrin hastaneleri "yamyam hastalığı" olarak bilinen hastalığa yakalanmış kişilerle dolup taştı . Ancak asıl salgın, 22-23 Eylül gecesi William Birkin'in laboratuvarındaki bir olay ve T-virüsünün şehrin su şebekesine aynı anda karışmasıyla binlerce insanın enfekte olmasıyla meydana geldi. Sonraki günlerde Raccoon City zombilerle dolup taşmaya başladı ve ayın sonuna, 30 Eylül'e gelindiğinde, enfekte olanlar şehri tamamen ele geçirmişti. 1 Ekim'de ise Raccoon City, nükleer füze saldırısıyla yeryüzünden silindi. [h3]Raccoon City'nin Yıkımı, Resident Evil 3 Yeniden Yapımı[/h3] Tüm bunlardan, insanların enfekte olmuş yerleşim yerini terk etmek için bolca zamanları olacağı sonucuna varabiliriz. Ve kesinlikle terk edecekler. Huzursuzluk baş gösterir göstermez ve toplu cinayetler ve garip bir hastalık söylentileri yayılır yayılmaz, ortalama bir sakin arabasına atlayıp komşu bir kasabadaki akrabalarını veya arkadaşlarını ziyaret etmeye gidecektir. Ve bu tür yüzlerce, hatta binlerce sakin olacaktır. Ve bunlardan bazıları T-virüsünü bölgeye daha da yayacaktır. Resident Evil Outbreak File TV haberine göre , bu tür olaylara hazırlıklı olan silahlı Umbrella birlikleri, şehrin ana çıkış yollarını hızla bloke etti ve daha sonra ABD askeri birlikleri de onlara katıldı. Doğru, Leon, Claire ve adı belirtilmeyen yakıt kamyonu şoförünün 29 Eylül gibi erken bir tarihte Raccoon City'ye sorunsuz bir şekilde girdiklerini belirtmekte fayda var. Ancak, hikaye tutarsızlıklarına zaten değindim. Gerçekte, büyük bir şehri izole etmek neredeyse imkansızdır. Elbette, tüm ana yollara makineli tüfekli zırhlı personel taşıyıcıları yerleştirip insanlara ateş açabilirsiniz, ancak bu sadece kaçan kalabalığı yavaşlatır, tamamen durdurmaz. Bazıları ablukadan önce geçmeyi başarır, bazıları toprak yollara sapar, bazıları araçlarını terk edip ormandan kaçar ve bazıları da kordonu kırmaya çalışır, çünkü çoğu asker sivillere ateş etmeye hazır olmaz. Genel olarak, hepsi olmasa da, insanların önemli bir kısmı neredeyse kesinlikle karantina bölgesini terk edecektir. "Resident Evil: Death Island" oyununda Umbrella ajanları Raccoon City'den çıkışı kapatıyor. Hükümetin hızla bir abluka kurup insanları içeride tutmayı başardığını varsaysak bile, hâlâ bir sorun var. Çünkü T-virüsü, hayvanlar da dahil olmak üzere neredeyse tüm canlı organizmaları etkiliyor. Ve en önemlisi, kuşları. Serinin ilk oyunlarında da aynı enfekte kargalara rastlanmıştı ve eğer virüs onların uzun uçuşlar yapmasını engellemezse (ki bu pek olası değil), salgını kontrol altına almak imkansız olacaktır. Sonuçta, hiçbir karantina veya abluka vahşi kuşları durduramaz. Aynı durum, teorik olarak böcekler için de geçerli, ancak bir sorun var. Küçük boyutları nedeniyle belirli bir türün enfekte olup olamayacağını söylemek zor. Daha doğrusu, hayır, herkes enfekte olabilir, ancak örneğin sivrisineklerin enfeksiyondan kurtulup kurtulamayacağı bilinmiyor. Oyunlarda enfekte hamamböcekleri var, ancak bunlar gözle görülür şekilde daha büyük. Bu yüzden sivrisineklerin T-virüsü taşımadığını varsayalım. [h3]Enfekte Kargalar, Resident Evil Yeniden Yapımı[/h3] Ancak durum o kadar da vahim değil. Hayır, elbette vahim, ama küresel bir felaket yaşanmayacak (büyük olasılıkla). Bunun da iki sebebi var. Birincisi, tüm göstergelere göre T virüsü, konakçının vücudu dışında oldukça hızlı bir şekilde aktivitesini kaybediyor. Raccoon City felaketine geri dönelim. Hatırlayacağınız gibi, Birkin olayından sonra T-virüsü, şehrin içme suyunu aldığı Victoria Gölü'ne, yani su şebekesine girdi. Bu durum çok sayıda insanı enfekte etti, ancak açıkça herkesi değil. Resident Evil 3 Remake'in başında, şehirde hâlâ çok sayıda enfekte olmamış insan olduğu açıkça görülüyor. Bu insanların hiçbirinin o günlerce musluk suyu içmediğine veya yüzlerini yıkamadığına (ki bu da tehlikelidir, çünkü virüs göz yoluyla da bulaşabilir) inanmak zor. Büyük olasılıkla, sadece virüs göle girdikten sonraki ilk saatlerde su içenler enfekte oldu ve ardından virüs etkisini kaybetti. Raccoon City haritasına bakarsanız, Round River'ın şehrin tamamından geçtiğini görürsünüz; bu da izole bir akarsu gibi görünmüyor. Bir yere akıyor olmalı ve eğer T-virüsü akan suda haftalarca hayatta kalabiliyorsa, kolayca aşağı doğru diğer yerleşim yerlerine de yayılabilir. Ancak oyun dünyasında böyle bir şey olmadı. Resident Evil 3 Remake Koleksiyoncu Sürümü'nün bir parçası olan Raccoon City haritası. Kısacası, T-virüsünü diğer şehirlere yalnızca enfekte olmuş insanlar ve hayvanlar taşıyacak. Elbette başarılı olacaklar, ancak yayılma önemli ölçüde daha yavaş olacak. Bunun nedeni, enfekte olanların mümkün olduğunca çok insanı enfekte etmekle özellikle ilgilenmemeleridir. Onlar sadece açlıkla ilgileniyorlar. Isırıp bırakmak yerine, karşılaştıkları herkesi yemeye çalışacaklar. Ayrıca, o zamana kadar yetkililer zaten neyle karşı karşıya olduklarını anlamış olacaklar: bölge genelinde sıkı bir karantina ilan edilecek, insanlar evlerine kapatılacak ve sokaklar ağır askeri teçhizatla devriye gezilecek; yavaş zombilerin buna karşı hiçbir savunması olmayacak. [h3]Küresel bir salgının yaşanmamasının ikinci nedeni ise aşıdır.[/h3] Oyun dünyasında, tedavi çok hızlı bir şekilde ve birden fazla versiyonda geliştirildi. İlki, felaketin tam ortasında, Raccoon City Merkez Hastanesi'ndeki doktorlar tarafından yaratıldı . Carlos, RE 3'te Jill'i bu tedaviyle iyileştirdi. Bu arada, Raccoon City Üniversitesi'nden Profesör Peter Jenkins , Daylight adında kendi aşısını geliştirdi . Felaketin tam merkezinde bulunan insanların bu kadar kısa sürede işlevsel bir laboratuvar aşı örneği elde edebilmeleri göz önüne alındığında, devlet laboratuvarlarının da herhangi bir sorun yaşamaması gerekir. Ancak, tek bir laboratuvar şişesi ile tüm ülke için bir milyon doz aşının tamamen farklı şeyler olduğunu anlamak önemlidir. Aşıların seri üretimine bir haftada başlamak mümkün olmayacak; bu, aylar sürecektir. [h3]Carlos, Jill'i kurtarıyor, Resident Evil 3 Remake[/h3] Özetlemek gerekirse, T-virüsü kullanılarak yapılacak ilk saldırı, herhangi bir ülkeye muazzam hasar verebilecek kapasitededir. Bir şehir neredeyse kesinlikle kaybedilecek, birkaç komşu bölge de salgınlarla karşı karşıya kalacak ve yoğun nüfuslu bir bölge vurulursa ölü sayısı yüz binlerce hatta milyonlarca olacaktır. Bununla birlikte, böyle bir virüsün büyük bir ülkeyi yok etmesi muhtemelen mümkün değildir. Dahası, sonraki saldırılar önemli ölçüde daha az etkili olacaktır, çünkü sonunda bir aşı geliştirilecek ve nüfus zorla aşılanacaktır. Ve tüm ülkelerin orduları, enfekte olanlarla nasıl mücadele edecekleri konusunda talimat alacaktır. Ancak yine de, tüm bunlar büyük ölçüde ilk saldırının ölçeğine bağlıdır. Şimdi de tüm bunların maliyetine bakalım. Resident Evil: Survivor oyununda, Sheena Adası'ndaki (oyunun geçtiği yer) altyapının Umbrella şirketine milyarlarca dolara mal olduğu belirtiliyor. Oysa bu, şirketin birçok tesisinden sadece biriydi. Buna onlarca gizli laboratuvar, araştırma merkezi, fabrika, binlerce çalışanın maaşı, malzeme taşımacılığı ve on yıllarca süren araştırmaları da ekleyin. Bir de programın faaliyetlerini gizlemek için sağa sola ödenen sayısız rüşvet var. Programın toplam bütçesi kolayca yüz milyarlarca doları bulmuş olabilir. Ve bu, ilk saldırılardan sonra etkisini kaybedecek bir virüs için. Sadece karşılaştırma yapmak gerekirse: Üç atom bombası üreten ABD nükleer silah programı Manhattan Projesi , hükümete sadece 2 milyar dolara mal oldu. Ve bunlara karşı bir aşı yok. Temelde, T-virüsünün kendisini bir silah olarak kullanmak kötü bir fikir. Ama dediğim gibi, Umbrella'nın bunu yapma niyeti hiç olmadı. [h3]Hiroşima'ya atılan "Küçük Çocuk" bombasının bir modeli.[/h3] Ancak mutantlara ve süper askerlere geçmeden önce, diğer virüslerden biraz bahsetmemiz gerekiyor. Gördüğünüz gibi, T-virüsü ilginç. Tehlikeli olsa da, her şeye kadir değil; kendine özgü kusurları ve zayıf noktaları var. Bu, Resident Evil evrenindeki diğer tüm virüsler için söylenemez. Ne yazık ki, Capcom çıtayı neredeyse hemen yükseltmeye karar verdi, bu yüzden üçüncü oyundan sonra çoğu virüs, test tüpünden kaçmayı başarabilirlerse, en kısa sürede yaşayan her şeyi yok ediyor. Resident Evil 5'ten Ouroboros . Enfekte olanların çoğu ya ölür ya da anında devasa, dokunaçlı bir biyokütleye dönüşür. Sadece nadir, uyumlu konaklar zekalarını korur ve insanüstü yetenekler kazanır. Albert Wesker virüsü atmosfere salmayı amaçlıyordu ve eğer başarılı olsaydı, dünyanın sonu gelirdi, bundan hiç şüphe yok. Resident Evil 5'te Ricardo Irving'in Ouroboros virüsünü kendine enjekte ettikten sonra dönüştüğü, metrelerce uzanan anlamsız konuşma. Resident Evil Revelations'tan T-Abyss . Oyunun konusuna göre, bir virüs yeterli yoğunlukta dünya okyanuslarına girerse, yayılmasını durdurmak imkansız olacaktır. Deniz organizmaları mutasyona uğramaya ve birbirlerini enfekte etmeye başlayacak ve ardından bir zincirleme reaksiyon etkisini gösterecektir. Burada da fazla spekülasyon yapmaya gerek yok. Dünya mahkum, bundan şüphe yok. [h3]T-Abyss virüs kabı, Resident Evil Revelations[/h3] Resident Evil 6'daki C virüsü . Aerosol halindeyken, tek bir nefesle bulaşmış havayı solumak bile bir insanı saniyeler içinde saldırgan bir yaratığa dönüştürmeye yeter. Ve enjekte edildiğinde, bazı taşıyıcılar kelimenin tam anlamıyla yürüyen virüs fabrikaları olan Lepotiz'lere dönüşür. [h3]Lepotitsa, Resident Evil 6[/h3] Başlıca olanlardan sadece üçü kaldı. T-Veronica , T-virüsünün aksine, bazı konakçıların mutasyondan sonra zekalarını korumalarına olanak tanıyor ve fantastik sınırında yetenekler de kazandırıyor. Ayrıca, Code: Veronica'nın yeniden yapımı yakında geliyor ve muhtemelen birçok ayrıntı eklenecek veya değiştirilecek, bu nedenle bu virüse ayrıntılı olarak değinmeyeceğiz. Aynı durum Resident Evil 7 ve Village'daki küf için de geçerli . Tamamen farklı yasalara göre işliyor ve çok fazla fantastik özelliğe sahip. G virüsü diğerlerinden farklıdır. T virüsünün aksine, kitlesel yayılım için tasarlanmamıştır. Bir kişiyi enfekte etmek için virüsün doğrudan vücuda girmesi gerekir ve taşıyıcıların çoğu uyumsuzluk nedeniyle ölür. Ve enfeksiyondan kurtulan "şanslı kişiler" (örneğin William Birkin) sonunda kontrol edilemez şekilde büyüyen bir biyokütleye dönüşür. [h3]William Birkin'in son (G5) mutasyona uğramış hali, Resident Evil 2 Remake[/h3] Vardığım sonuç şu: Virüsler son derece tehlikeli. Nispeten "zayıf" bir T-virüsü bile, dünyamıza bulaşırsa, Raccoon City'de yaşananlardan çok daha ciddi bir felakete yol açar. Ve belirli senaryolarda, bir kıyameti bile tetikleyebilir. Bu arada, bu kimseyi ilgilendirmez; insanlar genellikle fethetmek ve yönetmek isterler ve dünyayı yok etmeyi hayal eden kötüler sadece oyunlarda, filmlerde ve edebiyatta bulunur. Dolayısıyla Umbrella'nın virüsleri değil, "Biyo Organik Silahlarını" (BOW'larını) satmaya karar vermesi şaşırtıcı değil . Milyarlarca dolar kazandıracak olanlar bunlardı. Normal Yaylar Serinin otuz yıllık varlığı boyunca Capcom yüzlerce farklı mutant yarattı. Neredeyse her yeni oyun, başka hiçbir yerde görünmemiş birkaç benzersiz BOW türü ekledi. Ancak bunların çoğu aynı fikirlerin varyasyonlarıdır; bu nedenle yerel faunanın en ünlü ve popüler temsilcilerine bir göz atalım. Elbette en bariz olanla başlayalım: zombiler (T-virüsünün neden olduğu zombiler). Tüm dizinin sembolü haline gelmiş olsalar da, tam teşekküllü bir biyolojik silah olarak oldukça şüpheli görünüyorlar. Evet, sivil halk arasında büyük yıkıma yol açabiliyorlar, ancak faydaları burada sona eriyor. Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Ortalama bir zombi çok yavaş ve beceriksizdir, siper kullanamaz, emirleri yerine getiremez ve kendi güvenliğiyle tamamen ilgilenmez. Tek silahları dişleri, elleri ve tükürdüğü mide suyudur. Bu tür rakipler silahlı bir birliğe pek bir tehdit oluşturmaz. Zombiler sayıca onlardan üstün olabilir, ancak 10 tanesi 1'e karşı bile olsa, modern bir orduya karşı savaşı kazanamayacakları açıktır. Üstelik ordu hızla kapalı teçhizata geçecek, bu yüzden zombiler kimseyi ısıramayacak bile. Kısacası, normal hallerinde savaş birimi olarak neredeyse işe yaramazlar. Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Ancak zombilerin de bir kozu var: daha tehlikeli yaratıklara dönüşebiliyorlar. İlk Resident Evil'daki zombiler sonunda Crimsonhead'lere , devam oyunundaki zombiler ise Licker'lara dönüştü . İlk zombiler hakkında söylenecek çok şey yok. Evet, normal zombilerden daha hızlı ve daha dayanıklılar ve ayrıca keskin pençeler geliştiriyorlar. Ancak temel zayıflıkları hala devam ediyor; hala sadece düşmana doğru koşup yakın dövüş saldırıları yapmaya çalışan, özünde akılsız yaratıklar. Kertenkelelerle ilgili durum biraz daha ilginç. Güç ve çevikliklerinin artmasının yanı sıra, tavanlarda ve havalandırma kanallarında saklanma ve ardından pusu kurarak saldırma alışkanlığı geliştiriyorlar. Kapalı alanları (metro gibi) temizlerken, bu yaratıklar ordu ve polis için ciddi bir sorun teşkil ediyor. Ama bu sadece başlangıçta geçerli olacak. Çok yakında, ordu keşif için termal görüntüleme ve kameralara sahip küçük insansız hava araçları kullanmaya başlayacak. Bir Lizun tespit edildiğinde, geriye kalan tek şey onu imha etmek, belki de bir saldırı insansız hava aracıyla. Bu nedenle, gizlilikleri artık bir avantaj olmayacak. Aslında, gerçek hayattaki biyolojiyi göz ardı etme konusunda anlaşmış olsak da, burada dikkat edilmesi gereken bir şey daha var. Oyunun kurgusuna göre hem Crimsonhead'ler hem de Licker'lar mutasyona uğramış zombilerdir. Ancak gerçekte mutasyon son derece nadir bir olgudur ve çoğu durumda organizma için ölümcüldür. Birçok farklı insanın sonunda aynı Licker'a dönüşmesi söz konusu değildir. Bu nedenle, bu tür yaratıkların gerçek hayatta toplu halde ortaya çıkmasını bekleyemeyiz. Ama boşverin. Zombiler daha çok T-virüsünün bir yan etkisi. Umbrella'nın özellikle savaş görevleri için geliştirdiği ilk biyolojik silahlardan biri Cerberus'tu (normal zombi köpeklerle karıştırılmamalı). [h3]MA-39 "Cerberus" Projesi [/h3] Bu arada, bu seride tanıtılan ilk Biyolojik Silah (BOW) buydu. Sonuçta, orijinal Resident Evil'ın açılış sahnesinde Alpha Takımı üyelerinin savaştığı köpekler bunlardı. Cerberuslar esasen T-virüsü ile enfekte olmuş Dobermanlardır. Sağlıklı köpeklerden belirgin şekilde daha güçlü, daha dayanıklı ve daha agresiftirler ve ayrıca yüksek hızlarını ve sürü davranışlarını korurlar. Umbrella bilim insanları ayrıca onları basit komutları takip etmeleri için eğitmeye çalıştılar, ancak ne yazık ki, T-virüsünün konakçının beyni üzerindeki etkisi nedeniyle Cerberuslar herhangi bir kontrolün ötesindedir. Gerçek hizmet köpekleri çeşitli savaş görevlerini yerine getirebilir: tesisleri korumak, düşmanları ve saklanma yerlerini tespit etmek, mayın aramak, malzeme teslim etmek ve yaralıları kurtarmak. Ancak Cerberuslar, kendi sahipleri de dahil olmak üzere gördükleri herkese vahşice saldırabilirler. Görünüşe göre tek işlevleri siviller arasında panik yaratmak. Teröristler, bir veya iki Cerberus sürüsünü şehre salarak kaos yaratabilirler. Ve bunu yapacaklar da, ancak ateşli silahlara karşı korumaları olmadığı için özel kuvvetler birimi onlarla hızla başa çıkacaktır. Umbrella ayrıca virüsü kurtlar gibi benzer türler üzerinde de test etti. Resident Evil Requiem'de yer alan Connection sendikası ise Cerberus'tan esinlenerek yeni bir tür Biyolojik Yay (BOW) olan Garm'ı geliştirdi. [h3]Proje GM-G-002 "Garm", Resident Evil Requiem[/h3] Esasen bunlar, T virüsü enjekte edilmiş aynı köpekler. Tek fark, sadece Dobermanlar değil, diğer büyük köpek ırkları da kullanılmış olması. Ve kurtlar. Sendikanın bilim insanları ayrıca fiziksel özelliklerini daha da geliştirdi. Ancak eski sorunlar ortadan kalkmadı. Hâlâ tamamen kontrol edilemez bir yaratık ve kendisine verilen görevi tamamlamak yerine, büyük olasılıkla sahibini yiyip bitirecektir. İlginç bir ayrıntı olmasaydı onlardan hiç bahsetmezdim bile. Garmlar, seride resmi piyasa değeri olan birkaç Biyolojik Silah'tan biridir. Bu değer, Resident Evil Requiem'in en sonundaki belgelerden birinde bulunabilir . Yani, bu köpeklerden birinin fiyatı... 30 milyon dolar. Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Capcom bu rakamları nereden buldu bilmiyorum. 30 milyon mu? Tek bir köpek için mi? Leon o kovalamaca sırasında yarı otomatik tabancayla yaklaşık 15 köpeği vurdu , hem de kafasına değil, sadece vücuduna? Bu tamamen saçmalık; kimse kontrol edilemeyen bir hayvan için bu fiyatı ödemez. Anlamanız için söylüyorum, modern bir Alman Leopard 2A8 tankı da yaklaşık aynı fiyata geliyor. Ve açıkça daha kullanışlı. Ama fiyatı boş verin. Fiyatı 100 kat daha düşük olsa bile, kimsenin Cerberus, Garm veya benzeri mutantları satın alması veya kullanması pek olası değil. Yüzüncü kez tekrarlıyorum: emirleri yerine getiremeyen bir savaş birimine çok az insan ihtiyaç duyar. Bu durum, serinin birçok bölümünde yer alan mutant sürüngenler olan Avcılar için bile geçerlidir. Oyunlarda sıklıkla, zombilerin aksine, bir dereceye kadar zekaya sahip oldukları, diğer Avcılarla koordinasyon kurabildikleri, kapıları açabildikleri, siper kullanabildikleri ve pusu kurabildikleri belirtilir. Kısacası, özellikle kentsel ortamlar için mükemmel savaşçılar olarak sunulurlar. Ancak pratikte, hiçbir oyunda canlıları yok etmekten başka bir görev yerine getirdikleri gösterilmemiştir. Hayır, sadece son derece saldırgan hayvanlar olarak tasvir edilirler. Ki özünde de öyledirler. Ayrıca Hunter'lar, sürüngen genomları enjekte edilmiş insan embriyolarından yetiştiriliyor ve bu da oldukça uzun zaman alıyor. Tam bir yıl , daha doğrusu. Bu da fiyatlarının aşırı yüksek olması gerektiği anlamına geliyor. [h3]Avcı, Resident Evil Yeniden Yapımı[/h3] Nadiren bahsedilen başka bir sorun daha var: tüm bu mutantlar canlı organizmalar. Sürekli beslenmeleri gerekiyor. Bu konuyla ilgili çeşitli belgeler oyunlarda bulunabilir, örneğin orijinal Resident Evil'daki bakıcının günlüğü gibi. 10 Mayıs 1998. Bugün, yüksek rütbeli bir araştırmacı benden yeni canavarları gözlemlememi istedi. Derisi yüzülmüş gorillere benziyorlar. Onlara canlı yem vermem söylendi. Onlara bir domuz attığımda, onunla oynadılar... bacaklarını kopardılar, iç organlarını çıkardılar ve sonra yediler. Elbette, bu talihsiz domuzu kaç avcının avladığı belirtilmiyor, ancak boyutları ve T-virüsünün iştahı ciddi şekilde etkilediği göz önüne alındığında, ikiden veya üçten fazla avcının avlanmış olması pek olası değil. Bir domuzun fiyatı yaklaşık 200 dolar. Ve büyük olasılıkla her gün bir domuza ihtiyaç duyuyorlar. Öyleyse, bu tür avcılardan oluşan bir sürüyü beslemenin ne kadar pahalıya mal olduğunu bir düşünün. Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Sürüngenlerden değil, amfibilerden esinlenerek tasarlanmış bir Hunter versiyonu da vardı: Hunter Y. Bunların deniz operasyonlarında son derece etkili olacağı varsayılabilir. Ancak o zaman soru şu: Hangi deniz operasyonları? Savaş gemilerini ele geçirmek mi? Şüpheli; güverteye çıktıkları anda mürettebat kendilerini içeri kilitleyecek ve Hunter'ların içeri girmesini imkansız hale getirecektir. Dahası, su dışında hareket kabiliyetlerini kaybederler ki bu oldukça kritik bir durumdur. Ayrıca su altında da işe yaramazlar. Ne Avcılar ne de Neptünler bir denizaltıyı batıramaz; bunun için yeterli güce sahip değiller. Eğitimli bir dalgıç keşif veya patlayıcı yerleştirme işini halledebilir; bunun için bir mutanta gerek yok. Hatta bunun için bir insana bile ihtiyaç duymazsınız, çünkü otonom su altı araçları uzun zamandır var ve askeri amaçlarla başarıyla kullanılıyor. Elbette pahalılar (örneğin REMUS 600'ün fiyatı bir milyon doları aşabiliyor ), ancak uzun bir kuluçka süresi gerektiren Avcılar açıkça daha pahalı. [h3]ABD Donanması denizcileri REMUS 600 denizaltısını suya indirdi.[/h3] Sonuç olarak, şu soruyu sormak istiyorum: Bütün bunları kim satın alırdı? Oyunlarda düzenli olarak karaborsa ve terör örgütlerinden bahsedilir. Ancak gerçekte teröristlerin bu kadar büyük paraları yok; en ucuz, hatta ev yapımı silahları kullanıyorlar. Aynı parayla koca bir grubu silahlandırabilecekken, kimse tek bir kontrol edilemeyen köpek için on milyonlarca dolar ödemez. Hükümetler de bu tür biyolojik silahlara pek ilgi duymuyor. Ordu, her an kontrolden çıkabilecek mutantlara değil, güvenilir ve tahmin edilebilir savaşçılara ihtiyaç duyuyor. Kısacası, Umbrella'nın geliştirdiği çoğu şey için potansiyel alıcı yok. Neden "çoğu"? Çünkü henüz en umut vadeden gelişmelere değinmedik bile. Şimdi onlara geçelim. Mükemmel biyolojik-organik silah Umbrella'nın amiral gemisi ürünü olan süper askerler, sıradan mutantların neredeyse tüm eksikliklerinden arındırılmışlardır. Ancak şirket burada da birçok sorunla karşılaştı. Öncelikle, Tiranların yaratılması son derece karmaşık bir süreçti ve enfekte olan kişinin erken ölmemesi için sürekli tıbbi gözetim ve cerrahi işlemler gerektiriyordu. Uygun bir konak bulmak bile zordu, çünkü herkes Tiran olamazdı. Ancak burada şunu belirtmeliyim ki, Umbrella'nın yalnızca birkaç uygun test öznesine ihtiyacı vardı ve daha sonraki tüm Tyrant'lar T-002 embriyosunun klonlanmasıyla yaratıldı. [h3]T-002, Resident Evil Yeniden Yapımı[/h3] İkinci olarak, beyin bozulması sorunu hemen çözülmedi. Orijinal Tyrant varyantlarının (yani T-001, T-002 ve T-011) tamamı birkaç ay içinde kontrolden çıktı. Ve bu, daha önce de söylediğim gibi, onların savaş operasyonlarında potansiyel kullanımına son verdi. Üçüncüsü, ilk Tiranlardaki mutasyonların kendileri pek başarılı değildi. Kalpleri o kadar büyüdü ki dışarı doğru çıkıntı yaptı. Sonuç olarak, göğüslerinde kocaman, atan bir hedef taşıyan ve adeta "beni vurun" diye yalvaran bir savaşçı ortaya çıktı. [h3]Resident Evil Remake'in Finali[/h3] Genel olarak, ilk Tyrant varyantları, tüm normal mutantlarla birlikte güvenle göz ardı edilebilir. Evet, son derece güçlü savaşçılar olup, küçük kalibreli silahlardan gelen çok sayıda darbeyi kaldırabilirler. Bire bir mücadelede çok tehlikeli bir rakiptirler. Ancak RPG'lerle donatılmış eğitimli bir ekibe karşı işe yaramazlar. Umbrella, Tyrant'ların bir sonraki versiyonu olan T-103 Tyrant'larla en önemli şeyi başardı: Kontrol edilebilir hale geldiler. Ve bunu biyolojik olarak değil, mühendislik yoluyla başardılar. Resident Evil 2'deki Mr. X'in giydiği şık pelerin sadece bir kamuflaj değildi; Tyrant'ın mutasyona uğramasını ve kontrolden çıkmasını engelleyen özel bir cihaz olan Güç Sınırlayıcı'yı içeriyordu . Bu cihaz, yalnızca Tyrant kritik hasar aldığında devre dışı kalıyordu. [h3]T-103, Resident Evil 2 Yeniden Yapımı[/h3] Ve bu tek bir ayrıntı büyük bir fark yaratıyor. T-103'ler, tek bir tanksavar füzesi isabetiyle bile imha edildikleri için savaş için uygun olmayabilirler, ancak özel operasyonlar için oldukça uygundurlar. Böyle bir Tiran, binalara yapılan baskınlar sırasında askerlere eşlik edebilir, güçlü direnişin beklendiği özellikle tehlikeli bölgelere ilk giren olabilir, VIP'leri korumak veya düşmanı korkutmak için kullanılabilir. Bu arada, benzer bir durum dizinin kendisinde de gösterilmişti. Resident Evil: The Umbrella Chronicles'da Sergei Vladimir'in Ivan ve Ivan B. adında iki T-103'ü vardı . Bunlar onun kişisel korumaları olarak görev yapıyor ve her yere ona eşlik ediyorlardı. Ama yine de onları kesin bir yatırım olarak nitelendiremiyorum. Yine en önemli şey fiyat. Burada da Resident Evil Requiem'e teşekkür edebiliriz. O filmdeki belgelere göre , bir birimin değeri yaklaşık 120 milyon dolar. Tabii ki Tyrant'ın biraz daha yeni bir versiyonu, ama T-103'e benziyor. Her halükarda, bu meblağ astronomik. Bu parayla, onlarca seçkin özel kuvvetler askerini eğitebilir ve onlara ekipman, iletişim ekipmanı ve modern silahlar sağlayabilirsiniz. Ve böyle bir birimin çok daha geniş bir görev yelpazesi olurdu. Ve satın alabileceğiniz ekipman miktarı inanılmaz. Bu kadar parayla sadece tank değil, uçak bile düşünebilirsiniz. Örneğin, Çin yapımı beşinci nesil ağır savaş uçağı Chengdu J-20'yi satın alabilirsiniz . Hatta Tiran'dan bile biraz daha ucuz; bir savaş uçağının değeri yaklaşık 100 milyon dolar civarında . Çengdu J-20 Dahası, yüksek zekasına rağmen, Tiran geleneksel ateşli silahları kullanamaz. Tek silahı kendi fiziksel gücüdür. Bu da her zaman mesafeyi kapatmak zorunda kalacağı anlamına gelir. Gerçek bir dövüşte bu büyük bir dezavantajdır. Ayrıca, sınırlayıcının arızalanması ve Tiran'ın mutasyona uğraması, kontrolden çıkması ve efendisine karşı dönmesi riski de sürekli olarak mevcuttur. Genel olarak, bu tasarımda bile, bu tür bir BOW hala uygulanabilir görünmüyor. Bütün bunlar, NE-α parazitiyle enfekte olmuş T-103 için bile geçerli. Ya da daha basitçe, Nemesis için. Muhteşem bir yaratık, normal bir T-103'ten çok daha hızlı ve tehlikeli, ağır silahlar kullanabiliyor, el bombası fırlatıcısından gelen doğrudan isabetlere dayanabiliyor ve inanılmaz derecede zeki ve vahşi. Hatta konuşabiliyor bile! Yani, neredeyse. [h3]Nemesis, Resident Evil 3 Yeniden Yapımı[/h3] Ancak onun bile modern dünyada yeri yok. Belki 20. yüzyıl savaşları sırasında Nemesis herhangi bir ordu için son derece değerli bir varlık olabilirdi. Biyolojiyi de göz önünde bulundurmalıyız. Tüm bu Tiranlar canlı varlıklar. Onlar da herkes gibi enerjilerini yenilemek için yiyeceğe ve uykuya ihtiyaç duyacaklar. Ve bu canavarların büyüklüğü göz önüne alındığında, muazzam miktarda yiyeceğe ihtiyaç duyacaklardır. Tiranların korku hissetmedikleri için iyi olduklarını da düşünebilirsiniz. Ancak bu bir avantaj değil, dezavantajdır. Korku, sonuçta en önemli hayatta kalma mekanizmalarından biridir. Bir savaşçıyı siper almaya, taktik değiştirmeye, geri çekilmeye veya düşmanı kuşatmaya zorlayan şey korkudur. İkinci bir düşünce bile olmadan doğrudan ateş hattına giren bir yaratık uzun süre hayatta kalamaz. Resident Evil evrenindeki biyolojik silahlar ne kadar etkili? Umbrella'nın geliştirdiği silahların maliyetini ve gücünü tanklar, uçaklar ve deniz kuvvetleriyle karşılaştırıyorum. Belki de makalenin tamamına burada bir çizgi çekebiliriz. Resident Evil serisindeki en (ve belki de tek) kullanışlı biyolojik silahın virüsler olduğu ortaya çıkıyor. Basit bir T-virüsü bile, hiçbir modifikasyon veya geliştirme yapılmadan, 1998'de bile eskimiş görünen, hele 2026'da hiç görünmeyen bir düzine Tyrant'tan daha fazla hasar verebiliyor. Belki de bir şeyi unutmuş veya gözden kaçırmış olabilirim? Umbrella'nın gelişmelerine dair görüşlerinizi okumaktan memnuniyet duyarım. Evet, hepsi bu kadar. Okuduğunuz için teşekkürler.
    Beğen
    7
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 5B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • XDA - 2026 yılında oyun bilgisayarı için 6 çekirdekli işlemci seçmenin dört nedenini sıralar...
    Oyun bilgisayarı toplarken bazı kişiler mümkün olduğunca çok çekirdeğe sahip bir işlemci seçmeye çalışır. XDA gazetecisi Tanveer Singh'e göre bu bir hatadır; kendisi bizzat daha fazla çekirdeğe sahip işlemcilerin istenen performans artışını sağlamadığını ve daha pahalı olduğunu keşfetmiştir.

    Singh, mevcut sistemi için Ryzen 7 5700X satın aldığında FPS artışı görmediğini ve 8 çekirdekli bir işlemci için fazla para ödemenin "dürtüsel ve pahalı bir hata" olduğunu fark ettiğini açıkladı. Bu parayla daha iyi bir soğutucu, ikinci bir SSD veya biraz daha güçlü bir güç kaynağı alınabilirdi.
    Tanvir Singh, "Dersimi aldım ve bir sonraki bilgisayarımda da 6 çekirdekli işlemci kullanacağım" diye yazıyor.
    XDA yazarı, insanların daha fazla çekirdeğe sahip modeller yerine 6 çekirdekli işlemcileri tercih etmeleri için dört neden sıraladı.

    Birinci neden: Modern 6 çekirdekli ve 8 çekirdekli işlemciler, yetenekler ve teknoloji açısından her zamankinden daha yakın.

    Sonuç olarak, daha uygun fiyatlı bir işlemci, ortalama bir kullanıcının ihtiyaç duyabileceği neredeyse tüm görevleri yerine getirebilir. Örneğin, Ryzen 5 7600 veya Ryzen 5 9600X sadece oyun için uygun olmakla kalmaz, aynı zamanda diğer birçok iş yükünde de iyi performans gösterir.

    Evet, 6 çekirdekli işlemciler ağır programlarla çalışan profesyoneller için yeterli olmayabilir, ancak ortalama bir kullanıcı için bu tür işlemcilerin gücü fazlasıyla yeterlidir.

    İkinci neden: Her zaman yükseltme seçeneği mevcut, bu nedenle geleceğe yönelik rezervli bir çip satın alıp ilerleyen dönemlerde çok fazla para ödemenin pek bir anlamı yok.

    Eğer birisi 6 çekirdekli bir işlemci satın aldıysa ancak birkaç yıl sonra performansı aniden yetersiz kalırsa, 12 hatta 16 çekirdekli bir çözüme yükseltme yapabilir. Modern platformlar, özellikle AMD olanlar, yıllarca desteklendiğinden, anakartı değiştirmeden işlemciyi yükseltmek mümkündür.

    Üçüncü neden: Oyunlar, artan sistem gereksinimlerine rağmen, 6 çekirdekli işlemcilerde hala iyi çalışıyor. Bu durumun yakın gelecekte değişmesi olası görünmüyor.

    Elbette, 8 çekirdekli Ryzen X3D işlemciler bazı oyunlarda daha yüksek FPS sunuyor, ancak aynı zamanda daha pahalılar. Performans, özellikle yüksek çözünürlüklerde, büyük ölçüde ekran kartına da bağlıdır.

    Dördüncü neden: 6 çekirdekli bir işlemci kurmak, oyun performansından ödün vermeden diğer bileşenlere daha fazla para harcamanıza olanak tanır.

    Ekstra parayı daha güçlü bir ekran kartına, daha büyük bir SSD'ye veya RAM'e yatırmak daha iyidir. Ayrıca, oyuncular soğutucu masrafından da tasarruf edebilirler, çünkü modern 6 çekirdekli işlemciler oldukça serin çalışır.

    Alıntıdır...
    Oyun bilgisayarı toplarken bazı kişiler mümkün olduğunca çok çekirdeğe sahip bir işlemci seçmeye çalışır. XDA gazetecisi Tanveer Singh'e göre bu bir hatadır; kendisi bizzat daha fazla çekirdeğe sahip işlemcilerin istenen performans artışını sağlamadığını ve daha pahalı olduğunu keşfetmiştir. Singh, mevcut sistemi için Ryzen 7 5700X satın aldığında FPS artışı görmediğini ve 8 çekirdekli bir işlemci için fazla para ödemenin "dürtüsel ve pahalı bir hata" olduğunu fark ettiğini açıkladı. Bu parayla daha iyi bir soğutucu, ikinci bir SSD veya biraz daha güçlü bir güç kaynağı alınabilirdi. [quote][i]Tanvir Singh, "Dersimi aldım ve bir sonraki bilgisayarımda da 6 çekirdekli işlemci kullanacağım" diye yazıyor.[/i][/quote] XDA yazarı, insanların daha fazla çekirdeğe sahip modeller yerine 6 çekirdekli işlemcileri tercih etmeleri için dört neden sıraladı. Birinci neden: Modern 6 çekirdekli ve 8 çekirdekli işlemciler, yetenekler ve teknoloji açısından her zamankinden daha yakın. Sonuç olarak, daha uygun fiyatlı bir işlemci, ortalama bir kullanıcının ihtiyaç duyabileceği neredeyse tüm görevleri yerine getirebilir. Örneğin, Ryzen 5 7600 veya Ryzen 5 9600X sadece oyun için uygun olmakla kalmaz, aynı zamanda diğer birçok iş yükünde de iyi performans gösterir. Evet, 6 çekirdekli işlemciler ağır programlarla çalışan profesyoneller için yeterli olmayabilir, ancak ortalama bir kullanıcı için bu tür işlemcilerin gücü fazlasıyla yeterlidir. İkinci neden: Her zaman yükseltme seçeneği mevcut, bu nedenle geleceğe yönelik rezervli bir çip satın alıp ilerleyen dönemlerde çok fazla para ödemenin pek bir anlamı yok. Eğer birisi 6 çekirdekli bir işlemci satın aldıysa ancak birkaç yıl sonra performansı aniden yetersiz kalırsa, 12 hatta 16 çekirdekli bir çözüme yükseltme yapabilir. Modern platformlar, özellikle AMD olanlar, yıllarca desteklendiğinden, anakartı değiştirmeden işlemciyi yükseltmek mümkündür. Üçüncü neden: Oyunlar, artan sistem gereksinimlerine rağmen, 6 çekirdekli işlemcilerde hala iyi çalışıyor. Bu durumun yakın gelecekte değişmesi olası görünmüyor. Elbette, 8 çekirdekli Ryzen X3D işlemciler bazı oyunlarda daha yüksek FPS sunuyor, ancak aynı zamanda daha pahalılar. Performans, özellikle yüksek çözünürlüklerde, büyük ölçüde ekran kartına da bağlıdır. Dördüncü neden: 6 çekirdekli bir işlemci kurmak, oyun performansından ödün vermeden diğer bileşenlere daha fazla para harcamanıza olanak tanır. Ekstra parayı daha güçlü bir ekran kartına, daha büyük bir SSD'ye veya RAM'e yatırmak daha iyidir. Ayrıca, oyuncular soğutucu masrafından da tasarruf edebilirler, çünkü modern 6 çekirdekli işlemciler oldukça serin çalışır. Alıntıdır...
    Beğen
    2
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Yakuza Oyun Serisi İncelemesi

    Yakuza Serisine Nasıl Başladım?

    Birinci Bölüm: Yakuza 0 Yönetmen Versiyonu ve Yakuza Kiwami (Uzun Versiyon)

    Sözde temel oyun ve yerel meme ortaya çıkmadan önce bile, Yakuza serisini keşfetmeye başlamıştım. Bu uzun yazı dizisinde, ilerlememi ve genel olarak serideki oyunları paylaşacağım. Yakuza'yı diğer stüdyoların projeleriyle harmanladığım için uzun yazılar ardışık olarak yayınlanmayacak. Başlangıçta oyunları ayrı yazılara bölmek istedim, ancak Yakuza 0 ve ilk Kiwami'yi birleştirmeye karar verdim, çünkü ortak bir oynanış çerçevesine sahipler, ilk oyunun yeniden yapımında ise sadece küçük değişiklikler var.

    Tarihçe hakkında kısaca bilgi

    Doğal olarak, seriye ilk olarak ön bölüm olan Yakuza 0 ile tanıştım.
    Yerel hikaye, her biri ana karakterlerine odaklanan iki bölüme ayrılmıştır: Serinin numaralı tüm bölümlerinin baş kahramanı Kazuma Kiryu ve gelecekteki rakibi Goro Majima. Her iki bölüm de nihayetinde "Sıfır" teması etrafında birleşir.
    1988'de, Japonya'daki finansal balon sırasında, çeşitli yakuza grupları nüfuzlarını genişletmek için fırsatlar aramaya başlar. En umut vadeden seçenek, Tokyo'nun Kamurocho bölgesinin yeniden geliştirilmesi projesi olarak ortaya çıkar. Her klan projeyi kontrol etmek için yarışmaktadır, ancak asıl sorun küçük bir arazide yatmaktadır: bilinmeyen bir sahibine ait boş bir arsa. Kiryu, Dojima ailesinin genç ve düşük rütbeli bir üyesidir ve örgüt içindeki tüm inceliklerden ve entrikalardan habersizdir. Küçük bir alacak tahsilatı işinden sonra, Kazuma, bir önceki gece o boş arsada parasını tahsil ettiği bir adamı öldürmekle yanlış bir şekilde suçlanır.

    Anlaşıldığı üzere, ailenin birkaç teğmeni Kiryu'nun evlatlık babası Shintaro Kazama'yı devirmek için bir plan kurmuştur. Kazama hapisteyken onun yerini almayı ve Kiryu'yu piyon olarak kullanmayı planlamaktadırlar. Bu, Kazuma'nın eski ailesiyle mücadelesinin ve Dojima Ejderhası olarak yükselişinin hikayesinin başlangıcıdır.

    Goro Majima'nın hikayesi, kovulduktan sonra Tojo klanına ve Shimano ailesine geri dönme girişimlerini konu alıyor. Bunu başarmak için, kardeşinin geçmişteki yanlış davranışları nedeniyle ceza olarak Grand Cabaret'i yönetmek ve gelirlerin bir kısmını teslim etmek zorundadır. Ancak bu, yakuza için yetersiz kalır ve kotasını birkaç kat artırarak 500 milyon yene çıkarırlar. Ona bir seçim sunulur: ya hayatının geri kalanını kabarenin yöneticisi olarak geçirmek ya da borcunu tamamen ödemek ve aileye geri dönmek için Makoto Makimura adlı birini ortadan kaldırmak.

    Yıkılmış bir halde olan Goro, gerçek bir seçeneği olmadığını anlayarak teklifi kabul eder. Bu görev onu çorak arazi savaşının içine çeker, yavaş yavaş kayıtsızlığından sıyrılmasını sağlar ve Shimano'nun Deli Köpeği imajını şekillendirir. Dahası, baş düşmanı Kazuma Kiryu'ya olan saplantısı da burada başlar.

    Yakuza serisinin bir sonraki oyunu Yakuza 1, Kiryu'nun yeni sorunlarını konu alıyor. Önceki oyunda Dojima klanıyla yaşanan bir çatışma nedeniyle Kazuma, evlatlık kardeşi Nishikiyama ve tüm çevresi, ailenin reisi Sohei Dojima'nın zulmüne maruz kalır. İşler o kadar kötüye gider ki, bir gün Sohei, iki kardeşin de aşık olduğu kız Yumi'yi kaçırır. Kiryu uzaktayken, Nishiki durumu düzeltmeye karar verir, ancak öfke nöbetiyle Sohei'yi öldürür. Kazuma, polis gelmeden hemen önce olay yerine gelir, Nishikiyama ve Yumi'yi kurtarır ve ailenin reisi Sohei'nin cinayetinin sorumluluğunu üstlenir, bunun üzerine on yıl hapis cezasına çarptırılır.

    Bu sırada, o gecenin şokunu atlatan Yumi hafızasını kaybeder ve bilinmeyen bir yere kaçar. Kendi çaresizliğinin etkisiyle tamamen yıkılan Nishiki, Tojo klanında iktidarı ele geçirmek için bir arayışa girişir ve entrikalar ve planlarla tüm engelleri aşar. Kazuma hapisten çıkmak üzereyken, Shimano ailesinden on milyar yen kaybolur ve para için tam ölçekli bir savaş başlar.

    Artık klanın bir üyesi olmayan Kiryu ve kayıp parayla bir şekilde bağlantılı olan Haruka adında bir kız, bu olayın içine çekilirler. Doğal olarak, Kazuma'nın serbest bırakılmasının ardından Majima, onunla tekrar savaşma fırsatını kaçırmaz, ancak Kiryu Kazuma kadar güçlü değildir; bu yüzden Goro onu oyun boyunca eğitecektir.

    Gereksiz spoiler vermeden söylemek gerekirse, tüm hikaye, bir yakuza çetesi savaşı hakkında oldukça yoğun bir Japon dramasıdır. "Zero"da hedef, herkesin güç ve paranın bir parçasını ele geçirmeye, klanlarının zirvesine tırmanmaya çalıştığı boş bir arsadır; ilk oyunda ise ailelerini bir üst seviyeye taşımak için gereken büyük bir para yığını söz konusudur. Dahası, motosikletle gelen teğmenlerden biriyle kanalizasyonda yaşanan çatışma gibi anlar bu seride oldukça yaygındır.

    Zero'da, iki kahramanımız Kiryu ve Goro, kendi tarzlarında karizmatiktir. Kazuma uzun yolculuğuna yeni başlarken, Majima onu çoktan tamamlamış, bir gözünü kaybetmiş ve şimdi yeniden başlamaya çalışmaktadır. İlk oyunda Goro zaten zirvede iken, Kiryu Dojima Ejderhası unvanına olan iddiasını kanıtlamıştır. Tüm hikaye, Japon kültürünün ve kendine has havasının karakteristik özelliklerini taşıyan, pathos, grotesk unsurlar ve çeşitli ilginç olay örgüsüyle doludur.

    Savaş ve seviye atlama

    Çoğu Yakuza oyunu, şehirlerde (yürüyerek veya küçük bir ücret karşılığında taksiyle) seyahat ettiğiniz, koleksiyon eşyaları topladığınız ve çeşitli gangsterler, holiganlar ve yakuza üyeleriyle savaştığınız aksiyon-macera oyunlarıdır. Zamanın %90'ında, bunların hepsi yumruklar veya doğaçlama eşyalar kullanılarak yakın dövüşte gerçekleşir. Oyunun mantığını anlamak için Zero'yu normal zorlukta, ilk oyunu ise zor zorlukta oynadım. Yakuza 0'ı örnek alarak dövüş sistemini ve seviye atlamayı inceleyeceğiz, ardından Yakuza Kiwami'deki değişikliklere değineceğiz.

    Yakuza 0

    Oyun boyunca, hem sıradan hem de birden fazla can barına sahip daha elit rakiplerden oluşan düşman gruplarıyla sürekli karşılaşacağız ve bu durum savaş sırasında sık sık hızlı tepki gerektiren olayları tetikleyecek. Hem Kiryu hem de Majima'nın normal ve ağır saldırıları, yakalama hareketleri, blokları, kombo yapma yeteneği ve sarf malzemeleri ile ekipman kullanma yeteneği bulunuyor. Ayrıca, belirli durumlarda, önemli hasar veren özel hareketler gerçekleştirmek için bağlam düğmelerine basabiliriz. Özel hareketler, düşmanlara hasar verdikçe artan ve hasar aldıkça azalan bir ısı göstergesi tüketir.

    Dövüş sistemi stillere ayrılmıştır: oyunun büyük bölümünde, her iki karakter de üç temel stile ve bir efsanevi stile (Zero'da menü aracılığıyla etkinleştirilmesi gereken) erişebilir; bu stiller, işle ilgili görev zincirlerini tamamlayarak açılır. Bu stiller kabaca hızlarına göre hızlı (Kiryu'nun "Hızlı Atılımı", Majima'nın "Dansçısı"), orta (Kiryu'nun "Dövüşçüsü", Majima'nın "Haydut") ve zor (Kiryu'nun "Canavar", Majima'nın "Büyük Adamı") olarak ayrılabilir. Hızın yanı sıra, stillerin kendi özel odak noktaları da vardır: örneğin, "Canavar" stili kalabalık kontrolü için mükemmeldir. Stillerin kendileri tamamen hikaye yoluyla açılır ve beceri ağaçlarındaki bazı yetenekler, eğitmenlerden özel eğitim gerektirir.

    Hız ve hasara ek olarak, stillerin kendine özgü özellikleri vardır: örneğin, "Dövüşçü" ve "Kılıç Ustası" hasar aldıktan sonra karşı saldırı yapabilirler. Her stil oyun boyunca geliştirilir. Efsanevi stiller, Ounce Bob'dan becerilerin kilidini açtıktan sonra sonsuz ilerleme kazanır: zafere kadar geliştirilebilirler ve hasarı ve sağlığı küçük miktarlarda artırırlar.

    Temel dövüş stillerinizi geliştirme dört alana ayrılmıştır: hasar ve can artırma (sarı), ısı birikimine ve bazı durumlarda hasar birikimine dayalı becerilerin kilidini açma (kırmızı), standart kombo hareketlerini geliştirme (mavi) ve yalnızca stil ustalarıyla eğitimden sonra edinilen yetenekler (pembe). Gelişim birkaç aşamadan geçer ve son aşama iş zincirinde ilerleyerek açılır. Tüm bunlar para gerektirir. Para kazanmak için, çeşitli kombolar kullanarak ve hasardan kaçınarak herkesle savaşmanız gerekir; bu da parasal ödülünüzü artırır.

    Mantıksal olarak, bir oyunda karakterin çok güçlü hale gelmesini önlemek için yerleşik bir ilerleme sistemi olmalıdır. Ancak hem Zero'da hem de ilk Kiwami'de (daha sonra buna değineceğim), bu durum şehirde dolaşan özel düşmanlar tarafından kolayca baltalanmaktadır. İlk durumda, bunlar Kiryu ve Majima'nın karşılaştığı ve ceplerinde büyük miktarda para taşıyan "Bay Hırsızlar" olarak adlandırılan düşmanlardır. Evet, güçlüler ve yenilgilerden sonra sağlıklarını ve hasarlarını kademeli olarak artırıyorlar, ancak yine de yenilmez değiller ve örneğin satın alınabilen, donatılabilen ve ayrıca şehir hikayelerini tamamlayarak kazanılabilen silahlarla kolayca alt edilebilirler - benzer yan görevler, bunları ayrı bir bölümde ele almak istiyorum.

    Para tabanlı seviye atlamanın yanı sıra, oyunun küçük bir kısmı standart görevlerden oluşan bir yapılacaklar listesinin ardında gizlidir: tek bir tarzda iki yüz düşmanı yenmek, mini oyunlar oynamak, yemek yemek veya belirli bir miktarda para harcamak (bu paralar düşmanların dikkatini dağıtmak için bir noktada dağıtılabilir). Bu görevleri tamamlamak, Ounce Bob'da veya tapınakta (bölüme bağlı olarak) seviye atlamak, daha fazla para kazanmak, durmadan koşmak, efsanevi tarzların sınırlarını genişletmek ve Majima için özel ekipman veya yeni hostesler elde etmek için harcanabilecek puanlar kazandırır.

    Yakuza Kiwami 1

    İlk oyunda, dövüş sistemi ve seviye atlama sisteminde küçük değişiklikler yapıldı: Artık esasen dört tam teşekküllü stilimiz var (yani bunların hepsi özellikler ve kombolar kazanarak geliştirilebiliyor) ve nakit tabanlı seviye atlama, puan ve deneyim çubuklarıyla seviye atlamaya dönüştürüldü. Üç ana stil neredeyse hiç değişmeden kaldı, ancak Dojima Ejderhası stili yalnızca Majima ile yapılan savaşlar ve ustadan alınan dersler yoluyla geliştiriliyor; sonunda, özellikle patronlarla bire bir dövüşlerde en güçlü stillerden biri haline geliyor.

    Ana yetenek ağacı dört farklı kategoriye ayrılmıştır: Çoğunlukla tüm stiller için güçlendirmeler içeren "Ruh" yeni kombo hareketlerinin kilidini açabileceğiniz "Ustalık"; HP ve hasar artışlarının yanı sıra birkaç başka güçlendirme içeren "Vücut"; ve Dojima Ejderhası stiline özgü yetenekler içeren "Ejderha". Seviye atlamak için sadece bir değil, birkaç puana ihtiyacınız olacak, bu nedenle deneyim çubuğunu birden fazla kez doldurmanız gerekecek. Yakuza 0'daki para gibi deneyim de özel düşmanlarla yapılan savaşlardan bol miktarda kazanılır, bu da oyunun ortalarına doğru yetenek ağacının neredeyse yüzde yetmişini kolayca tamamlayabileceğiniz ve diğer uğraşlarınızı da yavaş yavaş sürdürebileceğiniz anlamına gelir.

    Ayrıca, boss savaşları sırasında sağlıklarını yenilemeye başlayabilirler; bu yenileme, "Kiwami" adı verilen ek bir bağlamsal eylem düğmesine basılarak kesilebilir. Ancak, "Kiwami" yeteneğini etkinleştirmek birkaç koşul gerektirir: Birincisi, düşmanın stiline uygun bir stile sahip olmanız gerekir; bu, düşmanın rengine göre belirlenebilir (bosslar hariç, çünkü bossların rengi örneğin siyah olabilir - bu durumda, %90 oranında Dojima Ejderhası stiline ihtiyacımız vardır); ikincisi, ısı göstergesini "Cehennem Ateşi" adı verilen yeni, kırmızı bir seviyeye kadar şarj etmeniz gerekir. Göstergenin kırmızı kısmı ayrıca bitirici hareketlerin etkinliğini artırır ve etkinleştirildiği stile bağlı olarak bonuslar sağlayan özel duruşlara (gerekli beceriyle) olanak tanır. Aksi takdirde, oyun mekaniği değişmez.

    İş ve mini oyunlar

    Şimdi Yakuza serisinin en eğlenceli kısımlarına geçelim. Her oyundaki ana cazibe noktası, mini oyunlar ve bunların entegre edildiği işletmelerdir. Ne yazık ki, işletmeler sadece Yakuza 0'da mevcut, çünkü Kiwami 1'de kaldırıldı (ikinci oyunda geri dönecek). Hem Goro hem de Kiryu kendi işletmelerini yönetebilir ve burada "Beş Yıldız" ve "Beş Milyarder" (İngilizce versiyonda böyle adlandırılıyorlar) adlı suç çeteleriyle karşı karşıya kalacaklar; bu çeteler, her stildeki son seviye atlama çemberini ve efsanevi stili saklıyorlar.

    Yakuza 0'daki iş modelinin özü oldukça basit: Döngü halinde tekrarladığınız bir mini oyun var, kademeli olarak beş düşmandan birini ortadan kaldırıyorsunuz, aynı anda şehrin belirli bir bölgesinde daha fazla ilerleme kaydetmek için yerel dükkanları satın alıyorsunuz ve şehir hikayelerini tamamlayarak, işin gelişimine farklı derecelerde katkıda bulunacak takipçiler topluyorsunuz. Elbette, canlı horoz yöneticisi gibi bazı eğlenceli anlar da mevcut.

    Bence Kiryu'nun emlak işi oldukça sıkıcı; özü, daha fazla kar elde etmek ve bölgenin bir kısmını ele geçirmek için sürekli olarak daha önce satın alınan işletmelere para yatırmak. Aynı zamanda, aslında kolayca alt edilebilen "Krallar" tarafından engelleneceğiz - ister nakit enjeksiyonuyla isterse ara sıra kişisel müdahaleyle. Bölgenin %50'sini ele geçirdiğimizde, "Kral" bizi %10'luk bir bahisle mini bir oyun savaşına davet edecek. Ve hepsi bu.

    Esasen, tüm zincir şöyle işliyor: ofise gel, bağış toplama kampanyası başlat, yürüyüşe çık, ofise dön, kârı topla, en etkili yöneticinin yardımıyla işletmelere yatırım yap ve tekrarla. Bölgenin %50'si ele geçirildiğinde, bu zincire bir mini oyun entegre ediliyor ve "Krallar"ın kendileri çok nadiren bölgenin küçük bir kısmını geri almak için müdahale ediyor. Ve %100'de, "Kralı" alt edip işe alıyoruz ve böylece döngü tekrarlanıyor. Bu döngü hızla sıkıcı hale geliyor ve tüm bölgeleri olabildiğince hızlı bir şekilde kapatmak istemenize neden oluyor.

    Goro ile işler daha da ilginçleşiyor. Majima olarak, küçük kabare "Shine"ın yöneticisi rolünü üstleneceğiz. Hostesleri işe almamız, onları güzel kıyafetlerle giydirmemiz ve vardiyalarına yönlendirmemiz gerekecek; sürekli olarak istatistik dengelerini izleyerek önemli bir dengesizlik olmamasını ve akşamın iyi geçmesini sağlamamız gerekecek. Ayrıca konuklar arasında iyi bir havayı korumamız, hosteslere kendimiz de yardımcı olmamız ve vardiya sırasında kazanılan parayı akıllıca yönetmemiz gerekecek ki zarara düşmeyelim. Hostesler Nadir'den Platin'e kadar dört kategoriye ayrılıyor. Platin olanlar, yerel "Beş"in her birini yenerek açılıyor (bir tanesi başlangıçta veriliyor). Sadece onlar giydirilebilir, konukların özel ihtiyaçlarına göre doğrudan özelleştirilebilir ve istatistiklerini artıran dersler alabilirler. Dahası, "Cesaret" mekaniğini akıllıca yönetmemiz gerekiyor: gösterge bir vardiya boyunca kademeli olarak doluyor, bu da hosteslerin yorgunluğunu gidermemize ve konukların moralini anında en üst düzeye çıkarmamıza, böylece para akışını artırmamıza olanak tanıyor.

    Bu oyunu gerçekten çok sevdim ve bu mini oyunda çok zaman geçirdim. Müşteriler arasında hostesleri koordine etmek gerçekten harika, onlara ders vermek ve diğer mekanları ziyaret edip mini oyunlar oynamak çok eğlenceli. Kiryu ile olan son aşamaların aksine, "Yıldızlar" ile olan son savaşlar oldukça zorlu ve ilgi çekici: Vardiyam sırasında "içeri çekme" mekanikleri yüzünden birkaç kez kaybettim. Bence biraz can sıkıcı olan tek şey, dengesiz finansal denge nedeniyle tüm bölgelerin kapalı olduğu ve beş veya altı aşamada seviye atlayan Platin hosteslerin sadece %40 eğitimli olduğu bir duruma kolayca düşebilmeniz.

    Geriye kalan mini oyunlar oldukça standart aktiviteler: beyzbol, bilardo, bowling, oyuncak araba yarışı ve benzeri. Ana oyunla birleştiğinde oldukça eğlenceli oluyorlar; bazen mahjong gibi zorlayıcı bile olabiliyorlar (üç oyundan sonra hala nasıl oynanacağını çözemedim). Ve tabii ki, o meşhur "BakaMitai" şarkısını söyleyebileceğiniz karaoke de var. Ama bazı çılgın aktiviteler de mevcut: Zero'da bunlardan iki tane var: oldukça zorlu ve ilginç dövüşlere katılacağımız bir arena ve tahmin edebileceğiniz gibi gerçek kediler yerine, aynı derecede seksi kostümler giymiş seksi kadınların çeşitli pozisyonlarda birbirlerini dövdüğü ve doğru hamleyi bulmak için taş-kağıt-makas oynadığımız "kedi dövüşleri".

    Aslında, güzel kızlar ve seks sahneleriyle bağlantılı mini oyunlar teması, başladığım üç oyunun hepsinde de mevcut. Bahsettiğim "kız kavgaları", "Böcek Kraliçesi" (ilk Kiwami'deki Zero'daki "kız kavgalarına" benzer, ancak böcek kostümleriyle), arka planda mayo giymiş bir kadının videosu oynarken telefonda kızları baştan çıkarabileceğiniz erkek kulüpleri, gerçek aktrislerin softcore videolarını izlediğimiz bir video salonu, Zero ve Kiwami'deki kızlarla kart oyunları ve benzerleri var. Kısacası, bence mini oyunların kendisi, oyuncuyu gerçekten oyuna bağlı tutan ve aksi takdirde basit olan oynanışa güzel bir katkı sağlayan en önemli şey.

    Şehir Hikayeleri

    Bunlara yan görevler de denir. Özünde, bunlar alışılagelmiş "getir, servis et, git... beni rahatsız etme!" görevleridir, ancak bazen gerçekten harika olanlar da ortaya çıkar. Dahası, bu hikayelerde, arkadaşlık seviyenizi yükseltebileceğiniz karakterlerle karşılaşacaksınız; bu da son hikaye örgüsünün (yeni bir hikaye) kilidini açmak için gereklidir. Zero ve Kiwami'den birkaç ilginç hikayeyi ele alalım.

    Yakuza 0 Kiryu. Şehir Hikayesi #07: Bir Dominatrix Nasıl Eğitilir.

    Kamurocho sokaklarında dolaşırken, işinde pek de iyi olmayan bir dominatrix ile karşılaşırız: bir BDSM salonunda çalışan bir dominatrixtir. Doğal olarak, Kiryu'nun sert ve kavgacı tavrı, kızın ondan bir eğitim dersi istemesine neden olur. Genellikle kadınların isteklerini geri çevirmediğimiz için, oyun alanına çekiliriz ve çocukların gözetimi altında, "bir seans için gelen bir müşteri"nin sahte bir sahnesini canlandırmaya başlarız. Kiryu daha sonra bu dominatrixin düzenli müşterisiyle gerçek bir BDSM sahnesine istemeden de olsa katılacaktır.

    Yakuza 0 Goro. Şehir Hikayesi #77: Bay Libido.

    Kabare açıldıktan sonra, Goro'ya Sotenbori kadınlarıyla çok ilgilenen ve potansiyel hostesler bulmak için kullanılabilecek genç bir adam yaklaşacak. Kahramanımız video koleksiyonunu genişletip salonda izlerken, bu genç adam yavaş yavaş Majima'ya yakınlaşacak. Bir noktada, "arkadaşının" çalışmayı bıraktığı ortaya çıkacak ve bu da onun cinsel gücünü harekete geçirecek özel bir enerji içeceği bulmamızı gerektirecek.

    Yakuza 1: Şehir Hikayesi #28: Şüphe Altında

    Bir noktada, garip bir adam bizden Tiyatro Meydanı'na gidip yeşil bir şişme mont giymiş bir kadından garip bir paket almamızı istedi. Paketi almak için gizli bir cümle söylememiz gerekiyordu: "Çok seksi görünüyorsun." Meydanda birden fazla kadın olduğu için anladık: bir hata birkaç tokatla sonuçlanabilirdi. Gerçek bir avcı gibi doğru kadını tespit ettikten sonra, bakmaya tenezzül etmediğim paketi aldık. Paketi adama teslim ettikten sonra, adamın gerginleştiğini, kaçmaya başladığını, yere düştüğünü ve hazinelerini etrafa saçtığını gördük; hazinelerin iç çamaşırı olduğu ortaya çıktı... Evet, Japonya'da gerçekten de böyle hobiler var.

    Yakuza 1: Şehir Hikayesi #47: Tuvalet Krizi

    Başlıktan da anlaşılacağı gibi, efsanevi Dojima Ejderhası, eski bir yakuza ve Japonya'nın en güçlü dövüşçülerinden biri, fakir bir adamın, tabiri caizse, "tuvalet tuzağından" kurtulmasına yardım edecek. Ve en komik yanı, bunu birkaç aşamada yapmamız gerekecek: önce adam bir paket mendil isteyecek, ama yeterli mendili yoksa, iki paket daha almak için tekrar koşmak zorunda kalacak; sonra burnu kanayacak ve tekrar mendile ihtiyacı olacak...

    Genel olarak, şehir hikayeleri yoğunlaştırılmış bir Japon deneyimidir: bazen oldukça sıradan ve gerçekçi olaylar hakkındadır, bazen de inanılması güç, grotesk ve komik durumlar hakkındadır.

    HER YERDE MAJIMA!!!
    Ve böylece, ilk Kiwami'nin ana "platin"ine ulaştık. Hikaye bölümünde de belirtildiği gibi, hapisten çıktıktan sonra Majima, Goro'nun savaşta kendini canlı hissettiği tek kişi olan Kazuma'yı eğitmeye karar verir. Ancak Kazuma sebepsiz yere savaşmak istemez, bu yüzden Majima sürekli olarak Kiryu'yu savaşa zorlamak için hileler kullanmak zorunda kalır. Aslında, bu dövüşleri kazanarak "Dojima'nın Ejderhası" tarzında ek yetenekler, büyük miktarda deneyim kazanırız ve ayrıca "Her Yerde Majima" rütbesini yükselterek Goro'yu güçlendirir ve bizi savaşa zorlamak için giderek daha komik yöntemler bulmaya iteriz.

    Bu sadece bir peri masalı.

    Her şey küçük başlar: Majima, Kiryu'yu bulmak için sokaklarda devriye gezer. Bunu genellikle dövüşmesi oldukça kolay olan "Haydut" tarzında yapar. Ancak sadece bir veya iki karşılaşmadan sonra, bizi gafil avlamak için arabaların arkasına, dev konilerin içine, çöp kutularına ve hatta kanalizasyon kapaklarına saklanmaya başlar. Doğal olarak, Kiryu'nun sadece haklı bir sebep olduğunda savaşmaya istekli olması uzun sürmez, çünkü Goro saldırmak için her türlü bahaneyi kullanır.

    Ve sonra tüm olası senaryolar başlar... İlk olarak, polis kılığına girer ve envanterimizde silah arar. Eğer silahımız varsa, kavga kaçınılmazdır, ancak eğer savaşabileceğimiz her şeyi ortaya koyarsak, Majima sonunda geri çekilecektir.

    Sonra restoranlara kadar bizi takip etmeye başlayacak, kavga etmek için yeni bahaneler uyduracak ve hatta bazı mini oyunlarda bile ortaya çıkacak; önce bizimle dövüşecek, sonra da muhtemelen sonrasında... Hikaye görevleri sırasında ara sıra karşımıza çıkacak ve sürekli olarak çatışmaya girecek; ancak bir keresinde diğer yakuza üyelerine karşı onunla birlikte savaşacağız. Bir noktada Kiryu, Majima'nın "dedektörünü" bile ele geçirecek, bu da haritada onu görmemizi ve saklanmaya karar verdiğinde ve kolayca bulunamadığında çığlıklarını duymamızı sağlayacak.

    Ancak onunla en eğlenceli karşılaşmalar, Majima'nın rütbesi için çok önemli olan olaylar sırasında gerçekleşiyor. Bir gün, rahatlamak ve yerel hostesle ilişkimizi geliştirmek için bir kabareye gidiyoruz ve orada... Goromi ile karşılaşıyoruz. Hatta onunla (veya onunla) doğru cevapları seçerek onu kavgaya kışkırtmayı gerektiren bir mini oyun bile oynayabilirsiniz. Ayrıca, bir keresinde bizi Kiryu'nun hapisten çıkışını bir striptiz kulübünde kutlamaya davet edecek ve kendisi de direk üzerinde dans edecek. Bara davet edildiğimizde ise Goro zaten orada olacak, önce Kazuma'dan içkiler için büyük bir meblağ isteyecek ve ödemeyi reddettiğinde onunla kavga edecek. Ayrıca arabalarla ilgili mini oyunlarda, "Bug Queen"de, bowling salonunda (aynı şey) ve benzeri yerlerde de karşımıza çıkacak. Sonra genellikle bize rütbe yükseltme görevleri için Majima'yı nerede bulacağımız konusunda ipuçları veren Nishida'dan bir telefon alacağız ve bize tüm ailenin, Goro da dahil olmak üzere, zombi virüsüne yakalandığını söyleyecek. Elbette bu sadece bir şaka, ama Majima ile savaşmak zorunda kalacağız.

    Goro, dans kostümüyle dans pistinde bizimle buluşacak. Taksinin de güvenli olmadığı ortaya çıkıyor, çünkü şoför Majima sizi zaten iskeleye götürüyor ve orada size Çılgın Köpek Shimano tarzında dövüşecek. Ardından saldırısını daha da artıracak: çatılardan üzerimize atlayacak, serserilerle sokak kavgalarına girecek ve daha sonra görevlerde ve arenada Hanya Adam olarak ortaya çıkacak. Bu süre boyunca, Zero'dan bize acı verici derecede tanıdık gelen stilleri arasında geçiş yapacak. Bu gösteri, parkta ve son hikaye bölümlerinden birinde onunla yapılan savaşlarla doruğa ulaşacak, bundan sonra hala Kiryu'yu kovalayacak, ancak daha fazla rütbe yükseltmesi olmayacak.

    Kısacası, bu sistem bir anlamda "Bay Muggles"ın yerini alıyor. Daha boğucu olsa da (çünkü saklanan Majima ile karşılaşmaktan kaçınmak bazen çok zor ve bu karşılaşmaların yoğunluğu giderek artıyor), özellikle oldukça tekrarlayan dövüş sistemi göz önüne alındığında, çok daha ilginç, eğlenceli ve genel olarak işleri ilgi çekici tutuyor. Son çare olarak, eğer gerçekten onunla savaşmak istemiyorsanız, içeri girip bir enerji içeceği içebilirsiniz, çünkü Kazuma'nın ısı göstergesi doluyken Goro görünmüyor.

    Bence Yakuza serisi şu anda çok iyi

    KHM-KHM (Şerifin bu tür şakalar yüzünden yasaklama tokmağı salladığını hissedebiliyorum)... Bu, oyun deneyimim açısından en komik serilerden biri. Şehri ve detaylarını, birçok mini oyunu, destansı dövüşleri ve grotesk anlatımı ve hikayeleri gerçekten çok beğendim. Dahası, yerel yakuza oldukça gerçekçi bir şekilde tasvir edilmiş ve hatta bu grupların gerçek üyelerinden bile onay almış.

    Doğal olarak, diğer tüm oyunlar gibi, bazı dezavantajları da var. Basit, tekrarlayan dövüş sistemi, en zor zorluk seviyesinde bile, sarf malzemeleri kullanımıyla bile zorluk sunmuyor; bu segmentteki birçok oyunda yaygın olan çeviri sorunları var; ve sıradan insanları ve kahramanlarımızı ezen dolandırıcılar ve haydutlarla ilgili onlarca tekrarlayan şehir hikayesi mevcut. Dahası, her iki oyunda da beni gerçekten zorlayan sadece iki savaş var. Amon fraksiyonu üyeleriyle olan savaşlar, ki bunlar şehir hikayelerini tamamen sonlandırmak için gizli, son aşamalar niteliğinde.

    Bir yapılacaklar listesini tamamlamak için bir şişeden fazla alkol içememek gibi küçük şeyler veya bir platin hostes eğitim görevini tamamladıktan sonra üç dakikalık bir vardiyaya çıkmak ve ancak ondan sonra tekrar eğitim almak (çarpık finansman sistemiyle tüm yerel işletmeleri satın alarak tüm bölgeleri bir anda kapatabileceğimi düşünürsek) da biraz sinir bozucu.

    Bu küçük şeylerle ilgili en büyük sorun, sürekli birikmeleri ve ani, daha önemli bir sorunun olumsuzluk dalgasına yol açabilmesidir. Ancak Japon segmentiyle ilgilenen herkese bu seriyi tavsiye etmekten kendimi alamıyorum. Evet, sonraki bölümlerin bazı zayıf yönleri olduğunu duydum: oyunun bazı alanlarında, hikayenin bazı alanlarında ve her ikisinde de, ancak bunun oyundan aldığım keyfi azaltmayacağını umuyorum.
    [h2]Yakuza Serisine Nasıl Başladım?[/h2] [b]Birinci Bölüm: Yakuza 0 Yönetmen Versiyonu ve Yakuza Kiwami (Uzun Versiyon)[/b] Sözde temel oyun ve yerel meme ortaya çıkmadan önce bile, Yakuza serisini keşfetmeye başlamıştım. Bu uzun yazı dizisinde, ilerlememi ve genel olarak serideki oyunları paylaşacağım. Yakuza'yı diğer stüdyoların projeleriyle harmanladığım için uzun yazılar ardışık olarak yayınlanmayacak. Başlangıçta oyunları ayrı yazılara bölmek istedim, ancak Yakuza 0 ve ilk Kiwami'yi birleştirmeye karar verdim, çünkü ortak bir oynanış çerçevesine sahipler, ilk oyunun yeniden yapımında ise sadece küçük değişiklikler var. [h3]Tarihçe hakkında kısaca bilgi[/h3] Doğal olarak, seriye ilk olarak ön bölüm olan Yakuza 0 ile tanıştım. [quote]Yerel hikaye, her biri ana karakterlerine odaklanan iki bölüme ayrılmıştır: Serinin numaralı tüm bölümlerinin baş kahramanı Kazuma Kiryu ve gelecekteki rakibi Goro Majima. Her iki bölüm de nihayetinde "Sıfır" teması etrafında birleşir.[/quote] 1988'de, Japonya'daki finansal balon sırasında, çeşitli yakuza grupları nüfuzlarını genişletmek için fırsatlar aramaya başlar. En umut vadeden seçenek, Tokyo'nun Kamurocho bölgesinin yeniden geliştirilmesi projesi olarak ortaya çıkar. Her klan projeyi kontrol etmek için yarışmaktadır, ancak asıl sorun küçük bir arazide yatmaktadır: bilinmeyen bir sahibine ait boş bir arsa. Kiryu, Dojima ailesinin genç ve düşük rütbeli bir üyesidir ve örgüt içindeki tüm inceliklerden ve entrikalardan habersizdir. Küçük bir alacak tahsilatı işinden sonra, Kazuma, bir önceki gece o boş arsada parasını tahsil ettiği bir adamı öldürmekle yanlış bir şekilde suçlanır. Anlaşıldığı üzere, ailenin birkaç teğmeni Kiryu'nun evlatlık babası Shintaro Kazama'yı devirmek için bir plan kurmuştur. Kazama hapisteyken onun yerini almayı ve Kiryu'yu piyon olarak kullanmayı planlamaktadırlar. Bu, Kazuma'nın eski ailesiyle mücadelesinin ve Dojima Ejderhası olarak yükselişinin hikayesinin başlangıcıdır. Goro Majima'nın hikayesi, kovulduktan sonra Tojo klanına ve Shimano ailesine geri dönme girişimlerini konu alıyor. Bunu başarmak için, kardeşinin geçmişteki yanlış davranışları nedeniyle ceza olarak Grand Cabaret'i yönetmek ve gelirlerin bir kısmını teslim etmek zorundadır. Ancak bu, yakuza için yetersiz kalır ve kotasını birkaç kat artırarak 500 milyon yene çıkarırlar. Ona bir seçim sunulur: ya hayatının geri kalanını kabarenin yöneticisi olarak geçirmek ya da borcunu tamamen ödemek ve aileye geri dönmek için Makoto Makimura adlı birini ortadan kaldırmak. Yıkılmış bir halde olan Goro, gerçek bir seçeneği olmadığını anlayarak teklifi kabul eder. Bu görev onu çorak arazi savaşının içine çeker, yavaş yavaş kayıtsızlığından sıyrılmasını sağlar ve Shimano'nun Deli Köpeği imajını şekillendirir. Dahası, baş düşmanı Kazuma Kiryu'ya olan saplantısı da burada başlar. Yakuza serisinin bir sonraki oyunu Yakuza 1, Kiryu'nun yeni sorunlarını konu alıyor. Önceki oyunda Dojima klanıyla yaşanan bir çatışma nedeniyle Kazuma, evlatlık kardeşi Nishikiyama ve tüm çevresi, ailenin reisi Sohei Dojima'nın zulmüne maruz kalır. İşler o kadar kötüye gider ki, bir gün Sohei, iki kardeşin de aşık olduğu kız Yumi'yi kaçırır. Kiryu uzaktayken, Nishiki durumu düzeltmeye karar verir, ancak öfke nöbetiyle Sohei'yi öldürür. Kazuma, polis gelmeden hemen önce olay yerine gelir, Nishikiyama ve Yumi'yi kurtarır ve ailenin reisi Sohei'nin cinayetinin sorumluluğunu üstlenir, bunun üzerine on yıl hapis cezasına çarptırılır. Bu sırada, o gecenin şokunu atlatan Yumi hafızasını kaybeder ve bilinmeyen bir yere kaçar. Kendi çaresizliğinin etkisiyle tamamen yıkılan Nishiki, Tojo klanında iktidarı ele geçirmek için bir arayışa girişir ve entrikalar ve planlarla tüm engelleri aşar. Kazuma hapisten çıkmak üzereyken, Shimano ailesinden on milyar yen kaybolur ve para için tam ölçekli bir savaş başlar. Artık klanın bir üyesi olmayan Kiryu ve kayıp parayla bir şekilde bağlantılı olan Haruka adında bir kız, bu olayın içine çekilirler. Doğal olarak, Kazuma'nın serbest bırakılmasının ardından Majima, onunla tekrar savaşma fırsatını kaçırmaz, ancak Kiryu Kazuma kadar güçlü değildir; bu yüzden Goro onu oyun boyunca eğitecektir. Gereksiz spoiler vermeden söylemek gerekirse, tüm hikaye, bir yakuza çetesi savaşı hakkında oldukça yoğun bir Japon dramasıdır. "Zero"da hedef, herkesin güç ve paranın bir parçasını ele geçirmeye, klanlarının zirvesine tırmanmaya çalıştığı boş bir arsadır; ilk oyunda ise ailelerini bir üst seviyeye taşımak için gereken büyük bir para yığını söz konusudur. Dahası, motosikletle gelen teğmenlerden biriyle kanalizasyonda yaşanan çatışma gibi anlar bu seride oldukça yaygındır. Zero'da, iki kahramanımız Kiryu ve Goro, kendi tarzlarında karizmatiktir. Kazuma uzun yolculuğuna yeni başlarken, Majima onu çoktan tamamlamış, bir gözünü kaybetmiş ve şimdi yeniden başlamaya çalışmaktadır. İlk oyunda Goro zaten zirvede iken, Kiryu Dojima Ejderhası unvanına olan iddiasını kanıtlamıştır. Tüm hikaye, Japon kültürünün ve kendine has havasının karakteristik özelliklerini taşıyan, pathos, grotesk unsurlar ve çeşitli ilginç olay örgüsüyle doludur. [h3]Savaş ve seviye atlama[/h3] Çoğu Yakuza oyunu, şehirlerde (yürüyerek veya küçük bir ücret karşılığında taksiyle) seyahat ettiğiniz, koleksiyon eşyaları topladığınız ve çeşitli gangsterler, holiganlar ve yakuza üyeleriyle savaştığınız aksiyon-macera oyunlarıdır. Zamanın %90'ında, bunların hepsi yumruklar veya doğaçlama eşyalar kullanılarak yakın dövüşte gerçekleşir. Oyunun mantığını anlamak için Zero'yu normal zorlukta, ilk oyunu ise zor zorlukta oynadım. Yakuza 0'ı örnek alarak dövüş sistemini ve seviye atlamayı inceleyeceğiz, ardından Yakuza Kiwami'deki değişikliklere değineceğiz. [h3]Yakuza 0[/h3] Oyun boyunca, hem sıradan hem de birden fazla can barına sahip daha elit rakiplerden oluşan düşman gruplarıyla sürekli karşılaşacağız ve bu durum savaş sırasında sık sık hızlı tepki gerektiren olayları tetikleyecek. Hem Kiryu hem de Majima'nın normal ve ağır saldırıları, yakalama hareketleri, blokları, kombo yapma yeteneği ve sarf malzemeleri ile ekipman kullanma yeteneği bulunuyor. Ayrıca, belirli durumlarda, önemli hasar veren özel hareketler gerçekleştirmek için bağlam düğmelerine basabiliriz. Özel hareketler, düşmanlara hasar verdikçe artan ve hasar aldıkça azalan bir ısı göstergesi tüketir. Dövüş sistemi stillere ayrılmıştır: oyunun büyük bölümünde, her iki karakter de üç temel stile ve bir efsanevi stile (Zero'da menü aracılığıyla etkinleştirilmesi gereken) erişebilir; bu stiller, işle ilgili görev zincirlerini tamamlayarak açılır. Bu stiller kabaca hızlarına göre hızlı (Kiryu'nun "Hızlı Atılımı", Majima'nın "Dansçısı"), orta (Kiryu'nun "Dövüşçüsü", Majima'nın "Haydut") ve zor (Kiryu'nun "Canavar", Majima'nın "Büyük Adamı") olarak ayrılabilir. Hızın yanı sıra, stillerin kendi özel odak noktaları da vardır: örneğin, "Canavar" stili kalabalık kontrolü için mükemmeldir. Stillerin kendileri tamamen hikaye yoluyla açılır ve beceri ağaçlarındaki bazı yetenekler, eğitmenlerden özel eğitim gerektirir. Hız ve hasara ek olarak, stillerin kendine özgü özellikleri vardır: örneğin, "Dövüşçü" ve "Kılıç Ustası" hasar aldıktan sonra karşı saldırı yapabilirler. Her stil oyun boyunca geliştirilir. Efsanevi stiller, Ounce Bob'dan becerilerin kilidini açtıktan sonra sonsuz ilerleme kazanır: zafere kadar geliştirilebilirler ve hasarı ve sağlığı küçük miktarlarda artırırlar. Temel dövüş stillerinizi geliştirme dört alana ayrılmıştır: hasar ve can artırma (sarı), ısı birikimine ve bazı durumlarda hasar birikimine dayalı becerilerin kilidini açma (kırmızı), standart kombo hareketlerini geliştirme (mavi) ve yalnızca stil ustalarıyla eğitimden sonra edinilen yetenekler (pembe). Gelişim birkaç aşamadan geçer ve son aşama iş zincirinde ilerleyerek açılır. Tüm bunlar para gerektirir. Para kazanmak için, çeşitli kombolar kullanarak ve hasardan kaçınarak herkesle savaşmanız gerekir; bu da parasal ödülünüzü artırır. Mantıksal olarak, bir oyunda karakterin çok güçlü hale gelmesini önlemek için yerleşik bir ilerleme sistemi olmalıdır. Ancak hem Zero'da hem de ilk Kiwami'de (daha sonra buna değineceğim), bu durum şehirde dolaşan özel düşmanlar tarafından kolayca baltalanmaktadır. İlk durumda, bunlar Kiryu ve Majima'nın karşılaştığı ve ceplerinde büyük miktarda para taşıyan "Bay Hırsızlar" olarak adlandırılan düşmanlardır. Evet, güçlüler ve yenilgilerden sonra sağlıklarını ve hasarlarını kademeli olarak artırıyorlar, ancak yine de yenilmez değiller ve örneğin satın alınabilen, donatılabilen ve ayrıca şehir hikayelerini tamamlayarak kazanılabilen silahlarla kolayca alt edilebilirler - benzer yan görevler, bunları ayrı bir bölümde ele almak istiyorum. Para tabanlı seviye atlamanın yanı sıra, oyunun küçük bir kısmı standart görevlerden oluşan bir yapılacaklar listesinin ardında gizlidir: tek bir tarzda iki yüz düşmanı yenmek, mini oyunlar oynamak, yemek yemek veya belirli bir miktarda para harcamak (bu paralar düşmanların dikkatini dağıtmak için bir noktada dağıtılabilir). Bu görevleri tamamlamak, Ounce Bob'da veya tapınakta (bölüme bağlı olarak) seviye atlamak, daha fazla para kazanmak, durmadan koşmak, efsanevi tarzların sınırlarını genişletmek ve Majima için özel ekipman veya yeni hostesler elde etmek için harcanabilecek puanlar kazandırır. [h3]Yakuza Kiwami 1[/h3] İlk oyunda, dövüş sistemi ve seviye atlama sisteminde küçük değişiklikler yapıldı: Artık esasen dört tam teşekküllü stilimiz var (yani bunların hepsi özellikler ve kombolar kazanarak geliştirilebiliyor) ve nakit tabanlı seviye atlama, puan ve deneyim çubuklarıyla seviye atlamaya dönüştürüldü. Üç ana stil neredeyse hiç değişmeden kaldı, ancak Dojima Ejderhası stili yalnızca Majima ile yapılan savaşlar ve ustadan alınan dersler yoluyla geliştiriliyor; sonunda, özellikle patronlarla bire bir dövüşlerde en güçlü stillerden biri haline geliyor. Ana yetenek ağacı dört farklı kategoriye ayrılmıştır: Çoğunlukla tüm stiller için güçlendirmeler içeren "Ruh" yeni kombo hareketlerinin kilidini açabileceğiniz "Ustalık"; HP ve hasar artışlarının yanı sıra birkaç başka güçlendirme içeren "Vücut"; ve Dojima Ejderhası stiline özgü yetenekler içeren "Ejderha". Seviye atlamak için sadece bir değil, birkaç puana ihtiyacınız olacak, bu nedenle deneyim çubuğunu birden fazla kez doldurmanız gerekecek. Yakuza 0'daki para gibi deneyim de özel düşmanlarla yapılan savaşlardan bol miktarda kazanılır, bu da oyunun ortalarına doğru yetenek ağacının neredeyse yüzde yetmişini kolayca tamamlayabileceğiniz ve diğer uğraşlarınızı da yavaş yavaş sürdürebileceğiniz anlamına gelir. Ayrıca, boss savaşları sırasında sağlıklarını yenilemeye başlayabilirler; bu yenileme, "Kiwami" adı verilen ek bir bağlamsal eylem düğmesine basılarak kesilebilir. Ancak, "Kiwami" yeteneğini etkinleştirmek birkaç koşul gerektirir: Birincisi, düşmanın stiline uygun bir stile sahip olmanız gerekir; bu, düşmanın rengine göre belirlenebilir (bosslar hariç, çünkü bossların rengi örneğin siyah olabilir - bu durumda, %90 oranında Dojima Ejderhası stiline ihtiyacımız vardır); ikincisi, ısı göstergesini "Cehennem Ateşi" adı verilen yeni, kırmızı bir seviyeye kadar şarj etmeniz gerekir. Göstergenin kırmızı kısmı ayrıca bitirici hareketlerin etkinliğini artırır ve etkinleştirildiği stile bağlı olarak bonuslar sağlayan özel duruşlara (gerekli beceriyle) olanak tanır. Aksi takdirde, oyun mekaniği değişmez. [h3]İş ve mini oyunlar[/h3] Şimdi Yakuza serisinin en eğlenceli kısımlarına geçelim. Her oyundaki ana cazibe noktası, mini oyunlar ve bunların entegre edildiği işletmelerdir. Ne yazık ki, işletmeler sadece Yakuza 0'da mevcut, çünkü Kiwami 1'de kaldırıldı (ikinci oyunda geri dönecek). Hem Goro hem de Kiryu kendi işletmelerini yönetebilir ve burada "Beş Yıldız" ve "Beş Milyarder" (İngilizce versiyonda böyle adlandırılıyorlar) adlı suç çeteleriyle karşı karşıya kalacaklar; bu çeteler, her stildeki son seviye atlama çemberini ve efsanevi stili saklıyorlar. Yakuza 0'daki iş modelinin özü oldukça basit: Döngü halinde tekrarladığınız bir mini oyun var, kademeli olarak beş düşmandan birini ortadan kaldırıyorsunuz, aynı anda şehrin belirli bir bölgesinde daha fazla ilerleme kaydetmek için yerel dükkanları satın alıyorsunuz ve şehir hikayelerini tamamlayarak, işin gelişimine farklı derecelerde katkıda bulunacak takipçiler topluyorsunuz. Elbette, canlı horoz yöneticisi gibi bazı eğlenceli anlar da mevcut. Bence Kiryu'nun emlak işi oldukça sıkıcı; özü, daha fazla kar elde etmek ve bölgenin bir kısmını ele geçirmek için sürekli olarak daha önce satın alınan işletmelere para yatırmak. Aynı zamanda, aslında kolayca alt edilebilen "Krallar" tarafından engelleneceğiz - ister nakit enjeksiyonuyla isterse ara sıra kişisel müdahaleyle. Bölgenin %50'sini ele geçirdiğimizde, "Kral" bizi %10'luk bir bahisle mini bir oyun savaşına davet edecek. Ve hepsi bu. Esasen, tüm zincir şöyle işliyor: ofise gel, bağış toplama kampanyası başlat, yürüyüşe çık, ofise dön, kârı topla, en etkili yöneticinin yardımıyla işletmelere yatırım yap ve tekrarla. Bölgenin %50'si ele geçirildiğinde, bu zincire bir mini oyun entegre ediliyor ve "Krallar"ın kendileri çok nadiren bölgenin küçük bir kısmını geri almak için müdahale ediyor. Ve %100'de, "Kralı" alt edip işe alıyoruz ve böylece döngü tekrarlanıyor. Bu döngü hızla sıkıcı hale geliyor ve tüm bölgeleri olabildiğince hızlı bir şekilde kapatmak istemenize neden oluyor. Goro ile işler daha da ilginçleşiyor. Majima olarak, küçük kabare "Shine"ın yöneticisi rolünü üstleneceğiz. Hostesleri işe almamız, onları güzel kıyafetlerle giydirmemiz ve vardiyalarına yönlendirmemiz gerekecek; sürekli olarak istatistik dengelerini izleyerek önemli bir dengesizlik olmamasını ve akşamın iyi geçmesini sağlamamız gerekecek. Ayrıca konuklar arasında iyi bir havayı korumamız, hosteslere kendimiz de yardımcı olmamız ve vardiya sırasında kazanılan parayı akıllıca yönetmemiz gerekecek ki zarara düşmeyelim. Hostesler Nadir'den Platin'e kadar dört kategoriye ayrılıyor. Platin olanlar, yerel "Beş"in her birini yenerek açılıyor (bir tanesi başlangıçta veriliyor). Sadece onlar giydirilebilir, konukların özel ihtiyaçlarına göre doğrudan özelleştirilebilir ve istatistiklerini artıran dersler alabilirler. Dahası, "Cesaret" mekaniğini akıllıca yönetmemiz gerekiyor: gösterge bir vardiya boyunca kademeli olarak doluyor, bu da hosteslerin yorgunluğunu gidermemize ve konukların moralini anında en üst düzeye çıkarmamıza, böylece para akışını artırmamıza olanak tanıyor. Bu oyunu gerçekten çok sevdim ve bu mini oyunda çok zaman geçirdim. Müşteriler arasında hostesleri koordine etmek gerçekten harika, onlara ders vermek ve diğer mekanları ziyaret edip mini oyunlar oynamak çok eğlenceli. Kiryu ile olan son aşamaların aksine, "Yıldızlar" ile olan son savaşlar oldukça zorlu ve ilgi çekici: Vardiyam sırasında "içeri çekme" mekanikleri yüzünden birkaç kez kaybettim. Bence biraz can sıkıcı olan tek şey, dengesiz finansal denge nedeniyle tüm bölgelerin kapalı olduğu ve beş veya altı aşamada seviye atlayan Platin hosteslerin sadece %40 eğitimli olduğu bir duruma kolayca düşebilmeniz. Geriye kalan mini oyunlar oldukça standart aktiviteler: beyzbol, bilardo, bowling, oyuncak araba yarışı ve benzeri. Ana oyunla birleştiğinde oldukça eğlenceli oluyorlar; bazen mahjong gibi zorlayıcı bile olabiliyorlar (üç oyundan sonra hala nasıl oynanacağını çözemedim). Ve tabii ki, o meşhur "BakaMitai" şarkısını söyleyebileceğiniz karaoke de var. Ama bazı çılgın aktiviteler de mevcut: Zero'da bunlardan iki tane var: oldukça zorlu ve ilginç dövüşlere katılacağımız bir arena ve tahmin edebileceğiniz gibi gerçek kediler yerine, aynı derecede seksi kostümler giymiş seksi kadınların çeşitli pozisyonlarda birbirlerini dövdüğü ve doğru hamleyi bulmak için taş-kağıt-makas oynadığımız "kedi dövüşleri". Aslında, güzel kızlar ve seks sahneleriyle bağlantılı mini oyunlar teması, başladığım üç oyunun hepsinde de mevcut. Bahsettiğim "kız kavgaları", "Böcek Kraliçesi" (ilk Kiwami'deki Zero'daki "kız kavgalarına" benzer, ancak böcek kostümleriyle), arka planda mayo giymiş bir kadının videosu oynarken telefonda kızları baştan çıkarabileceğiniz erkek kulüpleri, gerçek aktrislerin softcore videolarını izlediğimiz bir video salonu, Zero ve Kiwami'deki kızlarla kart oyunları ve benzerleri var. Kısacası, bence mini oyunların kendisi, oyuncuyu gerçekten oyuna bağlı tutan ve aksi takdirde basit olan oynanışa güzel bir katkı sağlayan en önemli şey. [b]Şehir Hikayeleri[/b] Bunlara yan görevler de denir. Özünde, bunlar alışılagelmiş "getir, servis et, git... beni rahatsız etme!" görevleridir, ancak bazen gerçekten harika olanlar da ortaya çıkar. Dahası, bu hikayelerde, arkadaşlık seviyenizi yükseltebileceğiniz karakterlerle karşılaşacaksınız; bu da son hikaye örgüsünün (yeni bir hikaye) kilidini açmak için gereklidir. Zero ve Kiwami'den birkaç ilginç hikayeyi ele alalım. [b]Yakuza 0 Kiryu. Şehir Hikayesi #07: Bir Dominatrix Nasıl Eğitilir.[/b] Kamurocho sokaklarında dolaşırken, işinde pek de iyi olmayan bir dominatrix ile karşılaşırız: bir BDSM salonunda çalışan bir dominatrixtir. Doğal olarak, Kiryu'nun sert ve kavgacı tavrı, kızın ondan bir eğitim dersi istemesine neden olur. Genellikle kadınların isteklerini geri çevirmediğimiz için, oyun alanına çekiliriz ve çocukların gözetimi altında, "bir seans için gelen bir müşteri"nin sahte bir sahnesini canlandırmaya başlarız. Kiryu daha sonra bu dominatrixin düzenli müşterisiyle gerçek bir BDSM sahnesine istemeden de olsa katılacaktır. [b]Yakuza 0 Goro. Şehir Hikayesi #77: Bay Libido.[/b] Kabare açıldıktan sonra, Goro'ya Sotenbori kadınlarıyla çok ilgilenen ve potansiyel hostesler bulmak için kullanılabilecek genç bir adam yaklaşacak. Kahramanımız video koleksiyonunu genişletip salonda izlerken, bu genç adam yavaş yavaş Majima'ya yakınlaşacak. Bir noktada, "arkadaşının" çalışmayı bıraktığı ortaya çıkacak ve bu da onun cinsel gücünü harekete geçirecek özel bir enerji içeceği bulmamızı gerektirecek. [b]Yakuza 1: Şehir Hikayesi #28: Şüphe Altında[/b] Bir noktada, garip bir adam bizden Tiyatro Meydanı'na gidip yeşil bir şişme mont giymiş bir kadından garip bir paket almamızı istedi. Paketi almak için gizli bir cümle söylememiz gerekiyordu: "Çok seksi görünüyorsun." Meydanda birden fazla kadın olduğu için anladık: bir hata birkaç tokatla sonuçlanabilirdi. Gerçek bir avcı gibi doğru kadını tespit ettikten sonra, bakmaya tenezzül etmediğim paketi aldık. Paketi adama teslim ettikten sonra, adamın gerginleştiğini, kaçmaya başladığını, yere düştüğünü ve hazinelerini etrafa saçtığını gördük; hazinelerin iç çamaşırı olduğu ortaya çıktı... Evet, Japonya'da gerçekten de böyle hobiler var. [b]Yakuza 1: Şehir Hikayesi #47: Tuvalet Krizi[/b] Başlıktan da anlaşılacağı gibi, efsanevi Dojima Ejderhası, eski bir yakuza ve Japonya'nın en güçlü dövüşçülerinden biri, fakir bir adamın, tabiri caizse, "tuvalet tuzağından" kurtulmasına yardım edecek. Ve en komik yanı, bunu birkaç aşamada yapmamız gerekecek: önce adam bir paket mendil isteyecek, ama yeterli mendili yoksa, iki paket daha almak için tekrar koşmak zorunda kalacak; sonra burnu kanayacak ve tekrar mendile ihtiyacı olacak... Genel olarak, şehir hikayeleri yoğunlaştırılmış bir Japon deneyimidir: bazen oldukça sıradan ve gerçekçi olaylar hakkındadır, bazen de inanılması güç, grotesk ve komik durumlar hakkındadır. HER YERDE MAJIMA!!! Ve böylece, ilk Kiwami'nin ana "platin"ine ulaştık. Hikaye bölümünde de belirtildiği gibi, hapisten çıktıktan sonra Majima, Goro'nun savaşta kendini canlı hissettiği tek kişi olan Kazuma'yı eğitmeye karar verir. Ancak Kazuma sebepsiz yere savaşmak istemez, bu yüzden Majima sürekli olarak Kiryu'yu savaşa zorlamak için hileler kullanmak zorunda kalır. Aslında, bu dövüşleri kazanarak "Dojima'nın Ejderhası" tarzında ek yetenekler, büyük miktarda deneyim kazanırız ve ayrıca "Her Yerde Majima" rütbesini yükselterek Goro'yu güçlendirir ve bizi savaşa zorlamak için giderek daha komik yöntemler bulmaya iteriz. Bu sadece bir peri masalı. Her şey küçük başlar: Majima, Kiryu'yu bulmak için sokaklarda devriye gezer. Bunu genellikle dövüşmesi oldukça kolay olan "Haydut" tarzında yapar. Ancak sadece bir veya iki karşılaşmadan sonra, bizi gafil avlamak için arabaların arkasına, dev konilerin içine, çöp kutularına ve hatta kanalizasyon kapaklarına saklanmaya başlar. Doğal olarak, Kiryu'nun sadece haklı bir sebep olduğunda savaşmaya istekli olması uzun sürmez, çünkü Goro saldırmak için her türlü bahaneyi kullanır. Ve sonra tüm olası senaryolar başlar... İlk olarak, polis kılığına girer ve envanterimizde silah arar. Eğer silahımız varsa, kavga kaçınılmazdır, ancak eğer savaşabileceğimiz her şeyi ortaya koyarsak, Majima sonunda geri çekilecektir. Sonra restoranlara kadar bizi takip etmeye başlayacak, kavga etmek için yeni bahaneler uyduracak ve hatta bazı mini oyunlarda bile ortaya çıkacak; önce bizimle dövüşecek, sonra da muhtemelen sonrasında... Hikaye görevleri sırasında ara sıra karşımıza çıkacak ve sürekli olarak çatışmaya girecek; ancak bir keresinde diğer yakuza üyelerine karşı onunla birlikte savaşacağız. Bir noktada Kiryu, Majima'nın "dedektörünü" bile ele geçirecek, bu da haritada onu görmemizi ve saklanmaya karar verdiğinde ve kolayca bulunamadığında çığlıklarını duymamızı sağlayacak. Ancak onunla en eğlenceli karşılaşmalar, Majima'nın rütbesi için çok önemli olan olaylar sırasında gerçekleşiyor. Bir gün, rahatlamak ve yerel hostesle ilişkimizi geliştirmek için bir kabareye gidiyoruz ve orada... Goromi ile karşılaşıyoruz. Hatta onunla (veya onunla) doğru cevapları seçerek onu kavgaya kışkırtmayı gerektiren bir mini oyun bile oynayabilirsiniz. Ayrıca, bir keresinde bizi Kiryu'nun hapisten çıkışını bir striptiz kulübünde kutlamaya davet edecek ve kendisi de direk üzerinde dans edecek. Bara davet edildiğimizde ise Goro zaten orada olacak, önce Kazuma'dan içkiler için büyük bir meblağ isteyecek ve ödemeyi reddettiğinde onunla kavga edecek. Ayrıca arabalarla ilgili mini oyunlarda, "Bug Queen"de, bowling salonunda (aynı şey) ve benzeri yerlerde de karşımıza çıkacak. Sonra genellikle bize rütbe yükseltme görevleri için Majima'yı nerede bulacağımız konusunda ipuçları veren Nishida'dan bir telefon alacağız ve bize tüm ailenin, Goro da dahil olmak üzere, zombi virüsüne yakalandığını söyleyecek. Elbette bu sadece bir şaka, ama Majima ile savaşmak zorunda kalacağız. Goro, dans kostümüyle dans pistinde bizimle buluşacak. Taksinin de güvenli olmadığı ortaya çıkıyor, çünkü şoför Majima sizi zaten iskeleye götürüyor ve orada size Çılgın Köpek Shimano tarzında dövüşecek. Ardından saldırısını daha da artıracak: çatılardan üzerimize atlayacak, serserilerle sokak kavgalarına girecek ve daha sonra görevlerde ve arenada Hanya Adam olarak ortaya çıkacak. Bu süre boyunca, Zero'dan bize acı verici derecede tanıdık gelen stilleri arasında geçiş yapacak. Bu gösteri, parkta ve son hikaye bölümlerinden birinde onunla yapılan savaşlarla doruğa ulaşacak, bundan sonra hala Kiryu'yu kovalayacak, ancak daha fazla rütbe yükseltmesi olmayacak. Kısacası, bu sistem bir anlamda "Bay Muggles"ın yerini alıyor. Daha boğucu olsa da (çünkü saklanan Majima ile karşılaşmaktan kaçınmak bazen çok zor ve bu karşılaşmaların yoğunluğu giderek artıyor), özellikle oldukça tekrarlayan dövüş sistemi göz önüne alındığında, çok daha ilginç, eğlenceli ve genel olarak işleri ilgi çekici tutuyor. Son çare olarak, eğer gerçekten onunla savaşmak istemiyorsanız, içeri girip bir enerji içeceği içebilirsiniz, çünkü Kazuma'nın ısı göstergesi doluyken Goro görünmüyor. [b]Bence Yakuza serisi şu anda çok iyi[/b] KHM-KHM (Şerifin bu tür şakalar yüzünden yasaklama tokmağı salladığını hissedebiliyorum)... Bu, oyun deneyimim açısından en komik serilerden biri. Şehri ve detaylarını, birçok mini oyunu, destansı dövüşleri ve grotesk anlatımı ve hikayeleri gerçekten çok beğendim. Dahası, yerel yakuza oldukça gerçekçi bir şekilde tasvir edilmiş ve hatta bu grupların gerçek üyelerinden bile onay almış. Doğal olarak, diğer tüm oyunlar gibi, bazı dezavantajları da var. Basit, tekrarlayan dövüş sistemi, en zor zorluk seviyesinde bile, sarf malzemeleri kullanımıyla bile zorluk sunmuyor; bu segmentteki birçok oyunda yaygın olan çeviri sorunları var; ve sıradan insanları ve kahramanlarımızı ezen dolandırıcılar ve haydutlarla ilgili onlarca tekrarlayan şehir hikayesi mevcut. Dahası, her iki oyunda da beni gerçekten zorlayan sadece iki savaş var. Amon fraksiyonu üyeleriyle olan savaşlar, ki bunlar şehir hikayelerini tamamen sonlandırmak için gizli, son aşamalar niteliğinde. Bir yapılacaklar listesini tamamlamak için bir şişeden fazla alkol içememek gibi küçük şeyler veya bir platin hostes eğitim görevini tamamladıktan sonra üç dakikalık bir vardiyaya çıkmak ve ancak ondan sonra tekrar eğitim almak (çarpık finansman sistemiyle tüm yerel işletmeleri satın alarak tüm bölgeleri bir anda kapatabileceğimi düşünürsek) da biraz sinir bozucu. Bu küçük şeylerle ilgili en büyük sorun, sürekli birikmeleri ve ani, daha önemli bir sorunun olumsuzluk dalgasına yol açabilmesidir. Ancak Japon segmentiyle ilgilenen herkese bu seriyi tavsiye etmekten kendimi alamıyorum. Evet, sonraki bölümlerin bazı zayıf yönleri olduğunu duydum: oyunun bazı alanlarında, hikayenin bazı alanlarında ve her ikisinde de, ancak bunun oyundan aldığım keyfi azaltmayacağını umuyorum.
    Beğen
    1
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 4B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Assassin's Creed Black Flag'in yeniden senkronizasyonu Ubisoft'u kurtardı
    Assassin's Creed Black Flag'in yeniden senkronizasyonu Ubisoft'u kurtardı, ancak şirket yüz milyonlarca dolar kaybediyor.

    Ubisoft ilk çeyrek sonuçlarını açıkladı ve işler pek de iyi görünmüyor. Şirketin raporunun analizine dayanan blog yazarı Dima Antivirus'e göre, satışlar yıllık bazda %9 düşüşle 256 milyon Euro'ya geriledi. Winnipeg ve Belgrad'daki stüdyolar kapatıldı ve personel işten çıkarılıyor. Ancak bazı iyi haberler de var. Assassin's Creed Black Flag Resynced yeniden yapımı 9 Temmuz'da piyasaya sürüldü ve iki haftada 3,5 milyon kopya sattı. Bu, şirketin tüm yıl için beklediğinden daha fazla. Oyun eleştirmenlerden 84 puan aldı; bu, serinin 2013'ten beri elde ettiği en iyi sonuç. Steam'de aynı anda 105.000 kişi oynadı; bu da bir Assassin's Creed oyunu için rekor.

    Piyasaya sürülmesinin üzerinden iki yıl geçtikten sonra, mobil oyun Invincible: Guarding the Globe aniden rekor gelir elde etti. Yeni bir sezon ve karakter de buna katkıda bulundu. Rainbow Six Siege istikrarlı bir performans sergilerken, The Division 2 oyun içi para birimi satışlarında rekorlar kırıyor ve The Crew Motorfest, NASCAR ve ücretsiz PS+ erişimi sayesinde oyuncu sayısını artırdı. Rayman Legends'ın yeniden yapımı ise 1 Ekim'de tamamen 3D olarak, yeni grafikler ve oynanışla piyasaya sürülecek.

    Ubisoft ayrıca, Take-Two'da 20 yıl geçiren ve 2K Games'i kuran Christoph Hartmann'ı da işe aldı. Hartmann şu anda Ghost Recon, The Division ve Splinter Cell oyunlarından sorumlu. Dima Antvira'ya göre, Ubisoft bu yılın kârsız geçeceğini ve 500 milyon Euro'ya kadar düşüş yaşayacağını dürüstçe açıklıyor. Ancak yeni Assassin's Creed, Far Cry ve Ghost Recon oyunları sayesinde 2027'de güçlü bir geri dönüş sözü veriyorlar.
    Assassin's Creed Black Flag'in yeniden senkronizasyonu Ubisoft'u kurtardı, ancak şirket yüz milyonlarca dolar kaybediyor. Ubisoft ilk çeyrek sonuçlarını açıkladı ve işler pek de iyi görünmüyor. Şirketin raporunun analizine dayanan blog yazarı Dima Antivirus'e göre, satışlar yıllık bazda %9 düşüşle 256 milyon Euro'ya geriledi. Winnipeg ve Belgrad'daki stüdyolar kapatıldı ve personel işten çıkarılıyor. Ancak bazı iyi haberler de var. Assassin's Creed Black Flag Resynced yeniden yapımı 9 Temmuz'da piyasaya sürüldü ve iki haftada 3,5 milyon kopya sattı. Bu, şirketin tüm yıl için beklediğinden daha fazla. Oyun eleştirmenlerden 84 puan aldı; bu, serinin 2013'ten beri elde ettiği en iyi sonuç. Steam'de aynı anda 105.000 kişi oynadı; bu da bir Assassin's Creed oyunu için rekor. Piyasaya sürülmesinin üzerinden iki yıl geçtikten sonra, mobil oyun Invincible: Guarding the Globe aniden rekor gelir elde etti. Yeni bir sezon ve karakter de buna katkıda bulundu. Rainbow Six Siege istikrarlı bir performans sergilerken, The Division 2 oyun içi para birimi satışlarında rekorlar kırıyor ve The Crew Motorfest, NASCAR ve ücretsiz PS+ erişimi sayesinde oyuncu sayısını artırdı. Rayman Legends'ın yeniden yapımı ise 1 Ekim'de tamamen 3D olarak, yeni grafikler ve oynanışla piyasaya sürülecek. Ubisoft ayrıca, Take-Two'da 20 yıl geçiren ve 2K Games'i kuran Christoph Hartmann'ı da işe aldı. Hartmann şu anda Ghost Recon, The Division ve Splinter Cell oyunlarından sorumlu. Dima Antvira'ya göre, Ubisoft bu yılın kârsız geçeceğini ve 500 milyon Euro'ya kadar düşüş yaşayacağını dürüstçe açıklıyor. Ancak yeni Assassin's Creed, Far Cry ve Ghost Recon oyunları sayesinde 2027'de güçlü bir geri dönüş sözü veriyorlar.
    Beğen
    5
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 941 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Insomniac, Marvel's Spider-Man 2 için söz verdiği güncellemeyi yayınladı
    Güncellemede, Spider-Man: New Day filmindeki kostüm yer alıyor.

    Tom Holland'ın oynadığı yeni çizgi roman filminden alınan görselin yanı sıra, yamada Marvel'ın dövüş oyunu Tōkon: Fighting Souls'tan bir kostüm de yer alıyordu.

    Güncellemeyle birlikte oyun, PS5 Pro'daki geliştirilmiş PSSR yükseltme özelliğine yerel destek kazandı; ancak isteyenler bunu konsol ayarları üzerinden manuel olarak etkinleştirebilirler.

    Yama içerisinde başka bir değişiklik görünmüyor. Insomniac şu anda Marvel's Wolverine'in çıkışına hazırlanıyor.

    [b]Güncellemede, Spider-Man: New Day filmindeki kostüm yer alıyor. [/b] Tom Holland'ın oynadığı yeni çizgi roman filminden alınan görselin yanı sıra, yamada Marvel'ın dövüş oyunu Tōkon: Fighting Souls'tan bir kostüm de yer alıyordu. Güncellemeyle birlikte oyun, PS5 Pro'daki geliştirilmiş PSSR yükseltme özelliğine yerel destek kazandı; ancak isteyenler bunu konsol ayarları üzerinden manuel olarak etkinleştirebilirler. Yama içerisinde başka bir değişiklik görünmüyor. Insomniac şu anda Marvel's Wolverine'in çıkışına hazırlanıyor.
    Beğen
    7
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 624 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Lunacy Louder Nasıl Bir Kulaklık? Türkiye’ye Gelecek mi?

    Lunacy Louder Kulaklık Türkiye

    Dürüst olalım: Lunacy Louder, ilk bakışta insanı güldüren, ama sonra bir şeyleri kaçırdığınızı hissettiren kulaklıklara benziyor. Pazarlama taktiğine bağlanamayacak kadar çok cazip özelliği var: 60 saate kadar pil ömrü, iki değiştirilebilir pil, şarj istasyonu, mini pil yedekleme ve iki bağlantı yöntemi.

    Lunacy Louder neden ilgi görüyor ki?

    Çoğu "yeni amiral gemisi" telefonun sorunu, ya çok gösterişli görünmeleri ya da iyi performans göstermeleri, ancak gerçek bir vizyondan yoksun olmalarıdır. Lunacy Louder bu kategoriye girmiyor: çok büyük bir fikirleri var: sizi şarj cihazının yanında yaşamaya zorlamayan kablosuz oyun kulaklıkları üretmek.

    Bu sadece "evet, Bluetooth, evet, RGB, ne olmuş yani?" demekle kalmıyor. Burada size hemen bir şarj istasyonu, iki pil ve net bir senaryo sunuluyor: biri bittiğinde ikincisini takabiliyorsunuz ve müziğiniz, oyununuz veya görüşmeniz kesintiye uğramıyor. Herkesin sürekli kablolar ve şarj cihazlarıyla uğraşmaktan bıktığı 2026 yılında, bu yaklaşım sadece uygun değil, aynı zamanda son derece zamanında görünüyor.

    Başka bir amiral gemisi yerine sıra dışı bir fikir.

    Louder'ın çekiciliğinin sırrı, "sıradan bir oyun kulaklığı" olmaları değil. Lunacy'nin, geleneksel markaların "uzun pil ömrü" iddialarıyla geçiştirmeyi tercih ettiği bir sorunu gerçekten çözmüş olmalarıdır.

    Burada pil ömrü sadece bir iddia değil, bir mekanizma. İki pil, kulaklığın içindeki bir tampon ve bir şarj istasyonu dahil; bunlar sadece süsleme değil, tam teşekküllü mühendislik özellikleri. Ve insanlar genellikle bu tür şeyleri tartışmaya, arkadaşlarına iletmeye ve incelemelerde detaylıca ele almaya başlıyorlar.

    Bu durum 2026'da neden önemli?

    Çünkü piyasa, görünüşte kullanışlı ancak sürekli dikkat gerektiren sıkıcı kablosuz kulaklıklardan bıktı. 2026'daki kullanıcılar sadece "çalışan" değil, baş ağrısı yaratmayan bir şey istiyorlar.

    Lunacy Louder tam da bu noktaya değiniyor: Eğer kulaklıklar gerçekten 60 saate kadar dayanıyorsa ve pil değişimi kullanımını kesintiye uğratmıyorsa, bu artık sadece pazarlama hilesi değil, her gece şarj etme endişesinden kurtulmak için bir neden. Ve evet, bu küçük bir şey gibi görünebilir, ta ki böyle bir cihazla yaşamaya başlayana kadar.

    İçlerinde ne var?

    Şimdi asıl konuya gelelim. Lunacy Louder, 50 mm ve 30 mm sürücülere sahip iki yollu hoparlörler kullanıyor; bu da "herkesin kullandığı sıradan hoparlörler" olmadıkları, aksine daha temiz bir frekans ayrımı elde etme girişimi oldukları anlamına geliyor. Teoride bu, sesin daha odaklı olabileceği anlamına gelir: ayak sesleri kaybolmaz, orta frekanslar bulanıklaşmaz ve bas her şeyi ezmez.

    Üstelik kulaklıklar aynı anda iki dünyada birden çalışıyor: Gecikmesiz oyun deneyimi için 2.4 GHz ve telefonunuz, dizüstü bilgisayarınız ve normal günlük kullanımınız için Bluetooth 5.4. Yani bu sadece "PC'ye özel" bir kulaklık değil, masaya bağlı kalmadan yanınızda taşıyabileceğiniz bir cihaz.

    Her bir kasede iki sürücü

    Bu, en ikna edici noktalardan biri. 50 mm + 30 mm çift yönlü tasarım, tartışmaya girmeden önce test etmek isteyeceğiniz bir şey gibi görünüyor.

    Genellikle etkileyici bir ürünü vasat bir üründen ayıran da bu tür çözümlerdir: üretici sadece büyük bir hoparlör takmakla kalmaz, bunun yerine sesi daha kontrollü ve canlı hale getirmeye çalışır. Bu, özellikle oyun için faydalıdır, çünkü iyi bir kulaklık sadece ses yüksekliğiyle ilgili değil, aynı zamanda ses sahnesindeki ayrıntıları ne kadar iyi işlediğiyle de ilgilidir.

    İki mikrofon ve iki senaryo

    Louder'da çıkarılabilir bir mikrofon ve dahili bir mikrofon bulunuyor; bu da cihazın oyun moduna takılıp kalmayacağının açık bir garantisi. İster oyun oynarken ve partilerde iletişim kurarken, ister günlük kullanımda daha gizli bir görünüm için mikrofonu çıkararak kullanabilirsiniz.

    Bu, "moda olduğu için" değil, insanların sadece pazarlama görsellerinde iyi görünen kulaklıklardan gerçekten bıktığı için faydalı. Kulaklıklar yayın sırasında, aramalarda, oyunlarda ve hatta sokakta veya evde bile etkili bir şekilde kullanılabiliyorsa, artık sadece tek kullanımlık bir aksesuar değil, tam teşekküllü bir çalışma aracı haline gelirler.

    İki bağlantı yöntemi

    2.4 GHz ve Bluetooth 5.4—kulağa sıkıcı gelen bir kombinasyon, ta ki gerçekten kullanana kadar. Oyun oynamak minimum gecikme süresine sahip bir radyo kanalı gerektirirken, diğer her şey Bluetooth gerektirir; bu da her seferinde bir adaptör takmanızı gerektirmez.

    İşte Lunacy Louder'ın gerçekten parladığı nokta burası: kullanıcıyı tek bir moda kilitlemiyor, aksine bir seçim sunuyor. Bu güçlü bir hamle, çünkü 2026'da çok yönlülük, temel özellikler kadar değerli hale geliyor.

    Ana özellik

    İşte işler burada gerçekten ilginçleşiyor. Maksimum ses seviyesinde 60 saate kadar pil ömrü oldukça iddialı bir vaat, ancak Lunacy daha da ileri gitti: iki pil dahil ve dahili mini pil sayesinde pillerin değiştirilmesi güç kaynağını kesintiye uğratmıyor.

    Özetle: Oyun oynarken, canlı yayın yaparken veya seyahatteyken kulaklığınızın şarjının bitmesinden korkmuyorsunuz. Ve bu, modeli satın almak için gerçek bir neden, sadece "ilginç yeni ürünler" listesine eklemek için değil.

    60 saate kadar kullanım süresi ve değiştirilebilir piller

    Normal kablosuz kulaklıklar pil ömrüyle övünürler, ancak gerçek hayatta bu genellikle tek bir anlama gelir: bir hafta ve sonra kablo geri gelir. Louder ise burada tamamen farklı bir oyun oynuyor, çünkü çift pil, kullanım senaryosunu tamamen değiştiriyor.

    Sadece daha uzun değil, aynı zamanda daha kullanışlı. Öyle ki, kulaklıkları sürekli şarj edilmesi gereken bir cihaz olarak algılamayı gerçekten bırakabilirsiniz. Ve işte tam olarak bu şekilde, daha sonra teknik özelliklerde değil, günlük konuşmalarda ele alınan "vurucu" mekanizmalar doğuyor.

    İçinde neden mini bir pil var?

    Dahili yedek batarya fikri, bir pazarlama hilesi değil, sağlam bir mühendislik çözümünün klasik bir örneğidir. Ana bataryayı bağlantıyı kaybetmeden kolayca değiştirebilmeniz için birkaç dakikalık yedek güç sağlar.

    Bunlar, birçok "akıllı" cihazın sahip olmadığı özelliklerdir: sunumlarda harika ses çıkarırlar, ancak günlük kullanımda rahatsız edicidirler. Louder ise, bu süreçteki stresi ortadan kaldırmaya çalışıyor ve bu da onun lehine çok güçlü bir argüman.

    Hayatta bu neden elverişli?

    Louder'ın en iyi yanı, sadece oyun için olmaması. Evet, bunlar oyun kulaklıkları, ancak tasarımları yayın akışı, telefon görüşmeleri ve günlük kullanım için de mükemmel bir şekilde uygun. Bluetooth 5.4, uzun pil ömrü ve çift mikrofon, onları dar bir kutuya sığmayacak kadar çok yönlü kılıyor.

    Bu da önemli, çünkü 2026'da insanlar giderek sadece "oyun cihazı" değil, günlük hayatta onları rahatsız etmeyecek çok yönlü bir cihaz satın alıyorlar. Bu nedenle Lunacy Louder, "oyun için iyi, günlük kullanım için değil" uzlaşmalarından bıkanlar arasında popüler olabilir.

    Lunacy Louder'ın Neden Büyük Bir Olay Olabileceği

    Asıl sebep basit: Akılda kalıcı bir fikirleri var. "Dünyanın en iyi sesi" değil, "ultra hafif tasarım" değil, soyut bir kavram da değil; çok somut bir şey: İstediğiniz kadar dinleyin, pili değiştirin, endişelenmeyin. Açıklaması kolay, hatırlaması kolay ve konuşmada satması kolay.

    İkinci neden ise pratikliktir. Louder'lar sadece gösteriş amaçlı bir oyuncak gibi görünmezler: oyunları, yayınları ve günlük kullanımı gerçekten kapsarlar. Bu da onların bir şaka aracı olarak değil, düzgün çalışan bir cihaz olarak kullanılabileceği anlamına gelir.

    Gerçekten de hayranlık uyandırıcı bir etkiye sahipler.

    Şarj istasyonu, değiştirilebilir piller, kulaklık kabının içinde bir tampon, 60 saat pil ömrü, iki sürücü, iki mikrofon tüm bunlar anında çok ayırt edici bir imaj oluşturuyor. İşe yarıyor, bu özellikler, onlar hakkında konuşmak, tartışmak ve onları sıradan kablosuz kulaklıklarla karşılaştırmak istemenizi sağlıyor.

    Bunlar üst düzey trendde yer alıyor.
    Tüketiciler giderek daha çok, sadece kimliği belirsiz donanımlar değil, karakter sahibi şeyler istiyorlar. Lunacy Louder tam da bu: Tuhaf olmaktan çekinmiyorlar, ama anlamsız da görünmüyorlar.

    Başarılı olmasını beklemeli miyiz?

    Evet, eğer sıradışı, üst düzey ve gerçekten ilgi çekici olarak nitelendirilebilecek bir ürün arıyorsanız, Lunacy Louders tam size göre. Sıradan bir kablosuz kulaklık olarak geçiştirilemeyecek kadar sağlam bir yapıya sahip.

    Ancak bir dezavantajı da var: Eğer biri mümkün olan en basit, en hafif ve "açıkça karmaşık olmayan" modeli istiyorsa, Louder aşırıya kaçmış gibi görünebilir. Bu başlı başına bir dezavantaj değil; sadece çok fazla karaktere sahipler.

    Özetle, Lunacy Louder 2026'nın en büyük hitlerinden biri olabilir; bunun nedeni en ucuz veya en çok yönlü olmaları değil, nihayet gerçekten akılda kalıcı bir şey sunmalarıdır. Bunlar, bir fikre, bir karaktere ve hayranlık uyandıran özelliklerle günlük kullanışlılığın nadir bir karışımına sahip kulaklıklardır.

    Kısacası, Louder "eh, fena değil" demekle ilgili değil. "Vay canına, bu çok ilginç" demekle ilgili. Ve tam da bu tür ürünler en çok yankı uyandıran ürünler olma eğilimindedir.
    [h2]Lunacy Louder Kulaklık Türkiye [/h2] Dürüst olalım: Lunacy Louder, ilk bakışta insanı güldüren, ama sonra bir şeyleri kaçırdığınızı hissettiren kulaklıklara benziyor. Pazarlama taktiğine bağlanamayacak kadar çok cazip özelliği var: 60 saate kadar pil ömrü, iki değiştirilebilir pil, şarj istasyonu, mini pil yedekleme ve iki bağlantı yöntemi. [h3] Lunacy Louder neden ilgi görüyor ki?[/h3] Çoğu "yeni amiral gemisi" telefonun sorunu, ya çok gösterişli görünmeleri ya da iyi performans göstermeleri, ancak gerçek bir vizyondan yoksun olmalarıdır. Lunacy Louder bu kategoriye girmiyor: çok büyük bir fikirleri var: sizi şarj cihazının yanında yaşamaya zorlamayan kablosuz oyun kulaklıkları üretmek. Bu sadece "evet, Bluetooth, evet, RGB, ne olmuş yani?" demekle kalmıyor. Burada size hemen bir şarj istasyonu, iki pil ve net bir senaryo sunuluyor: biri bittiğinde ikincisini takabiliyorsunuz ve müziğiniz, oyununuz veya görüşmeniz kesintiye uğramıyor. Herkesin sürekli kablolar ve şarj cihazlarıyla uğraşmaktan bıktığı 2026 yılında, bu yaklaşım sadece uygun değil, aynı zamanda son derece zamanında görünüyor. [h3]Başka bir amiral gemisi yerine sıra dışı bir fikir. [/h3] Louder'ın çekiciliğinin sırrı, "sıradan bir oyun kulaklığı" olmaları değil. Lunacy'nin, geleneksel markaların "uzun pil ömrü" iddialarıyla geçiştirmeyi tercih ettiği bir sorunu gerçekten çözmüş olmalarıdır. Burada pil ömrü sadece bir iddia değil, bir mekanizma. İki pil, kulaklığın içindeki bir tampon ve bir şarj istasyonu dahil; bunlar sadece süsleme değil, tam teşekküllü mühendislik özellikleri. Ve insanlar genellikle bu tür şeyleri tartışmaya, arkadaşlarına iletmeye ve incelemelerde detaylıca ele almaya başlıyorlar. [h3]Bu durum 2026'da neden önemli?[/h3] Çünkü piyasa, görünüşte kullanışlı ancak sürekli dikkat gerektiren sıkıcı kablosuz kulaklıklardan bıktı. 2026'daki kullanıcılar sadece "çalışan" değil, baş ağrısı yaratmayan bir şey istiyorlar. Lunacy Louder tam da bu noktaya değiniyor: Eğer kulaklıklar gerçekten 60 saate kadar dayanıyorsa ve pil değişimi kullanımını kesintiye uğratmıyorsa, bu artık sadece pazarlama hilesi değil, her gece şarj etme endişesinden kurtulmak için bir neden. Ve evet, bu küçük bir şey gibi görünebilir, ta ki böyle bir cihazla yaşamaya başlayana kadar. [h3]İçlerinde ne var? [/h3]Şimdi asıl konuya gelelim. Lunacy Louder, 50 mm ve 30 mm sürücülere sahip iki yollu hoparlörler kullanıyor; bu da "herkesin kullandığı sıradan hoparlörler" olmadıkları, aksine daha temiz bir frekans ayrımı elde etme girişimi oldukları anlamına geliyor. Teoride bu, sesin daha odaklı olabileceği anlamına gelir: ayak sesleri kaybolmaz, orta frekanslar bulanıklaşmaz ve bas her şeyi ezmez. Üstelik kulaklıklar aynı anda iki dünyada birden çalışıyor: Gecikmesiz oyun deneyimi için 2.4 GHz ve telefonunuz, dizüstü bilgisayarınız ve normal günlük kullanımınız için Bluetooth 5.4. Yani bu sadece "PC'ye özel" bir kulaklık değil, masaya bağlı kalmadan yanınızda taşıyabileceğiniz bir cihaz. [h3]Her bir kasede iki sürücü[/h3] Bu, en ikna edici noktalardan biri. 50 mm + 30 mm çift yönlü tasarım, tartışmaya girmeden önce test etmek isteyeceğiniz bir şey gibi görünüyor. Genellikle etkileyici bir ürünü vasat bir üründen ayıran da bu tür çözümlerdir: üretici sadece büyük bir hoparlör takmakla kalmaz, bunun yerine sesi daha kontrollü ve canlı hale getirmeye çalışır. Bu, özellikle oyun için faydalıdır, çünkü iyi bir kulaklık sadece ses yüksekliğiyle ilgili değil, aynı zamanda ses sahnesindeki ayrıntıları ne kadar iyi işlediğiyle de ilgilidir. [h3]İki mikrofon ve iki senaryo[/h3] Louder'da çıkarılabilir bir mikrofon ve dahili bir mikrofon bulunuyor; bu da cihazın oyun moduna takılıp kalmayacağının açık bir garantisi. İster oyun oynarken ve partilerde iletişim kurarken, ister günlük kullanımda daha gizli bir görünüm için mikrofonu çıkararak kullanabilirsiniz. Bu, "moda olduğu için" değil, insanların sadece pazarlama görsellerinde iyi görünen kulaklıklardan gerçekten bıktığı için faydalı. Kulaklıklar yayın sırasında, aramalarda, oyunlarda ve hatta sokakta veya evde bile etkili bir şekilde kullanılabiliyorsa, artık sadece tek kullanımlık bir aksesuar değil, tam teşekküllü bir çalışma aracı haline gelirler. [h3]İki bağlantı yöntemi[/h3] 2.4 GHz ve Bluetooth 5.4—kulağa sıkıcı gelen bir kombinasyon, ta ki gerçekten kullanana kadar. Oyun oynamak minimum gecikme süresine sahip bir radyo kanalı gerektirirken, diğer her şey Bluetooth gerektirir; bu da her seferinde bir adaptör takmanızı gerektirmez. İşte Lunacy Louder'ın gerçekten parladığı nokta burası: kullanıcıyı tek bir moda kilitlemiyor, aksine bir seçim sunuyor. Bu güçlü bir hamle, çünkü 2026'da çok yönlülük, temel özellikler kadar değerli hale geliyor. [h3]Ana özellik[/h3] İşte işler burada gerçekten ilginçleşiyor. Maksimum ses seviyesinde 60 saate kadar pil ömrü oldukça iddialı bir vaat, ancak Lunacy daha da ileri gitti: iki pil dahil ve dahili mini pil sayesinde pillerin değiştirilmesi güç kaynağını kesintiye uğratmıyor. Özetle: Oyun oynarken, canlı yayın yaparken veya seyahatteyken kulaklığınızın şarjının bitmesinden korkmuyorsunuz. Ve bu, modeli satın almak için gerçek bir neden, sadece "ilginç yeni ürünler" listesine eklemek için değil. [h3]60 saate kadar kullanım süresi ve değiştirilebilir piller[/h3] Normal kablosuz kulaklıklar pil ömrüyle övünürler, ancak gerçek hayatta bu genellikle tek bir anlama gelir: bir hafta ve sonra kablo geri gelir. Louder ise burada tamamen farklı bir oyun oynuyor, çünkü çift pil, kullanım senaryosunu tamamen değiştiriyor. Sadece daha uzun değil, aynı zamanda daha kullanışlı. Öyle ki, kulaklıkları sürekli şarj edilmesi gereken bir cihaz olarak algılamayı gerçekten bırakabilirsiniz. Ve işte tam olarak bu şekilde, daha sonra teknik özelliklerde değil, günlük konuşmalarda ele alınan "vurucu" mekanizmalar doğuyor. [h3]İçinde neden mini bir pil var?[/h3] Dahili yedek batarya fikri, bir pazarlama hilesi değil, sağlam bir mühendislik çözümünün klasik bir örneğidir. Ana bataryayı bağlantıyı kaybetmeden kolayca değiştirebilmeniz için birkaç dakikalık yedek güç sağlar. Bunlar, birçok "akıllı" cihazın sahip olmadığı özelliklerdir: sunumlarda harika ses çıkarırlar, ancak günlük kullanımda rahatsız edicidirler. Louder ise, bu süreçteki stresi ortadan kaldırmaya çalışıyor ve bu da onun lehine çok güçlü bir argüman. [h3]Hayatta bu neden elverişli?[/h3] Louder'ın en iyi yanı, sadece oyun için olmaması. Evet, bunlar oyun kulaklıkları, ancak tasarımları yayın akışı, telefon görüşmeleri ve günlük kullanım için de mükemmel bir şekilde uygun. Bluetooth 5.4, uzun pil ömrü ve çift mikrofon, onları dar bir kutuya sığmayacak kadar çok yönlü kılıyor. Bu da önemli, çünkü 2026'da insanlar giderek sadece "oyun cihazı" değil, günlük hayatta onları rahatsız etmeyecek çok yönlü bir cihaz satın alıyorlar. Bu nedenle Lunacy Louder, "oyun için iyi, günlük kullanım için değil" uzlaşmalarından bıkanlar arasında popüler olabilir. [h3]Lunacy Louder'ın Neden Büyük Bir Olay Olabileceği[/h3] Asıl sebep basit: Akılda kalıcı bir fikirleri var. "Dünyanın en iyi sesi" değil, "ultra hafif tasarım" değil, soyut bir kavram da değil; çok somut bir şey: İstediğiniz kadar dinleyin, pili değiştirin, endişelenmeyin. Açıklaması kolay, hatırlaması kolay ve konuşmada satması kolay. İkinci neden ise pratikliktir. Louder'lar sadece gösteriş amaçlı bir oyuncak gibi görünmezler: oyunları, yayınları ve günlük kullanımı gerçekten kapsarlar. Bu da onların bir şaka aracı olarak değil, düzgün çalışan bir cihaz olarak kullanılabileceği anlamına gelir. [h3]Gerçekten de hayranlık uyandırıcı bir etkiye sahipler.[/h3] Şarj istasyonu, değiştirilebilir piller, kulaklık kabının içinde bir tampon, 60 saat pil ömrü, iki sürücü, iki mikrofon tüm bunlar anında çok ayırt edici bir imaj oluşturuyor. İşe yarıyor, bu özellikler, onlar hakkında konuşmak, tartışmak ve onları sıradan kablosuz kulaklıklarla karşılaştırmak istemenizi sağlıyor. Bunlar üst düzey trendde yer alıyor. Tüketiciler giderek daha çok, sadece kimliği belirsiz donanımlar değil, karakter sahibi şeyler istiyorlar. Lunacy Louder tam da bu: Tuhaf olmaktan çekinmiyorlar, ama anlamsız da görünmüyorlar. [h3]Başarılı olmasını beklemeli miyiz?[/h3] Evet, eğer sıradışı, üst düzey ve gerçekten ilgi çekici olarak nitelendirilebilecek bir ürün arıyorsanız, Lunacy Louders tam size göre. Sıradan bir kablosuz kulaklık olarak geçiştirilemeyecek kadar sağlam bir yapıya sahip. Ancak bir dezavantajı da var: Eğer biri mümkün olan en basit, en hafif ve "açıkça karmaşık olmayan" modeli istiyorsa, Louder aşırıya kaçmış gibi görünebilir. Bu başlı başına bir dezavantaj değil; sadece çok fazla karaktere sahipler. Özetle, Lunacy Louder 2026'nın en büyük hitlerinden biri olabilir; bunun nedeni en ucuz veya en çok yönlü olmaları değil, nihayet gerçekten akılda kalıcı bir şey sunmalarıdır. Bunlar, bir fikre, bir karaktere ve hayranlık uyandıran özelliklerle günlük kullanışlılığın nadir bir karışımına sahip kulaklıklardır. Kısacası, Louder "eh, fena değil" demekle ilgili değil. "Vay canına, bu çok ilginç" demekle ilgili. Ve tam da bu tür ürünler en çok yankı uyandıran ürünler olma eğilimindedir.
    Beğen
    4
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 4B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Prey (2017) Oyun Görev İncelemesi Oyun Tasarımı Perspektifinden
    Bu sefer, çeşitli görev mekanikleri ve oyuncuya tam seçim özgürlüğü sunan, oyuncunun ne yaptığına veya kimi öldürdüğüne bakılmaksızın ana olay örgüsünü bozmayan sürükleyici bir simülasyon oyunundan bir görev analizi daha.

    Prey , insanlığın Typhon adı verilen uzaylı yaşam formlarıyla karşılaştığı ve kendi yeteneklerini geliştirmek için onları incelediği yakın gelecekteki alternatif bir evrende geçen, seviye atlama, gizlilik ve sistemik unsurları içeren sürükleyici bir simülasyon veya aksiyon nişancı oyunudur. Bir noktada, test denekleri kaçar ve Dünya için bir tehdit oluşturur; uzay istasyonunda mahsur kalan kahraman bu tehditle yüzleşmek zorundadır.

    İçerik:

    Açık dünya yapısı istasyonun bölmeleri içinde ve arasında çok sayıda geçit ve açık alan bulunan yarı açık bir dünya.

    Dünyanın sistemik yapısı nesneleri bileşenlerine ayırmak ve ardından bunlardan ekipman üretmek/işaretçiler kullanarak mürettebat üyelerini takip etmek/Typhon ile cesetleri diriltmek
    Rol yapma sistemi oyun dünyasında bulunan nöromodülatörler ve kostüm değiştiriciler kullanılarak cinsiyet seçimi ve beceri yükseltmeleri.

    Görevler ve işler, hedef işaretçisi olan basit işlerdir, ancak çeşitli eylemler ve mekanikler kullanılır.
    Hareket özgürlüğü ve değişkenlik karakter üzerinde sürekli kontrol, oyunu bozma riski olmadan karşılaştığınız herkesi öldürme yeteneği.

    Akılda kalıcı görevler, hedef işaretçisi olan ancak çeşitli eylemler ve mekanikler içeren basit görevlerdir.

    Açık dünya yapısı
    Oyun dünyası yarı açık ve üç bölüme ayrılmış durumda:

    Uzay istasyonunun hava ve yerçekimiyle çalışan, birbirine kapı-geçiş sistemi ve üç kat arasında hızlı hareket için ek bir asansörle bağlı ayrı bölümleri (bölümler).

    SAGITA sistemi, yerçekimi olmayan, hava akımıyla çalışan, istasyonun tamamından geçen ve çeşitli bölmelere erişim sağlayan bir ulaşım merkezidir.

    İstasyonun etrafındaki, hava ve yerçekiminden arındırılmış, bazı bölmeleri olan bir hava kilidi sistemiyle istasyona bağlı alan.

    Bu nedenle, oyuncunun istasyondaki bir noktadan diğerine geçmek için her zaman birkaç seçeneği vardır. Oyunun başında, birçok noktaya erişilemez; hava kilitleri kilitlidir ve içeriden manuel olarak açılmalıdır, asansör arızalıdır ve istasyonun birçok kapısı şifreli kilitlerle kilitlenmiştir; bu kilitlerin şifreleri notlarda, ses kayıtlarında veya bilgisayar mesajlarında bulunmalıdır. Bazı kapılar hacklenebilirken, diğerleri istasyon boyunca cesetlerde bulunması gereken anahtar kartlarla kilitlenmiştir.

    Sürükleyici simülasyon oyunları için tipik olduğu gibi, mekanlar gerçekçi bir şekilde düzenlenmiştir; oturma odaları, tuvaletler, yemek odaları, mutfaklar, dinlenme alanları, çalışma alanları vb. Bu, her odanın yaklaşık konumunu tahmin etmeye yardımcı olur.

    Kompartman girişindeki kontrol noktalarında genellikle aynı güvenlik görevlileri bulunur.
    Ancak başka engeller de var: kırık kapılar, molozlar, tehlikeli ortamlar, basınç düşmesi ve benzeri. Bazı yerlerde bunlar havalandırma açıklıklarından geçilerek aşılabilir ve molozlar bir pompa veya imha bombası kullanılarak bağımsız olarak temizlenebilir. Kilitli kapılar, arbalet atışlarıyla bir düğmeye basılarak veya kendinizi bir kupa gibi gizleyerek çatlaklardan geçerek açılabilir. Çevresel tehlikeleri ortadan kaldırmak veya bir duvar boyunca merdiven inşa etmek için alçı topu kullanılabilir.

    Mekanlar geniş, çeşitli ve dikey olup, karakter zıplayabilir, kendini yukarı çekebilir ve manevra paketi kullanarak süzülebilir bu da engelleri aşmasına ve birçok tehditten kaçınmasına yardımcı olur.

    Dünyanın sistemik doğası.

    Sürükleyici bir simülasyon oyunu olan Prey, çeşitli oyun sistemlerine sahiptir: ekipman ve teçhizatın kırılması/onarılması, gizlilik, düşman sesli uyarıları, düşme ve fırlatılan nesnelerin verdiği hasar vb. Aşağıda, görevler için önemli olan sistemleri vurgulayacağım.

    Kurtarma ve üretim sistemi . Oyun dünyasındaki kaynaklar sınırlıdır; silahlar, ekipmanlar, ilk yardım kitleri ve mühimmat sabit konumlarda bulunur ve yeniden ortaya çıkmaz. Düşman cesetlerinden az miktarda ganimet bulabilirsiniz, ancak bu garanti değildir ve çatışmalar toplayabileceğinizden daha fazla mühimmat tüketir. Üretim sistemi bu sorunu çözüyor.

    Oyun nesnelerinin neredeyse tamamı, sökülebilen dört ana bileşenden oluşur: çöp, ekipman, cesetler, düşmanlar ve büyük engeller. Daha küçük eşyalar kurtarma istasyonlarında geri dönüştürülürken, daha büyük olanlar geri dönüşüm bombasıyla parçalanarak oyuncunun özel çalışma tezgahlarında çok çeşitli eşyaları (görevle ilgili olanlar da dahil) yeniden oluşturmasına olanak tanır.

    Bu sistem ayrıca oyuncuyu, bir görev için önemli olan bir eşyayı kaybettiğinde ilerlemesini kaybetmekten de korur.

    Önemli olan bir tarife sahip olmaktır.

    Personel Takip Sistemi . Tüm mürettebat üyeleri, güvenlik terminallerinde isim ve pozisyonlarına göre bulunmalarını sağlayan bir takip cihazı taşır. Bu, birçok görevde son derece faydalıdır. Oyuncunun önceden bulamaması gereken nadir ve önemli karakterler dışında, hiçbirinde takip cihazı bulunmaz.

    Bu sistem, oyunda yaşayan ve ölen kişileri gösteren nesnel işaretlerin varlığını haklı çıkarıyor. Oyunun sürükleyiciliğini bozmamak için diğer görevler için de benzer bir sistem uygulanmalıdır.

    Typhon evrimi. Yayılmaları, çeşitli çevresel nesneleri taklit ederek kendilerini kamufle edebilen Taklitçilere dayanmaktadır. Bu Taklitçiler daha sonra, hikaye ilerledikçe tüm istasyonu dolduran altın bir parıltı ören Dokuyuculara dönüşürler. Ayrıca bir insan cesedini canlandırarak, bölgede dolaşan ve oyunun ana düşman türünü oluşturan insansı bir hayalete dönüştürebilirler. Adlandırılmış karakterler adlandırılmış hayaletlere dönüşür ve bazı ölümsüz yaratıklar oyunun sonlarında bu formda yeniden canlanır.

    Rol yapma sistemi
    Oyunun başında oyuncu karakterin cinsiyetini seçebilir; bu seçim karakterin etkileşimleri ve seslendirmesi dışında hiçbir şeyi etkilemez. Karakter gelişimi, iki geniş kategoriye ayrılan çeşitli dallardaki yetenek ağacı yükseltmeleri yoluyla gerçekleşir: İnsan ve Typhon. Birincisi hasar, sağlık, gizlilik, üretim, hackleme, ağır kaldırma vb. gibi temel yetenekleri geliştirirken, ikincisi alan saldırıları, taklit, yeniden canlandırma, kopya oluşturma ve daha birçokları gibi sihirle karşılaştırılabilir özel psiyonik yetenekler sağlar; bunların hepsi psiyonik enerji tüketir.

    Oyuncu deneyim puanı veya seviye kazanmaz. Tüm yeteneklerin kilidini açmak için oyun dünyasında bulunan nöromodüller adı verilen eşyaları harcamak gerekir. Oyunun orta ve son aşamalarında, tarifi bulmak, bunları kendiniz üretme yeteneğinin kilidini açacaktır. Başlangıçta sınırlıdır, ancak bir lisans bulduğunuzda sınırsızdır.

    İnsan yeteneklerinin geliştirilmesi yeni fırsatlar dışında hiçbir şeyi etkilemezken, Typhon yetenekleri onu kademeli olarak onlardan birine dönüştürür; bu da yerel otomatik savunma sistemlerinin düşmanlığıyla kendini gösterir ve oyuncuyu bir uzaylı olarak tanımlamaya başlarlar.

    Mantıklı olan, benzer şekilde bazı Typhonların oyuncuyu düşman olarak algılamayı bırakması olurdu. En azından basit yüz ifadeleri açısından.

    Ve düşmanlık eşiği çok çabuk yükseliyor, 3 yetenek yeterli.
    Seviye atlamanın ek bir yolu da, taklit tarayıcı, çeşitli hasar türlerinden koruma, çeşitli psiyonik yeteneklere bonuslar ve benzeri çeşitli avantajlar sağlayan modülleri kıyafet ve psikoskop kask yuvalarına takmaktır. Modüller istasyonun her yerine dağılmıştır.

    Oyunun başında Typhon yetenekleri kilitlidir ve farklı düşman türlerini tarayarak kilidi açılırken, insan yetenekleri anında açılır.

    Oyunun hikayesine göre, nöromodlar başkalarının anılarını içerir ve yerleştirildiklerinde bu anıları ve becerilerini aktarırlar. Ancak oyunda yalnızca boş nöromodlar buluyoruz ve bunlar herhangi bir yükseltme için kullanılabiliyor.

    Mevcut mürettebat takip sistemi göz önüne alındığında, insan becerilerinin kilidini açmak için bu becerilere sahip kişilerin cesetlerini arayarak bir mekanizma eklemek mümkün olabilirdi. Mühendislik becerileri mekanikçilerden, güvenlik becerileri güvenlik görevlilerinden vb. edinilebilirdi.

    Bu uygun olurdu.
    Görevler ve işler
    Oyunun hedefleri oldukça basit: Çoğu zaman bir yere gitmeniz, bir şeyi tamir etmeniz, bir şeyi etkinleştirmeniz, bir not veya anahtar kartı bulmanız gerekiyor. Bazen biriyle konuşacaksınız ve şaşırtıcı bir şekilde, amaç nadiren birini öldürmek oluyor. Oyunun tüm cazibesi, hedefe ulaşmanın çeşitli yollarında, mekanları keşfetmede ve düşmanlarla kurnazlık, çevreyi kullanma ve dikkat dağıtma yoluyla yüzleşmede yatıyor.

    Görevler ses kayıtları, notlar, radyo mesajları ve nadir doğrudan karakter diyalogları aracılığıyla verilir ve ilerleme çeşitli oyuncu eylemleriyle gerçekleşir (bunlara daha sonra değineceğiz). Hikaye de aynı şekilde sunulur ve anlatılır, ayrıca nadir oyun içi sahneler ve mekanlardaki çevresel unsurlar aracılığıyla da aktarılır. Cesetlerin, silahların, savunma sistemlerinin ve barikatlardaki dağınık mobilyaların yerleşimi, olayların genel anlatısını tamamlar.

    Oyunda diyalog sistemi yok; karakter sadece diğerlerinin konuşmalarını dinliyor, bu da sürükleyici deneyimi artırıyor. Oyuncu karakterin kontrolünü elinde tutuyor ve her şeye tepki vermekte ve başkalarının isteklerine uyup uymamakta tamamen özgür.

    Sessiz bir karakter hiçbir kişilik özelliği göstermez veya oyuncunun düşünceleriyle çelişen hiçbir şey söylemez, bu nedenle oyunun içine dalma hissini bozmaz. Ancak, diğerleri sessizliği normal olarak algılar ki bu da tam tersine oyunun içine dalma hissini yok edebilir.

    Bazen doğal görünmüyor.
    Çoğu görev, bir hedef işaretçisiyle işaretlenmiştir, ancak işaretçi içermeyen görevler de vardır. Örneğin, çizimlere dayanarak hazineleri ve ses kayıtlarındaki belirsiz ipuçlarına dayanarak kaçakçıların saklandığı yerleri aramanız gerekecek. Nadir gizli ikincil etkinliklerin hiçbir notu yoktur, örneğin Arboretum'da Rani'yi telepattan kurtarmak gibi. Ara sıra zaman sınırlı görevler olacak, ancak bolca zamanınız var, bu yüzden nadiren acele etmeniz gerekecek.

    Görevler için genellikle ödül verilmez; sadece hikayede ilerlersiniz veya ek seçeneklerin kilidini açarsınız, ancak çoğu zaman sonunda nöromodüller, planlar, değerli ekipmanlar içeren bir sandık veya ceset elde edersiniz ya da su içerek mana yenilenmesi gibi özel yeteneklerin kilidini açarsınız.

    Ana olay örgüsü, çevresel değişikliklerle birlikte kronolojik bölümlere ayrılabilir. İlk olarak, istasyonda ilerleyerek kademeli olarak tüm mekanlara erişim kazanırsınız. Ardından, düşman Operatörler şeklinde yeni bir tehdit tüm bölümlerde ortaya çıkar. Son olarak, Typhon'un ilerleyişi ivme kazanır ve çoğu mekan oyuncu için erişilemez hale gelir, geriye sadece olay örgüsü için önemli alanlar kalır.

    Dünyada giderek yeni düşman türleri ortaya çıkıyor, Typhon ağı yayılıyor ve savunma sistemleri uzaylı tehdidine yenik düşerek oyuncuyu çaresiz bir duruma düşürüyor.

    Hareket özgürlüğü ve değişkenlik
    Oyuncunun hedefleri nispeten basit olduğundan, değişkenlik esas olarak hedefe nasıl ulaşılacağı ve yol boyunca engellerin nasıl aşılacağı konusunda yatmaktadır. Örneğin, bir onarım görevinde, bölgede çalışan bir yedek parça bulabilir, onarım yeteneğiyle onarabilir veya istasyonda bulunan bir tarifi kullanarak bir üretim istasyonunda yeni bir parça üretebilirsiniz.

    Oyun, giriş bölümü, açılış ve kapanış ara sahneleri dışında karakter kontrolünüzü asla elinizden almaz. Karşılaştığınız herhangi bir karakteri, hatta önemli görev karakterlerini bile öldürmekte veya onları şok tabancasıyla sersemleterek eylemlerini ve diyaloglarını kesmekte özgürsünüz ve bu durum oyunu bozmaz.

    Tüm bunlar, ana olay örgüsü için hayati önem taşıyan karakterlerin oyuncuyla uzaktan iletişim kurması ve temel rollerini yerine getirene kadar doğrudan etkileşime girmemesiyle sağlanır. Daha önce karşılaşılanlar, yok edildiklerinde montaj istasyonlarında sonsuzca yeniden inşa edilen robot karakterlerdir ve bilgilerin önemli bir kısmı, hafıza kaybından önce kahramanın kendisinden alınan ses kayıtları veya video kayıtları aracılığıyla iletilir. Oyuncu ayrıca onlara karşı ölümcül bir şey yapamaz.

    Son çare olarak, oyun istasyondan bir kaçış kapsülüyle kaçmayı gerektiren alternatif bir son sunuyor; bu son için başka karakterlere veya kaybedilebilecek önemli eşyalara ihtiyaç duyulmuyor. Hemen açılmayacak olsa da, en uç durumlarda bile oyunun tamamlanmasını garanti ediyor.

    Elbette, oyun klasik ahlaki seçimler de içeriyor: kurtarmak/öldürmek, yardım etmek/görmezden gelmek, isteğe bağlı bir görevi tamamlamak veya iki seçenek arasında seçim yapmak. Bu seçimler, ikincil görevlerin ve ana hikayedeki mevcut seçeneklerin sonuçlarını belirleyecek; diğer hayatta kalanlarla birlikte istasyondan ayrılma seçeneği ise ikincil karakterlerden birine ve oyunun sonuna doğru ana hikayeye paralel olarak ilerleyen ilgili bir görev serisinin tamamlanmasına bağlıdır.

    Epilog, bir köpeğin rüyası şeklinde olup, sonucu insan/Typhon yeteneklerinin dengesi, ahlaki seçimler ve kurtarılan hayatlar tarafından belirlenir. Başarılı olursa, istasyondaki olayların Dünya üzerindeki sonuçları gösterilecek ve son, sonuçsuz bir seçim yapmamız istenecektir. Son çok ani ve daha fazla açıklama gerektiriyor.

    Unutulmaz görevler
    Prey'deki görevler oldukça basit, ancak bunları tamamlamak için kullanılan mekanikler çeşitlilik gösteriyor. Genellikle oyunlarda karakter yürür, dövüşür, iletişim kurar, gizlice ilerler, arama yapar ve keşifte bulunur; bu da diğer birçok oyun fırsatının kullanılmadan kalmasına neden olur. Ancak burada geliştiriciler gerçekten yaratıcı olmuşlar.

    --------------------------------------------------------------------------------------------

    Aşçı, diğer aşçıya soruyor.
    Klasik bir görevle başlayalım. Hikayede ilerlemek için oyuncunun kilitli bir kapıyı açmak üzere bir sesli komut alması gerekiyor. Bu, hayatta kalan insanların zihinlerini ele geçirmiş telepatik Typhon'larla dolu konut modülüne dağılmış belirli bir karakterin ses kayıtlarını toplamayı gerektiriyor. Kontrolleri dışında kalan tek aşçı da orada, mutfağa barikat kurmuş durumda. Oyuncu, Typhon'ları yenerek içeri girmelerini ve son ses kaydına erişmelerini sağlamalıdır.

    Şef bir sürpriz açıklayacak ve oyuncuyu bir buzdolabına hapsedecek. Oyuncu kaçmak için buz bloklarını bir ışın tabancasıyla eritmelidir. Serbest kaldıktan sonra, oyun dünyasında tuzaklı kapılar ve terminaller şeklinde hediyeler bulacak ve oyunun sonuna kadar önemli olaylar hakkında yorumlarda bulunacaktır.

    Onunla başa çıkmak için, penceredeki tuşa dokunarak başka bir karakterle iletişime geçmeniz ve ayrı bir test denek terminali aracılığıyla aşçının kimlik numarasını ve konumunu bulmanız gerekiyor.

    Bu görevde bir sürü benzersiz özellik var: ses kayıtları toplamak, ışın tabancasının benzersiz bir kullanımı, tuzaklarla ve aşçının yorumlarıyla oyun dünyasını değiştirmek ve çevreyi ihbar etme zorunluluğu. Ve tüm bunlar, sözlerinde herhangi bir tutarsızlık fark ederseniz, aşçıyı ilk karşılaşmanızda öldürüp görevi başlamadan bitirebileceğiniz gerçeğine rağmen geçerli. Oyun bunu yasaklamıyor.

    İlginç bir şekilde, oyunda belirli bir karakter için görev için gerekenden daha fazla odyolog bulunuyor. Bu, hepsini bulmanız gerekmediği anlamına geliyor, çünkü görev işaretçisiyle işaretlenmemişler.

    Ayrıca, kaçakçıların sakladığı depoları açmak için bir anahtar kullanarak çevrede dolaşacaksınız.

    Ama defalarca oynamama rağmen henüz tek bir tane bile bulamadım.
    --------------------------------------------------------------------------------------------

    Avcıya Karşı Avcı
    Typhon'un çeşitli yeteneklerini geliştirdikten sonra, oyuncuyu periyodik olarak avlayacak devasa bir uzaylı kabus ortaya çıkar. Ortaya çıkar, bölgeyi sarar, oyuncuyu arar ve bir süre dolduktan sonra kaybolur. Oyuncu bir yere saklanıp bekleyebilir veya istasyonun yörüngesindeki bir uyduyu modifiye ederek, özel bir sinyalle ses kayıtlarını çalarak kabusu cezbedip uzaklaştırmak için bir görevi tamamlayabilir.

    Kabusun kendisi şişman ve tehlikeli, ancak manevra kabiliyeti yok; havalandırma kanallarında saklanıp geçmesini beklemek yeterli. Dünyanın oyuncunun seviye atlamasına tepki vermesi fikri ilginç, ancak zamanlayıcı kötü bir çözüm gibi görünüyor.

    Oyunun, Kabus yaratığını bölgeye ek bir tehlikeli devriye gezen düşman olarak yerleştirmesi ve oyuncuyu onunla başa çıkana kadar gerilmeye, koşmaya ve saklanmaya zorlaması daha iyi olurdu.

    --------------------------------------------------------------------------------------------

    Su katkı maddesi
    Görevlerden birinde oyuncu deneysel bir katkı maddesi üretebilecek ve istasyonun su arıtma sistemini değiştirerek tüm içme çeşmeleri ve kazanların tüketim sonrasında karakterin psiyonik enerjisini geri kazandırmasını sağlayacak ve böylece sonsuz bir mana yenilenme kaynağı elde edecektir.

    Asansör restorasyonu
    Dünyayı gezmenin kullanışlı yollarından biri ana asansördür, ancak oyunun başında arızalıdır. Bir Typhon Teknopat asansörün çalışmasına müdahale etmiştir ve ortadan kaldırılması gerekir. Bu, oyunun başlarında tehlikeli bir düşmandır, ancak doğru araçlarla başa çıkılabilir.

    Asansör, oyun içinde silah çekmenin yasak olduğu güvenli bir mekandır; hatta sakin NPC'lerin bulunduğu koridorlarda bile bu durum geçerlidir. Ancak normal bir yolculuk sırasında asansörün aniden durması, gücünün kesilmesi ve oyuncunun önünde düşman bir hayaletin belirmesi daha da şaşırtıcıdır.

    Benzer bir durum başka bir Resident Evil oyununda da yaşandı ; oyuncu, güvenli bir sığınak görevi gören kayıt odasında bir düşman tarafından hazırlıksız yakalandı.

    Bu, hatırlaması kolay bir şey.
    --------------------------------------------------------------------------------------------

    Deneyler bölümü
    İstasyonda Typhon ile insanlar üzerinde gizli deneyler yapıldığı bir sır değil ve oyuncu bu deneylerin çoğunu tekrarlayabilecek; mahkumların üzerine Taklitçi yaratıklar salabilecek, bir Dokumacının bir cesetten Hayalet yaratmasına izin verebilecek veya yeni silah tasarımlarını test edebilecek.

    Bu, mahsur kalmış bir kaçış kapsülündeki insanları kurtarma ve Typhon felaketinden yarım saat önce fırlatılan uzay mekiğinin kaderine karar verme gibi ahlaki açıdan belirsiz görevleri de içerir. Her iki durumda da, Typhon'u Dünya'ya getirme ve trajediyi daha da büyütme riski vardır. Bu nedenle, kapsülün fırlatılmasına yardım etme veya kontrol odasından uzay mekiğini imha etme konusunda bir karar verilmelidir.

    İstasyonun hayatta kalan son sakinleri, güvenlik şefinin komutası altında kargo bölümünde toplandı. Diğer bölümlere geçebilmek için kilitli bir kapının ardındaki bir hayalet sürüsüyle savaşmaları gerekiyor ve bunu yapabilmek için de çalışan birkaç savunma kulesine ihtiyaçları var.

    Bir diğerinde, bir morg'a girmek için, mekanik bir operatörün periyodik olarak uçarak geçtiği kilitli bir kapıdan geçmeniz gerekiyor. Başka birinde, gizli bir bölmeyi açmak için statik bir nesneyi bir yerden başka bir yere taşımanız ve son olarak, karakterin cesedini tehlikeden kurtarmak için güvenli bir yere taşımanız gerekiyor. Bir diğerinde ise, belirli bir konumda ses kaydı oynatmanız, Typhon'u taramanız, anahtar eşyalar üretmeniz, karakterleri şok tabancasıyla sersemletmeniz, bir cesede şifreyle erişmek için yangını söndürmeniz ve gizli sahibini bulmak için düşman bir operatörü hacklemeniz gerekecek.

    Başka ne olabilir ki?
    Oyunda, arızalı araçları tamir etmesi gereken ancak bunu yapmayan tamirciler yer alıyor. Ancak, böyle bir tamirciye bir şey tamir ederken eşlik edebileceğiniz bir görev oluşturabilirsiniz.

    Taklitçiler her şeye dönüşebilir. Onu önemli bir nesneye dönüştürüp o halde dondurmak, belki de holografik bir kayıttan gelen özel bir sinyalle, eğlenceli olurdu; böylece onu o formda amaçlanan amaç için kullanmak üzere zamana karşı yarışabilirdik.

    Hayaletler, diriltildikleri ölülerin hayatlarından kısa cümleler mırıldanırlar. Bunu kullanarak, yeteneğinizle ölüleri diriltebilir veya bir dokumacıyı bunu yapmaya ikna edebilirsiniz; böylece örneğin tanıdık bir ses kaydını oynatarak değerli bilgiler veya bir erişim kodu öğrenebilirsiniz.

    Üstelik oyuncunun cephaneliğindeki Typhon yeteneklerinden bahsetmiyorum bile. Kendinizin hayalet bir kopyasını yaratabilir, düşmanları kandırmak için ölü taklidi yapabilir, birini gözetlemek için kendinizi bir kupa kılığına sokabilir veya hedeflerinize ulaşmak için insanların ve robotların zihinlerini kontrol edebilirsiniz.
    Bu sefer, çeşitli görev mekanikleri ve oyuncuya tam seçim özgürlüğü sunan, oyuncunun ne yaptığına veya kimi öldürdüğüne bakılmaksızın ana olay örgüsünü bozmayan sürükleyici bir simülasyon oyunundan bir görev analizi daha. Prey , insanlığın Typhon adı verilen uzaylı yaşam formlarıyla karşılaştığı ve kendi yeteneklerini geliştirmek için onları incelediği yakın gelecekteki alternatif bir evrende geçen, seviye atlama, gizlilik ve sistemik unsurları içeren sürükleyici bir simülasyon veya aksiyon nişancı oyunudur. Bir noktada, test denekleri kaçar ve Dünya için bir tehdit oluşturur; uzay istasyonunda mahsur kalan kahraman bu tehditle yüzleşmek zorundadır. İçerik: Açık dünya yapısı istasyonun bölmeleri içinde ve arasında çok sayıda geçit ve açık alan bulunan yarı açık bir dünya. Dünyanın sistemik yapısı nesneleri bileşenlerine ayırmak ve ardından bunlardan ekipman üretmek/işaretçiler kullanarak mürettebat üyelerini takip etmek/Typhon ile cesetleri diriltmek Rol yapma sistemi oyun dünyasında bulunan nöromodülatörler ve kostüm değiştiriciler kullanılarak cinsiyet seçimi ve beceri yükseltmeleri. Görevler ve işler, hedef işaretçisi olan basit işlerdir, ancak çeşitli eylemler ve mekanikler kullanılır. Hareket özgürlüğü ve değişkenlik karakter üzerinde sürekli kontrol, oyunu bozma riski olmadan karşılaştığınız herkesi öldürme yeteneği. Akılda kalıcı görevler, hedef işaretçisi olan ancak çeşitli eylemler ve mekanikler içeren basit görevlerdir. Açık dünya yapısı Oyun dünyası yarı açık ve üç bölüme ayrılmış durumda: Uzay istasyonunun hava ve yerçekimiyle çalışan, birbirine kapı-geçiş sistemi ve üç kat arasında hızlı hareket için ek bir asansörle bağlı ayrı bölümleri (bölümler). SAGITA sistemi, yerçekimi olmayan, hava akımıyla çalışan, istasyonun tamamından geçen ve çeşitli bölmelere erişim sağlayan bir ulaşım merkezidir. İstasyonun etrafındaki, hava ve yerçekiminden arındırılmış, bazı bölmeleri olan bir hava kilidi sistemiyle istasyona bağlı alan. Bu nedenle, oyuncunun istasyondaki bir noktadan diğerine geçmek için her zaman birkaç seçeneği vardır. Oyunun başında, birçok noktaya erişilemez; hava kilitleri kilitlidir ve içeriden manuel olarak açılmalıdır, asansör arızalıdır ve istasyonun birçok kapısı şifreli kilitlerle kilitlenmiştir; bu kilitlerin şifreleri notlarda, ses kayıtlarında veya bilgisayar mesajlarında bulunmalıdır. Bazı kapılar hacklenebilirken, diğerleri istasyon boyunca cesetlerde bulunması gereken anahtar kartlarla kilitlenmiştir. Sürükleyici simülasyon oyunları için tipik olduğu gibi, mekanlar gerçekçi bir şekilde düzenlenmiştir; oturma odaları, tuvaletler, yemek odaları, mutfaklar, dinlenme alanları, çalışma alanları vb. Bu, her odanın yaklaşık konumunu tahmin etmeye yardımcı olur. Kompartman girişindeki kontrol noktalarında genellikle aynı güvenlik görevlileri bulunur. Ancak başka engeller de var: kırık kapılar, molozlar, tehlikeli ortamlar, basınç düşmesi ve benzeri. Bazı yerlerde bunlar havalandırma açıklıklarından geçilerek aşılabilir ve molozlar bir pompa veya imha bombası kullanılarak bağımsız olarak temizlenebilir. Kilitli kapılar, arbalet atışlarıyla bir düğmeye basılarak veya kendinizi bir kupa gibi gizleyerek çatlaklardan geçerek açılabilir. Çevresel tehlikeleri ortadan kaldırmak veya bir duvar boyunca merdiven inşa etmek için alçı topu kullanılabilir. Mekanlar geniş, çeşitli ve dikey olup, karakter zıplayabilir, kendini yukarı çekebilir ve manevra paketi kullanarak süzülebilir bu da engelleri aşmasına ve birçok tehditten kaçınmasına yardımcı olur. Dünyanın sistemik doğası. Sürükleyici bir simülasyon oyunu olan Prey, çeşitli oyun sistemlerine sahiptir: ekipman ve teçhizatın kırılması/onarılması, gizlilik, düşman sesli uyarıları, düşme ve fırlatılan nesnelerin verdiği hasar vb. Aşağıda, görevler için önemli olan sistemleri vurgulayacağım. Kurtarma ve üretim sistemi . Oyun dünyasındaki kaynaklar sınırlıdır; silahlar, ekipmanlar, ilk yardım kitleri ve mühimmat sabit konumlarda bulunur ve yeniden ortaya çıkmaz. Düşman cesetlerinden az miktarda ganimet bulabilirsiniz, ancak bu garanti değildir ve çatışmalar toplayabileceğinizden daha fazla mühimmat tüketir. Üretim sistemi bu sorunu çözüyor. Oyun nesnelerinin neredeyse tamamı, sökülebilen dört ana bileşenden oluşur: çöp, ekipman, cesetler, düşmanlar ve büyük engeller. Daha küçük eşyalar kurtarma istasyonlarında geri dönüştürülürken, daha büyük olanlar geri dönüşüm bombasıyla parçalanarak oyuncunun özel çalışma tezgahlarında çok çeşitli eşyaları (görevle ilgili olanlar da dahil) yeniden oluşturmasına olanak tanır. Bu sistem ayrıca oyuncuyu, bir görev için önemli olan bir eşyayı kaybettiğinde ilerlemesini kaybetmekten de korur. Önemli olan bir tarife sahip olmaktır. Personel Takip Sistemi . Tüm mürettebat üyeleri, güvenlik terminallerinde isim ve pozisyonlarına göre bulunmalarını sağlayan bir takip cihazı taşır. Bu, birçok görevde son derece faydalıdır. Oyuncunun önceden bulamaması gereken nadir ve önemli karakterler dışında, hiçbirinde takip cihazı bulunmaz. Bu sistem, oyunda yaşayan ve ölen kişileri gösteren nesnel işaretlerin varlığını haklı çıkarıyor. Oyunun sürükleyiciliğini bozmamak için diğer görevler için de benzer bir sistem uygulanmalıdır. Typhon evrimi. Yayılmaları, çeşitli çevresel nesneleri taklit ederek kendilerini kamufle edebilen Taklitçilere dayanmaktadır. Bu Taklitçiler daha sonra, hikaye ilerledikçe tüm istasyonu dolduran altın bir parıltı ören Dokuyuculara dönüşürler. Ayrıca bir insan cesedini canlandırarak, bölgede dolaşan ve oyunun ana düşman türünü oluşturan insansı bir hayalete dönüştürebilirler. Adlandırılmış karakterler adlandırılmış hayaletlere dönüşür ve bazı ölümsüz yaratıklar oyunun sonlarında bu formda yeniden canlanır. Rol yapma sistemi Oyunun başında oyuncu karakterin cinsiyetini seçebilir; bu seçim karakterin etkileşimleri ve seslendirmesi dışında hiçbir şeyi etkilemez. Karakter gelişimi, iki geniş kategoriye ayrılan çeşitli dallardaki yetenek ağacı yükseltmeleri yoluyla gerçekleşir: İnsan ve Typhon. Birincisi hasar, sağlık, gizlilik, üretim, hackleme, ağır kaldırma vb. gibi temel yetenekleri geliştirirken, ikincisi alan saldırıları, taklit, yeniden canlandırma, kopya oluşturma ve daha birçokları gibi sihirle karşılaştırılabilir özel psiyonik yetenekler sağlar; bunların hepsi psiyonik enerji tüketir. Oyuncu deneyim puanı veya seviye kazanmaz. Tüm yeteneklerin kilidini açmak için oyun dünyasında bulunan nöromodüller adı verilen eşyaları harcamak gerekir. Oyunun orta ve son aşamalarında, tarifi bulmak, bunları kendiniz üretme yeteneğinin kilidini açacaktır. Başlangıçta sınırlıdır, ancak bir lisans bulduğunuzda sınırsızdır. İnsan yeteneklerinin geliştirilmesi yeni fırsatlar dışında hiçbir şeyi etkilemezken, Typhon yetenekleri onu kademeli olarak onlardan birine dönüştürür; bu da yerel otomatik savunma sistemlerinin düşmanlığıyla kendini gösterir ve oyuncuyu bir uzaylı olarak tanımlamaya başlarlar. Mantıklı olan, benzer şekilde bazı Typhonların oyuncuyu düşman olarak algılamayı bırakması olurdu. En azından basit yüz ifadeleri açısından. Ve düşmanlık eşiği çok çabuk yükseliyor, 3 yetenek yeterli. Seviye atlamanın ek bir yolu da, taklit tarayıcı, çeşitli hasar türlerinden koruma, çeşitli psiyonik yeteneklere bonuslar ve benzeri çeşitli avantajlar sağlayan modülleri kıyafet ve psikoskop kask yuvalarına takmaktır. Modüller istasyonun her yerine dağılmıştır. Oyunun başında Typhon yetenekleri kilitlidir ve farklı düşman türlerini tarayarak kilidi açılırken, insan yetenekleri anında açılır. Oyunun hikayesine göre, nöromodlar başkalarının anılarını içerir ve yerleştirildiklerinde bu anıları ve becerilerini aktarırlar. Ancak oyunda yalnızca boş nöromodlar buluyoruz ve bunlar herhangi bir yükseltme için kullanılabiliyor. Mevcut mürettebat takip sistemi göz önüne alındığında, insan becerilerinin kilidini açmak için bu becerilere sahip kişilerin cesetlerini arayarak bir mekanizma eklemek mümkün olabilirdi. Mühendislik becerileri mekanikçilerden, güvenlik becerileri güvenlik görevlilerinden vb. edinilebilirdi. Bu uygun olurdu. Görevler ve işler Oyunun hedefleri oldukça basit: Çoğu zaman bir yere gitmeniz, bir şeyi tamir etmeniz, bir şeyi etkinleştirmeniz, bir not veya anahtar kartı bulmanız gerekiyor. Bazen biriyle konuşacaksınız ve şaşırtıcı bir şekilde, amaç nadiren birini öldürmek oluyor. Oyunun tüm cazibesi, hedefe ulaşmanın çeşitli yollarında, mekanları keşfetmede ve düşmanlarla kurnazlık, çevreyi kullanma ve dikkat dağıtma yoluyla yüzleşmede yatıyor. Görevler ses kayıtları, notlar, radyo mesajları ve nadir doğrudan karakter diyalogları aracılığıyla verilir ve ilerleme çeşitli oyuncu eylemleriyle gerçekleşir (bunlara daha sonra değineceğiz). Hikaye de aynı şekilde sunulur ve anlatılır, ayrıca nadir oyun içi sahneler ve mekanlardaki çevresel unsurlar aracılığıyla da aktarılır. Cesetlerin, silahların, savunma sistemlerinin ve barikatlardaki dağınık mobilyaların yerleşimi, olayların genel anlatısını tamamlar. Oyunda diyalog sistemi yok; karakter sadece diğerlerinin konuşmalarını dinliyor, bu da sürükleyici deneyimi artırıyor. Oyuncu karakterin kontrolünü elinde tutuyor ve her şeye tepki vermekte ve başkalarının isteklerine uyup uymamakta tamamen özgür. Sessiz bir karakter hiçbir kişilik özelliği göstermez veya oyuncunun düşünceleriyle çelişen hiçbir şey söylemez, bu nedenle oyunun içine dalma hissini bozmaz. Ancak, diğerleri sessizliği normal olarak algılar ki bu da tam tersine oyunun içine dalma hissini yok edebilir. Bazen doğal görünmüyor. Çoğu görev, bir hedef işaretçisiyle işaretlenmiştir, ancak işaretçi içermeyen görevler de vardır. Örneğin, çizimlere dayanarak hazineleri ve ses kayıtlarındaki belirsiz ipuçlarına dayanarak kaçakçıların saklandığı yerleri aramanız gerekecek. Nadir gizli ikincil etkinliklerin hiçbir notu yoktur, örneğin Arboretum'da Rani'yi telepattan kurtarmak gibi. Ara sıra zaman sınırlı görevler olacak, ancak bolca zamanınız var, bu yüzden nadiren acele etmeniz gerekecek. Görevler için genellikle ödül verilmez; sadece hikayede ilerlersiniz veya ek seçeneklerin kilidini açarsınız, ancak çoğu zaman sonunda nöromodüller, planlar, değerli ekipmanlar içeren bir sandık veya ceset elde edersiniz ya da su içerek mana yenilenmesi gibi özel yeteneklerin kilidini açarsınız. Ana olay örgüsü, çevresel değişikliklerle birlikte kronolojik bölümlere ayrılabilir. İlk olarak, istasyonda ilerleyerek kademeli olarak tüm mekanlara erişim kazanırsınız. Ardından, düşman Operatörler şeklinde yeni bir tehdit tüm bölümlerde ortaya çıkar. Son olarak, Typhon'un ilerleyişi ivme kazanır ve çoğu mekan oyuncu için erişilemez hale gelir, geriye sadece olay örgüsü için önemli alanlar kalır. Dünyada giderek yeni düşman türleri ortaya çıkıyor, Typhon ağı yayılıyor ve savunma sistemleri uzaylı tehdidine yenik düşerek oyuncuyu çaresiz bir duruma düşürüyor. Hareket özgürlüğü ve değişkenlik Oyuncunun hedefleri nispeten basit olduğundan, değişkenlik esas olarak hedefe nasıl ulaşılacağı ve yol boyunca engellerin nasıl aşılacağı konusunda yatmaktadır. Örneğin, bir onarım görevinde, bölgede çalışan bir yedek parça bulabilir, onarım yeteneğiyle onarabilir veya istasyonda bulunan bir tarifi kullanarak bir üretim istasyonunda yeni bir parça üretebilirsiniz. Oyun, giriş bölümü, açılış ve kapanış ara sahneleri dışında karakter kontrolünüzü asla elinizden almaz. Karşılaştığınız herhangi bir karakteri, hatta önemli görev karakterlerini bile öldürmekte veya onları şok tabancasıyla sersemleterek eylemlerini ve diyaloglarını kesmekte özgürsünüz ve bu durum oyunu bozmaz. Tüm bunlar, ana olay örgüsü için hayati önem taşıyan karakterlerin oyuncuyla uzaktan iletişim kurması ve temel rollerini yerine getirene kadar doğrudan etkileşime girmemesiyle sağlanır. Daha önce karşılaşılanlar, yok edildiklerinde montaj istasyonlarında sonsuzca yeniden inşa edilen robot karakterlerdir ve bilgilerin önemli bir kısmı, hafıza kaybından önce kahramanın kendisinden alınan ses kayıtları veya video kayıtları aracılığıyla iletilir. Oyuncu ayrıca onlara karşı ölümcül bir şey yapamaz. Son çare olarak, oyun istasyondan bir kaçış kapsülüyle kaçmayı gerektiren alternatif bir son sunuyor; bu son için başka karakterlere veya kaybedilebilecek önemli eşyalara ihtiyaç duyulmuyor. Hemen açılmayacak olsa da, en uç durumlarda bile oyunun tamamlanmasını garanti ediyor. Elbette, oyun klasik ahlaki seçimler de içeriyor: kurtarmak/öldürmek, yardım etmek/görmezden gelmek, isteğe bağlı bir görevi tamamlamak veya iki seçenek arasında seçim yapmak. Bu seçimler, ikincil görevlerin ve ana hikayedeki mevcut seçeneklerin sonuçlarını belirleyecek; diğer hayatta kalanlarla birlikte istasyondan ayrılma seçeneği ise ikincil karakterlerden birine ve oyunun sonuna doğru ana hikayeye paralel olarak ilerleyen ilgili bir görev serisinin tamamlanmasına bağlıdır. Epilog, bir köpeğin rüyası şeklinde olup, sonucu insan/Typhon yeteneklerinin dengesi, ahlaki seçimler ve kurtarılan hayatlar tarafından belirlenir. Başarılı olursa, istasyondaki olayların Dünya üzerindeki sonuçları gösterilecek ve son, sonuçsuz bir seçim yapmamız istenecektir. Son çok ani ve daha fazla açıklama gerektiriyor. Unutulmaz görevler Prey'deki görevler oldukça basit, ancak bunları tamamlamak için kullanılan mekanikler çeşitlilik gösteriyor. Genellikle oyunlarda karakter yürür, dövüşür, iletişim kurar, gizlice ilerler, arama yapar ve keşifte bulunur; bu da diğer birçok oyun fırsatının kullanılmadan kalmasına neden olur. Ancak burada geliştiriciler gerçekten yaratıcı olmuşlar. -------------------------------------------------------------------------------------------- Aşçı, diğer aşçıya soruyor. Klasik bir görevle başlayalım. Hikayede ilerlemek için oyuncunun kilitli bir kapıyı açmak üzere bir sesli komut alması gerekiyor. Bu, hayatta kalan insanların zihinlerini ele geçirmiş telepatik Typhon'larla dolu konut modülüne dağılmış belirli bir karakterin ses kayıtlarını toplamayı gerektiriyor. Kontrolleri dışında kalan tek aşçı da orada, mutfağa barikat kurmuş durumda. Oyuncu, Typhon'ları yenerek içeri girmelerini ve son ses kaydına erişmelerini sağlamalıdır. Şef bir sürpriz açıklayacak ve oyuncuyu bir buzdolabına hapsedecek. Oyuncu kaçmak için buz bloklarını bir ışın tabancasıyla eritmelidir. Serbest kaldıktan sonra, oyun dünyasında tuzaklı kapılar ve terminaller şeklinde hediyeler bulacak ve oyunun sonuna kadar önemli olaylar hakkında yorumlarda bulunacaktır. Onunla başa çıkmak için, penceredeki tuşa dokunarak başka bir karakterle iletişime geçmeniz ve ayrı bir test denek terminali aracılığıyla aşçının kimlik numarasını ve konumunu bulmanız gerekiyor. Bu görevde bir sürü benzersiz özellik var: ses kayıtları toplamak, ışın tabancasının benzersiz bir kullanımı, tuzaklarla ve aşçının yorumlarıyla oyun dünyasını değiştirmek ve çevreyi ihbar etme zorunluluğu. Ve tüm bunlar, sözlerinde herhangi bir tutarsızlık fark ederseniz, aşçıyı ilk karşılaşmanızda öldürüp görevi başlamadan bitirebileceğiniz gerçeğine rağmen geçerli. Oyun bunu yasaklamıyor. İlginç bir şekilde, oyunda belirli bir karakter için görev için gerekenden daha fazla odyolog bulunuyor. Bu, hepsini bulmanız gerekmediği anlamına geliyor, çünkü görev işaretçisiyle işaretlenmemişler. Ayrıca, kaçakçıların sakladığı depoları açmak için bir anahtar kullanarak çevrede dolaşacaksınız. Ama defalarca oynamama rağmen henüz tek bir tane bile bulamadım. -------------------------------------------------------------------------------------------- Avcıya Karşı Avcı Typhon'un çeşitli yeteneklerini geliştirdikten sonra, oyuncuyu periyodik olarak avlayacak devasa bir uzaylı kabus ortaya çıkar. Ortaya çıkar, bölgeyi sarar, oyuncuyu arar ve bir süre dolduktan sonra kaybolur. Oyuncu bir yere saklanıp bekleyebilir veya istasyonun yörüngesindeki bir uyduyu modifiye ederek, özel bir sinyalle ses kayıtlarını çalarak kabusu cezbedip uzaklaştırmak için bir görevi tamamlayabilir. Kabusun kendisi şişman ve tehlikeli, ancak manevra kabiliyeti yok; havalandırma kanallarında saklanıp geçmesini beklemek yeterli. Dünyanın oyuncunun seviye atlamasına tepki vermesi fikri ilginç, ancak zamanlayıcı kötü bir çözüm gibi görünüyor. Oyunun, Kabus yaratığını bölgeye ek bir tehlikeli devriye gezen düşman olarak yerleştirmesi ve oyuncuyu onunla başa çıkana kadar gerilmeye, koşmaya ve saklanmaya zorlaması daha iyi olurdu. -------------------------------------------------------------------------------------------- Su katkı maddesi Görevlerden birinde oyuncu deneysel bir katkı maddesi üretebilecek ve istasyonun su arıtma sistemini değiştirerek tüm içme çeşmeleri ve kazanların tüketim sonrasında karakterin psiyonik enerjisini geri kazandırmasını sağlayacak ve böylece sonsuz bir mana yenilenme kaynağı elde edecektir. Asansör restorasyonu Dünyayı gezmenin kullanışlı yollarından biri ana asansördür, ancak oyunun başında arızalıdır. Bir Typhon Teknopat asansörün çalışmasına müdahale etmiştir ve ortadan kaldırılması gerekir. Bu, oyunun başlarında tehlikeli bir düşmandır, ancak doğru araçlarla başa çıkılabilir. Asansör, oyun içinde silah çekmenin yasak olduğu güvenli bir mekandır; hatta sakin NPC'lerin bulunduğu koridorlarda bile bu durum geçerlidir. Ancak normal bir yolculuk sırasında asansörün aniden durması, gücünün kesilmesi ve oyuncunun önünde düşman bir hayaletin belirmesi daha da şaşırtıcıdır. Benzer bir durum başka bir Resident Evil oyununda da yaşandı ; oyuncu, güvenli bir sığınak görevi gören kayıt odasında bir düşman tarafından hazırlıksız yakalandı. Bu, hatırlaması kolay bir şey. -------------------------------------------------------------------------------------------- Deneyler bölümü İstasyonda Typhon ile insanlar üzerinde gizli deneyler yapıldığı bir sır değil ve oyuncu bu deneylerin çoğunu tekrarlayabilecek; mahkumların üzerine Taklitçi yaratıklar salabilecek, bir Dokumacının bir cesetten Hayalet yaratmasına izin verebilecek veya yeni silah tasarımlarını test edebilecek. Bu, mahsur kalmış bir kaçış kapsülündeki insanları kurtarma ve Typhon felaketinden yarım saat önce fırlatılan uzay mekiğinin kaderine karar verme gibi ahlaki açıdan belirsiz görevleri de içerir. Her iki durumda da, Typhon'u Dünya'ya getirme ve trajediyi daha da büyütme riski vardır. Bu nedenle, kapsülün fırlatılmasına yardım etme veya kontrol odasından uzay mekiğini imha etme konusunda bir karar verilmelidir. İstasyonun hayatta kalan son sakinleri, güvenlik şefinin komutası altında kargo bölümünde toplandı. Diğer bölümlere geçebilmek için kilitli bir kapının ardındaki bir hayalet sürüsüyle savaşmaları gerekiyor ve bunu yapabilmek için de çalışan birkaç savunma kulesine ihtiyaçları var. Bir diğerinde, bir morg'a girmek için, mekanik bir operatörün periyodik olarak uçarak geçtiği kilitli bir kapıdan geçmeniz gerekiyor. Başka birinde, gizli bir bölmeyi açmak için statik bir nesneyi bir yerden başka bir yere taşımanız ve son olarak, karakterin cesedini tehlikeden kurtarmak için güvenli bir yere taşımanız gerekiyor. Bir diğerinde ise, belirli bir konumda ses kaydı oynatmanız, Typhon'u taramanız, anahtar eşyalar üretmeniz, karakterleri şok tabancasıyla sersemletmeniz, bir cesede şifreyle erişmek için yangını söndürmeniz ve gizli sahibini bulmak için düşman bir operatörü hacklemeniz gerekecek. Başka ne olabilir ki? Oyunda, arızalı araçları tamir etmesi gereken ancak bunu yapmayan tamirciler yer alıyor. Ancak, böyle bir tamirciye bir şey tamir ederken eşlik edebileceğiniz bir görev oluşturabilirsiniz. Taklitçiler her şeye dönüşebilir. Onu önemli bir nesneye dönüştürüp o halde dondurmak, belki de holografik bir kayıttan gelen özel bir sinyalle, eğlenceli olurdu; böylece onu o formda amaçlanan amaç için kullanmak üzere zamana karşı yarışabilirdik. Hayaletler, diriltildikleri ölülerin hayatlarından kısa cümleler mırıldanırlar. Bunu kullanarak, yeteneğinizle ölüleri diriltebilir veya bir dokumacıyı bunu yapmaya ikna edebilirsiniz; böylece örneğin tanıdık bir ses kaydını oynatarak değerli bilgiler veya bir erişim kodu öğrenebilirsiniz. Üstelik oyuncunun cephaneliğindeki Typhon yeteneklerinden bahsetmiyorum bile. Kendinizin hayalet bir kopyasını yaratabilir, düşmanları kandırmak için ölü taklidi yapabilir, birini gözetlemek için kendinizi bir kupa kılığına sokabilir veya hedeflerinize ulaşmak için insanların ve robotların zihinlerini kontrol edebilirsiniz.
    Beğen
    9
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 4B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
Oyun Gündemi
Yükleniyor...
Forum Son Yazılan Konular
TechForumTR https://techforum.tr/sosyal