• Apple Watch 12 ve Ultra 4 Yeni sağlık sensörleri 60 kata kadar daha fazla şeyi algılıyor.
    Apple, Apple Watch Series 12 ve Apple Watch Ultra Series 4 ile yeni akıllı saatlerini tanıtıyor. Kalp atış hızı izleme için kullanılan sağlık sensörü önemli ölçüde geliştirildi ve artık verileri çok daha sık ve doğru bir şekilde kaydediyor. Siri ve Apple Intelligence de Apple Watch'larda yeni özellikler kazanıyor.

    Yeni sağlık sensörü kayıtları çok daha sık

    En önemli yenilik, Apple Watch Series 12 ve Ultra 4'ün alt tarafında bulunan yeni optik ve elektriksel kalp sensörlerine sahip yeni "Sağlık Algılama Sistemi"dir. Apple, bu sistem için elektrot alanını yeniden tasarladı ve genişletti. Fotodiyotlar da yeniden tasarlandı ve artık bir daire şeklinde düzenlendi. Apple'a göre, daha büyük ve daha parlak yeşil LED'ler kalp atış hızı verilerinin yakalanmasını daha da iyileştiriyor.

    Bu değişiklikler, Apple'ın artık gün boyunca her 5 saniyede bir kalp atış hızını takip ettiği anlamına geliyor; bu da önceki duruma göre 60 kat daha sık demek. Kalp atış hızı değişkenliği ise artık her 5 dakikada bir ölçülüyor; bu da önceki duruma göre 24 kat daha sık demek. Apple'a göre, yeni saatler giyilebilir cihazlar için şimdiye kadar yapılmış en doğru kalp atış hızı ölçümünü sunuyor.

    Bu sürekli, pasif ölçüm, kullanıcılara fitness ve fizyolojik durumları hakkında daha iyi bir anlayış kazandırmak ve egzersiz ve hareket için aktivite halkalarını daha hassas hale getirmek üzere tasarlanmıştır. Ek olarak, saat kadranındaki yeni kalp atış hızı göstergesi, kullanıcıların gün boyunca kalp atış hızlarını gerçek zamanlı olarak görüntülemelerine olanak tanır.

    Yeni günlük form değerlendirme sistemi, toparlanma ve antrenmana yardımcı olacak.
    Apple ayrıca her sabah bir hazır olma puanı, yani performans veya günlük form puanı da sağlayacak. Önceki gün ve geceye ait verilere dayanan bu puan, kişinin o gün dinlenmeye mi yoksa yoğun egzersize mi odaklanması gerektiğini göstermeyi amaçlıyor.

    Apple, tüm bu bilgileri yeni bir Sağlık uygulamasına entegre edecek. Bu uygulama, daha ayrıntılı analizler sunacak ve diğer özelliklerinin yanı sıra kullanıcılara gerçek yaşlarına kıyasla "Sağlık Yaşlarını" göstererek çeşitli sağlık alanlarındaki fitness seviyelerini belirtecek. Yeni Sağlık uygulaması bu yılın sonlarında piyasaya sürülecek ve başlangıçta İngilizce olarak kullanıma sunulacak. Diğer diller daha sonra eklenecektir.

    Ses Tanıma özelliği, saatin mikrofonlarını kullanarak siren, alarm veya bebek ağlaması gibi sesleri algılar ve kullanıcıyı akıllı saat üzerinde uyarır. Bu özellik, işitme engelli veya işitme sorunu olan kişilerin önemli sesleri algılamasına yardımcı olmak amacıyla tasarlanmıştır.

    Canlı Geri Sarma özelliği ise, bir konuşmanın son 15 saniyesini sanal olarak geri sarar ve içeriği saatin ekranında özetler. Dolayısıyla, olaylar çok hızlı geliştiyse, bu özelliği kullanarak son 15 saniyenin içeriğini gözden geçirebilirsiniz. Bunu yapmak için Apple Watch'un Dijital Kurma Koluna iki kez basmanız yeterlidir.

    Siri Özeti ise, konuşmaların notlarını arka planda otomatik olarak alır ve bunları doğrudan ayrı ayrı etkinlikler halinde düzenler. Bu sayede Siri uygulamasında bir toplantının notlarını görüntüleyebilir veya bir veli-öğretmen toplantısının özetini çıkarabilirsiniz. Siri Özetleri gün boyunca otomatik olarak veya yalnızca bir programa göre, örneğin çalışma saatleriyle sınırlandırılacak şekilde kaydedilebilir. Ayrıca, konuşmaların kaydedilmesini istemiyorsanız istediğiniz zaman devre dışı bırakabilirsiniz. Dahası, ses kayıtları kaydedilmez ve Apple tarafından erişilemez cihazda yalnızca özetler oluşturulur.

    Yeni Apple Watch, yeni S11 çipi

    Apple Watch Series 12 ve Apple Watch Ultra 4, özellikle akıllı saatlerdeki yeni Siri özelliklerinden dolayı S11 SoC'den performans artışı alıyor. S11'in, özellikle CPU, GPU ve NPU'sunda iPhone 18 Pro'daki A20 Pro'dan teknoloji içerdiği söyleniyor. Apple Watch Series 11 ve Ultra 3'teki S10, 2023'teki S9 ile büyük ölçüde aynı olduğundan, üç yıl sonra yeni bir çip gerçekten de gelişmiş performans vaat ediyor.

    Daha doğru adım sayımı

    S11 çipi ayrıca daha doğru adım sayımı sağlamak üzere tasarlandı. Apple, iç mekanlarda yürüyüş veya koşu egzersizleri sırasında daha hassas mesafe ölçümleri sağlamak için yeni makine öğrenimi algoritmalarıyla adım algılama özelliğini tamamen yeniledi. Apple'a göre, S11 çipi ayrıca kullanıcıların adımlarını gerçek zamanlı olarak doğrudan saat kadranında takip etmelerini sağlayan yeni Adımlar özelliğini de mümkün kılıyor.

    Daha büyük bataryalı Ultra 4

    Apple Watch Ultra 4, yukarıda bahsedilen tüm özelliklere ve yeni S11 çipine sahip olmasının yanı sıra, iki güne kadar pil ömrü sunacağı söylenen daha büyük bir bataryaya da sahip. Tıpkı Watch 12 gibi, Ultra 4'ün şarjı da eskisinden daha hızlı olacak. Apple'a göre, 15 dakikalık bir şarj, Watch 12'de 12 saate kadar ek pil ömrü için yeterli oluyor; bu da önceki modele göre %50 daha fazla.

    Apple, Watch 12'nin pil ömrünün 24 saate kadar olduğunu belirtmeye devam ediyor, ancak açık hava egzersizlerinde bu sürenin 10 saate kadar çıktığı, yani Watch 11'e göre %25 daha fazla olduğu söyleniyor.
    Apple, Apple Watch Series 12 ve Apple Watch Ultra Series 4 ile yeni akıllı saatlerini tanıtıyor. Kalp atış hızı izleme için kullanılan sağlık sensörü önemli ölçüde geliştirildi ve artık verileri çok daha sık ve doğru bir şekilde kaydediyor. Siri ve Apple Intelligence de Apple Watch'larda yeni özellikler kazanıyor. [h2]Yeni sağlık sensörü kayıtları çok daha sık[/h2] En önemli yenilik, Apple Watch Series 12 ve Ultra 4'ün alt tarafında bulunan yeni optik ve elektriksel kalp sensörlerine sahip yeni "Sağlık Algılama Sistemi"dir. Apple, bu sistem için elektrot alanını yeniden tasarladı ve genişletti. Fotodiyotlar da yeniden tasarlandı ve artık bir daire şeklinde düzenlendi. Apple'a göre, daha büyük ve daha parlak yeşil LED'ler kalp atış hızı verilerinin yakalanmasını daha da iyileştiriyor. Bu değişiklikler, Apple'ın artık gün boyunca her 5 saniyede bir kalp atış hızını takip ettiği anlamına geliyor; bu da önceki duruma göre 60 kat daha sık demek. Kalp atış hızı değişkenliği ise artık her 5 dakikada bir ölçülüyor; bu da önceki duruma göre 24 kat daha sık demek. Apple'a göre, yeni saatler giyilebilir cihazlar için şimdiye kadar yapılmış en doğru kalp atış hızı ölçümünü sunuyor. Bu sürekli, pasif ölçüm, kullanıcılara fitness ve fizyolojik durumları hakkında daha iyi bir anlayış kazandırmak ve egzersiz ve hareket için aktivite halkalarını daha hassas hale getirmek üzere tasarlanmıştır. Ek olarak, saat kadranındaki yeni kalp atış hızı göstergesi, kullanıcıların gün boyunca kalp atış hızlarını gerçek zamanlı olarak görüntülemelerine olanak tanır. Yeni günlük form değerlendirme sistemi, toparlanma ve antrenmana yardımcı olacak. Apple ayrıca her sabah bir hazır olma puanı, yani performans veya günlük form puanı da sağlayacak. Önceki gün ve geceye ait verilere dayanan bu puan, kişinin o gün dinlenmeye mi yoksa yoğun egzersize mi odaklanması gerektiğini göstermeyi amaçlıyor. Apple, tüm bu bilgileri yeni bir Sağlık uygulamasına entegre edecek. Bu uygulama, daha ayrıntılı analizler sunacak ve diğer özelliklerinin yanı sıra kullanıcılara gerçek yaşlarına kıyasla "Sağlık Yaşlarını" göstererek çeşitli sağlık alanlarındaki fitness seviyelerini belirtecek. Yeni Sağlık uygulaması bu yılın sonlarında piyasaya sürülecek ve başlangıçta İngilizce olarak kullanıma sunulacak. Diğer diller daha sonra eklenecektir. Ses Tanıma özelliği, saatin mikrofonlarını kullanarak siren, alarm veya bebek ağlaması gibi sesleri algılar ve kullanıcıyı akıllı saat üzerinde uyarır. Bu özellik, işitme engelli veya işitme sorunu olan kişilerin önemli sesleri algılamasına yardımcı olmak amacıyla tasarlanmıştır. Canlı Geri Sarma özelliği ise, bir konuşmanın son 15 saniyesini sanal olarak geri sarar ve içeriği saatin ekranında özetler. Dolayısıyla, olaylar çok hızlı geliştiyse, bu özelliği kullanarak son 15 saniyenin içeriğini gözden geçirebilirsiniz. Bunu yapmak için Apple Watch'un Dijital Kurma Koluna iki kez basmanız yeterlidir. Siri Özeti ise, konuşmaların notlarını arka planda otomatik olarak alır ve bunları doğrudan ayrı ayrı etkinlikler halinde düzenler. Bu sayede Siri uygulamasında bir toplantının notlarını görüntüleyebilir veya bir veli-öğretmen toplantısının özetini çıkarabilirsiniz. Siri Özetleri gün boyunca otomatik olarak veya yalnızca bir programa göre, örneğin çalışma saatleriyle sınırlandırılacak şekilde kaydedilebilir. Ayrıca, konuşmaların kaydedilmesini istemiyorsanız istediğiniz zaman devre dışı bırakabilirsiniz. Dahası, ses kayıtları kaydedilmez ve Apple tarafından erişilemez cihazda yalnızca özetler oluşturulur. [h3]Yeni Apple Watch, yeni S11 çipi [/h3]Apple Watch Series 12 ve Apple Watch Ultra 4, özellikle akıllı saatlerdeki yeni Siri özelliklerinden dolayı S11 SoC'den performans artışı alıyor. S11'in, özellikle CPU, GPU ve NPU'sunda iPhone 18 Pro'daki A20 Pro'dan teknoloji içerdiği söyleniyor. Apple Watch Series 11 ve Ultra 3'teki S10, 2023'teki S9 ile büyük ölçüde aynı olduğundan, üç yıl sonra yeni bir çip gerçekten de gelişmiş performans vaat ediyor. [h3]Daha doğru adım sayımı [/h3]S11 çipi ayrıca daha doğru adım sayımı sağlamak üzere tasarlandı. Apple, iç mekanlarda yürüyüş veya koşu egzersizleri sırasında daha hassas mesafe ölçümleri sağlamak için yeni makine öğrenimi algoritmalarıyla adım algılama özelliğini tamamen yeniledi. Apple'a göre, S11 çipi ayrıca kullanıcıların adımlarını gerçek zamanlı olarak doğrudan saat kadranında takip etmelerini sağlayan yeni Adımlar özelliğini de mümkün kılıyor. [h3]Daha büyük bataryalı Ultra 4 [/h3]Apple Watch Ultra 4, yukarıda bahsedilen tüm özelliklere ve yeni S11 çipine sahip olmasının yanı sıra, iki güne kadar pil ömrü sunacağı söylenen daha büyük bir bataryaya da sahip. Tıpkı Watch 12 gibi, Ultra 4'ün şarjı da eskisinden daha hızlı olacak. Apple'a göre, 15 dakikalık bir şarj, Watch 12'de 12 saate kadar ek pil ömrü için yeterli oluyor; bu da önceki modele göre %50 daha fazla. Apple, Watch 12'nin pil ömrünün 24 saate kadar olduğunu belirtmeye devam ediyor, ancak açık hava egzersizlerinde bu sürenin 10 saate kadar çıktığı, yani Watch 11'e göre %25 daha fazla olduğu söyleniyor.
    Beğen
    3
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Nine Sols Oyun İncelemesi
    Nine Sols İncelemesi Sekiro'nun Savuşturmasıyla Metroidvania Dünyasının Buluşması

    Hollow Knight tarzı Metroidvania oyunlarını seviyorsanız ve Sekiro: Shadows Die Twice'ın savuşturma sistemine ayrı bir ilginiz varsa Nine Sols daha ilk dakikalarından dikkatinizi çekebilecek bir yapım.

    Benim için oyunu ilginç kılan şey de tam olarak buydu.

    Bir tarafta elle çizilmiş, karanlık ve etkileyici bir Metroidvania dünyası var.

    Diğer tarafta ise saldırılardan sürekli kaçmak yerine rakibin üzerine yürümeyi, doğru anda savuşturmayı ve düşmanın ritmini öğrenmeyi isteyen son derece agresif bir dövüş sistemi bulunuyor.

    Ama Nine Sols yalnızca "2D Sekiro" diyerek geçilebilecek bir oyun değil.

    Kendine özgü dünyası, Taoist öğelerle bilim kurguyu bir araya getiren sanat tasarımı, karakterleri ve oldukça güçlü hikâyesi sayesinde kendi kimliğini oluşturmayı başarıyor.

    İncelemenin ilerleyen bölümlerinde hikâye ve bazı patronlarla ilgili spoiler bulunmaktadır.

    İlk İzlenim: Taoizm ve Siberpunk Aynı Dünyada

    Nine Sols'un en güçlü taraflarından biri daha oyunu açar açmaz kendisini belli ediyor:

    Sanat tasarımı.

    Oyun yüksek teknoloji ile geleneksel Çin kültürü ve Taoist felsefeyi aynı dünyada birleştiriyor.

    Bir tarafta
    1. Laboratuvarlar
    2. Robotlar
    3. Yapay sistemler
    4. Biyolojik bilgisayarlar
    5. İleri teknoloji cihazları
    bulunurken diğer tarafta;
    1. Tapınaklar
    2. Geleneksel semboller
    3. Taoist düşünceler
    4. Doğa ve ruhani öğeler
    Normal şartlarda birbirine tamamen zıt görünebilecek bu iki yaklaşım Nine Sols içerisinde şaşırtıcı derecede doğal duruyor.
    Nine Sols'un dünyası sanki eski bir Çin gravürünün üzerine karanlık bir bilim kurgu medeniyeti kurulmuş gibi görünüyor.

    Elle Çizilmiş Görseller Gerçekten Çok Başarılı

    Oyunun büyük bölümü elle çizilmiş.

    Karakterlerden çevre tasarımlarına, animasyonlardan çizgi roman tarzındaki ara sahnelere kadar oyunun kendine özgü bir görsel dili bulunuyor.

    Hollow Knight veya Ori gibi oyunlarla karşılaştırıldığında çevreler bazen daha düz görünebilir.

    Ancak bunun her zaman bir eksiklik olduğunu düşünmüyorum.

    Tam tersine bazı bölgelerde bu düz yapı eski kitap illüstrasyonlarını veya gravürleri anımsatan çok hoş bir görünüm oluşturuyor.

    Özellikle teknoloji yoğunluğunun azaldığı doğal alanlarda sanat tasarımı daha da etkileyici hale geliyor.

    Her Bölge Kendi Kimliğine Sahip

    Haritanın farklı bölgeleri birbirinin renk değiştirilmiş kopyası gibi hissettirmiyor.

    Her alanın atmosferi, renk paleti, mimarisi, ses tasarımı ve çevresel detayları değişiyor.

    Buna rağmen bütün bölgeler aynı dünyanın parçası olduğunu hissettirmeye devam ediyor.

    Bu dengeyi sağlamak kolay değil.

    3D Kullanılan Bazı Bölümler Görsel Bütünlüğü Bozuyor

    Sanat tasarımının çok güçlü olması beraberinde küçük bir problem getiriyor.

    Bazı sahnelerde kullanılan 3D modeller, elle çizilmiş 2D grafiklerin yanında daha düşük detaylı görünüyor.

    Bu nedenle bazı 3D unsurlar çevreyle tam olarak bütünleşemiyor.

    Özellikle oyunun genel çizim kalitesi bu kadar yüksek olunca küçük kalite farkları bile daha kolay fark ediliyor.

    Neyse ki bu durum çok sık yaşanmıyor.

    Oyunun büyük bölümünde görsel kalite oldukça tutarlı.

    Çizgi Roman Tarzındaki Ara Sahneler

    Nine Sols'un hikâye anlatımında kullandığı çizgi roman bölümleri ayrıca övgüyü hak ediyor.

    Kısmen renkli manga tarzını anımsatan bu sahneler dinamik, detaylı ve oyunun genel sanat tasarımıyla son derece uyumlu.

    Özellikle dramatik anlarda klasik oyun içi kamera yerine çizilmiş paneller kullanılması hikâyeye ayrı bir kimlik kazandırıyor.

    Müzik ve Atmosfer

    Nine Sols'un görsel dünyasındaki doğu-batı sentezi müziklerinde de devam ediyor.

    Sakin bölümlerde geleneksel Çin enstrümanları ön plana çıkarken teknoloji yoğunluklu bölgelerde elektronik ve endüstriyel sesler devreye giriyor.

    Bazı alanlarda yumuşak flüt ve yaylı melodiler duyarken birkaç dakika sonra metalik darbeler, ağır baslar ve mekanik ritimlerle karşılaşabiliyorsunuz.

    Bu durum bölgelere yalnızca farklı bir görünüm değil, farklı bir karakter de kazandırıyor.

    Savaş Başladığında Müzik Değişiyor

    Müzik özellikle çatışmalarda çok başarılı.

    Sakin melodiler yerini daha hızlı ritimlere bırakıyor.

    Elektronik seslerle geleneksel enstrümanların aynı parçada birleşmesi oyunun sanat tasarımındaki ikiliği müzik tarafına taşıyor.

    Bazı bölgelerde müzik yalnızca arka plan değil, mekânın atmosferini oluşturan temel öğelerden biri.

    Nine Sols'un Kalbi: Dövüş Sistemi

    Bütün bu sanat tasarımını bir kenara bırakırsak Nine Sols'u gerçekten özel yapan taraf bence dövüş sistemi.

    Metroidvania türüne ait olmasına rağmen oyun keşiften çok savaşa ağırlık veriyor.

    Standart saldırıların ve kaçış hareketlerinin yanında savaşın merkezinde şu mekanik bulunuyor:

    Savuşturma.

    Sekiro oynayanlar sistemi hemen anlayacaktır.

    Rakibin saldırısından uzaklaşmak yerine doğru anda savunma tuşuna basmanız gerekiyor.

    Zamanlamayı doğru yaparsanız saldırıyı tamamen savuşturuyorsunuz.

    Zayıf düşmanların komboları bile kesilebiliyor.

    Ama yanlış zamanlama oldukça ağır cezalandırılıyor.

    Kusurlu Savuşturma ve İç Hasar Sistemi

    Nine Sols savuşturmayı Sekiro'dan biraz farklı yorumluyor.

    Savuşturmayı tam zamanında yapamadığınızda doğrudan bütün canınızı kaybetmiyorsunuz.

    Bunun yerine iç hasar birikiyor.

    Can göstergesinin bir bölümü geçici olarak zarar görmüş hale geliyor.

    İlginç olan nokta şu?

    İç hasar tek başına sizi öldürmeyebilir.

    Savaşta bir süre gerçek hasar almadan kalmayı başarırsanız bu bölüm zaman içerisinde iyileşiyor.

    Ancak iç hasar biriktirdikten sonra gerçek bir saldırı yerseniz işler kötüleşiyor.

    Biriken geçici hasar kalıcı hasara dönüşebiliyor.
    Nine Sols sizi yanlış savuşturma yaptığınız için hemen öldürmüyor; bir sonraki hatanızın çok daha pahalı olmasını sağlıyor.
    Bu sistem savaşlara oldukça güzel bir risk yönetimi ekliyor.

    Tai Chi Saldırısı

    Oyunda ilerledikçe yalnızca klasik saldırıları savuşturmak yeterli olmuyor.

    Düşmanların engellenemeyen özel saldırıları ortaya çıkıyor.

    Bunlara karşı Tai Chi hareketini kullanabiliyorsunuz.

    Düşmanın üzerine doğru zıplayıp doğru anda hareketi gerçekleştirdiğinizde normalde engellenemeyen saldırıları karşılayabiliyorsunuz.

    Bu aynı zamanda düşmana iç hasar veriyor.

    Başlangıçta karmaşık gelebiliyor ama öğrendiğinizde savaşların ritmi tamamen değişiyor.

    Sınırsız Savunma

    Oyunun ilerleyen bölümlerinde çok daha riskli bir savuşturma yeteneği açılıyor.

    Normal savuşturmada düğmeye doğru anda basmanız yeterliyken bu yetenekte;
    1. Savunma düğmesini basılı tutmanız
    2. Hareketi şarj etmeniz
    3. Doğru anda bırakmanız
    Karşılığında çok daha tehlikeli saldırıları bile savuşturabiliyorsunuz.

    Bu mekanik oyuncunun zamanlama becerisini iyice test ediyor.

    Yanlış zamanda bırakmak cezalandırıcı.

    Doğru kullandığınızda ise Yi neredeyse dokunulmaz hale gelebiliyor.

    Qi ve Tılsım Mekaniği

    Başarılı savuşturmaların başka bir ödülü daha var:

    Qi enerjisi.

    Rakiplerin saldırılarını savuşturdukça Qi kazanıyorsunuz.

    Bu enerjiyi kullanarak düşmana özel tılsımlar bağlayabiliyorsunuz.

    Tılsımı patlattığınızda düşmana ciddi hasar verirken biriktirdiğiniz iç hasarı da etkili biçimde gerçek hasara çevirebiliyorsunuz.

    Bu sistem Nine Sols'un savaşlarının yalnızca saldırı ve savunmadan oluşmasını engelliyor.

    Dövüşün ritmi genellikle şöyle ilerliyor:
    Saldırıyı oku → savuştur → Qi biriktir → tılsımı bağla → doğru anı bekle → patlat.
    Özellikle patron savaşlarında bu döngüyü doğru uygulamak büyük önem taşıyor.

    Kontroller Son Derece Tepkisel

    Bu kadar zamanlama odaklı bir oyun için kontrollerin iyi olması zorunlu.

    Nine Sols bu konuda gerçekten başarılı.

    Karakter verdiğiniz komutlara hızlı tepki veriyor.

    Savuşturmanın sesi ve görsel efekti oldukça tatmin edici.

    Doğru zamanlanan bir savunmanın başarılı olduğunu yalnızca ekrandan değil ses tasarımından da anlayabiliyorsunuz.

    Bu küçük ayrıntı dövüş sistemini çok daha bağımlılık yapıcı hale getiriyor.

    Oyuncunun Becerisi Gerçekten Önemli

    Bazı aksiyon oyunlarında güçlü ekipman toplayıp kötü oynasanız bile patronları geçebilirsiniz.

    Nine Sols buna pek izin vermiyor.

    Elbette karakterinizi geliştirebiliyorsunuz.

    Yeni yetenekler açılıyor.

    Sağlığınız artıyor.

    Farklı tılsımlar ve yeşim taşları kullanabiliyorsunuz.

    Ama bir patronun saldırılarını okuyamıyorsanız bunların hiçbiri sizi sonsuza kadar kurtarmıyor.

    Oyun sizden gerçekten daha iyi oynamanızı istiyor.

    Bence en başarılı taraflarından biri bu.

    Farklı Düşman Tasarımları

    Dövüş sistemi karmaşık olduğu kadar düşman çeşitliliği de sistemi kullanmanızı teşvik ediyor.

    Bazı düşmanlar doğrudan saldırılardan etkilenmiyor.

    Bazıları öldürülemiyor ve yalnızca etkisiz hale getirilebiliyor.

    Bazı rakipler aniden ortaya çıkıp birkaç saldırı yaptıktan sonra tekrar kayboluyor.

    Bazen de art arda gelen rakiplerle arena tarzı mücadelelere giriyorsunuz.

    Oyun sürekli olarak sahip olduğunuz mekanikleri farklı biçimde kullanmanızı istiyor.

    Karakter Gelişimi ve Beceri Ağacı

    Yi oyun boyunca güçlenmeye devam ediyor.

    Sağlık yenileme kapasitesini artırabilir, saldırıları geliştirebilir ve yeni savaş hareketleri açabilirsiniz.

    Beceri ağacında
    1. Hava atılımı
    2. Mermi savuşturma
    3. Qi kapasitesi geliştirmeleri
    4. Tılsım patlatma seçenekleri
    5. Yeni savunma hareketleri
    Bu gelişmeler yalnızca istatistik artırmıyor.

    Bazıları oyun tarzınızı ciddi biçimde değiştiriyor.

    Yeşim Taşları: Nine Sols'un Tılsım Sistemi

    Yeşim taşlarını Hollow Knight'taki tılsımlara benzetmek mümkün.

    Her taş belirli sayıda yuva kullanıyor.

    Sınırlı yuvalarınız olduğu için her şeyi aynı anda takamıyorsunuz.

    Bu da oyuncuyu kendi oyun tarzını oluşturmaya zorluyor.

    Bazı yapılar agresif savaşmaya uygun.

    Bazıları iç hasar üzerine yoğunlaşıyor.

    Bazıları iyileştirmeyi güçlendiriyor.

    Bazıları ise riskli hareketlerin dezavantajını azaltıyor.

    İyi kurulmuş bir yeşim kombinasyonu savaş tarzınızı tamamen değiştirebiliyor.

    Yay ve Uzak Mesafe Saldırıları

    Yi yalnızca yakın dövüş kullanmıyor.

    Yayın da farklı saldırı seçenekleri bulunuyor.

    Bazı oklar doğrudan yüksek hasar verirken bazıları alan kontrolü sağlıyor veya belirli hedefleri takip ediyor.

    Ok kapasitesinin sınırlı olması bunları sürekli kullanılan ana saldırı yerine kritik anlarda kullanılacak destek araçlarına dönüştürüyor.

    Patron Savaşları Nine Sols'un Zirvesi

    Bu kadar iyi bir dövüş sistemi doğal olarak iyi patron savaşlarına ihtiyaç duyuyor.

    Nine Sols burada beklentiyi fazlasıyla karşılıyor.

    Patronlar yalnızca daha fazla cana ve daha yüksek hasara sahip normal düşmanlar değil.

    Birçoğunun farklı mekanikleri bulunuyor.

    Bazı savaşlarda arena hazırlığı yapmak gerekiyor.

    Bazılarında çevredeki yardımcı düşmanları önce ortadan kaldırmanız gerekiyor.

    Bazılarında ise patronun hangi saldırıyı kullanacağını önceden okuyabilmek mücadelenin temelini oluşturuyor.

    Patronları Ezberlemek Yetmiyor, Öğrenmek Gerekiyor

    Nine Sols patron dövüşleri genellikle aynı döngüyü yaşatıyor.

    İlk deneme:

    Patron sizi birkaç saniyede yok ediyor.

    Beşinci deneme.

    Bazı saldırıları anlamaya başlıyorsunuz.

    Onuncu deneme.

    İlk aşamayı artık rahat geçiyorsunuz.

    Daha sonra yeni aşama geliyor ve yeniden başlıyorsunuz.

    İyi tarafı şu?

    Bir patronu yendiğinizde genellikle bunun şans eseri olmadığını hissediyorsunuz.

    Gerçekten öğrenmiş oluyorsunuz.

    Final Patronu: Oyunun En Büyük Beceri Testi

    Kaynak incelemede final patronunun gerçek son versiyonu özellikle oyunun en zor mücadelelerinden biri olarak anlatılıyor.

    İlk aşama bile ciddi bir öğrenme süreci isterken sonraki aşamalar yeni saldırı kombinasyonları ekliyor.

    Özellikle üçüncü aşamada bütün ekranı kaplayan saldırılar savuşturma zamanlamasını okumayı son derece zorlaştırıyor.

    Kaynak yazara göre bu mücadele yaklaşık on saat sürmüş.

    Bu biraz uç bir örnek olabilir ama Nine Sols'un patron tasarımının ne kadar talepkâr olabildiğini çok iyi anlatıyor.

    Oyunun en büyük ödüllerinden biri, başta imkânsız görünen bir savaşı sonunda okuyabilir hale gelmek.

    Lady Butterfly: Zorluk ile Hikâyenin Birleştiği Patron

    Kaynak incelemede özellikle öne çıkan diğer mücadele Lady Butterfly.

    Burada önemli olan yalnızca savaşın zor olması değil.

    Patronla karşılaşmadan önce yaşanan olaylar savaşa duygusal bir ağırlık kazandırıyor.

    Sanal dünyadaki tekrarlar, karakterin zihinsel durumunun giderek bozulması ve Yi'nin onunla iletişim kurmaya çalışması sonunda kaçınılmaz bir çatışmaya dönüşüyor.

    Savaş başladığında oyuncu yalnızca güçlü bir düşmanla değil, hikâyede tanıdığı bir karakterle karşı karşıya.

    Bu nedenle zafer yalnızca mekanik anlamda değil, duygusal açıdan da etkili oluyor.

    Metroidvania Tarafı Dövüş Kadar Güçlü mü?

    Burada oyunun en büyük eksiklerinden birine geliyoruz.

    Nine Sols teknik olarak bir Metroidvania.

    Ama açık konuşmak gerekirse keşif sistemi dövüş kadar güçlü değil.

    Karakterin hareket seçenekleri iyi.

    Çift zıplama, hava atılımı, kanca, duvar hareketleri, aşağı saldırı gibi klasik araçlar bulunuyor.

    Kontroller hızlı ve başarılı.

    Sorun bunları kullanacak yeterince karmaşık platform bölümü bulunmaması.

    Platform Bölümleri Daha Fazla Olabilirdi

    Nine Sols zaman zaman gerçekten başarılı platform sekansları sunuyor.

    Uzun bölümler oyuncunun hareket sistemine hâkimiyetini test ediyor.

    Fakat bunlar oldukça seyrek.

    İyi bir hareket sistemi oluşturulmuş olmasına rağmen oyun bunu yeterince zorlamıyor.
    Nine Sols'un hareket sistemi iyi; fakat oyun bu sistemi kullanabileceğimiz yeterince büyük oyun alanı vermiyor.
    Prince of Persia: The Lost Crown veya benzer platform ağırlıklı Metroidvania'larla karşılaştırıldığında fark daha belirgin.

    Keşif Sistemi Biraz Fazla Basit

    Haritadaki sırların büyük bölümü ilk geçiş sırasında bulunabiliyor.

    Elbette yeni yetenekler kazandıktan sonra geri dönmeniz gereken bölgeler var.

    Ancak klasik Metroidvania hissindeki;

    "Burada kesin bir şey var ama nasıl ulaşacağım?"

    merakı her zaman güçlü değil.

    Bulmacaların önemli bölümü oldukça basit.

    Bu durum kötü değil.

    Ama türün güçlü örnekleri düşünüldüğünde daha yaratıcı keşif mekanikleri beklemek mümkün.

    Ama Bazen Keşif Gerçekten Harika Çalışıyor

    İşin ilginç tarafı Nine Sols zaman zaman keşif konusunda neden daha fazlasını yapmadığını düşündüren mükemmel anlar yaratıyor.

    Kaynak incelemede küçük bir kilitli kapının oyuncuyu haritanın tamamen farklı bölgelerine götüren uzun bir keşif zincirine dönüştüğü anlatılıyor.

    İlk başta önemsiz görünen bir geçit başka bir bölgeye, orada unutulmuş bir ışınlanma noktasına, ardından yeni platform bölümlerine ve sonunda tamamen kaçırılmış alanlara götürüyor.

    İşte gerçek Metroidvania hissi tam olarak bu.

    Keşke oyun bunu daha sık yapsaydı.

    Hikâye Beklediğimden Çok Daha Güçlü

    Nine Sols'u yalnızca zorlu aksiyon için oynarsanız oyunun en iyi taraflarından birini kaçırabilirsiniz.

    Hikâyesi gerçekten başarılı.

    Dünya ilk bakışta karmaşık görünebilir ancak karakterleri tanıdıkça olayların arkasındaki yapı daha anlamlı hale geliyor.

    Bilimsel ilerleme, ölüm, yaşamın anlamı, ahlaki sorumluluk, intikam, pişmanlık ve kabul etme gibi temalar hikâyenin merkezinde bulunuyor.

    Yi Klasik Bir Kahraman Değil

    Ana karakter Yi ilk başta kolay sevilebilecek biri değil.

    Soğuk.

    Hesapçı.

    Kibirli.

    Geçmişte yaptığı bazı şeyler oldukça ağır.

    Oyunun güçlü tarafı karakteri kusursuz göstermeye çalışmaması.

    Tam tersine hikâye Yi'nin geçmişteki seçimleriyle yüzleşmesi üzerine kuruluyor.

    Başlangıçta ana motivasyonu büyük ölçüde intikam.

    Ancak oyun ilerledikçe çevresindeki karakterler onun dünyaya bakışını değiştirmeye başlıyor.

    Shuanshuan ile Yi'nin İlişkisi

    Yi'nin karakter gelişimindeki en önemli kişilerden biri Shuanshuan.

    Çocuk oldukça açık, meraklı ve hayatı Yi'den tamamen farklı biçimde görüyor.

    Yi sonuçlara ve verimliliğe odaklanırken Shuanshuan için yaşam yalnızca ulaşılacak hedeflerden ibaret değil.

    Zaman içerisinde aralarında beklenmedik bir bağ oluşuyor.

    Yi ona kültürüyle ilgili nesneler getiriyor.

    Onunla konuşuyor.

    Sorularına cevap veriyor.

    Ve yavaş yavaş kendi düşüncelerini de sorgulamaya başlıyor.

    Heng'in Gölgesi

    Shuanshuan'ın Yi üzerindeki etkisinin bu kadar güçlü olmasının önemli nedenlerinden biri küçük kız kardeşi Heng.

    Yi ile Heng birbirinden tamamen farklı karakterler.

    Yi daha mantıksal ve mesafeli.

    Heng ise doğaya, yaşama ve sezgilere daha yakın.

    Geçmişte Yi, Heng'in düşüncelerini yeterince ciddiye almamış.

    Ancak yıllar sonra Shuanshuan'ın dünyaya bakışında kardeşinin düşüncelerini yeniden görmeye başlıyor.

    Bu durum Yi'nin geçmişte yaptığı seçimleri yeniden değerlendirmesine neden oluyor.

    Oyunun Asıl Hikâyesi İntikam Değil

    Başlangıçta Nine Sols bir intikam hikâyesi gibi görünebilir.

    Ancak ilerledikçe çok daha kişisel bir hikâyeye dönüşüyor.

    Yi'nin asıl mücadelesi yalnızca düşmanlarıyla değil.

    Kendi geçmişiyle.

    Aldığı kararlarla.

    Ve bu kararların başkalarına verdiği zararlarla.

    Oyunun gerçek yolculuğu Yi'nin düşmanlarını yenmesi değil, neden eskisi gibi devam edemeyeceğini anlaması.

    Shennong ve Diğer Yan Karakterler

    Yan karakterlerin önemli bir bölümü de yalnızca görev dağıtan NPC'lerden ibaret değil.

    Shennong başlangıçta kaba ve kendine fazla güvenen biri gibi görünüyor.

    Ancak olaylar ilerledikçe cesur ve fedakâr tarafı ortaya çıkıyor.

    Köyü tehdit altında olduğunda kendi hayatını riske atması Yi'nin ona bakışını değiştiriyor.

    Robot karakterler ise oldukça karanlık hikâyenin içerisinde mizah unsuru oluşturuyor.

    Bazılarıyla ilgili küçük görevler beklenmedik şekilde duygusal sonuçlara ulaşabiliyor.

    Bu küçük hikâyeler dünyanın daha canlı hissettirmesine yardımcı oluyor.

    Nine Sols'un Güçlü ve Zayıf Tarafları

    Güçlü tarafları:
    1. Son derece başarılı savuşturma tabanlı dövüş sistemi
    2. Harika patron savaşları
    3. Kendine özgü Taoist bilim kurgu sanat tasarımı
    4. Başarılı müzik ve atmosfer
    5. Tepkisel kontroller
    6. Güçlü karakter gelişimi
    7. Beklenenden daha etkileyici hikâye
    8. Farklı oyun tarzlarına izin veren yeşim sistemi
    Zayıf tarafları:
    1. Keşif sistemi dövüş kadar güçlü değil
    2. Platform bölümleri daha fazla olabilirdi
    3. Bazı 3D öğeler 2D görsellerle tam uyuşmuyor
    4. Bazı zorluk sıçramaları oldukça sert
    5. Haritadaki birçok sır fazla kolay bulunabiliyor

    Nine Sols Kimler İçin Uygun?

    Eğer Sekiro'nun savuşturmasını, Hollow Knight tarzı dünyaları, zor patron savaşlarını, elle çizilmiş grafikleri, karanlık bilim kurgu hikâyelerini ve öğrenmesi zaman alan dövüş sistemlerini seviyorsanız Nine Sols'u mutlaka değerlendirmeniz gereken oyunlardan biri. Ancak ağırlıklı olarak keşif ve platform arıyorsanız beklentinizi biraz daha düşük tutmak gerekiyor.

    Nine Sols'un önceliği savaş.

    Nine Sols Oynamaya Değer mi?

    Bence kesinlikle değer.

    Nine Sols kusursuz bir Metroidvania değil.

    Keşif tarafı Hollow Knight kadar güçlü değil.

    Hareket sistemi bazı rakipleri kadar özgür hissettirmiyor.

    Görsel derinlik konusunda Ori seviyesinde olmayabilir.

    Ama dövüş sisteminde kendi sınıfında çok güçlü bir noktada.

    Savuşturma, iç hasar, Qi, tılsımlar, yeşim taşları ve patron tasarımları birbirini tamamlayan gerçekten başarılı bir sistem oluşturuyor.

    Daha da önemlisi oyun yalnızca mekanik açıdan başarılı değil.

    Hikâyesinin sonlarına geldiğinizde Yi'nin yolculuğunun ne kadar iyi planlandığını fark ediyorsunuz.
    Nine Sols benim için yalnızca başarılı bir Metroidvania değil; son yıllarda oynanabilecek en tatmin edici 2D dövüş sistemlerinden birine sahip oyunlardan biri.
    Kusurları var.

    Ama güçlü olduğu alanlarda o kadar iyi ki bu kusurların büyük bölümünü görmezden gelmek kolaylaşıyor.

    Özellikle Sekiro'nun "rakipten kaçma, saldırının içine gir ve savuştur" felsefesini sevenler için Nine Sols çok güçlü bir öneri.

    TechForum Puanı

    Görsel Tasarım: 9/10

    Müzik ve Ses: 9/10

    Dövüş Sistemi: 10/10

    Patron Tasarımları: 9.5/10

    Keşif: 7.5/10

    Platform Mekanikleri: 8/10

    Hikâye ve Karakterler: 9/10

    Genel Puan: 9/10

    Zorlu ancak adil dövüş sistemlerini seviyorsanız Nine Sols kesinlikle şans vermeniz gereken bir oyun.
    Nine Sols'u oynadınız mı? En çok zorlandığınız patron hangisiydi? Sizce savaş sistemi Sekiro ve Hollow Knight gibi oyunlarla kıyaslandığında nasıl?
    Nine Sols İncelemesi Sekiro'nun Savuşturmasıyla Metroidvania Dünyasının Buluşması Hollow Knight tarzı Metroidvania oyunlarını seviyorsanız ve Sekiro: Shadows Die Twice'ın savuşturma sistemine ayrı bir ilginiz varsa Nine Sols daha ilk dakikalarından dikkatinizi çekebilecek bir yapım. Benim için oyunu ilginç kılan şey de tam olarak buydu. [h2]Bir tarafta elle çizilmiş, karanlık ve etkileyici bir Metroidvania dünyası var.[/h2] Diğer tarafta ise saldırılardan sürekli kaçmak yerine rakibin üzerine yürümeyi, doğru anda savuşturmayı ve düşmanın ritmini öğrenmeyi isteyen son derece agresif bir dövüş sistemi bulunuyor. Ama Nine Sols yalnızca "2D Sekiro" diyerek geçilebilecek bir oyun değil. Kendine özgü dünyası, Taoist öğelerle bilim kurguyu bir araya getiren sanat tasarımı, karakterleri ve oldukça güçlü hikâyesi sayesinde kendi kimliğini oluşturmayı başarıyor. [i]İncelemenin ilerleyen bölümlerinde hikâye ve bazı patronlarla ilgili spoiler bulunmaktadır.[/i] [h2]İlk İzlenim: Taoizm ve Siberpunk Aynı Dünyada[/h2] Nine Sols'un en güçlü taraflarından biri daha oyunu açar açmaz kendisini belli ediyor: [b]Sanat tasarımı.[/b] Oyun yüksek teknoloji ile geleneksel Çin kültürü ve Taoist felsefeyi aynı dünyada birleştiriyor. Bir tarafta [ol] [li]Laboratuvarlar[/li] [li]Robotlar[/li] [li]Yapay sistemler[/li] [li]Biyolojik bilgisayarlar[/li] [li]İleri teknoloji cihazları[/li] [/ol] bulunurken diğer tarafta; [ol] [li]Tapınaklar[/li] [li]Geleneksel semboller[/li] [li]Taoist düşünceler[/li] [li]Doğa ve ruhani öğeler[/li] [/ol] Normal şartlarda birbirine tamamen zıt görünebilecek bu iki yaklaşım Nine Sols içerisinde şaşırtıcı derecede doğal duruyor. [quote]Nine Sols'un dünyası sanki eski bir Çin gravürünün üzerine karanlık bir bilim kurgu medeniyeti kurulmuş gibi görünüyor.[/quote] [h2]Elle Çizilmiş Görseller Gerçekten Çok Başarılı[/h2] Oyunun büyük bölümü elle çizilmiş. Karakterlerden çevre tasarımlarına, animasyonlardan çizgi roman tarzındaki ara sahnelere kadar oyunun kendine özgü bir görsel dili bulunuyor. Hollow Knight veya Ori gibi oyunlarla karşılaştırıldığında çevreler bazen daha düz görünebilir. Ancak bunun her zaman bir eksiklik olduğunu düşünmüyorum. Tam tersine bazı bölgelerde bu düz yapı eski kitap illüstrasyonlarını veya gravürleri anımsatan çok hoş bir görünüm oluşturuyor. Özellikle teknoloji yoğunluğunun azaldığı doğal alanlarda sanat tasarımı daha da etkileyici hale geliyor. [h3]Her Bölge Kendi Kimliğine Sahip[/h3] Haritanın farklı bölgeleri birbirinin renk değiştirilmiş kopyası gibi hissettirmiyor. Her alanın atmosferi, renk paleti, mimarisi, ses tasarımı ve çevresel detayları değişiyor. Buna rağmen bütün bölgeler aynı dünyanın parçası olduğunu hissettirmeye devam ediyor. Bu dengeyi sağlamak kolay değil. [h2]3D Kullanılan Bazı Bölümler Görsel Bütünlüğü Bozuyor[/h2] Sanat tasarımının çok güçlü olması beraberinde küçük bir problem getiriyor. Bazı sahnelerde kullanılan 3D modeller, elle çizilmiş 2D grafiklerin yanında daha düşük detaylı görünüyor. Bu nedenle bazı 3D unsurlar çevreyle tam olarak bütünleşemiyor. Özellikle oyunun genel çizim kalitesi bu kadar yüksek olunca küçük kalite farkları bile daha kolay fark ediliyor. Neyse ki bu durum çok sık yaşanmıyor. Oyunun büyük bölümünde görsel kalite oldukça tutarlı. [h2]Çizgi Roman Tarzındaki Ara Sahneler[/h2] Nine Sols'un hikâye anlatımında kullandığı çizgi roman bölümleri ayrıca övgüyü hak ediyor. Kısmen renkli manga tarzını anımsatan bu sahneler dinamik, detaylı ve oyunun genel sanat tasarımıyla son derece uyumlu. Özellikle dramatik anlarda klasik oyun içi kamera yerine çizilmiş paneller kullanılması hikâyeye ayrı bir kimlik kazandırıyor. [h2]Müzik ve Atmosfer[/h2] Nine Sols'un görsel dünyasındaki doğu-batı sentezi müziklerinde de devam ediyor. Sakin bölümlerde geleneksel Çin enstrümanları ön plana çıkarken teknoloji yoğunluklu bölgelerde elektronik ve endüstriyel sesler devreye giriyor. Bazı alanlarda yumuşak flüt ve yaylı melodiler duyarken birkaç dakika sonra metalik darbeler, ağır baslar ve mekanik ritimlerle karşılaşabiliyorsunuz. Bu durum bölgelere yalnızca farklı bir görünüm değil, farklı bir karakter de kazandırıyor. [h3]Savaş Başladığında Müzik Değişiyor[/h3] Müzik özellikle çatışmalarda çok başarılı. Sakin melodiler yerini daha hızlı ritimlere bırakıyor. Elektronik seslerle geleneksel enstrümanların aynı parçada birleşmesi oyunun sanat tasarımındaki ikiliği müzik tarafına taşıyor. Bazı bölgelerde müzik yalnızca arka plan değil, mekânın atmosferini oluşturan temel öğelerden biri. [h2]Nine Sols'un Kalbi: Dövüş Sistemi[/h2] Bütün bu sanat tasarımını bir kenara bırakırsak Nine Sols'u gerçekten özel yapan taraf bence dövüş sistemi. Metroidvania türüne ait olmasına rağmen oyun keşiften çok savaşa ağırlık veriyor. Standart saldırıların ve kaçış hareketlerinin yanında savaşın merkezinde şu mekanik bulunuyor: [b]Savuşturma.[/b] Sekiro oynayanlar sistemi hemen anlayacaktır. Rakibin saldırısından uzaklaşmak yerine doğru anda savunma tuşuna basmanız gerekiyor. Zamanlamayı doğru yaparsanız saldırıyı tamamen savuşturuyorsunuz. Zayıf düşmanların komboları bile kesilebiliyor. Ama yanlış zamanlama oldukça ağır cezalandırılıyor. [h2]Kusurlu Savuşturma ve İç Hasar Sistemi[/h2] Nine Sols savuşturmayı Sekiro'dan biraz farklı yorumluyor. Savuşturmayı tam zamanında yapamadığınızda doğrudan bütün canınızı kaybetmiyorsunuz. Bunun yerine [b]iç hasar[/b] birikiyor. Can göstergesinin bir bölümü geçici olarak zarar görmüş hale geliyor. İlginç olan nokta şu? İç hasar tek başına sizi öldürmeyebilir. Savaşta bir süre gerçek hasar almadan kalmayı başarırsanız bu bölüm zaman içerisinde iyileşiyor. Ancak iç hasar biriktirdikten sonra gerçek bir saldırı yerseniz işler kötüleşiyor. Biriken geçici hasar kalıcı hasara dönüşebiliyor. [quote]Nine Sols sizi yanlış savuşturma yaptığınız için hemen öldürmüyor; bir sonraki hatanızın çok daha pahalı olmasını sağlıyor.[/quote] Bu sistem savaşlara oldukça güzel bir risk yönetimi ekliyor. [h2]Tai Chi Saldırısı[/h2] Oyunda ilerledikçe yalnızca klasik saldırıları savuşturmak yeterli olmuyor. Düşmanların engellenemeyen özel saldırıları ortaya çıkıyor. Bunlara karşı Tai Chi hareketini kullanabiliyorsunuz. Düşmanın üzerine doğru zıplayıp doğru anda hareketi gerçekleştirdiğinizde normalde engellenemeyen saldırıları karşılayabiliyorsunuz. Bu aynı zamanda düşmana iç hasar veriyor. Başlangıçta karmaşık gelebiliyor ama öğrendiğinizde savaşların ritmi tamamen değişiyor. [h2]Sınırsız Savunma[/h2] Oyunun ilerleyen bölümlerinde çok daha riskli bir savuşturma yeteneği açılıyor. Normal savuşturmada düğmeye doğru anda basmanız yeterliyken bu yetenekte; [ol] [li]Savunma düğmesini basılı tutmanız[/li] [li]Hareketi şarj etmeniz[/li] [li]Doğru anda bırakmanız[/li] [/ol] Karşılığında çok daha tehlikeli saldırıları bile savuşturabiliyorsunuz. Bu mekanik oyuncunun zamanlama becerisini iyice test ediyor. Yanlış zamanda bırakmak cezalandırıcı. Doğru kullandığınızda ise Yi neredeyse dokunulmaz hale gelebiliyor. [h2]Qi ve Tılsım Mekaniği[/h2] Başarılı savuşturmaların başka bir ödülü daha var: [b]Qi enerjisi.[/b] Rakiplerin saldırılarını savuşturdukça Qi kazanıyorsunuz. Bu enerjiyi kullanarak düşmana özel tılsımlar bağlayabiliyorsunuz. Tılsımı patlattığınızda düşmana ciddi hasar verirken biriktirdiğiniz iç hasarı da etkili biçimde gerçek hasara çevirebiliyorsunuz. Bu sistem Nine Sols'un savaşlarının yalnızca saldırı ve savunmadan oluşmasını engelliyor. Dövüşün ritmi genellikle şöyle ilerliyor: [quote]Saldırıyı oku → savuştur → Qi biriktir → tılsımı bağla → doğru anı bekle → patlat.[/quote] Özellikle patron savaşlarında bu döngüyü doğru uygulamak büyük önem taşıyor. [h2]Kontroller Son Derece Tepkisel[/h2] Bu kadar zamanlama odaklı bir oyun için kontrollerin iyi olması zorunlu. Nine Sols bu konuda gerçekten başarılı. Karakter verdiğiniz komutlara hızlı tepki veriyor. Savuşturmanın sesi ve görsel efekti oldukça tatmin edici. Doğru zamanlanan bir savunmanın başarılı olduğunu yalnızca ekrandan değil ses tasarımından da anlayabiliyorsunuz. Bu küçük ayrıntı dövüş sistemini çok daha bağımlılık yapıcı hale getiriyor. [h2]Oyuncunun Becerisi Gerçekten Önemli[/h2] Bazı aksiyon oyunlarında güçlü ekipman toplayıp kötü oynasanız bile patronları geçebilirsiniz. Nine Sols buna pek izin vermiyor. Elbette karakterinizi geliştirebiliyorsunuz. Yeni yetenekler açılıyor. Sağlığınız artıyor. Farklı tılsımlar ve yeşim taşları kullanabiliyorsunuz. Ama bir patronun saldırılarını okuyamıyorsanız bunların hiçbiri sizi sonsuza kadar kurtarmıyor. [b]Oyun sizden gerçekten daha iyi oynamanızı istiyor.[/b] Bence en başarılı taraflarından biri bu. [h2]Farklı Düşman Tasarımları[/h2] Dövüş sistemi karmaşık olduğu kadar düşman çeşitliliği de sistemi kullanmanızı teşvik ediyor. Bazı düşmanlar doğrudan saldırılardan etkilenmiyor. Bazıları öldürülemiyor ve yalnızca etkisiz hale getirilebiliyor. Bazı rakipler aniden ortaya çıkıp birkaç saldırı yaptıktan sonra tekrar kayboluyor. Bazen de art arda gelen rakiplerle arena tarzı mücadelelere giriyorsunuz. Oyun sürekli olarak sahip olduğunuz mekanikleri farklı biçimde kullanmanızı istiyor. [h2]Karakter Gelişimi ve Beceri Ağacı[/h2] Yi oyun boyunca güçlenmeye devam ediyor. Sağlık yenileme kapasitesini artırabilir, saldırıları geliştirebilir ve yeni savaş hareketleri açabilirsiniz. Beceri ağacında [ol] [li]Hava atılımı[/li] [li]Mermi savuşturma[/li] [li]Qi kapasitesi geliştirmeleri[/li] [li]Tılsım patlatma seçenekleri[/li] [li]Yeni savunma hareketleri[/li] [/ol] Bu gelişmeler yalnızca istatistik artırmıyor. Bazıları oyun tarzınızı ciddi biçimde değiştiriyor. [h2]Yeşim Taşları: Nine Sols'un Tılsım Sistemi[/h2] Yeşim taşlarını Hollow Knight'taki tılsımlara benzetmek mümkün. Her taş belirli sayıda yuva kullanıyor. Sınırlı yuvalarınız olduğu için her şeyi aynı anda takamıyorsunuz. Bu da oyuncuyu kendi oyun tarzını oluşturmaya zorluyor. Bazı yapılar agresif savaşmaya uygun. Bazıları iç hasar üzerine yoğunlaşıyor. Bazıları iyileştirmeyi güçlendiriyor. Bazıları ise riskli hareketlerin dezavantajını azaltıyor. [b]İyi kurulmuş bir yeşim kombinasyonu savaş tarzınızı tamamen değiştirebiliyor.[/b] [h2]Yay ve Uzak Mesafe Saldırıları[/h2] Yi yalnızca yakın dövüş kullanmıyor. Yayın da farklı saldırı seçenekleri bulunuyor. Bazı oklar doğrudan yüksek hasar verirken bazıları alan kontrolü sağlıyor veya belirli hedefleri takip ediyor. Ok kapasitesinin sınırlı olması bunları sürekli kullanılan ana saldırı yerine kritik anlarda kullanılacak destek araçlarına dönüştürüyor. [h2]Patron Savaşları Nine Sols'un Zirvesi[/h2] Bu kadar iyi bir dövüş sistemi doğal olarak iyi patron savaşlarına ihtiyaç duyuyor. Nine Sols burada beklentiyi fazlasıyla karşılıyor. Patronlar yalnızca daha fazla cana ve daha yüksek hasara sahip normal düşmanlar değil. Birçoğunun farklı mekanikleri bulunuyor. Bazı savaşlarda arena hazırlığı yapmak gerekiyor. Bazılarında çevredeki yardımcı düşmanları önce ortadan kaldırmanız gerekiyor. Bazılarında ise patronun hangi saldırıyı kullanacağını önceden okuyabilmek mücadelenin temelini oluşturuyor. [h2]Patronları Ezberlemek Yetmiyor, Öğrenmek Gerekiyor[/h2] Nine Sols patron dövüşleri genellikle aynı döngüyü yaşatıyor. İlk deneme: Patron sizi birkaç saniyede yok ediyor. Beşinci deneme. Bazı saldırıları anlamaya başlıyorsunuz. Onuncu deneme. İlk aşamayı artık rahat geçiyorsunuz. Daha sonra yeni aşama geliyor ve yeniden başlıyorsunuz. İyi tarafı şu? Bir patronu yendiğinizde genellikle bunun şans eseri olmadığını hissediyorsunuz. Gerçekten öğrenmiş oluyorsunuz. [h2]Final Patronu: Oyunun En Büyük Beceri Testi[/h2] Kaynak incelemede final patronunun gerçek son versiyonu özellikle oyunun en zor mücadelelerinden biri olarak anlatılıyor. İlk aşama bile ciddi bir öğrenme süreci isterken sonraki aşamalar yeni saldırı kombinasyonları ekliyor. Özellikle üçüncü aşamada bütün ekranı kaplayan saldırılar savuşturma zamanlamasını okumayı son derece zorlaştırıyor. Kaynak yazara göre bu mücadele yaklaşık on saat sürmüş. Bu biraz uç bir örnek olabilir ama Nine Sols'un patron tasarımının ne kadar talepkâr olabildiğini çok iyi anlatıyor. [b]Oyunun en büyük ödüllerinden biri, başta imkânsız görünen bir savaşı sonunda okuyabilir hale gelmek.[/b] [h2]Lady Butterfly: Zorluk ile Hikâyenin Birleştiği Patron[/h2] Kaynak incelemede özellikle öne çıkan diğer mücadele Lady Butterfly. Burada önemli olan yalnızca savaşın zor olması değil. Patronla karşılaşmadan önce yaşanan olaylar savaşa duygusal bir ağırlık kazandırıyor. Sanal dünyadaki tekrarlar, karakterin zihinsel durumunun giderek bozulması ve Yi'nin onunla iletişim kurmaya çalışması sonunda kaçınılmaz bir çatışmaya dönüşüyor. Savaş başladığında oyuncu yalnızca güçlü bir düşmanla değil, hikâyede tanıdığı bir karakterle karşı karşıya. Bu nedenle zafer yalnızca mekanik anlamda değil, duygusal açıdan da etkili oluyor. [h2]Metroidvania Tarafı Dövüş Kadar Güçlü mü?[/h2] Burada oyunun en büyük eksiklerinden birine geliyoruz. Nine Sols teknik olarak bir Metroidvania. Ama açık konuşmak gerekirse keşif sistemi dövüş kadar güçlü değil. Karakterin hareket seçenekleri iyi. Çift zıplama, hava atılımı, kanca, duvar hareketleri, aşağı saldırı gibi klasik araçlar bulunuyor. Kontroller hızlı ve başarılı. Sorun bunları kullanacak yeterince karmaşık platform bölümü bulunmaması. [h2]Platform Bölümleri Daha Fazla Olabilirdi[/h2] Nine Sols zaman zaman gerçekten başarılı platform sekansları sunuyor. Uzun bölümler oyuncunun hareket sistemine hâkimiyetini test ediyor. Fakat bunlar oldukça seyrek. İyi bir hareket sistemi oluşturulmuş olmasına rağmen oyun bunu yeterince zorlamıyor. [quote]Nine Sols'un hareket sistemi iyi; fakat oyun bu sistemi kullanabileceğimiz yeterince büyük oyun alanı vermiyor.[/quote] Prince of Persia: The Lost Crown veya benzer platform ağırlıklı Metroidvania'larla karşılaştırıldığında fark daha belirgin. [h2]Keşif Sistemi Biraz Fazla Basit[/h2] Haritadaki sırların büyük bölümü ilk geçiş sırasında bulunabiliyor. Elbette yeni yetenekler kazandıktan sonra geri dönmeniz gereken bölgeler var. Ancak klasik Metroidvania hissindeki; "Burada kesin bir şey var ama nasıl ulaşacağım?" merakı her zaman güçlü değil. Bulmacaların önemli bölümü oldukça basit. Bu durum kötü değil. Ama türün güçlü örnekleri düşünüldüğünde daha yaratıcı keşif mekanikleri beklemek mümkün. [h2]Ama Bazen Keşif Gerçekten Harika Çalışıyor[/h2] İşin ilginç tarafı Nine Sols zaman zaman keşif konusunda neden daha fazlasını yapmadığını düşündüren mükemmel anlar yaratıyor. Kaynak incelemede küçük bir kilitli kapının oyuncuyu haritanın tamamen farklı bölgelerine götüren uzun bir keşif zincirine dönüştüğü anlatılıyor. İlk başta önemsiz görünen bir geçit başka bir bölgeye, orada unutulmuş bir ışınlanma noktasına, ardından yeni platform bölümlerine ve sonunda tamamen kaçırılmış alanlara götürüyor. İşte gerçek Metroidvania hissi tam olarak bu. Keşke oyun bunu daha sık yapsaydı. [h2]Hikâye Beklediğimden Çok Daha Güçlü[/h2] Nine Sols'u yalnızca zorlu aksiyon için oynarsanız oyunun en iyi taraflarından birini kaçırabilirsiniz. Hikâyesi gerçekten başarılı. Dünya ilk bakışta karmaşık görünebilir ancak karakterleri tanıdıkça olayların arkasındaki yapı daha anlamlı hale geliyor. Bilimsel ilerleme, ölüm, yaşamın anlamı, ahlaki sorumluluk, intikam, pişmanlık ve kabul etme gibi temalar hikâyenin merkezinde bulunuyor. [h2]Yi Klasik Bir Kahraman Değil[/h2] Ana karakter Yi ilk başta kolay sevilebilecek biri değil. Soğuk. Hesapçı. Kibirli. Geçmişte yaptığı bazı şeyler oldukça ağır. Oyunun güçlü tarafı karakteri kusursuz göstermeye çalışmaması. Tam tersine hikâye Yi'nin geçmişteki seçimleriyle yüzleşmesi üzerine kuruluyor. Başlangıçta ana motivasyonu büyük ölçüde intikam. Ancak oyun ilerledikçe çevresindeki karakterler onun dünyaya bakışını değiştirmeye başlıyor. [h2]Shuanshuan ile Yi'nin İlişkisi[/h2] Yi'nin karakter gelişimindeki en önemli kişilerden biri Shuanshuan. Çocuk oldukça açık, meraklı ve hayatı Yi'den tamamen farklı biçimde görüyor. Yi sonuçlara ve verimliliğe odaklanırken Shuanshuan için yaşam yalnızca ulaşılacak hedeflerden ibaret değil. Zaman içerisinde aralarında beklenmedik bir bağ oluşuyor. Yi ona kültürüyle ilgili nesneler getiriyor. Onunla konuşuyor. Sorularına cevap veriyor. Ve yavaş yavaş kendi düşüncelerini de sorgulamaya başlıyor. [h2]Heng'in Gölgesi[/h2] Shuanshuan'ın Yi üzerindeki etkisinin bu kadar güçlü olmasının önemli nedenlerinden biri küçük kız kardeşi Heng. Yi ile Heng birbirinden tamamen farklı karakterler. Yi daha mantıksal ve mesafeli. Heng ise doğaya, yaşama ve sezgilere daha yakın. Geçmişte Yi, Heng'in düşüncelerini yeterince ciddiye almamış. Ancak yıllar sonra Shuanshuan'ın dünyaya bakışında kardeşinin düşüncelerini yeniden görmeye başlıyor. Bu durum Yi'nin geçmişte yaptığı seçimleri yeniden değerlendirmesine neden oluyor. [h2]Oyunun Asıl Hikâyesi İntikam Değil[/h2] Başlangıçta Nine Sols bir intikam hikâyesi gibi görünebilir. Ancak ilerledikçe çok daha kişisel bir hikâyeye dönüşüyor. Yi'nin asıl mücadelesi yalnızca düşmanlarıyla değil. Kendi geçmişiyle. Aldığı kararlarla. Ve bu kararların başkalarına verdiği zararlarla. [b]Oyunun gerçek yolculuğu Yi'nin düşmanlarını yenmesi değil, neden eskisi gibi devam edemeyeceğini anlaması.[/b] [h2]Shennong ve Diğer Yan Karakterler[/h2] Yan karakterlerin önemli bir bölümü de yalnızca görev dağıtan NPC'lerden ibaret değil. Shennong başlangıçta kaba ve kendine fazla güvenen biri gibi görünüyor. Ancak olaylar ilerledikçe cesur ve fedakâr tarafı ortaya çıkıyor. Köyü tehdit altında olduğunda kendi hayatını riske atması Yi'nin ona bakışını değiştiriyor. Robot karakterler ise oldukça karanlık hikâyenin içerisinde mizah unsuru oluşturuyor. Bazılarıyla ilgili küçük görevler beklenmedik şekilde duygusal sonuçlara ulaşabiliyor. Bu küçük hikâyeler dünyanın daha canlı hissettirmesine yardımcı oluyor. [h2]Nine Sols'un Güçlü ve Zayıf Tarafları[/h2] [b]Güçlü tarafları:[/b] [ol] [li]Son derece başarılı savuşturma tabanlı dövüş sistemi[/li] [li]Harika patron savaşları[/li] [li]Kendine özgü Taoist bilim kurgu sanat tasarımı[/li] [li]Başarılı müzik ve atmosfer[/li] [li]Tepkisel kontroller[/li] [li]Güçlü karakter gelişimi[/li] [li]Beklenenden daha etkileyici hikâye[/li] [li]Farklı oyun tarzlarına izin veren yeşim sistemi[/li] [/ol] [b]Zayıf tarafları:[/b] [ol] [li]Keşif sistemi dövüş kadar güçlü değil[/li] [li]Platform bölümleri daha fazla olabilirdi[/li] [li]Bazı 3D öğeler 2D görsellerle tam uyuşmuyor[/li] [li]Bazı zorluk sıçramaları oldukça sert[/li] [li]Haritadaki birçok sır fazla kolay bulunabiliyor[/li] [/ol] [h2]Nine Sols Kimler İçin Uygun?[/h2] Eğer Sekiro'nun savuşturmasını, Hollow Knight tarzı dünyaları, zor patron savaşlarını, elle çizilmiş grafikleri, karanlık bilim kurgu hikâyelerini ve öğrenmesi zaman alan dövüş sistemlerini seviyorsanız Nine Sols'u mutlaka değerlendirmeniz gereken oyunlardan biri. Ancak ağırlıklı olarak keşif ve platform arıyorsanız beklentinizi biraz daha düşük tutmak gerekiyor. Nine Sols'un önceliği savaş. [h2]Nine Sols Oynamaya Değer mi?[/h2] Bence kesinlikle değer. Nine Sols kusursuz bir Metroidvania değil. Keşif tarafı Hollow Knight kadar güçlü değil. Hareket sistemi bazı rakipleri kadar özgür hissettirmiyor. Görsel derinlik konusunda Ori seviyesinde olmayabilir. Ama dövüş sisteminde kendi sınıfında çok güçlü bir noktada. Savuşturma, iç hasar, Qi, tılsımlar, yeşim taşları ve patron tasarımları birbirini tamamlayan gerçekten başarılı bir sistem oluşturuyor. Daha da önemlisi oyun yalnızca mekanik açıdan başarılı değil. Hikâyesinin sonlarına geldiğinizde Yi'nin yolculuğunun ne kadar iyi planlandığını fark ediyorsunuz. [quote]Nine Sols benim için yalnızca başarılı bir Metroidvania değil; son yıllarda oynanabilecek en tatmin edici 2D dövüş sistemlerinden birine sahip oyunlardan biri.[/quote] Kusurları var. Ama güçlü olduğu alanlarda o kadar iyi ki bu kusurların büyük bölümünü görmezden gelmek kolaylaşıyor. [b]Özellikle Sekiro'nun "rakipten kaçma, saldırının içine gir ve savuştur" felsefesini sevenler için Nine Sols çok güçlü bir öneri.[/b] [h2]TechForum Puanı[/h2] [b]Görsel Tasarım:[/b] 9/10 [b]Müzik ve Ses:[/b] 9/10 [b]Dövüş Sistemi:[/b] 10/10 [b]Patron Tasarımları:[/b] 9.5/10 [b]Keşif:[/b] 7.5/10 [b]Platform Mekanikleri:[/b] 8/10 [b]Hikâye ve Karakterler:[/b] 9/10 [b]Genel Puan: 9/10[/b] [i]Zorlu ancak adil dövüş sistemlerini seviyorsanız Nine Sols kesinlikle şans vermeniz gereken bir oyun.[/i] [quote]Nine Sols'u oynadınız mı? En çok zorlandığınız patron hangisiydi? Sizce savaş sistemi Sekiro ve Hollow Knight gibi oyunlarla kıyaslandığında nasıl?[/quote]
    Beğen
    12
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 3B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Sinemanın En Unutulmaz Asansör Sahneleri:
    Sinemanın En Unutulmaz Asansör Sahneleri Aksiyondan Korkuya Efsane Anlar.

    Asansör denildiğinde aklımıza genellikle birkaç saniyelik sıkıcı bir yolculuk gelir. Sinemada ise işler hiç öyle yürümüyor.

    Yönetmenler yıllardır bu dar, kapalı ve kaçış imkânı olmayan alanı gerilim yaratmak için kullanıyor. Bazen birkaç saniyelik sessizlik bütün sahneden daha gergin olabiliyor, bazen kapılar açıldığı anda büyük bir çatışma başlıyor, bazen de küçücük bir kabin filmin en komik anına dönüşüyor.

    Asansör sahnelerinin bu kadar etkili olmasının temel nedeni aslında oldukça basit:
    Karakterlerin kaçabileceği alan yoktur. Kapılar kapanır ve artık herkes aynı küçük kutunun içindedir.
    İşte aksiyondan korkuya, bilim kurgudan komediye sinema tarihinin akılda kalan asansör sahnelerinden bazıları.

    Yazının devamında bazı filmlerle ilgili küçük ve büyük spoiler'lar bulunabilir.

    Asansörler Sinemada Neden Bu Kadar İyi Çalışıyor?

    Asansör sinema için neredeyse hazır bir gerilim setidir.

    Dar alan, kapalı kapılar, bilinmeyen bir sonraki kat ve karakterlerin birbirinden uzaklaşamaması yönetmene çok sayıda imkân sunar.

    Bir asansör sahnesi;
    1. Gerilim yaratabilir
    2. Karakterleri yüzleşmeye zorlayabilir
    3. Ani bir aksiyon sahnesine dönüşebilir
    4. Korku unsuru olarak kullanılabilir
    5. Komedi için garip bir sessizlik yaratabilir
    6. Filmin önemli bir kırılma noktasına dönüşebilir
    Üstelik bunun için devasa bir sete ihtiyaç yoktur.

    Bazen yalnızca birkaç oyuncu, kapalı bir kabin ve doğru kamera açıları yeterlidir.

    Sinemanın ilk dönemlerinde bile asansörlerin komedi için kullanıldığını görüyoruz. Buster Keaton'ın 1921 tarihli The Goat filmi bunun erken örneklerinden biri.

    Ancak modern sinemada asansörler çok daha tehlikeli hale geldi.

    Motor City (2026)

    Listeye doğrudan sert bir aksiyon sahnesiyle başlayalım.

    Motor City, asansörü klasik "kaçacak yer yok" mantığıyla kullanıyor. Dar alan içerisinde başlayan çatışma, karakterlerin hareket alanını minimuma indirerek dövüşün daha sert görünmesini sağlıyor.

    Bu tür sahnelerin güzel tarafı koreografinin çok net hissedilmesi.

    Geniş bir depoda veya sokakta karakterler birbirinden uzaklaşabilir. Asansörde ise birkaç adım sonra duvar var.

    Bu nedenle yumrukların, bıçakların ve silahların etkisi izleyiciye çok daha yakın geliyor.

    Monkey Man (2024)

    Dev Patel'in yönettiği Monkey Man, yakın dövüş konusunda oldukça fiziksel bir yapıya sahip.

    Filmin asansörde geçen dövüşü de bunun güzel örneklerinden biri.

    Dar alan yalnızca karakterleri sınırlandırmıyor; kamera da kavganın içine sıkışıyor.

    Sonuç olarak seyirci mücadeleyi uzaktan izlemek yerine neredeyse karakterlerin yanında duruyormuş hissine kapılıyor.

    Modern aksiyon sinemasında iyi bir asansör dövüşünün nasıl çekilebileceğini gösteren örneklerden biri.

    Kaptan Amerika: Kış Askeri (2014)

    Marvel Sinematik Evreni'nin en çok hatırlanan asansör sahnelerinden biri hiç şüphesiz Captain America: The Winter Soldier içerisinde bulunuyor.

    Sahnenin gücü yalnızca kavga başladığında ortaya çıkmıyor.

    Asıl başarılı bölüm kavga başlamadan önce yaşanıyor.

    Asansör her katta duruyor.

    Yeni kişiler içeri giriyor.

    Kabinin içerisindeki alan giderek daralıyor.

    Steve Rogers ise etrafındaki kişilerin davranışlarından bir şeylerin ters gittiğini anlamaya başlıyor.

    Ve ardından artık klasikleşen an geliyor:
    Başlamadan önce çıkmak isteyen var mı?
    Bu sahneyi unutulmaz yapan şey koreografiden çok gerilimin adım adım kurulması.

    Teenage Mutant Ninja Turtles (2014)

    Her asansör sahnesinin kavga veya korku içermesi gerekmiyor.

    2014 yapımı Teenage Mutant Ninja Turtles bunun en eğlenceli örneklerinden birine sahip.

    Kaplumbağalar ciddi bir çatışmaya gitmeden hemen önce asansörde beklerken Michelangelo kabinin çıkardığı sesleri ritme dönüştürmeye başlıyor.

    Bir süre sonra diğerleri de ona katılıyor.

    Son derece kısa bir sahne olmasına rağmen karakterlerin kişiliklerini göstermesi açısından filmin en akılda kalan anlarından biri haline geldi.

    Bazen birkaç saniyelik saçmalık, büyük aksiyon sahnelerinden daha kalıcı olabiliyor.

    Jim Carrey ve Asansör Komedisi

    Fun with **** and Jane (2005)

    Jim Carrey'nin fiziksel komedi yeteneği kapalı alanlarda daha da belirgin hale geliyor.

    Fun with **** and Jane içerisindeki asansör anları da karakterin ruh halini kısa sürede anlatan eğlenceli örneklerden.

    Liar Liar (1997)

    Liar Liar ise farklı bir yöntem kullanıyor.

    Artık yalan söyleyemeyen Fletcher'ın insanlarla aynı küçük alanda bulunması başlı başına tehlikeli hale geliyor.

    Normal şartlarda insanların söylememeyi tercih edeceği düşünceler bir anda dışarı çıkmaya başlıyor.

    Asansör burada fiziksel tehlike değil, sosyal kaçışsızlık yaratıyor.

    Arnold Schwarzenegger ve Asansörler

    Schwarzenegger filmlerine bakınca asansörlerin aksiyon sinemasında ne kadar kullanışlı olduğunu daha iyi fark ediyoruz.

    Total Recall (1990)

    Paul Verhoeven'in bilim kurgu klasiğinde asansörler filmin kaotik atmosferine çok uygun şekilde kullanılıyor.

    Dar koridorlar, kovalamacalar ve fiziksel mücadeleler Total Recall'ın abartılı aksiyon diliyle birleşiyor.

    True Lies (1994)

    James Cameron'ın True Lies filmindeki kovalamaca ise daha farklı.

    Bir karakter motosikletle kaçarken Schwarzenegger at üzerinde peşinden gidiyor ve kovalamaca bir noktada asansöre kadar ulaşıyor.

    Kağıt üzerinde saçma görünebilecek fikir, filmin dünyasında son derece eğlenceli çalışıyor.

    Last Action Hero (1993)

    Last Action Hero zaten aksiyon filmi klişeleriyle dalga geçen bir yapım.

    Dolayısıyla asansör boşlukları, yüksekten düşmeler, silahlar ve patlamalar aynı sekans içerisinde buluştuğunda film tam olarak yapmak istediği şeyi yapıyor.

    Resident Evil ve Son Durak: Asansör Korkusu

    Asansör korku filmleri için adeta doğal bir tuzak.

    Kapılar açılmayabilir.

    Kabin düşebilir.

    Mekanizma bozulabilir.

    Ve en kötüsü, içerideyken kaçacak başka bir yeriniz yoktur.

    Resident Evil (2002)

    İlk Resident Evil filminin açılış bölümlerindeki asansör sahnesi özellikle filmi ilk kez genç yaşta izleyenlerin kolay kolay unutamadığı anlardan biri.

    Sahne her şeyi açık açık göstermek yerine izleyicinin hayal gücünü kullanıyor.

    Bazen göstermemek, göstermekten daha etkili olabiliyor.

    Final Destination 2 (2003)

    Final Destination serisinin temel mantığı zaten günlük hayat içerisinde sıradan görünen şeyleri ölüm tuzağına dönüştürmek.

    Asansör de doğal olarak bu listenin dışında kalmıyor.

    Seriyi izledikten sonra günlük hayatta kullandığınız bazı cihazlara bir süre farklı gözle bakmanız gayet normal.

    Final Destination: Bloodlines (2025)

    Serinin daha yeni örneklerinde de asansör ve yüksek yapı korkusunun kullanılmaya devam ettiğini görüyoruz.

    Teknoloji değişiyor ama insanın kapalı bir metal kutunun onlarca metre yukarıda olduğunun farkına varması hâlâ aynı derecede rahatsız edici.

    Spider-Man: Homecoming (2017)

    Washington Anıtı içerisinde geçen kurtarma sekansı, Spider-Man: Homecoming'in en başarılı gerilim sahnelerinden biri.

    Peter henüz deneyimsiz.

    Durum hızla kontrolden çıkıyor.

    Asansörde mahsur kalan insanların zamanı azalıyor.

    Spider-Man ise kahraman olmanın yalnızca güçlü olmak anlamına gelmediğini öğreniyor.

    Sahnenin güzel tarafı büyük bir süper kahraman filminde bile basit bir asansör kazasının yeterince güçlü bir gerilim oluşturabilmesi.

    500 Days of Summer (2009)

    Asansörler yalnızca insanların öldüğü veya kavga ettiği yerler değil.

    Bazen bir ilişkinin başladığı yer de olabilir.

    500 Days of Summer'daki asansör sahnesinin güzelliği son derece sıradan olması.

    İki insan.

    Kısa bir yolculuk.

    Kulaklıktan gelen bir şarkı.

    Ve küçük bir konuşma.

    Büyük romantik filmlerin bazen devasa sahnelere ihtiyacı olmadığını gösteren çok güzel bir an.

    Willy Wonka ve Uçan Asansör

    Willy Wonka & the Chocolate Factory (1971)

    Buradaki asansör artık gerçek dünyanın kurallarına uymuyor.

    Yukarı ve aşağı hareket etmek yerine her yöne gidebilen cam asansör, filmin fantastik dünyasının doğal bir parçası.

    Filmin sonunda kabinin fabrikanın çatısından çıkarak gökyüzüne yükselmesi hâlâ oldukça yaratıcı bir fikir.

    Charlie and the Chocolate Factory (2005)

    Tim Burton'ın versiyonunda ise asansörün yetenekleri daha fazla kullanılıyor.

    Şeffaf kabin fabrikanın farklı bölümleri arasında hareket ediyor ve mekânın fantastik ölçeğini izleyiciye göstermenin bir aracına dönüşüyor.

    Asya Korku Sinemasında Asansörler

    Asya korku sineması sıradan mekânları rahatsız edici hale getirme konusunda oldukça başarılı.

    Asansör de bunun için mükemmel bir ortam.

    Into the Mirror (2003)

    Yansımalar üzerinden korku yaratan filmde aynalar ve kapalı alanlar sürekli olarak güven duygusunu bozuyor.

    Asansörün aynalı yüzeyleri de doğal olarak bu atmosfer için ideal.

    Ju-On: The Grudge (2002)

    Ju-On'un korkutucu tarafı kötülüğün belirli bir odada kalmaması.

    Koridorda, evde veya asansörde olmanız fark etmiyor.

    Güvende olduğunuzu düşündüğünüz birkaç saniyelik yolculuk bile rahatsız edici hale gelebiliyor.

    The Eye 2 (2004)

    Film, asansörün kapalı ve kontrollü görünen ortamını doğaüstü bir tehdit için kullanıyor.

    Bir yerde mahsur kalma duygusu ile görünmeyen bir varlığın yakınınızda bulunması fikri birleşince oldukça etkili bir korku ortaya çıkıyor.

    Speed (1994)

    Speed denildiğinde herkesin aklına otobüs geliyor.

    Ancak filmin açılışındaki asansör bölümü de başlı başına küçük bir aksiyon filmi gibi.

    Bir grup insan yüksek bir binanın asansöründe mahsur kalıyor ve kabin her an düşebilir.

    Polisler ise zamana karşı yarışarak yolcuları kurtarmaya çalışıyor.

    Bu bölüm filmin geri kalanında göreceğimiz temel formülü daha ilk dakikalarda gösteriyor:
    Zaman azalıyor, insanlar mahsur ve hata yapma şansı yok.
    Son derece basit ama çok etkili.

    The Shining (1980)

    Sinema tarihindeki en ikonik asansör görüntülerinden biri hiç şüphesiz Stanley Kubrick'in The Shining filmine ait.

    Asansör kapıları açılıyor.

    Birkaç saniye hiçbir şey olmuyor.

    Ardından koridora devasa miktarda kan akmaya başlıyor.

    Sahne korku sinemasında o kadar güçlü bir görsel simge haline geldi ki filmi hiç izlemeyen insanların bile görüntüyü tanıma ihtimali yüksek.

    Buradaki asıl başarı şiddet göstermekten çok beklenti yaratmak.

    Kapılar açıldığında beynimiz birilerinin çıkmasını bekliyor.

    Ama çıkan şey tamamen başka.

    Hollow Man (2000)

    Paul Verhoeven'in bilim kurgu gerilim filmi final bölümünde asansör boşluğunu büyük bir aksiyon alanına dönüştürüyor.

    Kabinin kendisi, kablolar, merdivenler ve yükseklik tehlikenin parçaları haline geliyor.

    Bu tür sahnelerde asansör artık yalnızca ulaşım aracı değildir.

    Mekânın tamamı bir silaha dönüşür.

    The Matrix (1999)

    Neo ve Trinity'nin Morpheus'u kurtarmaya gittiği bölüm zaten baştan sona ikonik.

    Koridordaki çatışmanın ardından ikili asansörü normal şekilde kullanmak yerine sistemin fizik kurallarını kendi lehlerine çeviriyor.

    Neo kabloyu koparıyor.

    Asansör kabini aşağı düşüyor.

    Karşı ağırlık ise onları yukarı fırlatıyor.

    Bu birkaç saniyelik hareket Matrix'in temel fikrini mükemmel özetliyor:
    Kuralları kabul etmek zorunda değilsiniz. Önce onların ne olduğunu anlamanız gerekir.

    Infernal Affairs (2002) ve The Departed (2006)

    Burada büyük spoiler vermeden konuşmak daha doğru.

    Her iki filmde de asansör hikâyenin en kritik noktalarından birinin parçası.

    Özellikle The Departed'ı ilk kez izleyenlerin asansör kapılarının açıldığı anı unutması oldukça zor.

    Sahne o kadar hızlı gerçekleşiyor ki izleyici olan biteni anlamaya çalışırken film yeni bir şok daha hazırlıyor.

    Infernal Affairs ise aynı temel hikâyeyi daha farklı bir ritim ve duygusal tonla anlatıyor.

    Her iki versiyon da asansörü yalnızca mekân olarak değil, hikâyenin geri dönüşü olmayan noktası olarak kullanıyor.

    Die Hard Serisi ve Asansör Takıntısı

    John McClane'in asansörlerle özel bir ilişkisi olduğunu söylemek yanlış olmaz.

    Die Hard (1988)

    Bir gökdelende geçen film için asansör boşluklarının kullanılmaması zaten düşünülemezdi.

    McClane'in asansör sistemini düşmanlarına karşı kullanması filmin "eldeki her şeyi silaha dönüştür" mantığının güzel örneklerinden.

    Die Hard with a Vengeance (1995)

    Serinin en iyi asansör sahnelerinden biri üçüncü filmde.

    McClane birkaç kişiyle birlikte asansöre giriyor.

    Başta her şey normal görünüyor.

    Sonra küçük bir ayrıntı dikkatini çekiyor.

    Yanındaki insanların aslında kim olduklarını anladığı anda kabinin atmosferi tamamen değişiyor.

    Dar alanda başlayan çatışma kısa, sert ve oldukça etkili.

    Live Free or Die Hard (2007)

    Dördüncü film ise işi iyice büyütüyor.

    Artık yalnızca insanlar değil, araçlar bile asansör boşluklarına giriyor.

    Gerçekçilik seviyesi tartışılabilir ama aksiyon sineması açısından oldukça eğlenceli.

    Drive (2011)

    Drive'daki asansör sahnesinin unutulmaz olmasının nedeni dövüş koreografisi değil.

    Bu sahne karakter hakkında bildiğimizi düşündüğümüz her şeyi birkaç saniye içerisinde değiştiriyor.

    Başlangıçta sakin bir an görüyoruz.

    Driver ve Irene aynı asansörde.

    Driver yaklaşan tehlikeyi fark ediyor.

    Irene'i arkasına alıyor.

    Sonra onu öpüyor.

    Ve birkaç saniye sonra sahne son derece sert bir şiddete dönüşüyor.

    Kapı tekrar açıldığında Irene artık karşısındaki adamı eskisi gibi görmüyor.

    Asansör kapıları kapanırken aralarında oluşan mesafe de sembolik hale geliyor.

    Bir mekânın karakter gelişimi için kullanılmasının en iyi örneklerinden biri.

    New World (2013)

    Kore suç sinemasının güçlü örneklerinden New World, asansör dövüşünü yalnızca gösterişli bir aksiyon sahnesi olarak kullanmıyor.

    Sahnenin gücü hikâyedeki konumundan geliyor.

    Karakterlerin ilişkilerini ve olayların ulaştığı noktayı bildiğinizde dövüş çok daha ağır hissettiriyor.

    Kore aksiyon sinemasının yakın dövüşte neden bu kadar başarılı olduğunun güzel örneklerinden.

    The Cabin in the Woods (2011)

    Bir korku filmi hayranıysanız bu sahne adeta eğlence parkı gibi.

    Filmin sonlarına doğru açılan asansör kapıları yalnızca bir canavarı ortaya çıkarmıyor.

    Neredeyse bütün korku filmi kataloglarının aynı anda serbest bırakıldığı devasa bir kaosa dönüşüyor.

    Asansörlerin aynı anda açıldığı bölüm filmin bütün fikrini birkaç saniye içerisinde görselleştiriyor.

    Korku sinemasına yazılmış en eğlenceli aşk mektuplarından biri.

    Terminatör 2: Kıyamet Günü (1991)

    Ve benim için zirvede Terminator 2: Judgment Day var.

    Sarah Connor'ın hastaneden kaçışı zaten yeterince gergin.

    Tam özgürlüğe yaklaşmışken karşısında T-800'ü görüyor.

    Sarah için bu makine hayatındaki en büyük kâbus.

    Ancak birkaç saniye sonra arkasından daha büyük bir tehdit geliyor: T-1000.

    Asansör kapıları kapanmaya çalışırken sıvı metal T-1000 ellerini kapıların arasından geçiriyor.

    Silah sesleri.

    Dar koridor.

    Panik.

    Kapanmayan kapılar.

    Kaçmaya çalışan karakterler.

    Sahne hem görsel efekt hem kurgu hem de gerilim açısından bugün bile son derece iyi çalışıyor.

    T-1000'in sıvı metal yapısını ilk kez gerçekten tehlikeli biçimde gördüğümüz anlardan biri olması da sahnenin etkisini artırıyor.

    Asansör sahnesi denildiğinde benim aklıma gelen ilk film Terminator 2.

    Peki Asansör Sahneleri Neden Aklımızda Kalıyor?

    Bu filmlere baktığımızda ortak bir nokta görüyoruz.

    Asansör aslında çok sıradan bir mekân.

    Her gün milyonlarca insan kullanıyor.

    Ancak sinemada kapılar kapandığı anda yönetmen bütün kontrolü ele geçiriyor.

    Karakterler kaçamıyor.

    Kamera kaçamıyor.

    İzleyici de kaçamıyor.

    Bir sonraki katın ne getireceğini bilmiyoruz.

    Bu nedenle aynı dört duvar bir filmde romantik tanışma noktası, başka bir filmde korku tuzağı, başka bir filmde dövüş arenası, başka bir filmde ise hikâyenin en dramatik anı olabiliyor.

    Oyunlarda Unutulmaz Asansör Bölümleri

    Asansörler yalnızca sinemanın sevdiği mekânlar değil.

    Video oyunlarında da yıllardır kullanılıyor.

    Özellikle eski beat 'em up oyunlarında asansör bölümü neredeyse başlı başına bir gelenekti.

    Fighting Force

    1990'ların sonunda oynayanların hatırlayacağı Fighting Force, asansör üzerinde düşman dalgalarıyla mücadele edilen bölümleriyle dönemin klasik aksiyon oyunlarından biriydi.

    Streets of Rage

    Streets of Rage serisi de dar alan dövüşlerinin oyun dünyasındaki en güzel örneklerinden.

    Asansör hareket ederken farklı katlardan gelen düşmanlarla savaşmak artık türün klasiklerinden biri haline geldi.

    Elevator Action

    Asansörü oyunun ana mekaniğine dönüştüren örneklerden biri ise çok daha eski olan Elevator Action.

    Oyuncunun katlar arasında ilerlemesi ve asansörleri stratejik biçimde kullanması oyunun temel yapısını oluşturuyordu.

    Yani sinema asansörleri seviyorsa oyun dünyasının da onlardan aşağı kalır yanı yok.

    Asansör sahnelerinin sinemada bu kadar sık kullanılmasının nedeni aslında son derece basit.

    Küçük bir alan içerisinde çok büyük bir gerilim yaratılabiliyor.

    Captain America: The Winter Soldier bize dövüş öncesi gerilimi,

    Drive karakter değişimini,

    The Shining saf görsel korkuyu,

    Matrix yaratıcılığı,

    Speed zamana karşı yarışı,

    Terminator 2 ise aksiyon ile gerilimin nasıl birleştirileceğini gösteriyor.

    Ve muhtemelen gelecekte de yönetmenler bu birkaç metrekarelik metal kutuyu kullanmanın yeni yollarını bulmaya devam edecek.
    Sizin sinemada unutamadığınız asansör sahnesi hangisi? Listede olması gerektiğini düşündüğünüz ama burada yer almayan bir film var mı?
    Benim seçimim Terminator 2. Ama Drive, The Matrix ve Captain America: The Winter Soldier da fazlasıyla güçlü adaylar.
    Sinemanın En Unutulmaz Asansör Sahneleri Aksiyondan Korkuya Efsane Anlar. Asansör denildiğinde aklımıza genellikle birkaç saniyelik sıkıcı bir yolculuk gelir. Sinemada ise işler hiç öyle yürümüyor. Yönetmenler yıllardır bu dar, kapalı ve kaçış imkânı olmayan alanı gerilim yaratmak için kullanıyor. Bazen birkaç saniyelik sessizlik bütün sahneden daha gergin olabiliyor, bazen kapılar açıldığı anda büyük bir çatışma başlıyor, bazen de küçücük bir kabin filmin en komik anına dönüşüyor. Asansör sahnelerinin bu kadar etkili olmasının temel nedeni aslında oldukça basit: [quote]Karakterlerin kaçabileceği alan yoktur. Kapılar kapanır ve artık herkes aynı küçük kutunun içindedir.[/quote] İşte aksiyondan korkuya, bilim kurgudan komediye sinema tarihinin akılda kalan asansör sahnelerinden bazıları. [i]Yazının devamında bazı filmlerle ilgili küçük ve büyük spoiler'lar bulunabilir.[/i] [h2]Asansörler Sinemada Neden Bu Kadar İyi Çalışıyor?[/h2] Asansör sinema için neredeyse hazır bir gerilim setidir. Dar alan, kapalı kapılar, bilinmeyen bir sonraki kat ve karakterlerin birbirinden uzaklaşamaması yönetmene çok sayıda imkân sunar. Bir asansör sahnesi; [ol] [li]Gerilim yaratabilir[/li] [li]Karakterleri yüzleşmeye zorlayabilir[/li] [li]Ani bir aksiyon sahnesine dönüşebilir[/li] [li]Korku unsuru olarak kullanılabilir[/li] [li]Komedi için garip bir sessizlik yaratabilir[/li] [li]Filmin önemli bir kırılma noktasına dönüşebilir[/li] [/ol] Üstelik bunun için devasa bir sete ihtiyaç yoktur. Bazen yalnızca birkaç oyuncu, kapalı bir kabin ve doğru kamera açıları yeterlidir. Sinemanın ilk dönemlerinde bile asansörlerin komedi için kullanıldığını görüyoruz. Buster Keaton'ın 1921 tarihli [i]The Goat[/i] filmi bunun erken örneklerinden biri. Ancak modern sinemada asansörler çok daha tehlikeli hale geldi. [h2]Motor City (2026)[/h2] Listeye doğrudan sert bir aksiyon sahnesiyle başlayalım. [b]Motor City[/b], asansörü klasik "kaçacak yer yok" mantığıyla kullanıyor. Dar alan içerisinde başlayan çatışma, karakterlerin hareket alanını minimuma indirerek dövüşün daha sert görünmesini sağlıyor. Bu tür sahnelerin güzel tarafı koreografinin çok net hissedilmesi. Geniş bir depoda veya sokakta karakterler birbirinden uzaklaşabilir. Asansörde ise birkaç adım sonra duvar var. Bu nedenle yumrukların, bıçakların ve silahların etkisi izleyiciye çok daha yakın geliyor. [h2]Monkey Man (2024)[/h2] Dev Patel'in yönettiği [b]Monkey Man[/b], yakın dövüş konusunda oldukça fiziksel bir yapıya sahip. Filmin asansörde geçen dövüşü de bunun güzel örneklerinden biri. Dar alan yalnızca karakterleri sınırlandırmıyor; kamera da kavganın içine sıkışıyor. Sonuç olarak seyirci mücadeleyi uzaktan izlemek yerine neredeyse karakterlerin yanında duruyormuş hissine kapılıyor. Modern aksiyon sinemasında iyi bir asansör dövüşünün nasıl çekilebileceğini gösteren örneklerden biri. [h2]Kaptan Amerika: Kış Askeri (2014)[/h2] Marvel Sinematik Evreni'nin en çok hatırlanan asansör sahnelerinden biri hiç şüphesiz [b]Captain America: The Winter Soldier[/b] içerisinde bulunuyor. Sahnenin gücü yalnızca kavga başladığında ortaya çıkmıyor. Asıl başarılı bölüm kavga başlamadan önce yaşanıyor. Asansör her katta duruyor. Yeni kişiler içeri giriyor. Kabinin içerisindeki alan giderek daralıyor. Steve Rogers ise etrafındaki kişilerin davranışlarından bir şeylerin ters gittiğini anlamaya başlıyor. Ve ardından artık klasikleşen an geliyor: [quote]Başlamadan önce çıkmak isteyen var mı?[/quote] Bu sahneyi unutulmaz yapan şey koreografiden çok gerilimin adım adım kurulması. [h2]Teenage Mutant Ninja Turtles (2014)[/h2] Her asansör sahnesinin kavga veya korku içermesi gerekmiyor. 2014 yapımı [b]Teenage Mutant Ninja Turtles[/b] bunun en eğlenceli örneklerinden birine sahip. Kaplumbağalar ciddi bir çatışmaya gitmeden hemen önce asansörde beklerken Michelangelo kabinin çıkardığı sesleri ritme dönüştürmeye başlıyor. Bir süre sonra diğerleri de ona katılıyor. Son derece kısa bir sahne olmasına rağmen karakterlerin kişiliklerini göstermesi açısından filmin en akılda kalan anlarından biri haline geldi. Bazen birkaç saniyelik saçmalık, büyük aksiyon sahnelerinden daha kalıcı olabiliyor. [h2]Jim Carrey ve Asansör Komedisi[/h2] [h3]Fun with Dick and Jane (2005)[/h3] Jim Carrey'nin fiziksel komedi yeteneği kapalı alanlarda daha da belirgin hale geliyor. [b]Fun with Dick and Jane[/b] içerisindeki asansör anları da karakterin ruh halini kısa sürede anlatan eğlenceli örneklerden. [h3]Liar Liar (1997)[/h3] [b]Liar Liar[/b] ise farklı bir yöntem kullanıyor. Artık yalan söyleyemeyen Fletcher'ın insanlarla aynı küçük alanda bulunması başlı başına tehlikeli hale geliyor. Normal şartlarda insanların söylememeyi tercih edeceği düşünceler bir anda dışarı çıkmaya başlıyor. Asansör burada fiziksel tehlike değil, sosyal kaçışsızlık yaratıyor. [h2]Arnold Schwarzenegger ve Asansörler[/h2] Schwarzenegger filmlerine bakınca asansörlerin aksiyon sinemasında ne kadar kullanışlı olduğunu daha iyi fark ediyoruz. [h3]Total Recall (1990)[/h3] Paul Verhoeven'in bilim kurgu klasiğinde asansörler filmin kaotik atmosferine çok uygun şekilde kullanılıyor. Dar koridorlar, kovalamacalar ve fiziksel mücadeleler [b]Total Recall[/b]'ın abartılı aksiyon diliyle birleşiyor. [h3]True Lies (1994)[/h3] James Cameron'ın [b]True Lies[/b] filmindeki kovalamaca ise daha farklı. Bir karakter motosikletle kaçarken Schwarzenegger at üzerinde peşinden gidiyor ve kovalamaca bir noktada asansöre kadar ulaşıyor. Kağıt üzerinde saçma görünebilecek fikir, filmin dünyasında son derece eğlenceli çalışıyor. [h3]Last Action Hero (1993)[/h3] [b]Last Action Hero[/b] zaten aksiyon filmi klişeleriyle dalga geçen bir yapım. Dolayısıyla asansör boşlukları, yüksekten düşmeler, silahlar ve patlamalar aynı sekans içerisinde buluştuğunda film tam olarak yapmak istediği şeyi yapıyor. [h2]Resident Evil ve Son Durak: Asansör Korkusu[/h2] Asansör korku filmleri için adeta doğal bir tuzak. Kapılar açılmayabilir. Kabin düşebilir. Mekanizma bozulabilir. Ve en kötüsü, içerideyken kaçacak başka bir yeriniz yoktur. [h3]Resident Evil (2002)[/h3] İlk [b]Resident Evil[/b] filminin açılış bölümlerindeki asansör sahnesi özellikle filmi ilk kez genç yaşta izleyenlerin kolay kolay unutamadığı anlardan biri. Sahne her şeyi açık açık göstermek yerine izleyicinin hayal gücünü kullanıyor. Bazen göstermemek, göstermekten daha etkili olabiliyor. [h3]Final Destination 2 (2003)[/h3] [b]Final Destination[/b] serisinin temel mantığı zaten günlük hayat içerisinde sıradan görünen şeyleri ölüm tuzağına dönüştürmek. Asansör de doğal olarak bu listenin dışında kalmıyor. Seriyi izledikten sonra günlük hayatta kullandığınız bazı cihazlara bir süre farklı gözle bakmanız gayet normal. [h3]Final Destination: Bloodlines (2025)[/h3] Serinin daha yeni örneklerinde de asansör ve yüksek yapı korkusunun kullanılmaya devam ettiğini görüyoruz. Teknoloji değişiyor ama insanın kapalı bir metal kutunun onlarca metre yukarıda olduğunun farkına varması hâlâ aynı derecede rahatsız edici. [h2]Spider-Man: Homecoming (2017)[/h2] Washington Anıtı içerisinde geçen kurtarma sekansı, [b]Spider-Man: Homecoming[/b]'in en başarılı gerilim sahnelerinden biri. Peter henüz deneyimsiz. Durum hızla kontrolden çıkıyor. Asansörde mahsur kalan insanların zamanı azalıyor. Spider-Man ise kahraman olmanın yalnızca güçlü olmak anlamına gelmediğini öğreniyor. Sahnenin güzel tarafı büyük bir süper kahraman filminde bile basit bir asansör kazasının yeterince güçlü bir gerilim oluşturabilmesi. [h2]500 Days of Summer (2009)[/h2] Asansörler yalnızca insanların öldüğü veya kavga ettiği yerler değil. Bazen bir ilişkinin başladığı yer de olabilir. [b]500 Days of Summer[/b]'daki asansör sahnesinin güzelliği son derece sıradan olması. İki insan. Kısa bir yolculuk. Kulaklıktan gelen bir şarkı. Ve küçük bir konuşma. Büyük romantik filmlerin bazen devasa sahnelere ihtiyacı olmadığını gösteren çok güzel bir an. [h2]Willy Wonka ve Uçan Asansör[/h2] [h3]Willy Wonka & the Chocolate Factory (1971)[/h3] Buradaki asansör artık gerçek dünyanın kurallarına uymuyor. Yukarı ve aşağı hareket etmek yerine her yöne gidebilen cam asansör, filmin fantastik dünyasının doğal bir parçası. Filmin sonunda kabinin fabrikanın çatısından çıkarak gökyüzüne yükselmesi hâlâ oldukça yaratıcı bir fikir. [h3]Charlie and the Chocolate Factory (2005)[/h3] Tim Burton'ın versiyonunda ise asansörün yetenekleri daha fazla kullanılıyor. Şeffaf kabin fabrikanın farklı bölümleri arasında hareket ediyor ve mekânın fantastik ölçeğini izleyiciye göstermenin bir aracına dönüşüyor. [h2]Asya Korku Sinemasında Asansörler[/h2] Asya korku sineması sıradan mekânları rahatsız edici hale getirme konusunda oldukça başarılı. Asansör de bunun için mükemmel bir ortam. [h3]Into the Mirror (2003)[/h3] Yansımalar üzerinden korku yaratan filmde aynalar ve kapalı alanlar sürekli olarak güven duygusunu bozuyor. Asansörün aynalı yüzeyleri de doğal olarak bu atmosfer için ideal. [h3]Ju-On: The Grudge (2002)[/h3] [b]Ju-On[/b]'un korkutucu tarafı kötülüğün belirli bir odada kalmaması. Koridorda, evde veya asansörde olmanız fark etmiyor. Güvende olduğunuzu düşündüğünüz birkaç saniyelik yolculuk bile rahatsız edici hale gelebiliyor. [h3]The Eye 2 (2004)[/h3] Film, asansörün kapalı ve kontrollü görünen ortamını doğaüstü bir tehdit için kullanıyor. Bir yerde mahsur kalma duygusu ile görünmeyen bir varlığın yakınınızda bulunması fikri birleşince oldukça etkili bir korku ortaya çıkıyor. [h2]Speed (1994)[/h2] [b]Speed[/b] denildiğinde herkesin aklına otobüs geliyor. Ancak filmin açılışındaki asansör bölümü de başlı başına küçük bir aksiyon filmi gibi. Bir grup insan yüksek bir binanın asansöründe mahsur kalıyor ve kabin her an düşebilir. Polisler ise zamana karşı yarışarak yolcuları kurtarmaya çalışıyor. Bu bölüm filmin geri kalanında göreceğimiz temel formülü daha ilk dakikalarda gösteriyor: [quote]Zaman azalıyor, insanlar mahsur ve hata yapma şansı yok.[/quote] Son derece basit ama çok etkili. [h2]The Shining (1980)[/h2] Sinema tarihindeki en ikonik asansör görüntülerinden biri hiç şüphesiz Stanley Kubrick'in [b]The Shining[/b] filmine ait. Asansör kapıları açılıyor. Birkaç saniye hiçbir şey olmuyor. Ardından koridora devasa miktarda kan akmaya başlıyor. Sahne korku sinemasında o kadar güçlü bir görsel simge haline geldi ki filmi hiç izlemeyen insanların bile görüntüyü tanıma ihtimali yüksek. Buradaki asıl başarı şiddet göstermekten çok beklenti yaratmak. Kapılar açıldığında beynimiz birilerinin çıkmasını bekliyor. Ama çıkan şey tamamen başka. [h2]Hollow Man (2000)[/h2] Paul Verhoeven'in bilim kurgu gerilim filmi final bölümünde asansör boşluğunu büyük bir aksiyon alanına dönüştürüyor. Kabinin kendisi, kablolar, merdivenler ve yükseklik tehlikenin parçaları haline geliyor. Bu tür sahnelerde asansör artık yalnızca ulaşım aracı değildir. Mekânın tamamı bir silaha dönüşür. [h2]The Matrix (1999)[/h2] Neo ve Trinity'nin Morpheus'u kurtarmaya gittiği bölüm zaten baştan sona ikonik. Koridordaki çatışmanın ardından ikili asansörü normal şekilde kullanmak yerine sistemin fizik kurallarını kendi lehlerine çeviriyor. Neo kabloyu koparıyor. Asansör kabini aşağı düşüyor. Karşı ağırlık ise onları yukarı fırlatıyor. Bu birkaç saniyelik hareket [b]Matrix[/b]'in temel fikrini mükemmel özetliyor: [quote]Kuralları kabul etmek zorunda değilsiniz. Önce onların ne olduğunu anlamanız gerekir.[/quote] [h2]Infernal Affairs (2002) ve The Departed (2006)[/h2] Burada büyük spoiler vermeden konuşmak daha doğru. Her iki filmde de asansör hikâyenin en kritik noktalarından birinin parçası. Özellikle [b]The Departed[/b]'ı ilk kez izleyenlerin asansör kapılarının açıldığı anı unutması oldukça zor. Sahne o kadar hızlı gerçekleşiyor ki izleyici olan biteni anlamaya çalışırken film yeni bir şok daha hazırlıyor. [b]Infernal Affairs[/b] ise aynı temel hikâyeyi daha farklı bir ritim ve duygusal tonla anlatıyor. Her iki versiyon da asansörü yalnızca mekân olarak değil, hikâyenin geri dönüşü olmayan noktası olarak kullanıyor. [h2]Die Hard Serisi ve Asansör Takıntısı[/h2] John McClane'in asansörlerle özel bir ilişkisi olduğunu söylemek yanlış olmaz. [h3]Die Hard (1988)[/h3] Bir gökdelende geçen film için asansör boşluklarının kullanılmaması zaten düşünülemezdi. McClane'in asansör sistemini düşmanlarına karşı kullanması filmin "eldeki her şeyi silaha dönüştür" mantığının güzel örneklerinden. [h3]Die Hard with a Vengeance (1995)[/h3] Serinin en iyi asansör sahnelerinden biri üçüncü filmde. McClane birkaç kişiyle birlikte asansöre giriyor. Başta her şey normal görünüyor. Sonra küçük bir ayrıntı dikkatini çekiyor. Yanındaki insanların aslında kim olduklarını anladığı anda kabinin atmosferi tamamen değişiyor. Dar alanda başlayan çatışma kısa, sert ve oldukça etkili. [h3]Live Free or Die Hard (2007)[/h3] Dördüncü film ise işi iyice büyütüyor. Artık yalnızca insanlar değil, araçlar bile asansör boşluklarına giriyor. Gerçekçilik seviyesi tartışılabilir ama aksiyon sineması açısından oldukça eğlenceli. [h2]Drive (2011)[/h2] [b]Drive[/b]'daki asansör sahnesinin unutulmaz olmasının nedeni dövüş koreografisi değil. Bu sahne karakter hakkında bildiğimizi düşündüğümüz her şeyi birkaç saniye içerisinde değiştiriyor. Başlangıçta sakin bir an görüyoruz. Driver ve Irene aynı asansörde. Driver yaklaşan tehlikeyi fark ediyor. Irene'i arkasına alıyor. Sonra onu öpüyor. Ve birkaç saniye sonra sahne son derece sert bir şiddete dönüşüyor. Kapı tekrar açıldığında Irene artık karşısındaki adamı eskisi gibi görmüyor. Asansör kapıları kapanırken aralarında oluşan mesafe de sembolik hale geliyor. [b]Bir mekânın karakter gelişimi için kullanılmasının en iyi örneklerinden biri.[/b] [h2]New World (2013)[/h2] Kore suç sinemasının güçlü örneklerinden [b]New World[/b], asansör dövüşünü yalnızca gösterişli bir aksiyon sahnesi olarak kullanmıyor. Sahnenin gücü hikâyedeki konumundan geliyor. Karakterlerin ilişkilerini ve olayların ulaştığı noktayı bildiğinizde dövüş çok daha ağır hissettiriyor. Kore aksiyon sinemasının yakın dövüşte neden bu kadar başarılı olduğunun güzel örneklerinden. [h2]The Cabin in the Woods (2011)[/h2] Bir korku filmi hayranıysanız bu sahne adeta eğlence parkı gibi. Filmin sonlarına doğru açılan asansör kapıları yalnızca bir canavarı ortaya çıkarmıyor. Neredeyse bütün korku filmi kataloglarının aynı anda serbest bırakıldığı devasa bir kaosa dönüşüyor. Asansörlerin aynı anda açıldığı bölüm filmin bütün fikrini birkaç saniye içerisinde görselleştiriyor. [b]Korku sinemasına yazılmış en eğlenceli aşk mektuplarından biri.[/b] [h2]Terminatör 2: Kıyamet Günü (1991)[/h2] Ve benim için zirvede [b]Terminator 2: Judgment Day[/b] var. Sarah Connor'ın hastaneden kaçışı zaten yeterince gergin. Tam özgürlüğe yaklaşmışken karşısında T-800'ü görüyor. Sarah için bu makine hayatındaki en büyük kâbus. Ancak birkaç saniye sonra arkasından daha büyük bir tehdit geliyor: T-1000. Asansör kapıları kapanmaya çalışırken sıvı metal T-1000 ellerini kapıların arasından geçiriyor. Silah sesleri. Dar koridor. Panik. Kapanmayan kapılar. Kaçmaya çalışan karakterler. Sahne hem görsel efekt hem kurgu hem de gerilim açısından bugün bile son derece iyi çalışıyor. T-1000'in sıvı metal yapısını ilk kez gerçekten tehlikeli biçimde gördüğümüz anlardan biri olması da sahnenin etkisini artırıyor. [b]Asansör sahnesi denildiğinde benim aklıma gelen ilk film Terminator 2.[/b] [h2]Peki Asansör Sahneleri Neden Aklımızda Kalıyor?[/h2] Bu filmlere baktığımızda ortak bir nokta görüyoruz. Asansör aslında çok sıradan bir mekân. Her gün milyonlarca insan kullanıyor. Ancak sinemada kapılar kapandığı anda yönetmen bütün kontrolü ele geçiriyor. Karakterler kaçamıyor. Kamera kaçamıyor. İzleyici de kaçamıyor. Bir sonraki katın ne getireceğini bilmiyoruz. Bu nedenle aynı dört duvar bir filmde romantik tanışma noktası, başka bir filmde korku tuzağı, başka bir filmde dövüş arenası, başka bir filmde ise hikâyenin en dramatik anı olabiliyor. [h2] Oyunlarda Unutulmaz Asansör Bölümleri[/h2] Asansörler yalnızca sinemanın sevdiği mekânlar değil. Video oyunlarında da yıllardır kullanılıyor. Özellikle eski beat 'em up oyunlarında asansör bölümü neredeyse başlı başına bir gelenekti. [h3]Fighting Force[/h3] 1990'ların sonunda oynayanların hatırlayacağı [b]Fighting Force[/b], asansör üzerinde düşman dalgalarıyla mücadele edilen bölümleriyle dönemin klasik aksiyon oyunlarından biriydi. [h3]Streets of Rage[/h3] [b]Streets of Rage[/b] serisi de dar alan dövüşlerinin oyun dünyasındaki en güzel örneklerinden. Asansör hareket ederken farklı katlardan gelen düşmanlarla savaşmak artık türün klasiklerinden biri haline geldi. [h3]Elevator Action[/h3] Asansörü oyunun ana mekaniğine dönüştüren örneklerden biri ise çok daha eski olan [b]Elevator Action[/b]. Oyuncunun katlar arasında ilerlemesi ve asansörleri stratejik biçimde kullanması oyunun temel yapısını oluşturuyordu. Yani sinema asansörleri seviyorsa oyun dünyasının da onlardan aşağı kalır yanı yok. Asansör sahnelerinin sinemada bu kadar sık kullanılmasının nedeni aslında son derece basit. Küçük bir alan içerisinde çok büyük bir gerilim yaratılabiliyor. [b]Captain America: The Winter Soldier[/b] bize dövüş öncesi gerilimi, [b]Drive[/b] karakter değişimini, [b]The Shining[/b] saf görsel korkuyu, [b]Matrix[/b] yaratıcılığı, [b]Speed[/b] zamana karşı yarışı, [b]Terminator 2[/b] ise aksiyon ile gerilimin nasıl birleştirileceğini gösteriyor. Ve muhtemelen gelecekte de yönetmenler bu birkaç metrekarelik metal kutuyu kullanmanın yeni yollarını bulmaya devam edecek. [quote]Sizin sinemada unutamadığınız asansör sahnesi hangisi? Listede olması gerektiğini düşündüğünüz ama burada yer almayan bir film var mı?[/quote] [b]Benim seçimim Terminator 2. Ama Drive, The Matrix ve Captain America: The Winter Soldier da fazlasıyla güçlü adaylar.[/b]
    Beğen
    9
    1 Cevaplar 0 Paylaşımlar 2B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Tumblr'ı hatırlamak, Imgur'u özlemek ve Reddit üzerine düşünmek
    Tumblr'dan Reddit'e: NSFW içeriklerin büyük internet platformları için neden ve nasıl sakıncalı hale geldiği. Tumblr'ı hatırlamak, Imgur'u özlemek ve Reddit üzerine düşünmek.

    Son yıllarda, Tumblr ve Imgur gibi iki büyük site, yetişkinlere yönelik içeriklere hoşgörülü olmaktan tamamen yasaklamaya doğru bir dönüşüm geçirdi. Reddit gibi bazı siteler ise yetişkinlere yönelik içeriklere "sadık" kalmaya devam ediyor, ancak bu durum ne kadar sürecek?

    2007 yılında kurulan platform, "blog yazmanın en kolay yolu" olarak pazarlanmıştı. Tumblr olarak adlandırılsa da, kendine özgü bir terim kullanıyordu: Tumblr. Elbette belirli özellikleri vardı, ancak en önemli ve belirleyici özelliği yazı stiliydi; kişisel bir günlük ile taslaklar arasında bir yerdeydi.

    Yani, DTF'deki tüm o gönderiler, yorumlarda "düşünce akışı" diye yazdıkları gönderiler.

    Sitenin kendine özgü tuhaflıkları vardı. Örneğin, yorum yoktu, bu yüzden "Kimsin?" diye yazmak veya daha anlamlı bir şey söylemek istiyorsanız, orijinal gönderiyi yeniden paylaşmanız ve "yorumunuzu" yeniden paylaşılan gönderiye yazmanız gerekiyordu. Buna yeniden bloglama deniyordu ve her yeni yeniden bloglama orijinal gönderiye katkıda bulunuyordu.

    Sizi kimin takip ettiğini göremiyordunuz. Görünüşe göre bu, insanların popülerliğin peşinden koşmasını engellemek için yapılmıştı.

    Site, sayfasının tamamen özelleştirilmesine, ek sayfalar eklenmesine ve kendi alan adının kullanılmasına olanak tanıyordu. Sayfayı özelleştirmek mümkün olduğundan, göz alıcı yazı tipleri ve sayfada *bazı popüler, duygusal grupların* şarkılarının çalması sıradan bir durumdu.

    İçerik açısından Tumblr, GIF'lerden, hayran kitlesine yönelik içeriklerden (örneğin Doctor Who GIF'leri) ve hem metin hem de GIF şeklinde çok sayıda pornografik içerikten oluşuyordu.

    Siteyle ilk kez 2011-2013 civarında karşılaştım. Her zaman onu, pornografik GIF'ler de dahil olmak üzere GIF kaynağı olarak düşünmüştüm. Orada kimsenin anlamlı bir blog yazabileceğini, belki de deneyimlerini, hayatlarını vb. anlatan yazılar paylaşabileceğini hiç düşünmemiştim. Elbette bu tür bloglar da vardı, ancak GIF'ler, yetişkinlere yönelik içerikler ve hayranlık kültürüyle ilgili çok daha fazla blog vardı.

    Dahası, sitede özellikle yetişkinlere yönelik içerik oldukça yaygındı. Resmi SSS bölümünde şu madde yer alıyordu:
    Tumblr'da yetişkinlere yönelik içeriklere izin veriliyor mu? Elbette. Bu tür şeylerle ilgili hiçbir sorunumuz yok. Dilediğinizce davranın. Çılgınlıklarınızı gösterin. Ne isterseniz yapın.
    Tumblr'da yetişkinlere yönelik içeriklere izin veriliyor mu? Elbette. Bu tür içeriklerle ilgili hiçbir sorunumuz yok. Ne isterseniz yapın. Cesaretinizi gösterin. Hiç fark etmez.
    "Go nuts" (çılgına dönmek) ifadesi, kelime oyununa dayalı bir deyimdir ve "çılgına dönmek" anlamına gelir. "Nuts" kelimesinin ikinci anlamı ise testislerdir.
    Sözlerimden, sitenin tamamen yetişkinlere yönelik GIF'lerden oluştuğunu düşünebilirsiniz. Ancak durum hiç de öyle değil. Site, birçok sanatçı, erotik fotoğrafçı, çizgi roman yazarı, çeşitli cinsel eğitimci vb. yanı sıra BDSM meraklıları ve LGBTQ+ temsilcileri için bir sığınak haline geldi. Webcam üzerinden cinsel içerikli yayın yapan kadınları da unutmayalım.

    İşte tipik bir camfkhora blog örneği:
    1. çok sayıda selfie
    2. iç çamaşırıyla veya çıplak fotoğraflar
    3. Kendinizle ilgili GIF'ler
    4. "Kamvhora" kelimesini olumsuz bir anlamda kullandığımı düşünmeyin sakın.
    Bir şekilde, Tumblr'da benzer, yarı erotik veya açıkça erotik içerikli paylaşımlar yapan birçok kız vardı.

    Örnek bulmak için çok uzağa bakmanıza gerek yok—Ashe Maree. Hatta sadece adını aratınca "Ashe Maree kıyafetli" diye Google'da arama yapmak zorunda kaldım çünkü sadece isminden bile çıplak fotoğrafları çıktı.

    Herkes her şeyden memnundu, Tumblr'ın yaratıcısı hariç, çünkü izleyici kitlesi büyüyordu ama kârlar artmıyordu.

    Dolayısıyla, 2013'te site 1 milyar dolara Yahoo'ya satıldı. Tumblr'ın yaratıcısı ve yeni sahipleri sitenin işleyişinde hiçbir değişiklik olmayacağı konusunda ısrar etseler de, yine de değişiklikler meydana geldi.

    Ancak o zamanlar bu kadar radikal değillerdi; Yahoo hâlâ oldukça liberal bir şirketti. Bununla birlikte, yetişkinlere yönelik içerik hâlâ denetleniyordu. Sitede daha önce yasaklanmış olan konular yasaklı kalmaya devam etti: çocuklarla ilgili her şey, yasaklı bilgiler ve spam.

    Dahası, site NSFW (yetişkinlere yönelik içerik) bloglarını otomatik olarak "yetişkin" olarak sınıflandırmaya başladı. Bu bloglar için bir dizi kısıtlama getirildi ve kayıtlı olmayan kullanıcılara görünürlükleri sınırlandırıldı. Başka bir deyişle, NSFW içeriğine hala izin veriliyordu, ancak görünürlüğü azaltılmıştı.

    Ayrıca Yahoo yönetiminde sitenin geri kalanında da değişiklikler yapılmaya başlandığını belirtmekte fayda var. Örneğin, yeniden paylaşımlar normal yorumlara dönüştürüldü; bu da tüm yanıtları görüntülemeyi kolaylaştırdı, ancak "canlı" sohbeti ve daha fazla etkileşim hissini ortadan kaldırdı. Vurgu blog sayfalarında değil, kontrol panelindeydi.

    Bu nedenle kişiselleştirmenin önemi azalmıştır.

    Çoğu sosyal ağın baş belası olan algoritmalar, Tumblr'ı da etkiledi. Gönderiler artık kronolojik olarak listelenmiyor, algoritmalar kullanıcıların ne göreceğini belirliyor.

    Tumblr, binlerce farklı blogun bulunduğu eşsiz bir siteden, zamanla standart bir sosyal ağa dönüştü.

    Değişimin başlangıcı
    Herkes her şeyden memnundu, Tumblr'ın yaratıcısı hariç, çünkü izleyici kitlesi büyüyordu ama kârlar artmıyordu.

    Dolayısıyla, 2013'te site 1 milyar dolara Yahoo'ya satıldı. Tumblr'ın yaratıcısı ve yeni sahipleri sitenin işleyişinde hiçbir değişiklik olmayacağı konusunda ısrar etseler de, yine de değişiklikler meydana geldi.

    Ancak o zamanlar bu kadar radikal değillerdi; Yahoo hâlâ oldukça liberal bir şirketti. Bununla birlikte, yetişkinlere yönelik içerik hâlâ denetleniyordu. Sitede daha önce yasaklanmış olan konular yasaklı kalmaya devam etti: çocuklarla ilgili her şey, yasaklı bilgiler ve spam.

    Dahası, site NSFW (yetişkinlere yönelik içerik) bloglarını otomatik olarak "yetişkin" olarak sınıflandırmaya başladı. Bu bloglar için bir dizi kısıtlama getirildi ve kayıtlı olmayan kullanıcılara görünürlükleri sınırlandırıldı. Başka bir deyişle, NSFW içeriğine hala izin veriliyordu, ancak görünürlüğü azaltılmıştı.

    Ayrıca Yahoo yönetiminde sitenin geri kalanında da değişiklikler yapılmaya başlandığını belirtmekte fayda var. Örneğin, yeniden paylaşımlar normal yorumlara dönüştürüldü; bu da tüm yanıtları görüntülemeyi kolaylaştırdı, ancak "canlı" sohbeti ve daha fazla etkileşim hissini ortadan kaldırdı. Vurgu blog sayfalarında değil, kontrol panelindeydi.

    Bu nedenle kişiselleştirmenin önemi azalmıştır.

    Çoğu sosyal ağın baş belası olan algoritmalar, Tumblr'ı da etkiledi. Gönderiler artık kronolojik olarak listelenmiyor, algoritmalar kullanıcıların ne göreceğini belirliyor.

    Tumblr, binlerce farklı blogun bulunduğu eşsiz bir siteden, zamanla standart bir sosyal ağa dönüştü.

    Yahoo hakkında birkaç söz
    2002'de Google şirketi satmayı teklif etti, ancak Yahoo satın almayı reddetti.
    Facebook'u satın almayı planlamışlardı, ancak daha sonra vazgeçtiler.
    Tumblr 1 milyar dolara satın alındı.
    Kalkınma politikası sürekli değişti.
    Milyonlarca kullanıcısı olan popüler hizmetlerini kapattılar.
    Sürekli başarısız satın almalar
    Microsoft şirketi 44 milyar dolara satın almayı teklif etti, ancak Yahoo şirketin çok küçük olduğuna karar vererek teklifi reddetti. Şirketin değeri daha sonra önemli ölçüde düştü.
    NSFW yasağı
    Yahoo'nun işleri çok kötüye gidiyordu ve Verizon onu satın aldı. Böylece Tumblr, Yahoo'dan ayrılıp yeni şirkete katıldı. Ve her şey böyle başladı.

    Öncelikle, Tumblr'ın kurucusu David Karp vefat etti.

    Ardından site güvenli modu uygulamaya koydu. Bu elbette tüm NSFW içeriklerinin yasaklanması değil, daha ziyade bir içerik filtreleme sistemiydi. Ancak, Tumblr'da tipik olarak yayınlanan içerikler üzerinden çalışıyordu.

    Normal bir güvenli mod gibi çalışıyordu. Hassas içerikleri gizliyor ve belirli sayfalara erişimi engelliyordu. Hassas içerikler sadece erotik içerikleri değil, aynı zamanda şiddet, kan, vahşet ve sadece iki cinsiyete yapılan göndermeleri de içeriyordu (ama bu bir şaka).

    Her şey "akıllı" algoritmalar, kullanıcı şikayetleri ve moderatörlerin çalışmaları sayesinde işledi. "Akıllı" kelimesini neden tırnak içinde kullandığımı tahmin etmişsinizdir sanırım.

    Algoritma, mayo fotoğraflarını, resimleri, tıbbi çizimleri ve heykelleri "hassas içerik" olarak işaretledi.

    Ancak en ciddi olay LGBTQ+ bloglarında yaşandı. Güvenli mod, bu tür tüm içerikleri gizledi. Bir temsilcisi kendi normal fotoğrafını yayınladığında, güvenli mod yüzünü eşcinsel olarak algılayıp fotoğrafı gizledi. Ya da daha büyük olasılıkla, etiketini kullanarak.

    Kısacası, neredeyse kazara kendilerini kapatıyorlardı. Ancak bunu yapabileceklerine karar vererek, 2018'de tüm müstehcen içerikleri tamamen yasakladılar. Siteden penis veya göğüs içeren her şey otomatik olarak kaldırıldı. Ve bu cinsel organlar son derece kusurlu makine öğrenimi kullanılarak bulundu.

    Yani yanlış pozitifler devam etti. Ve yine, LGBTQ+ bireyler söz konusu olduğunda, Tumblr tekrar özür dilemek zorunda kaldı. Ancak bu sefer algoritma o kadar kusurluydu ki, sıradan kediler bile NSFW (yetişkinlere yönelik içerik) olarak etiketleniyordu. D beden tüylü kediler değil, sadece sıradan kediler. Kedilerin yanı sıra, kaldırılması gereken yetişkin içerikler arasında boş odalar ve yiyecekler de vardı. "Yiyecek pornosu" terimi çok kelime anlamıyla ele alınmıştı. Ve hatta giyinik insanların görüntüleri bile, ama bunlar açıkça seksiydi.

    Sonuçlar
    Kullanıcılar elbette bu gelişmeden memnun kalmadılar. Camhores siteyi terk etti, müstehcen resimler üreten sanatçılar siteyi terk etti, hayran kitleleri siteyi terk etti, bazı LGBTQ+ bireyler siteyi terk etti. Kısacası, Tumblr'ı Tumblr yapan hemen hemen her şey diğer sitelere taşındı.

    Sorun sadece yetişkinlere yönelik içerik yasağı değildi. Sitenin kullanıcılarına göre Tumblr kimliğini kaybediyor, sıradan bir şeye dönüşüyordu.

    O dönemde, yasağın ardından yapılan araştırmalara göre, yasağın yürürlüğe girmesinden sonraki ilk aylarda trafik yüzde 30 oranında azaldı.

    2019'da site tekrar satıldı, bu sefer WordPress'ün sahiplerine. Yeni sahibi yasağı kaldırmasa da, hafifletti.

    Tumblr elbette ölmedi; yaşıyor. Ama mevcut durumu, örneğin, en parlak dönemiyle karşılaştırırsak, ölmüş durumda. Bu, özellikle internet kültürü üzerindeki etkisi söz konusu olduğunda geçerli. Şimdi, bu etki tamamen yok oldu.

    Bunun sebebi NSFW içerik yasağı mı? Bunu söylemek zor. Bence değil, ancak durum dikkat çekici. Kesin olan bir şey var: NSFW gif bulabileceğiniz yer sayısı azaldı.

    Imgur
    Imgur'un tarihi Reddit ile yakından bağlantılıdır. 2009'daki kuruluşunda Reddit'in kendi fotoğraf ve GIF yükleyicisi yoktu. Kullanıcılar fotoğrafları üçüncü taraf barındırma hizmetlerine yüklemek zorundaydı; bunlar sadece ticari olanlar değil, üniversite barındırma hizmetleri de dahildi.

    Bu durum aslında beni şaşırtıyor. ABD'deki birçok üniversite, örneğin MIT veya UC Berkeley, öğrencilerine ve öğretim üyelerine kendi takdirlerine göre kullanabilecekleri kişisel adresler (örneğin, web.mit.edu/~kullanıcıadı/) veriyordu.

    Teoride bunlar bir tür kartvizit veya benzeri bir şey olarak kullanılıyor, ancak aynı zamanda Reddit'te paylaşılan caps'leri yüklemek için de kullanılıyorlardı.

    Ancak bu sistem pek kullanışlı değildi. Çoğu hosting hizmeti reklamlarla doluydu, bağlantılar bozuktu, fotoğraflar siliniyordu ve hız yavaştı.

    Aktif bir Reddit kullanıcısı olan Alan Schaaf da aynı şeyi düşündü ve 2009'da blackjack ve fahişeler (kelimenin tam anlamıyla) içeren kendi hosting sitesini kurdu. Ve bunu özellikle Reddit için oluşturdu.

    Sitenin lansmanından sonra Reddit değişti; tüm resimler ve daha sonra GIF'ler artık Imgur üzerinden barındırılıyordu. Site kelimenin tam anlamıyla yalnızca Reddit için var olmuştu, ancak diğer siteler için de aktif olarak kullanılıyordu.

    Ve madem yetişkinlere yönelik içerikten bahsediyoruz, Imgur, bir arkadaş için porno arayan web sitelerinde aktif olarak kullanılıyordu. Sonuçta, bulmak istediğiniz pornonun ekran görüntüsü veya GIF'i, bir şekilde müstehcen videolar arayan bir web sitesine yüklenmeli.

    Kendi yükleyici programımızı kurmaktan ve tüm resim ve GIF'leri saklamanın getireceği masraftan kaçınmak için, imgur gibi üçüncü taraf barındırma hizmetlerini kullandık ve bunun çok kullanışlı olduğunu gördük.

    Müstehcen videoları seven birçok insan olsa da, Reddit kullanıcıları kadar çok değiller. Bu nedenle, Reddit Imgur'u standart olarak belirlediğinden, Reddit kullanıcıları Imgur üzerinde büyük bir baskı oluşturdu.

    Bu noktada Imgur, sadece bir Reddit barındırma hizmeti olmak istemediğini fark etti ve tam teşekküllü bir sosyal ağa dönüşmeye başladı. Yorumlar, kullanıcı hesapları, gönderi değerlendirmeleri ve ana galeri (ana sayfada en popüler gönderilerin sergilendiği yer) ortaya çıkmaya başladı.

    Bu durum elbette Imgur'u sadece bir barındırma hizmeti olarak gören Reddit kullanıcılarını memnun etmedi.

    Bununla birlikte, site büyümeye devam etti ve 2017'de, ilk resim barındırma hizmetlerinden biri olan Photobucket'ın resimleri yıllık 400 dolarlık bir ödeme duvarının arkasına gizlemeye karar vermesiyle yeni bir kullanıcı artışı dalgası yaşadı.

    Doğrudan bağlantılar çalışmayı durdurdu ve bunun yerine Plus aboneliği satın almayı isteyen bir yer tutucu açıldı yani Plus 500 planı.

    Hasar çok büyüktü ve bağlantılar toplu olarak kayboldu. Binlerce rehber, makale ve diğer çevrimiçi kaynaklar görselsiz kaldı. Kullanıcılar bundan memnun değildi, bu yüzden bazıları Imgur'a geçti.

    Ancak biz burada yetişkinlere yönelik içerikten (NSFW) bahsedeceğiz. Öyleyse gelin bu konuyu konuşalım. Başlangıçta sitenin yönetimi "Biz sadece bir barındırma hizmetiyiz" tutumunu benimsedi, bu nedenle normal içerik ile yetişkinlere yönelik içerik arasında bir ayrım yoktu.

    Ancak, sosyal bir ağa dönüşmesiyle birlikte, yetişkinlere yönelik içerikler denetlenmeye başlandı ve bu içeriklerin ana sayfada görünmesi öncelikle engellendi.

    Zamanla denetim daha da sıkılaştı, ancak yine de sitede pornografik GIF'lerinizi saklamak mümkündü.

    Yine, Reddit burada büyük rol oynadı, çünkü Imgur aracılığıyla yayınlanan müstehcen içerikli birçok alt forumu vardı.

    2018'de Tumblr, yetişkinlere yönelik içeriklere tamamen yasak getirdi ve birçok kullanıcı Imgur'un yetişkinlere yönelik içeriklerin yeni merkezi olacağına inandı. Gerçi, Mekke ve yetişkinlere yönelik içerik kelimelerini aynı cümlede kullanmak muhtemelen haramdır.

    Ancak bu gerçekleşmedi. Birçok Tumblr kullanıcısı Imgur'a geçti ve beraberlerinde tonlarca GIF ve resim getirdi, ancak Imgur kendisini erotik içerik olarak pazarlamadığı için hepsi gölgede kaldı.

    2021'de MediaLab, Imgur'u satın aldı. O zamana kadar zaten bir sosyal ağ haline gelmiş olan bu barındırma hizmetinin neden satıldığını söylemek zor. Olası nedenlerden biri, 2016'dan sonra trafikteki düşüş olabilir. 2016'da Reddit nihayet kendi resim yükleme hizmetini başlattı ve Imgur'u işlevsiz hale getirdi.

    Ancak Imgur hâlâ yetişkinlere yönelik siteler tarafından kullanılıyordu, fakat bunun yeterli olması pek olası değildi.

    MediaLab'ın gelişiyle birlikte, yetişkinlere yönelik içeriklerin yasaklanması konusu gündeme geldi ve bu yasak 2023'te yürürlüğe girdi.

    Göğüs ve vajina içeren GIF'lerin dünyasında Thanos'un parmak şıklatması gibi bir şey. Sadece her şeyi geri getirecek ve Sasha Grey GIF'lerini geri getirecek kendi Demir Adamımız yok.

    Elon Musk şu anda Iron Man rolüne çok uygun, ama Odyssey ile savaşmakla meşgul. Eh, ne bekliyorsunuz ki? Iron Man, dünyanın ta kendisi.

    Photobucket ve linklerin kaybolması olayından bahsetmiştim, hatırlıyor musunuz? Burada da aynı şey oldu, ama sadece yetişkinlere yönelik içerikler değil. Hesap olmadan anonim olarak yüklenen tüm içerikler de etkilendi. Ve anonim olarak yüklenen sadece yetişkinlere yönelik içerikler değildi. Herkes Imgur kullanıyordu ve birçoğu kayıt olmaya üşeniyordu.

    Aynı şekilde Reddit'teki alt forumlar, çeşitli forumlar, oyun siteleri, kişisel bloglar, GitHub README dosyaları ve çeşitli vikiler de hedef alındı.

    Bu durum beni de etkiledi. Bir zamanlar bir web sitesinde anime ve dizi eleştirileri yazıyordum ve yazılarıma Markdown ve Imgur bağlantısı kullanarak resimler ekliyordum. Sonra da resimler silindi.

    Bu durum, yetişkinlere yönelik içerik bağlamında bile beni etkiledi. Bu tür içerikler için bir hesabım olmasına rağmen, GIF'lerim yine de silindi. Hatta bir arkadaşım için bir porno arama sitesinde hesabım bile vardı... Arkadaşımın isteği üzerine tabii ki... Orada da arama yaptım. Ve tüm aramalarım kayboldu.

    Imgur'un tüm müstehcen ve anonim içerikleri sileceği öğrenilir öğrenilmez, insanlar arşivlerini indirmek için acele ettiler. Ben acele etmedim ve müstehcen GIF'lerden mahrum kaldım.

    Yetişkinlere yönelik içerikleri saklama özelliğini kaybeden birçok kişi RedGifs'e geçti. Reddit de artık onu kullanıyor. Hemen hemen tüm GIF'ler onun üzerinden işleniyor.

    Imgur tamamen meme ve eğlence içeriklerine odaklanan bir sosyal ağa dönüştü. Birçok kullanıcı, özellikle kalıcı bir fotoğraf depolama hizmeti olarak Imgur'a olan güvenini kaybetti. Aslında eskiden birçok kişi böyle düşünüyordu.

    Bence sitenin popülaritesi eskisine göre çok daha düşük. Site istatistik vermese de, Reddit uzun zamandır Imgur'u barındırma hizmeti olarak kullanmıyor. Kendi yükleyicisi var ve yetişkinlere yönelik GIF'ler için Redgifs mevcut.

    Yasak nedeniyle üçüncü taraf NSFW siteleri de siteyi kullanmayı bıraktı. Bence siteyi güvenli içerik için kişisel bir depo olarak kullanmak da şüpheli bir fikir; daha önce içerik kaldırma konusunda emsaller mevcut.

    Imgur artık sadece bir sosyal ağ. Eskiden orada takılırdım çünkü içeriklerim vardı, her ne kadar yetişkinlere yönelik olsa da, diğer içeriklerle bağlantı kurmamı sağlıyordu. Şimdi oraya gitmenin pek bir anlamı olduğunu düşünmüyorum.

    MediaLab hakkında kısa bilgi
    Gerçekten de şaibeli bir şirket. Popülerliğinin zirvesindeyken şirketleri satın almasıyla biliniyor. Bu da Imgur'un 2021'de, günümüzdeki tabirle, popülaritesinin bir kısmını kaybettiğinin bir başka kanıtı.

    Başlangıçta da belirttiğim gibi, Reddit'teki durum Tumblr ve Imgur'dan farklı.

    Öncelikle, üç site arasında, kısıtlamalar altında da olsa, yetişkinlere yönelik içeriklere hala izin verilen en eski site burasıdır.

    İkinci olarak, yarın tüm yetişkin içerikleri yasaklansa bile, Reddit Imgur'un, hatta Tumblr'ın başına gelen aynı kaderi paylaşmaz. Çünkü site, NSFW içerik olmasa bile popülerliğini koruyor, oysa bu içerik sitenin bir parçası. Sonuçta, Reddit'in kendisini "internet'in ön sayfası" olarak konumlandırması boşuna değil.

    Ama gelin daha detaylı konuşalım.

    NSFW kısıtlamaları
    Evet, sitede hala yetişkinlere yönelik içerik mevcut ve aktif bir Reddit kullanıcısı olarak (sadece okuma modunda olsa da), yetişkinlere yönelik içeriğin sitede sadece mevcut olmakla kalmayıp, geliştiğini de güvenle söyleyebilirim.

    Bazı sınırlamalara rağmen:

    Sitede yetişkinlere yönelik içerik daha az görünür durumda tavsiye edilmez. Varsayılan olarak arama sonuçlarında görünmez.

    NSFW (yetişkinlere yönelik içerik) etiketlemesi zorunludur, aksi takdirde içerik kaldırılacaktır. Bir subreddit'in yanlış etiketlenmesi moderatör değişikliğine yol açabilir. NSFW içeriği varsayılan olarak gizlidir. Onay ve yaş doğrulaması gereklidir.

    En son kural, Reddit Karartması adı verilen bir olaydan kaynaklanıyor.

    2023 yılında Reddit, API kurallarını değiştirdi. İlk olarak, API büyük ticari uygulamalar için ücretli bir hizmet haline geldi. İkinci olarak, API müstehcen içerik iletmeyi durdurdu.

    Reddit elbette bunun nedenlerini açıkladı, ancak üçüncü taraf uygulama sahipleri de kendi teorilerini ortaya koydu. Bunların en önemlisi, Reddit yönetiminin üçüncü taraf uygulamaları ortadan kaldırmaya, kullanıcıları resmi uygulamaya geçirmeye ve kullanıcı trafiğini daha iyi kontrol etmeye çalıştığı yönündeydi.

    Doğal olarak, yeni kurallar kullanıcılar veya moderatörler tarafından iyi karşılanmadı. Bunun nedeni, subreddit moderatörlerinin çoğunun gönüllü olmasıydı. Spam'i, yasaklı içeriği ve hem subredditlerin hem de Reddit'in genel kurallarını ihlal eden diğer materyalleri kaldırıyorlar. API'ler, araç kutularındaki araçlardan sadece biriydi.

    Yeni kurallar yürürlüğe girdikten sonra yaklaşık 8.000-9.000 subreddit protesto etmeye başladı. Moderatörler subredditleri özel veya salt okunur hale getirdi.

    Bu, subredditlerin büyük ölçüde gönüllü moderatörlere dayandığını gösterme girişimiydi. Ancak Reddit yönetimi bunu kabul etmedi ve API değişikliklerini geri almadı.

    Ardından "protestocular" farklı bir taktik kullandılar. Subreddit'leri toplu olarak NSFW (yetişkinlere yönelik içerik) olarak yeniden sınıflandırmaya ve topluluklarda bu tür içeriklere izin vermeye başladılar. Bu, Reddit'i gelirden mahrum bırakma girişimiydi, çünkü kurallara göre NSFW subreddit'lerinde reklam gösterilmiyor.

    Reddit bu duruma zaten yanıt verdi. İlk olarak, moderatörlerin büyük subredditleri diğer kategorilere taşımasını yasakladılar; artık yönetim onayı gerekiyor. Bu, protesto yolunu fiilen kapattı. Son olarak, subredditleri tekrar güvenli içerik (sfw) kategorisine geri taşıdılar.

    İkinci olarak, grevdeki tüm moderatörleri bir kenara atıp yerlerine yönetime sadık olanları getirmeye başladılar.

    Yönetim, bu tür eylemleri, başlangıçta "güvenli" subredditlere abone olan ve Reddit'e giriş yaptıklarında ana sayfalarında kocaman bir penis resmi görmeyi beklemeyen kullanıcıların güveninin ihlali olarak açıkladı...

    Bu protesto sadece yetişkinlere yönelik içerikle ilgili olmasa da, daha çok yeni API kurallarıyla ilgiliydi; ancak Reddit'in bu tür içeriklere ilişkin politikasının iyi bir örneğidir.

    Yönetimin eylemleri, Reddit'in daha fazla merkezileşme ve dolayısıyla içerik üzerinde daha fazla kontrol arzusunu ortaya koydu. Yani kısaca 3 platform da amacının dışında hizmet etmeye devam ediyor.
    Tumblr'dan Reddit'e: NSFW içeriklerin büyük internet platformları için neden ve nasıl sakıncalı hale geldiği. Tumblr'ı hatırlamak, Imgur'u özlemek ve Reddit üzerine düşünmek. Son yıllarda, Tumblr ve Imgur gibi iki büyük site, yetişkinlere yönelik içeriklere hoşgörülü olmaktan tamamen yasaklamaya doğru bir dönüşüm geçirdi. Reddit gibi bazı siteler ise yetişkinlere yönelik içeriklere "sadık" kalmaya devam ediyor, ancak bu durum ne kadar sürecek? 2007 yılında kurulan platform, "blog yazmanın en kolay yolu" olarak pazarlanmıştı. Tumblr olarak adlandırılsa da, kendine özgü bir terim kullanıyordu: Tumblr. Elbette belirli özellikleri vardı, ancak en önemli ve belirleyici özelliği yazı stiliydi; kişisel bir günlük ile taslaklar arasında bir yerdeydi. Yani, DTF'deki tüm o gönderiler, yorumlarda "düşünce akışı" diye yazdıkları gönderiler. Sitenin kendine özgü tuhaflıkları vardı. Örneğin, yorum yoktu, bu yüzden "Kimsin?" diye yazmak veya daha anlamlı bir şey söylemek istiyorsanız, orijinal gönderiyi yeniden paylaşmanız ve "yorumunuzu" yeniden paylaşılan gönderiye yazmanız gerekiyordu. Buna yeniden bloglama deniyordu ve her yeni yeniden bloglama orijinal gönderiye katkıda bulunuyordu. Sizi kimin takip ettiğini göremiyordunuz. Görünüşe göre bu, insanların popülerliğin peşinden koşmasını engellemek için yapılmıştı. Site, sayfasının tamamen özelleştirilmesine, ek sayfalar eklenmesine ve kendi alan adının kullanılmasına olanak tanıyordu. Sayfayı özelleştirmek mümkün olduğundan, göz alıcı yazı tipleri ve sayfada *bazı popüler, duygusal grupların* şarkılarının çalması sıradan bir durumdu. İçerik açısından Tumblr, GIF'lerden, hayran kitlesine yönelik içeriklerden (örneğin Doctor Who GIF'leri) ve hem metin hem de GIF şeklinde çok sayıda pornografik içerikten oluşuyordu. Siteyle ilk kez 2011-2013 civarında karşılaştım. Her zaman onu, pornografik GIF'ler de dahil olmak üzere GIF kaynağı olarak düşünmüştüm. Orada kimsenin anlamlı bir blog yazabileceğini, belki de deneyimlerini, hayatlarını vb. anlatan yazılar paylaşabileceğini hiç düşünmemiştim. Elbette bu tür bloglar da vardı, ancak GIF'ler, yetişkinlere yönelik içerikler ve hayranlık kültürüyle ilgili çok daha fazla blog vardı. Dahası, sitede özellikle yetişkinlere yönelik içerik oldukça yaygındı. Resmi SSS bölümünde şu madde yer alıyordu: [quote]Tumblr'da yetişkinlere yönelik içeriklere izin veriliyor mu? Elbette. Bu tür şeylerle ilgili hiçbir sorunumuz yok. Dilediğinizce davranın. Çılgınlıklarınızı gösterin. Ne isterseniz yapın.[/quote] [quote]Tumblr'da yetişkinlere yönelik içeriklere izin veriliyor mu? Elbette. Bu tür içeriklerle ilgili hiçbir sorunumuz yok. Ne isterseniz yapın. Cesaretinizi gösterin. Hiç fark etmez.[/quote] [quote]"Go nuts" (çılgına dönmek) ifadesi, kelime oyununa dayalı bir deyimdir ve "çılgına dönmek" anlamına gelir. "Nuts" kelimesinin ikinci anlamı ise testislerdir. [/quote] Sözlerimden, sitenin tamamen yetişkinlere yönelik GIF'lerden oluştuğunu düşünebilirsiniz. Ancak durum hiç de öyle değil. Site, birçok sanatçı, erotik fotoğrafçı, çizgi roman yazarı, çeşitli cinsel eğitimci vb. yanı sıra BDSM meraklıları ve LGBTQ+ temsilcileri için bir sığınak haline geldi. Webcam üzerinden cinsel içerikli yayın yapan kadınları da unutmayalım. [b]İşte tipik bir camfkhora blog örneği:[/b] [ol] [li]çok sayıda selfie[/li] [li]iç çamaşırıyla veya çıplak fotoğraflar[/li] [li]Kendinizle ilgili GIF'ler[/li] [li]"Kamvhora" kelimesini olumsuz bir anlamda kullandığımı düşünmeyin sakın.[/li] [/ol] Bir şekilde, Tumblr'da benzer, yarı erotik veya açıkça erotik içerikli paylaşımlar yapan birçok kız vardı. Örnek bulmak için çok uzağa bakmanıza gerek yok—Ashe Maree. Hatta sadece adını aratınca "Ashe Maree kıyafetli" diye Google'da arama yapmak zorunda kaldım çünkü sadece isminden bile çıplak fotoğrafları çıktı. Herkes her şeyden memnundu, Tumblr'ın yaratıcısı hariç, çünkü izleyici kitlesi büyüyordu ama kârlar artmıyordu. Dolayısıyla, 2013'te site 1 milyar dolara Yahoo'ya satıldı. Tumblr'ın yaratıcısı ve yeni sahipleri sitenin işleyişinde hiçbir değişiklik olmayacağı konusunda ısrar etseler de, yine de değişiklikler meydana geldi. Ancak o zamanlar bu kadar radikal değillerdi; Yahoo hâlâ oldukça liberal bir şirketti. Bununla birlikte, yetişkinlere yönelik içerik hâlâ denetleniyordu. Sitede daha önce yasaklanmış olan konular yasaklı kalmaya devam etti: çocuklarla ilgili her şey, yasaklı bilgiler ve spam. Dahası, site NSFW (yetişkinlere yönelik içerik) bloglarını otomatik olarak "yetişkin" olarak sınıflandırmaya başladı. Bu bloglar için bir dizi kısıtlama getirildi ve kayıtlı olmayan kullanıcılara görünürlükleri sınırlandırıldı. Başka bir deyişle, NSFW içeriğine hala izin veriliyordu, ancak görünürlüğü azaltılmıştı. Ayrıca Yahoo yönetiminde sitenin geri kalanında da değişiklikler yapılmaya başlandığını belirtmekte fayda var. Örneğin, yeniden paylaşımlar normal yorumlara dönüştürüldü; bu da tüm yanıtları görüntülemeyi kolaylaştırdı, ancak "canlı" sohbeti ve daha fazla etkileşim hissini ortadan kaldırdı. Vurgu blog sayfalarında değil, kontrol panelindeydi. Bu nedenle kişiselleştirmenin önemi azalmıştır. Çoğu sosyal ağın baş belası olan algoritmalar, Tumblr'ı da etkiledi. Gönderiler artık kronolojik olarak listelenmiyor, algoritmalar kullanıcıların ne göreceğini belirliyor. Tumblr, binlerce farklı blogun bulunduğu eşsiz bir siteden, zamanla standart bir sosyal ağa dönüştü. Değişimin başlangıcı Herkes her şeyden memnundu, Tumblr'ın yaratıcısı hariç, çünkü izleyici kitlesi büyüyordu ama kârlar artmıyordu. Dolayısıyla, 2013'te site 1 milyar dolara Yahoo'ya satıldı. Tumblr'ın yaratıcısı ve yeni sahipleri sitenin işleyişinde hiçbir değişiklik olmayacağı konusunda ısrar etseler de, yine de değişiklikler meydana geldi. Ancak o zamanlar bu kadar radikal değillerdi; Yahoo hâlâ oldukça liberal bir şirketti. Bununla birlikte, yetişkinlere yönelik içerik hâlâ denetleniyordu. Sitede daha önce yasaklanmış olan konular yasaklı kalmaya devam etti: çocuklarla ilgili her şey, yasaklı bilgiler ve spam. Dahası, site NSFW (yetişkinlere yönelik içerik) bloglarını otomatik olarak "yetişkin" olarak sınıflandırmaya başladı. Bu bloglar için bir dizi kısıtlama getirildi ve kayıtlı olmayan kullanıcılara görünürlükleri sınırlandırıldı. Başka bir deyişle, NSFW içeriğine hala izin veriliyordu, ancak görünürlüğü azaltılmıştı. Ayrıca Yahoo yönetiminde sitenin geri kalanında da değişiklikler yapılmaya başlandığını belirtmekte fayda var. Örneğin, yeniden paylaşımlar normal yorumlara dönüştürüldü; bu da tüm yanıtları görüntülemeyi kolaylaştırdı, ancak "canlı" sohbeti ve daha fazla etkileşim hissini ortadan kaldırdı. Vurgu blog sayfalarında değil, kontrol panelindeydi. Bu nedenle kişiselleştirmenin önemi azalmıştır. Çoğu sosyal ağın baş belası olan algoritmalar, Tumblr'ı da etkiledi. Gönderiler artık kronolojik olarak listelenmiyor, algoritmalar kullanıcıların ne göreceğini belirliyor. Tumblr, binlerce farklı blogun bulunduğu eşsiz bir siteden, zamanla standart bir sosyal ağa dönüştü. Yahoo hakkında birkaç söz 2002'de Google şirketi satmayı teklif etti, ancak Yahoo satın almayı reddetti. Facebook'u satın almayı planlamışlardı, ancak daha sonra vazgeçtiler. Tumblr 1 milyar dolara satın alındı. Kalkınma politikası sürekli değişti. Milyonlarca kullanıcısı olan popüler hizmetlerini kapattılar. Sürekli başarısız satın almalar Microsoft şirketi 44 milyar dolara satın almayı teklif etti, ancak Yahoo şirketin çok küçük olduğuna karar vererek teklifi reddetti. Şirketin değeri daha sonra önemli ölçüde düştü. NSFW yasağı Yahoo'nun işleri çok kötüye gidiyordu ve Verizon onu satın aldı. Böylece Tumblr, Yahoo'dan ayrılıp yeni şirkete katıldı. Ve her şey böyle başladı. [b]Öncelikle, Tumblr'ın kurucusu David Karp vefat etti.[/b] Ardından site güvenli modu uygulamaya koydu. Bu elbette tüm NSFW içeriklerinin yasaklanması değil, daha ziyade bir içerik filtreleme sistemiydi. Ancak, Tumblr'da tipik olarak yayınlanan içerikler üzerinden çalışıyordu. Normal bir güvenli mod gibi çalışıyordu. Hassas içerikleri gizliyor ve belirli sayfalara erişimi engelliyordu. Hassas içerikler sadece erotik içerikleri değil, aynı zamanda şiddet, kan, vahşet ve sadece iki cinsiyete yapılan göndermeleri de içeriyordu (ama bu bir şaka). Her şey "akıllı" algoritmalar, kullanıcı şikayetleri ve moderatörlerin çalışmaları sayesinde işledi. "Akıllı" kelimesini neden tırnak içinde kullandığımı tahmin etmişsinizdir sanırım. Algoritma, mayo fotoğraflarını, resimleri, tıbbi çizimleri ve heykelleri "hassas içerik" olarak işaretledi. Ancak en ciddi olay LGBTQ+ bloglarında yaşandı. Güvenli mod, bu tür tüm içerikleri gizledi. Bir temsilcisi kendi normal fotoğrafını yayınladığında, güvenli mod yüzünü eşcinsel olarak algılayıp fotoğrafı gizledi. Ya da daha büyük olasılıkla, etiketini kullanarak. Kısacası, neredeyse kazara kendilerini kapatıyorlardı. Ancak bunu yapabileceklerine karar vererek, 2018'de tüm müstehcen içerikleri tamamen yasakladılar. Siteden penis veya göğüs içeren her şey otomatik olarak kaldırıldı. Ve bu cinsel organlar son derece kusurlu makine öğrenimi kullanılarak bulundu. Yani yanlış pozitifler devam etti. Ve yine, LGBTQ+ bireyler söz konusu olduğunda, Tumblr tekrar özür dilemek zorunda kaldı. Ancak bu sefer algoritma o kadar kusurluydu ki, sıradan kediler bile NSFW (yetişkinlere yönelik içerik) olarak etiketleniyordu. D beden tüylü kediler değil, sadece sıradan kediler. Kedilerin yanı sıra, kaldırılması gereken yetişkin içerikler arasında boş odalar ve yiyecekler de vardı. "Yiyecek pornosu" terimi çok kelime anlamıyla ele alınmıştı. Ve hatta giyinik insanların görüntüleri bile, ama bunlar açıkça seksiydi. [b]Sonuçlar[/b] Kullanıcılar elbette bu gelişmeden memnun kalmadılar. Camhores siteyi terk etti, müstehcen resimler üreten sanatçılar siteyi terk etti, hayran kitleleri siteyi terk etti, bazı LGBTQ+ bireyler siteyi terk etti. Kısacası, Tumblr'ı Tumblr yapan hemen hemen her şey diğer sitelere taşındı. Sorun sadece yetişkinlere yönelik içerik yasağı değildi. Sitenin kullanıcılarına göre Tumblr kimliğini kaybediyor, sıradan bir şeye dönüşüyordu. O dönemde, yasağın ardından yapılan araştırmalara göre, yasağın yürürlüğe girmesinden sonraki ilk aylarda trafik yüzde 30 oranında azaldı. 2019'da site tekrar satıldı, bu sefer WordPress'ün sahiplerine. Yeni sahibi yasağı kaldırmasa da, hafifletti. Tumblr elbette ölmedi; yaşıyor. Ama mevcut durumu, örneğin, en parlak dönemiyle karşılaştırırsak, ölmüş durumda. Bu, özellikle internet kültürü üzerindeki etkisi söz konusu olduğunda geçerli. Şimdi, bu etki tamamen yok oldu. Bunun sebebi NSFW içerik yasağı mı? Bunu söylemek zor. Bence değil, ancak durum dikkat çekici. Kesin olan bir şey var: NSFW gif bulabileceğiniz yer sayısı azaldı. Imgur Imgur'un tarihi Reddit ile yakından bağlantılıdır. 2009'daki kuruluşunda Reddit'in kendi fotoğraf ve GIF yükleyicisi yoktu. Kullanıcılar fotoğrafları üçüncü taraf barındırma hizmetlerine yüklemek zorundaydı; bunlar sadece ticari olanlar değil, üniversite barındırma hizmetleri de dahildi. Bu durum aslında beni şaşırtıyor. ABD'deki birçok üniversite, örneğin MIT veya UC Berkeley, öğrencilerine ve öğretim üyelerine kendi takdirlerine göre kullanabilecekleri kişisel adresler (örneğin, web.mit.edu/~kullanıcıadı/) veriyordu. Teoride bunlar bir tür kartvizit veya benzeri bir şey olarak kullanılıyor, ancak aynı zamanda Reddit'te paylaşılan caps'leri yüklemek için de kullanılıyorlardı. Ancak bu sistem pek kullanışlı değildi. Çoğu hosting hizmeti reklamlarla doluydu, bağlantılar bozuktu, fotoğraflar siliniyordu ve hız yavaştı. Aktif bir Reddit kullanıcısı olan Alan Schaaf da aynı şeyi düşündü ve 2009'da blackjack ve fahişeler (kelimenin tam anlamıyla) içeren kendi hosting sitesini kurdu. Ve bunu özellikle Reddit için oluşturdu. Sitenin lansmanından sonra Reddit değişti; tüm resimler ve daha sonra GIF'ler artık Imgur üzerinden barındırılıyordu. Site kelimenin tam anlamıyla yalnızca Reddit için var olmuştu, ancak diğer siteler için de aktif olarak kullanılıyordu. Ve madem yetişkinlere yönelik içerikten bahsediyoruz, Imgur, bir arkadaş için porno arayan web sitelerinde aktif olarak kullanılıyordu. Sonuçta, bulmak istediğiniz pornonun ekran görüntüsü veya GIF'i, bir şekilde müstehcen videolar arayan bir web sitesine yüklenmeli. Kendi yükleyici programımızı kurmaktan ve tüm resim ve GIF'leri saklamanın getireceği masraftan kaçınmak için, imgur gibi üçüncü taraf barındırma hizmetlerini kullandık ve bunun çok kullanışlı olduğunu gördük. Müstehcen videoları seven birçok insan olsa da, Reddit kullanıcıları kadar çok değiller. Bu nedenle, Reddit Imgur'u standart olarak belirlediğinden, Reddit kullanıcıları Imgur üzerinde büyük bir baskı oluşturdu. Bu noktada Imgur, sadece bir Reddit barındırma hizmeti olmak istemediğini fark etti ve tam teşekküllü bir sosyal ağa dönüşmeye başladı. Yorumlar, kullanıcı hesapları, gönderi değerlendirmeleri ve ana galeri (ana sayfada en popüler gönderilerin sergilendiği yer) ortaya çıkmaya başladı. Bu durum elbette Imgur'u sadece bir barındırma hizmeti olarak gören Reddit kullanıcılarını memnun etmedi. Bununla birlikte, site büyümeye devam etti ve 2017'de, ilk resim barındırma hizmetlerinden biri olan Photobucket'ın resimleri yıllık 400 dolarlık bir ödeme duvarının arkasına gizlemeye karar vermesiyle yeni bir kullanıcı artışı dalgası yaşadı. Doğrudan bağlantılar çalışmayı durdurdu ve bunun yerine Plus aboneliği satın almayı isteyen bir yer tutucu açıldı yani Plus 500 planı. Hasar çok büyüktü ve bağlantılar toplu olarak kayboldu. Binlerce rehber, makale ve diğer çevrimiçi kaynaklar görselsiz kaldı. Kullanıcılar bundan memnun değildi, bu yüzden bazıları Imgur'a geçti. Ancak biz burada yetişkinlere yönelik içerikten (NSFW) bahsedeceğiz. Öyleyse gelin bu konuyu konuşalım. Başlangıçta sitenin yönetimi "Biz sadece bir barındırma hizmetiyiz" tutumunu benimsedi, bu nedenle normal içerik ile yetişkinlere yönelik içerik arasında bir ayrım yoktu. Ancak, sosyal bir ağa dönüşmesiyle birlikte, yetişkinlere yönelik içerikler denetlenmeye başlandı ve bu içeriklerin ana sayfada görünmesi öncelikle engellendi. Zamanla denetim daha da sıkılaştı, ancak yine de sitede pornografik GIF'lerinizi saklamak mümkündü. Yine, Reddit burada büyük rol oynadı, çünkü Imgur aracılığıyla yayınlanan müstehcen içerikli birçok alt forumu vardı. 2018'de Tumblr, yetişkinlere yönelik içeriklere tamamen yasak getirdi ve birçok kullanıcı Imgur'un yetişkinlere yönelik içeriklerin yeni merkezi olacağına inandı. Gerçi, Mekke ve yetişkinlere yönelik içerik kelimelerini aynı cümlede kullanmak muhtemelen haramdır. Ancak bu gerçekleşmedi. Birçok Tumblr kullanıcısı Imgur'a geçti ve beraberlerinde tonlarca GIF ve resim getirdi, ancak Imgur kendisini erotik içerik olarak pazarlamadığı için hepsi gölgede kaldı. 2021'de MediaLab, Imgur'u satın aldı. O zamana kadar zaten bir sosyal ağ haline gelmiş olan bu barındırma hizmetinin neden satıldığını söylemek zor. Olası nedenlerden biri, 2016'dan sonra trafikteki düşüş olabilir. 2016'da Reddit nihayet kendi resim yükleme hizmetini başlattı ve Imgur'u işlevsiz hale getirdi. Ancak Imgur hâlâ yetişkinlere yönelik siteler tarafından kullanılıyordu, fakat bunun yeterli olması pek olası değildi. MediaLab'ın gelişiyle birlikte, yetişkinlere yönelik içeriklerin yasaklanması konusu gündeme geldi ve bu yasak 2023'te yürürlüğe girdi. Göğüs ve vajina içeren GIF'lerin dünyasında Thanos'un parmak şıklatması gibi bir şey. Sadece her şeyi geri getirecek ve Sasha Grey GIF'lerini geri getirecek kendi Demir Adamımız yok. Elon Musk şu anda Iron Man rolüne çok uygun, ama Odyssey ile savaşmakla meşgul. Eh, ne bekliyorsunuz ki? Iron Man, dünyanın ta kendisi. Photobucket ve linklerin kaybolması olayından bahsetmiştim, hatırlıyor musunuz? Burada da aynı şey oldu, ama sadece yetişkinlere yönelik içerikler değil. Hesap olmadan anonim olarak yüklenen tüm içerikler de etkilendi. Ve anonim olarak yüklenen sadece yetişkinlere yönelik içerikler değildi. Herkes Imgur kullanıyordu ve birçoğu kayıt olmaya üşeniyordu. Aynı şekilde Reddit'teki alt forumlar, çeşitli forumlar, oyun siteleri, kişisel bloglar, GitHub README dosyaları ve çeşitli vikiler de hedef alındı. Bu durum beni de etkiledi. Bir zamanlar bir web sitesinde anime ve dizi eleştirileri yazıyordum ve yazılarıma Markdown ve Imgur bağlantısı kullanarak resimler ekliyordum. Sonra da resimler silindi. Bu durum, yetişkinlere yönelik içerik bağlamında bile beni etkiledi. Bu tür içerikler için bir hesabım olmasına rağmen, GIF'lerim yine de silindi. Hatta bir arkadaşım için bir porno arama sitesinde hesabım bile vardı... Arkadaşımın isteği üzerine tabii ki... Orada da arama yaptım. Ve tüm aramalarım kayboldu. Imgur'un tüm müstehcen ve anonim içerikleri sileceği öğrenilir öğrenilmez, insanlar arşivlerini indirmek için acele ettiler. Ben acele etmedim ve müstehcen GIF'lerden mahrum kaldım. Yetişkinlere yönelik içerikleri saklama özelliğini kaybeden birçok kişi RedGifs'e geçti. Reddit de artık onu kullanıyor. Hemen hemen tüm GIF'ler onun üzerinden işleniyor. Imgur tamamen meme ve eğlence içeriklerine odaklanan bir sosyal ağa dönüştü. Birçok kullanıcı, özellikle kalıcı bir fotoğraf depolama hizmeti olarak Imgur'a olan güvenini kaybetti. Aslında eskiden birçok kişi böyle düşünüyordu. Bence sitenin popülaritesi eskisine göre çok daha düşük. Site istatistik vermese de, Reddit uzun zamandır Imgur'u barındırma hizmeti olarak kullanmıyor. Kendi yükleyicisi var ve yetişkinlere yönelik GIF'ler için Redgifs mevcut. Yasak nedeniyle üçüncü taraf NSFW siteleri de siteyi kullanmayı bıraktı. Bence siteyi güvenli içerik için kişisel bir depo olarak kullanmak da şüpheli bir fikir; daha önce içerik kaldırma konusunda emsaller mevcut. Imgur artık sadece bir sosyal ağ. Eskiden orada takılırdım çünkü içeriklerim vardı, her ne kadar yetişkinlere yönelik olsa da, diğer içeriklerle bağlantı kurmamı sağlıyordu. Şimdi oraya gitmenin pek bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. [b]MediaLab hakkında kısa bilgi[/b] Gerçekten de şaibeli bir şirket. Popülerliğinin zirvesindeyken şirketleri satın almasıyla biliniyor. Bu da Imgur'un 2021'de, günümüzdeki tabirle, popülaritesinin bir kısmını kaybettiğinin bir başka kanıtı. Başlangıçta da belirttiğim gibi, Reddit'teki durum Tumblr ve Imgur'dan farklı. Öncelikle, üç site arasında, kısıtlamalar altında da olsa, yetişkinlere yönelik içeriklere hala izin verilen en eski site burasıdır. İkinci olarak, yarın tüm yetişkin içerikleri yasaklansa bile, Reddit Imgur'un, hatta Tumblr'ın başına gelen aynı kaderi paylaşmaz. Çünkü site, NSFW içerik olmasa bile popülerliğini koruyor, oysa bu içerik sitenin bir parçası. Sonuçta, Reddit'in kendisini "internet'in ön sayfası" olarak konumlandırması boşuna değil. Ama gelin daha detaylı konuşalım. NSFW kısıtlamaları Evet, sitede hala yetişkinlere yönelik içerik mevcut ve aktif bir Reddit kullanıcısı olarak (sadece okuma modunda olsa da), yetişkinlere yönelik içeriğin sitede sadece mevcut olmakla kalmayıp, geliştiğini de güvenle söyleyebilirim. Bazı sınırlamalara rağmen: Sitede yetişkinlere yönelik içerik daha az görünür durumda tavsiye edilmez. Varsayılan olarak arama sonuçlarında görünmez. NSFW (yetişkinlere yönelik içerik) etiketlemesi zorunludur, aksi takdirde içerik kaldırılacaktır. Bir subreddit'in yanlış etiketlenmesi moderatör değişikliğine yol açabilir. NSFW içeriği varsayılan olarak gizlidir. Onay ve yaş doğrulaması gereklidir. En son kural, Reddit Karartması adı verilen bir olaydan kaynaklanıyor. 2023 yılında Reddit, API kurallarını değiştirdi. İlk olarak, API büyük ticari uygulamalar için ücretli bir hizmet haline geldi. İkinci olarak, API müstehcen içerik iletmeyi durdurdu. Reddit elbette bunun nedenlerini açıkladı, ancak üçüncü taraf uygulama sahipleri de kendi teorilerini ortaya koydu. Bunların en önemlisi, Reddit yönetiminin üçüncü taraf uygulamaları ortadan kaldırmaya, kullanıcıları resmi uygulamaya geçirmeye ve kullanıcı trafiğini daha iyi kontrol etmeye çalıştığı yönündeydi. Doğal olarak, yeni kurallar kullanıcılar veya moderatörler tarafından iyi karşılanmadı. Bunun nedeni, subreddit moderatörlerinin çoğunun gönüllü olmasıydı. Spam'i, yasaklı içeriği ve hem subredditlerin hem de Reddit'in genel kurallarını ihlal eden diğer materyalleri kaldırıyorlar. API'ler, araç kutularındaki araçlardan sadece biriydi. Yeni kurallar yürürlüğe girdikten sonra yaklaşık 8.000-9.000 subreddit protesto etmeye başladı. Moderatörler subredditleri özel veya salt okunur hale getirdi. Bu, subredditlerin büyük ölçüde gönüllü moderatörlere dayandığını gösterme girişimiydi. Ancak Reddit yönetimi bunu kabul etmedi ve API değişikliklerini geri almadı. Ardından "protestocular" farklı bir taktik kullandılar. Subreddit'leri toplu olarak NSFW (yetişkinlere yönelik içerik) olarak yeniden sınıflandırmaya ve topluluklarda bu tür içeriklere izin vermeye başladılar. Bu, Reddit'i gelirden mahrum bırakma girişimiydi, çünkü kurallara göre NSFW subreddit'lerinde reklam gösterilmiyor. Reddit bu duruma zaten yanıt verdi. İlk olarak, moderatörlerin büyük subredditleri diğer kategorilere taşımasını yasakladılar; artık yönetim onayı gerekiyor. Bu, protesto yolunu fiilen kapattı. Son olarak, subredditleri tekrar güvenli içerik (sfw) kategorisine geri taşıdılar. İkinci olarak, grevdeki tüm moderatörleri bir kenara atıp yerlerine yönetime sadık olanları getirmeye başladılar. Yönetim, bu tür eylemleri, başlangıçta "güvenli" subredditlere abone olan ve Reddit'e giriş yaptıklarında ana sayfalarında kocaman bir penis resmi görmeyi beklemeyen kullanıcıların güveninin ihlali olarak açıkladı... Bu protesto sadece yetişkinlere yönelik içerikle ilgili olmasa da, daha çok yeni API kurallarıyla ilgiliydi; ancak Reddit'in bu tür içeriklere ilişkin politikasının iyi bir örneğidir. Yönetimin eylemleri, Reddit'in daha fazla merkezileşme ve dolayısıyla içerik üzerinde daha fazla kontrol arzusunu ortaya koydu. Yani kısaca 3 platform da amacının dışında hizmet etmeye devam ediyor.
    Beğen
    4
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 3B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Detayları merak edilen yeni bir konu açıldı:

    **VALORANT MAX AYARLARDA ESKISI GIBI GÖRÜNMÜYOR SORUN NE OLABILIR?**

    Valorant'ın grafiklerinin maksimum ayarlarda böyle görsellerde ki gibi görünmemesi gerektiğini düşünüyorum ve daha önce farklı görünüyordu. Bilgisayarımı sıfırladım ve sürücüleri yeniden indirdim, ancak gördüğünüz gibi, bu da yardımcı olmadı. Grafiklerin böyle görünmesi normal mi, yoksa sadece...

    ───────────────
    Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz:

    https://techforum.tr/threads/6467/

    #valorant #ayarlarda #eskisi #gibi #görünmüyor #teknoloji #techforumtr
    🔎 Detayları merak edilen yeni bir konu açıldı: 📌 **VALORANT MAX AYARLARDA ESKISI GIBI GÖRÜNMÜYOR SORUN NE OLABILIR?** 📝 Valorant'ın grafiklerinin maksimum ayarlarda böyle görsellerde ki gibi görünmemesi gerektiğini düşünüyorum ve daha önce farklı görünüyordu. Bilgisayarımı sıfırladım ve sürücüleri yeniden indirdim, ancak gördüğünüz gibi, bu da yardımcı olmadı. Grafiklerin böyle görünmesi normal mi, yoksa sadece... ─────────────── 👉 Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz: 🔗 https://techforum.tr/threads/6467/ #valorant #ayarlarda #eskisi #gibi #görünmüyor #teknoloji #techforumtr
    Beğen
    3
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 836 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Ninja Gaiden 4 Platin Deneyimim: Zor mu, Kolay mı? (Detaylı İnceleme)
    Ninja Gaiden 4 Platin, evet ninja ustası olarak yolculuğum sona erdi. Epey zaman aldı ama oyun, birkaç istisna dışında, ikinci oyuna göre çok daha kullanıcı dostu çıktı.

    Başlangıçta her şey sorunsuz ilerledi. Orta ve Zor zorluk seviyelerinde özel bir zorluk yaşamadım. Toplanabilir Toplar ve bunlarla ilgili yan görevlerle ilgili başarımların çoğunu kolayca kazandım, ancak sonra Denemelerle karşılaştım…

    İşte o zaman oyunun mekaniklerine gerçekten hakim olmadığımı fark ettim. Oyunun benim için asıl nerede başladığını anladım. Özellikle de hasar almadan ilerleme mücadelelerinde, bir düşman sürüsü üzerinize atlıyor ve saniyeler içinde tepki verip tamamen becerinize ve şansınıza güvenmeniz gerekiyor.

    Çünkü sık sık ve tamamen ekran dışında saldırıyorlar ve bu çılgın hızda neler olup bittiğinin tamamını göremiyorsunuz.

    Bu görevlere tüm kalbimle lanet ettim, ama sonra ninja ustasıyla karşılaştım ve bunun sadece aptalca bir hazırlık olduğunu anladım, çünkü gelecekte beni acımasız tek vuruşlar bekliyordu.

    Sadece savunma aksesuarları ve doğru zamanda Ultimate saldırılarını savuşturma yeteneğim sayesinde kurtuldum. Bu arada, görevleri planlandığı gibi, adil bir şekilde tamamladım. Yani, neredeyse her şeyi Yakumo olarak ve dört görevi de Ryu olarak tamamladım.

    En çok hoşuma giden şey, Rising'de olduğu gibi, sadece doğru zamanda düğmeye basmakla kalmayıp, aynı zamanda joystick'i yönlendirip sol tetiğe basarak da maksimum hasar verebilmenizdi.

    Oyunun kendisinin daha çok akranlara yönelik olması ve eskisine kıyasla daha az özgürlük sunması beni şaşırttı. Bu durum orta ve yüksek zorluk seviyelerinde pek fark edilmiyor, ancak Ninja Master seviyesinde oldukça belirgin.

    Dürüst olmak gerekirse, bu son animasyonların yarattığı etki o kadar yoğun ve doyurucu ki, süreci gerçekten çok beğendim.

    Tek beğenmediğim şey Ryu olarak oynamaktı. Sadece iki silahı var ve ikincisi sadece DLC ile geliyor. Çok fazla kombo hareketi yok ve Ninpo çok daha erişilebilir. Ayrıca, Yakumo olarak Ryu'nun hareket setine sahip Ejderha Kılıcı'nı zaten açmıştım, bu yüzden onunla oynamanın bir anlamı olmadığını düşündüm.

    Aksi takdirde, oyun ikincisinden çok daha kolay. Ve oradaki boss'ları daha çok sevdim. Artık solucanlar ve gerçekten beceriksiz bir yayla öldürmeniz gereken berbat ejderhalar yok. Samuray, Kagachi, Ryu ve doppelganger ile olan boss dövüşleri gerçekten kalbime kazındı.

    Tek hayal kırıklığı DLC oldu. Tamamen çöp ve berbat bir iş. Her karakter için sadece bir silah var. Ve bunlar da eski silahlar: bir tırpan ve kusarigama ile birleştirilmiş pençeler. Ana oyunun mekanlarının tekrarını içeren üç görev ve kanlı bir saray içeren bir meydan okuma. Tamamlayamadım bile. Son boss tamamen berbat, zamanında tepki vermezseniz kaçmanın imkansız olduğu tek vuruşta ölüyorsunuz.

    Ama bunun dışında, bu oyunu oynarken çok eğlendim. Böylesi bir şey son derece nadir olur ve bu da onu bu kadar değerli kılan şeydir. Diğer aksiyon oyunlarının sunamayacağı eşsiz bir deneyim ve duygular elde ediyorsunuz. Sonuçta oyunda bir sihir var. Ve "BAŞARABİLECEK MİYİM?" heyecanı sizi sonuna kadar oyuna bağlıyor.

    #oyun #ninjagaiden4inceleme #ninjagaiden4zormu #ninjagaiden4platin #ninjagaiden4bosssavaşları #ninjagaiden4dlcyorum
    #ninjagaiden4 #oyunlar #techforum
    Ninja Gaiden 4 Platin, evet ninja ustası olarak yolculuğum sona erdi. Epey zaman aldı ama oyun, birkaç istisna dışında, ikinci oyuna göre çok daha kullanıcı dostu çıktı. Başlangıçta her şey sorunsuz ilerledi. Orta ve Zor zorluk seviyelerinde özel bir zorluk yaşamadım. Toplanabilir Toplar ve bunlarla ilgili yan görevlerle ilgili başarımların çoğunu kolayca kazandım, ancak sonra Denemelerle karşılaştım… İşte o zaman oyunun mekaniklerine gerçekten hakim olmadığımı fark ettim. Oyunun benim için asıl nerede başladığını anladım. Özellikle de hasar almadan ilerleme mücadelelerinde, bir düşman sürüsü üzerinize atlıyor ve saniyeler içinde tepki verip tamamen becerinize ve şansınıza güvenmeniz gerekiyor. Çünkü sık sık ve tamamen ekran dışında saldırıyorlar ve bu çılgın hızda neler olup bittiğinin tamamını göremiyorsunuz. Bu görevlere tüm kalbimle lanet ettim, ama sonra ninja ustasıyla karşılaştım ve bunun sadece aptalca bir hazırlık olduğunu anladım, çünkü gelecekte beni acımasız tek vuruşlar bekliyordu. Sadece savunma aksesuarları ve doğru zamanda Ultimate saldırılarını savuşturma yeteneğim sayesinde kurtuldum. Bu arada, görevleri planlandığı gibi, adil bir şekilde tamamladım. Yani, neredeyse her şeyi Yakumo olarak ve dört görevi de Ryu olarak tamamladım. En çok hoşuma giden şey, Rising'de olduğu gibi, sadece doğru zamanda düğmeye basmakla kalmayıp, aynı zamanda joystick'i yönlendirip sol tetiğe basarak da maksimum hasar verebilmenizdi. Oyunun kendisinin daha çok akranlara yönelik olması ve eskisine kıyasla daha az özgürlük sunması beni şaşırttı. Bu durum orta ve yüksek zorluk seviyelerinde pek fark edilmiyor, ancak Ninja Master seviyesinde oldukça belirgin. Dürüst olmak gerekirse, bu son animasyonların yarattığı etki o kadar yoğun ve doyurucu ki, süreci gerçekten çok beğendim. Tek beğenmediğim şey Ryu olarak oynamaktı. Sadece iki silahı var ve ikincisi sadece DLC ile geliyor. Çok fazla kombo hareketi yok ve Ninpo çok daha erişilebilir. Ayrıca, Yakumo olarak Ryu'nun hareket setine sahip Ejderha Kılıcı'nı zaten açmıştım, bu yüzden onunla oynamanın bir anlamı olmadığını düşündüm. Aksi takdirde, oyun ikincisinden çok daha kolay. Ve oradaki boss'ları daha çok sevdim. Artık solucanlar ve gerçekten beceriksiz bir yayla öldürmeniz gereken berbat ejderhalar yok. Samuray, Kagachi, Ryu ve doppelganger ile olan boss dövüşleri gerçekten kalbime kazındı. Tek hayal kırıklığı DLC oldu. Tamamen çöp ve berbat bir iş. Her karakter için sadece bir silah var. Ve bunlar da eski silahlar: bir tırpan ve kusarigama ile birleştirilmiş pençeler. Ana oyunun mekanlarının tekrarını içeren üç görev ve kanlı bir saray içeren bir meydan okuma. Tamamlayamadım bile. Son boss tamamen berbat, zamanında tepki vermezseniz kaçmanın imkansız olduğu tek vuruşta ölüyorsunuz. Ama bunun dışında, bu oyunu oynarken çok eğlendim. Böylesi bir şey son derece nadir olur ve bu da onu bu kadar değerli kılan şeydir. Diğer aksiyon oyunlarının sunamayacağı eşsiz bir deneyim ve duygular elde ediyorsunuz. Sonuçta oyunda bir sihir var. Ve "BAŞARABİLECEK MİYİM?" heyecanı sizi sonuna kadar oyuna bağlıyor. #oyun #ninjagaiden4inceleme #ninjagaiden4zormu #ninjagaiden4platin #ninjagaiden4bosssavaşları #ninjagaiden4dlcyorum #ninjagaiden4 #oyunlar #techforum
    Beğen
    7
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 4B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • WINDOWS GÜNCELLEMESINDEN SONRA EKRANIM DAHA KARANLIK OLDU?

    Dizüstü bilgisayarımda yakın zamanda bir Windows güncellemesi oldu ve o zamandan beri ekran parlaklığı eskisinden daha düşük. Ayarlardan parlaklığı en yüksek seviyeye getirdim, ayrıca Fn tuşunu da kullandım. Hiçbir şey değişmedi. Yeni bir pile mi ihtiyacım var? Pil ekran parlaklığını etkileyebilir...

    ───────────────
    Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz:

    https://techforum.tr/threads/6211/

    #windows11 #ekran #laptop #dizüstü #teknoloji #techforumtr
    WINDOWS GÜNCELLEMESINDEN SONRA EKRANIM DAHA KARANLIK OLDU? 📝 Dizüstü bilgisayarımda yakın zamanda bir Windows güncellemesi oldu ve o zamandan beri ekran parlaklığı eskisinden daha düşük. Ayarlardan parlaklığı en yüksek seviyeye getirdim, ayrıca Fn tuşunu da kullandım. Hiçbir şey değişmedi. Yeni bir pile mi ihtiyacım var? Pil ekran parlaklığını etkileyebilir... ─────────────── 👉 Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz: 🔗 https://techforum.tr/threads/6211/ #windows11 #ekran #laptop #dizüstü #teknoloji #techforumtr
    Beğen
    8
    0 Cevaplar 0 Paylaşımlar 1B Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
  • Hız kesmeden teknoloji gündemini takip etmeye devam ediyoruz:

    **SHIFTDELETE.NET FORUM'DA NEDEN ESKISI GIBI KIMSE YOK?**

    Eskiden teknoloji denince akla gelen ilk duraklardan biriydi ShiftDelete.net forum ama son zamanlarda sessizliğe büründü. Sizce kemik kitle neden dağıldı? Samimiyet mi bitti, yoksa mobil uygulamalar ve sosyal medya forum kültürünü mü öldürdü? Eskiden ShiftDelete.net forum'da takılırdım, eski...

    ───────────────
    Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz:

    https://techforum.tr/threads/6120/

    #shiftdeletenet #forumda #eskisi #gibi #kimse #teknoloji #techforumtr
    ⚡ Hız kesmeden teknoloji gündemini takip etmeye devam ediyoruz: 📌 **SHIFTDELETE.NET FORUM'DA NEDEN ESKISI GIBI KIMSE YOK?** 📝 Eskiden teknoloji denince akla gelen ilk duraklardan biriydi ShiftDelete.net forum ama son zamanlarda sessizliğe büründü. Sizce kemik kitle neden dağıldı? Samimiyet mi bitti, yoksa mobil uygulamalar ve sosyal medya forum kültürünü mü öldürdü? Eskiden ShiftDelete.net forum'da takılırdım, eski... ─────────────── 👉 Konunun detaylarını forumdan inceleyebilirsiniz: 🔗 https://techforum.tr/threads/6120/ #shiftdeletenet #forumda #eskisi #gibi #kimse #teknoloji #techforumtr
    Beğen
    2
    1 Cevaplar 0 Paylaşımlar 796 Görüntülemeler 0 Değerlendirmeler
Oyun Gündemi
Yükleniyor...
Forum Son Yazılan Konular
TechForumTR https://techforum.tr/sosyal