Disney'in ABD'deki kullanıcıları için yayına aldığı yeni dikey video formatı Verts, platformun sadece bir arşiv değil, yaşayan bir sosyal medya katmanı kazanma çabasının bir örneği oluyor.
Verts aslında basit bir tanıtım alanı değil; Disney'in 100 yılı aşkın içerik mirasını kaydırılabilir mikro parçalara bölen akıllı bir algoritma sistemi. Kullanıcılar, uygulama altındaki yeni ikon üzerinden bu akışa girdiklerinde, filmlerden ve dizilerden ikonik sahneleri, kamera arkası görüntülerini ve özel klipleri dikey formatta izleyebiliyorlar. Beğendikleri bir sahneyi anında izleme listelerine ekleyebilmeleri veya tek tıkla tam bölüme geçebilmeleri, kullanıcıyı platformda tutma süresini maksimize etmeyi hedefliyor.
İşin teknik mutfağında ise Disney'in yeni nesil tavsiye motoru yatıyor. Daha önce ESPN uygulamasında test edilen ve başarılı olan bu sistem, kullanıcının izleme geçmişini analiz ederek klipleri kişiselleştiriyor. Ancak projenin asıl heyecan verici ve bir o kadar da tartışmalı kısmı, OpenAI ile yapılan iş birliği. Planlanan aşamalarda kullanıcılar, Sora tabanlı yapay zeka araçlarını kullanarak Disney karakterleri ve evrenleriyle kendi kısa videolarını oluşturup paylaşabilecekler. Bu, pasif izleyicilikten aktif içerik üreticiliğine geçiş anlamına geliyor ki bu ; üzerinde durduğumuz 'katılımcı medya' kavramının en büyük ölçekli uygulamalarından biri olabilir.
Peki, bu hamle Disney için bir kurtuluş mu yoksa bir kimlik erozyonu mu? Geleneksel sinema tutkunları, dikey formatın sinematografik bütünlüğü bozduğunu savunsa da, veriler aksini söylüyor: Genç izleyiciler 2.5 saatlik bir film için koltuğa oturmadan önce o evrene dair 15 saniyelik bir kıvılcım arıyor. Disney, Verts ile bu kıvılcımı kendi kontrolündeki güvenli bir ekosistemde sunarak, trafiği dış platformlara kaptırmamayı amaçlıyor.
Disney+’ın dikey video hamlesi, akış servislerinin artık sadece içerik kalitesiyle değil, bu içeriği sunma biçimiyle de rekabet etmek zorunda kaldığını gösteriyor.
Dijital yayıncılık dünyası, son birkaç yıldır dikkat ekonomisi savaşında TikTok ve Instagram gibi devlerin gölgesinde kalmıştı. Disney, bu gidişata yanıt olarak bugün resmi lansmanını yaptığı Verts ile sadece bir video oynatıcı olmadığını, aynı zamanda bir keşif motoru olduğunu ilan etti. Platformun mobil uygulamasına eklenen bu dikey video akışı, Disney+’ın devasa kütüphanesini Z ve Alpha kuşaklarının tüketim alışkanlıklarına uyarlıyor.
Verts aslında basit bir tanıtım alanı değil; Disney'in 100 yılı aşkın içerik mirasını kaydırılabilir mikro parçalara bölen akıllı bir algoritma sistemi. Kullanıcılar, uygulama altındaki yeni ikon üzerinden bu akışa girdiklerinde, filmlerden ve dizilerden ikonik sahneleri, kamera arkası görüntülerini ve özel klipleri dikey formatta izleyebiliyorlar. Beğendikleri bir sahneyi anında izleme listelerine ekleyebilmeleri veya tek tıkla tam bölüme geçebilmeleri, kullanıcıyı platformda tutma süresini maksimize etmeyi hedefliyor.
İşin teknik mutfağında ise Disney'in yeni nesil tavsiye motoru yatıyor. Daha önce ESPN uygulamasında test edilen ve başarılı olan bu sistem, kullanıcının izleme geçmişini analiz ederek klipleri kişiselleştiriyor. Ancak projenin asıl heyecan verici ve bir o kadar da tartışmalı kısmı, OpenAI ile yapılan iş birliği. Planlanan aşamalarda kullanıcılar, Sora tabanlı yapay zeka araçlarını kullanarak Disney karakterleri ve evrenleriyle kendi kısa videolarını oluşturup paylaşabilecekler. Bu, pasif izleyicilikten aktif içerik üreticiliğine geçiş anlamına geliyor ki bu ; üzerinde durduğumuz 'katılımcı medya' kavramının en büyük ölçekli uygulamalarından biri olabilir.
Peki, bu hamle Disney için bir kurtuluş mu yoksa bir kimlik erozyonu mu? Geleneksel sinema tutkunları, dikey formatın sinematografik bütünlüğü bozduğunu savunsa da, veriler aksini söylüyor: Genç izleyiciler 2.5 saatlik bir film için koltuğa oturmadan önce o evrene dair 15 saniyelik bir kıvılcım arıyor. Disney, Verts ile bu kıvılcımı kendi kontrolündeki güvenli bir ekosistemde sunarak, trafiği dış platformlara kaptırmamayı amaçlıyor.
Disney+’ın dikey video hamlesi, akış servislerinin artık sadece içerik kalitesiyle değil, bu içeriği sunma biçimiyle de rekabet etmek zorunda kaldığını gösteriyor.